|
Yazar:
Zuhal Keresteci
Fotoğraf Karelerindeki Çocuk! Beni Affet!
“Peşinden sürükleyen bir giz
adını bulamadığım… Geceler boyu uykusuz gecelere mahkûm eden… Kır saçlı bir
adam var karşımda… Karşısında tecrübesiz bir kız…
Ilık bir yaz yağmuru yağıyor
bugün… Düşlerim ıslanıyor… Kafesine sığamayan bir beden… Hem ürkek hem
çekingen… Hayalinde biri… Adını söylemeye korkuyorum… Unutmalıyım,
biliyorum…”
(Eylül, 2007)
Yine Ayten
Alpman’ı dinliyorum şu
an… Yine “Söyle buldun mu aradığın aşkı” diyor… Kulağımda o güzel ses,
anlamlı sözler; kalbim buruk… Aklımda o çocuk… Günlerdir gözümün önünden
gitmeyen görüntüsüyle sanki onun da kalbi bana küs, bana sırt dönmüş…
Gözlerindeki mana… Kirli saçları, buğulu gözleri, küskün tavrı… Beni affet
çocuk… Elini tutmadığım, gözlerine uzun uzun bakmadığım, seni anladığım
halde anlamamış gibi davrandığım için beni affet!
Bir damla gözyaşı öder mi
borcumu… Günlerce aklımı meşgul eden düşünceler… Bir kâse sıcak çorba…
Borcumu öder mi? Hem bir daha seni bulur muyum? Neredesin çocuk?
***
Kim bilir kaç kez mendil satan
bir çocuğun fotoğrafına rastlamışızdır. Kim bilir baskülle para kazanmayı
bekleyen kaçına, otomobillerin arasında tehlikenin farkına varmaksızın, oyun
oynarcasına cam silmeye çalışan diğerlerine… Karanlık çökmemişken şehrin
üstüne aramızdayken, geceleri bir köşede büzülüp yatan çocuklar… Kimilerine
tiner çekerken rastlarken, kimilerinin de hiç farkına varamamışız hayata
kapanan gözlerimizle…
Fotoğraf çekmeye meraklı
olanlarımız kim bilir onların kaç fotoğrafını eklemiştir albümlerine… Çamura
bulanmış kıyafetleri, batık elleri, tozlu ayaklarıyla “Abla n’olur”, “Abi
n’olur” deyişlerine kaç kez kulak tıkamıştır. Acı veren görüntüler dile
getirilirken defalarca, acıya karşı duyarsızlaştığımızın kanıtı olmuştur
sokakların çocukları… Katılaşan kalbimizin göstergesi bir o kadar da… Neden
diye sormadan, toplumdan dışladığımız çocuklardan bazen ürkmüş bazen de
söylemesi bile utanç veren tiksinti hissine kapılmışızdır…
Hâlbuki şanslarını kazanmak
uğruna düşmüşlerdi belki de yollara… Kaybettikleri şansın peşinden iz
sürüyorlardı… Bir varmışla başlayan masalda kırmızı başlıklı kızı ağına
düşürmeye çalışan kurtla karşı karşıya kalmışlardı muhtemelen… Korkuyu
unutmaya, soğuk gecelerde ısınmaya çalışıyorlardı tinerle… Önce köprü altı
çocuklarıydılar, şimdi ise sokakların çocukları… Belki bir montları olsaydı…
Yağmurdan koruyacak minik bir çatıları… Rüzgârı geçirmeyecek dört duvarları
olsaydı… Bir de paylaştıkları bir sevgileri olsaydı… O zaman belki tineri
sevmeyeceklerdi bu kadar. Okuyabilselerdi diledikleri kadar, kitapları
olsaydı… Belki şiir yazabilselerdi, kalemleri olsaydı, yazmayı seveceklerdi
tinerden daha çok… Üşümeselerdi, bir sobaları olsaydı, rutubet de koksa bir
yastıkları olsaydı… O zaman, belki…
Oysa, onlar akşam karanlığı
bastırınca gidecek bir evlerinin olmayışına hayıflanmaktan bile
vazgeçmişlerdi. Hayat böyle bir şey mi yoksa değil mi bir fikirleri
olmamalıydı… Hayattan bir beklentileri de… Başka insanlar gaddar olmalıydı
mutlaka onlara göre… O çocuğa göre ben de gaddar olmalıydım… Ne acı!
En
büyük zevkleri tiner ya da bally çekmek değil halüsinasyonlar görmek
olmalıydı… Olmayan güzelliklerin yanı sıra çirkin olan her şeyi unutmak
olmalıydı… Yok olmak ve var olmak bir olmalıydı… O çocuk beni de unutmak
istiyor olmalıydı… Yalvaran bakışlarına cevap vermediğim için… Ona
kapılarımı açmadığım, sıcacık bir banyoda yıkamadığım, sıcak bir çorba
pişirmediğim, bir anne şefkatiyle başını okşamadığım için… Beni unutmak
istiyor olmalıydı… Ondan korktuğum, gözlerimi gözlerinden kaçırdığım için…
Onun küçük bir çocuk olduğunu unuttuğum için beni unutmak istiyor olmalıydı…
***
Elini tutmadığım, gözlerine uzun
uzun bakmadığım, seni anladığım halde anlamamış gibi davrandığım için beni
affet çocuk!
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Zuhal
Keresteci, 1981 Edirne
doğumlu. 2003 yılında Marmara Üniversitesi İletişim
Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun olduktan sonra Trakya
Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde “Politik Pazarlama”
konulu bir tez hazırlayarak yüksek lisansını tamamladı.
Detaylı Bilgi
|