|
Yazar: Zuhal Keresteci –
Mayıs 2008
Tarih
Tekerrürden Kurtulsun!
Elif Şafak son romanı Siyah
Süt’te şöyle diyor: “Ne çekiyorsak normallerden çekiyoruz. Faşizm kötülerin
değil, normallerin eseridir. Sürüye ayak uyduran, verilen her emri sorgusuz
sualsiz yerine getiren sıradan insanlar her türlü totaliterliğe açıktır.”
Bizler,
hep farklı olanı bastırmaya çalışırız hayatta değil mi? Ve tarih tekerrürden
ibarettir deriz; tarihi var eden, birbirinin aynısı insanı göz ardı ederek.
İçimizde öylesine tuhaf düşünceler hüküm sürer ki… Yeniye kapatırız
kapılarımızı, korkarız yarından, hayallerimiz yerini özlemlere bırakır,
acıya doymuş bir hayat da olsa geride kalan, geçmiş en değerli olandır.
Ağaç yaşken eğilirmiş
diye yaşken eğerler bizi sanki eğilmek mükemmel bir şeymiş gibi. Diz
çöktürürler dogmalar karşısında. Bireyin başkaldırmaya hakkı yoktur; “bana
göre” demeye hakkı varmış gibi görünse de. Eğer bunu denese bile başka bir
başkaldırıyla yine bastırılan kendi olur. Doğar doğmaz hatta daha doğmadan
önce başlar başkalarına benzetilme ve benzeme çabalarımız. “Yan komşunun
kızında pembe bir yelek vardı, ben de kızıma aynısından yapaca ğım”
der anneler. Kıza pembe, oğlana mavi… Sanki başka bir şey olmazmış gibi.
Hele ikiz doğarsa çocuklar hepten birbirinin aynısı oluverirler. Aynı
ayakkabıları giyip, aynı oyuncaklarla oynarlar. Bazen babaları bile onları
ayırt etmekte zorlanır. Bu kopyalaşmaya o kadar alışırlar ki, bir gün
birinin tokası mor, diğerinin eflatun olursa hüzne boğulurlar. Oysa aradaki
sadece ton farkıdır. Bir müddet sonra komşunun kızı, sınıf arkadaşı,
televizyondaki kız hep rakibimiz olacaktır. Kurallar da bu yönde gelişime
olanak tanıyan taş duvarlar olarak çıkacaktır karşımıza. “Sadece siyah
ayakkabı giyebilirsiniz, gri pantolon, gri süveter ve beyaz gömlek.” Aman
Allah’ım bu sözleri yine duyar gibiyim; okul yıllarında olmalı bu; bizi
fabrikadan çıkan ürünler gibi tek yapan!
Ne
yazık ki benzeme, benzetilme, kopyalama çalışmaları burada da son bulmuyor.
İş hayatı da tek tipleştiriyor bireyleri, gerçekten birey olabildikleri
düşünülürse! Beyaz önlüklüler, mavi yakalılar, kumaş pantolonlular, siyah
ayakkabılar. Televizyondaki kız, komşunun kızı, ikiz kardeş… İkiz, üçüz,
sonsuz… Görünümlerin tek
tipleştirilmesinden
sonra, düşünceler de tek tipleştirilir, farklı düşünceler yasaklanır,
kınanır, gülünç diye adlandırılır… Bir insan eğer herkes gibiyse,
klonlanmışsa, suya sabuna dokunmuyor, düzenin içinde yaşayıp akıyorsa ve yok
olup unutulmaya yüz tutmuşsa normaldir! Normal insan sürüye ayak uydurur,
ölümüyle adı unutulur, yok olmaya ve hatırlanmamaya mahkûmdur. Normal insan
Şafak’ın da dediği gibi her emri sorgusuz sualsiz yerine getirendir.
Televizyondaki kızın aynadaki yansıması, sınıf arkadaşının beynindeki
dalgalar gibidir. Ve sıradan her insan, totaliterliğe açıktır. Evet, biz ne
çekiyorsak normallerden ve farklı olanı bastırmaya çalışanlardan çekiyoruz.
Farklılığa izin vermek tarihi tekerrürden kurtaracaktır. Farklıysanız
farkınızla onur duyun ve hiçbir şeye aldırış etmeden bildiğiniz yolda
ilerleyin…
Tarih tekerrürden
kurtulsun!
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Zuhal
Keresteci, 1981 Edirne
doğumlu. 2003 yılında Marmara Üniversitesi İletişim
Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun olduktan sonra Trakya
Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde “Politik Pazarlama”
konulu bir tez hazırlayarak yüksek lisansını tamamladı.
Detaylı Bilgi
|