Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Yazar: Luke Skyvolkan

Köşe Yazısı, İstanbul – Aralık 2007

Bir Cevabım Var

Teknoloji

Günümüzde teknoloji, sözde, ihtiyaçlara cevap verme yeteneği olarak kabul edilmiş, herkes tarafından haykırılan ve faşistçe kabul edilmesi beklenen bir yalandır. Acımasızdır. Öldürücüdür.

Sakatlığa sebep olur. İnsanı hasta eder, ahlakını bozar. İnternet üzerinde, bir baba ile kızının seviştiği uzun metrajlı filmleri bir kez gören kimi kitleler, gözlerini ekrandan ayıramazlar. 

Toplumun gözünde suç olan, bireyin gözünde vazgeçilmez olmuş, toplumla birey arasına teknoloji girmiş durumdadır. Dolayısıyla teknoloji, insanların suçla karşılaşmasını tesadüf olmaktan çıkartmış, onları birebire suç mahaline taşımıştır.

Bu durum ahlak dersi veren kimi insanları gizli ahlaksız, diğer birçok insanı da potansiyel sapık ilan edebilecek güçtedir. 

Teknoloji, ihtiyaçlara yönelik üretimler yapmaktan ziyade ihtiyaç üretmenin yollarını arar. Bu yollar kan revan içindedir. Atom bombası da, fırlatıldıkça borsada-ve havada- yükseliş yapan füzeler de teknolojik 'ihtiyaç'lardır.

Bunu hep beraber görmeyelim ve bu körlük nedeniyle bir bedel ödeyip başka bedellere kapılar arayalım diye güzel tasarımlı ev eşyaları ve bunların bazılarında oynatılabilen pahalı / teknolojik filmler bir boya görevi üstlenmişlerdir. Artık her şey toz pembedir. 

Gösterişli hastaneler sadece teknolojiyi hayatında fazla kullanabilenler içindir.

Bir arabası olmadığı için toplu taşımayı tercih eden fakat bireysel taşıt tüketiminin yüksek olması nedeniyle teknolojinin, trafikte ve ayakta kalmak gibi çifte cefasını çekenler, gösterişli sağlık merkezlerine sadece dışarıdan bakabilirler. 

Savaşlar, radyasyon ve kimyasallar gibi teknolojik nedenlerden ötürü yaşamını yitiren veya yitirmekten beter olanları, gelişen tıp teknolojisinin beyaz ötesi cihazları kamufle eder. Sıkı bir yalan olan teknoloji, biraz içine girildiğinde sağlık konusunda gösterdiği gelişmelerle bırakın kendini kurtarmayı bu sağlık kuruluşlarına adam taşımayı hızlandırıcı etkiden başka hiçbir davranış sergilemez. Bu zamana kadar olan savaşlarda kitlesel ölümleri, kara ve hava yolunda yaşamını yitiren insanları, kimyasal nedenlerle -sürünerek- ölenleri ve nicelerini topladığımızda aklımıza "İnsan hayatından daha önemli ne var? Önce sağlık." sözünü getirip baştan düşünmeliyiz.

Savaşlardan ve yol kazalarından bu kadar insanın yaşamını yitirmediğini düşünelim.

Bu durumda bile ortaya çıkan sağlık sorunlarının birçoğu zaten teknoloji kaynaklı.

Kimyasal katkılı gıdaları kullanmaktan dolayı kanser, kalp rahatsızlıkları vs. gibi sorunlar teknolojinin getirileri. Ve bu sorunlara ne yazık ki cevap bulabilenler sadece gelir düzeyi 'iyi' diyebileceğimiz insanlar. Geri kalanlar(hastalar ve yakınları) bu hastalıklar ve girdikleri kuyruklar nedeniyle her gün bin kez ölüyorlar. Bu bir adaletsizliktir. Bu sorunun üretilip önümüze getirilmesine sebep olan düşünceler, bu adaletsizliğe de en azından insani bir sağlık hizmeti vererek çözüm bulmalıdırlar.(tabi ki esas çözüm bu değildir) 

Teknolojiyi üretenler, bizzat küresel ısınma vs. gibi mevzularda da suçun sahibi(suçlu) oldukları halde dünyanın acınası durumunun gösterildiği birçok reklam hazırlatıp "Bunu biz yaptık" deme şerefsizliğinden de geri durmamaktadır.

(Sıradan halkın eti budu ne ki atmosferi ve dünyayı mahvedebilsin?) Bu kuruluşlar bu iftirayı atarken birtakım iyi niyetli bireyler de bu ifadeleri ne yazık ki üzerilerine alıp "Dünyayı kurtaralım" naraları atarlar.

Bizler tabi ki kendi kapımızın önünü her zaman süpürmeliyiz. Fakat burada A'dan Z’ye bütün büyük çaplı işletmelerin kendilerine bir düzen vermesi esastır.

Bu durumda sevgili okur, aslına bakarsanız yapacağımız en güzel hareket, böyle yayınları gördüğümüzde "Evet. Bunu siz yaptınız!" demek olacaktır, olmalıdır. 

İnsana hayatı ve kendini unutturan bu oluşum, toplumda iletişime de balta(elektrikli testere mi demeliydim?) vurmuştur.

Günümüzde insanlar karşı komşularını tanıyamaz durumdalar. Çocuklar, mahalle maçlarını bırakıp bir simülasyonun peşinden koşuyor.

İçinde yaşadığımız dünyada aslında bizi yapayalnız bırakan internet, yoldan geçerken yüzüne bakıp selam vermekten kaçınan fakat gördüğünde sırf listesi kabarık görünsün diye ekleme talebi yollayan kişilerin dolaştığı 'arkadaşlık' sitelerinin en sıcak yuvası oldu.

Kendilerini şekilden şekle sokup, karşı cinsin sadece vücudunu kullanmaya odaklanmış bu büyük kitleyi mi yoksa onları buna teşvik edip 'aşk'ı unutturan 'görünmez el'i mi suçlayalım?  

Birbiri için emek sarfedip, bir kâğıda iki kelime yazamayan insanlar, dijital kalemler alıyorlar. Her şeyin kolayına kaçıp bir süre sonra görevi sadece önündeki yemeği çiğnemek olan/olacak insan, ya bunu da çiğnemekten üşenir ve yeni bir aletle çiğnenmiş yemekleri tüketmeye başlarsa hiç şaşırmamak gerek:

"Hazımsızlığa son!

Hekiminiz çok çiğnemenizi önerdi ve bu sizin için çok mu sıkıcı? Midenizi yormak istemiyor musunuz? Pek çok sağlık sorununun tetikleyicisi olan çiğneme bozukluğu için artık kesin çözüm..."

Söz konusu aletin başarılı olup olmayacağı üzerine yorum yapmak biraz zor. Zira bunu bir ihtiyaç olarak dayattığında, teknoloji, insanın aslında yaşamını da elinden alıyor.

Hepimiz birer robot oluyor, bir ömür uyuyoruz. 

Teknoloji, görünmeyen bir yıkım, bir acı ve ağıttır. Ve görünen o ki sadece iyi bir eğilimle/eğitimle aşılabilir ve insanlık yararına kullanılabilir.

 

 

Spor 

İşin içine para ve kulüp giren tüm sporlar insanlık dışıdır.

İnsanlar sınırlarını vahşice zorlar. Holding patronları 'çok özel kişilere' has koltuklarında, bir kişinin belirli kurallar içerisinde diğerini nasıl dövdüğünü izler.

Herkes bu gerilime tanıklık ederken, kahkahalar ve alkışlar birbirine karışır.

Toplumda aydın olarak kabul görmüş kimseler bu oluşum üzerine laflar söyler. Kural gereği kazanıldığı-veya kaybedildiği- müsabakalar devlet, millet meselesi yapılır.

Herkes susar. Spikerler konuşur. Herkes uyur. Gözler açıktır. Bir kavga işin içine federasyon girdi diye ailece izlenebilir.

Bir Allah'ın kulu sesini çıkartmaz. Herkes ahlak, toplum düzeni, terbiye ve saygı üzerine kestiği ahkamları tıka basa yer. 

Spor vahşettir. İntikamdır. Gazeteler manşetlerinde bunu yalanlamaz, destekler. Televizyonlar bunu körükler. Birileri kahraman ilan edilirken diğer taraf rezil oluverir.

Sponsorlar spora ve gençliğe destek verdiklerini söylerler. Reklamlar her yerdedir.

Söylenen yalanları yutanların iştahları bir türlü sona ermez. İnsanlar birbirlerini bıçaklarlar.

Birileri kurşunlanır. Birilerinin haysiyeti hiçe sayılır. Büyük paralar karanlık eller tarafından yönlendirilir.  

Federasyonlar kapatılır, sponsorlar kaldırılır ve beden eğitimi içerikli bu eğlencelerin hayati meseleler haline getirilmesi engellenirse bu insanlık suçu cezasını çekebilir.

Aksi takdirde içinde para olan tüm sporlar at yarışlarından ve horoz dövüşlerinden farksızdır.

 

 

Açık Büfeler 

Otel ve kimi yerlerde sıkça gördüğümüz 'açık büfe' oluşumu görgüsüzlük ve aç gözlülüktür.

İnsanın hem ruh hem de vücut sağlığı için bir tehdittir. 

Yiyebileceği çeşitten fazlasını önünde gören insan, psikolojik olarak gördükleri arasında hoşuna giden ne varsa yemek ister.

Yiyebileceği kadar yemek almaya çalışan ve çoğu zaman da bunda başarısız olan insan, yapısı itibariyle yiyemediğini tabağında bırakır. Yiyemediği yemeği tabağında bırakmakla beraber israf zincirinin de ilk halkası meydana gelmiş olur.

Tabi sadece israf ve kişisel tüketim mevzuu da durumu tek başına ele almaya yetmez.

Kişi tabağını/tabaklarını ağzına kadar doldurduğunda da içten içe başka gözlerin hedefi haline gelir. Zira tabağına, sırf başka gözlere hedef olmamak için az yemek alan kişiler, kendilerinin takındığı bu tavra uymayanları bakışları ve enerjileriyle kontrolsüz biçimde cezalandır.

Ortaya, ortada olduğu halde istediği miktarı istediği çeşidi istediği rahatlıkta ve keyifte yiyemediği yemeklerle soğuk savaş veren kişiler çıkar.

Üstelik bu zevksiz yemek biçiminde genelde, tüketim üretimden çok daha az olduğundan onca yemek çöpe gider. 

Buna getirilecek çözüm bellidir: Açık büfeler kaldırılmalıdır. Sadece bu da değil. Porsiyonlar da küçültülmeli ve bu, fiyatlara birebir yansıtılmalıdır. İnsanlar parasıyla, istediği yemeği istediği miktarda söylemelidir. 

Yerinde bir tokluk, keyifli bir yemek, eskisine nazaran daha sağlıklı bir yaşam, daha az aç gözlülük ve israf için bu uygulanması gereken bir yöntemdir.

 

 

Eğitim 

İçinde 'eğitim' verdiği için maaşlı personel (öğretim görevlileri) barındıran tüm kurumlar yıkılmalıdır (başta üniversiteler).

Tüm eğitim, bizzat gönüllü ve amacı 'ilim' olan insanlar tarafından verilmeli ve amacı 'ilim' olan insanlar tarafından alınmalıdır. 

Yüksek insanlık ideali adına hizmet veren bireylerin içinde görev yapacakları yeni oluşumlar üstün mimari özellikler taşımalı, bakanda hayranlık uyandırmalıdır. 

Maaş kaldırılmalı, yerine 'bağış' düzeni getirilmelidir.

Oluşum bünyesinde bağış merkezleri açılmalı, başta eğitim görenler olmak üzere herkesimden miktarı kimse tarafından bilinemeyecek olan yardımlar toplanmalıdır. Bağışlarda bir maksimum nokta belirlenmeli ve bu maksimum noktaya kadar alınan tüm yardımlar eğitimciler arasında rütbeler arasında büyük uçurumlara sebep olmayacak şekilde pay edilmelidir.

Bu sayede gelirlerini halk tarafından elde eden ve bir ideal uğruna hizmet edene insanlar günümüzde sıkça kullanılıp içi boşaltılan 'hoca' unvanını elde edebilirler.

Eğitimcilerin ücretleri dışındaki maliyetler devlet ve bağışlarla giderilmelidir. 

Düzen, kişileri bilgilendirmeye değil, sıradanlaştırmaya ve soğutmaya yöneliktir.

Gelecek yeni düzenle beraber herkes hayatını, ne olduğunu ve amacını anlayamadığı bir sistemle işgal etmek zorunda kalmayacaktır. 

İnsanlar madde, yaşam ve sevgi üzerine eğilerek eğitilmeye başlanacaktır.

Dershane, gibi bir oluşuma asla izin verilmeyecektir.

İsteyenler, evlatlarını özel olarak(bunun maliyeti de kişiseldir) felsefe, matematik, edebiyat gibi alanlarda özel bir eğitime tabi tutabilmelidirler. Buna göre toplu müfredat gibi bir saçmalık ortadan kaldırılacak, herkesin kendine özel bir müfredatı olacaktır.  

Eğitimde para alınmadan gerçekleştirilecek bu yeni ve temiz düzen göze görüldüğü gibi zor değildir.

Bunu uygulamak şu an uygulanan saçma sistemden çok daha kolay ve ucuzdur.

Kuşkusuz maaş yerine bağış getirilmesi pek çok bakış açısı tarafından garipsenebilir.

"O kadar insana nasıl bağış bulunabilir?" denilebilir.

Fakat şu an kullanımda olan ve eski doğu bloku soğukluğunu yansıtan binaların yıkılacağını, yerine gerçekten eğitim için kurulacak yapıları ve bunların içinde gönüllü eğitimcilerin olduğunu düşündüğümüzde aslında bu eğitim sisteminin uygulanacağı yapıların sayısının, günümüz üniversitelerinin çok çok altında olacağı ortadadır. 

Yine günümüz üniversiteleri, anlamı evrenkent olmasına karşın hiçbir evrensel duruş sergile-ye-memektedir.

İlk 500 evrenkent içinde bir tane yerli evrenkent olmaması da bunu açıkça göstermektedir. Ayrıca bilimsel çalışmalarımız rütbe atlamak ve daha fazla "maaş" alabilmek için 'çoğu zaman' Ali-Cengiz oyunları niteliğindeler. Ortalık hırsızlık yapılarak hazırlanan ve yarısından fazlası alıntı yapılarak hazırlanan tezlerden geçilmiyor.

İyi bir bilimsel çalışmanın en güzel yönü ortaokul seviyesinde bir öğrencinin bile anlayabileceği şekilde yazılmış olması gerçeğinden hareketle yola çıkarsak, bizlerin neden bu kadar az tez çalışması takip ettiğimizi de daha iyi anlayabiliriz. 

Sevgili okur, bu oldu bitti yıkılmalıdır.

Yeni oluşumu hazırlamak demek, tüm dünya için daha güzel yarınlar demektir. Şu an uygulamada olan kurumları yıkmak demek, israfın önüne geçmek demek. Bu kurumları yıkmak demek, kandırmacalara ve oynanan hayallere son vermek için büyük bir adım demek.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Luke Skyvolkan, 1984 İstanbul doğumlu. Birçok spor dalıyla ilgilendi. Denize karşı çok büyük bir sevgi duyuyor. Yaprak sarmaya bayılıyor. Boşu boşuna hüzünlenip, sahip olunan her şeyin bir gün çöpe gideceğini, bile bile yaşanılan olumsuzlukları kafaya takarak hayatı kendine zindan eden insanlara üzülüyor. Detaylı Bilgi


 

HABERLER

Nükleer Yasa Kabul Edildi


İstanbul Üçüncü Köprüyü Kaldırmaz!


Yüzyılın Müzik Kralı: Elvis Presley


Güney Amerika’daki Gizli Şehir


Küresel Isınmaya Dur Diyebilirsiniz!


Bir Cevabım Var


Kornea Nakli ve Göz Sağlığı


Tanrı’nın Nefesi "Ozon"


İndigo Çocuklar:

Ateş Altındaki Konu!


Oyun Çocuklar için Niçin Önemlidir?


Akran Arabuluculuk


Aşkın ve İhanetin Kimyası


"Tanrı Okulları Kuralım"


Işıktan Hızlı Eylemsiz Özgürlükler


Aşk Çocuğu


Birbirimizi Bağlayan Ağlar

ve Facebook


Engelli Vatandaşlar Evde Çalışabilecek


Bir Yoksulluk, Bir Varsıllık, Bir Ölüm


Dil İllüzyonları


Meşru Müdafaada Etik İkilemler


Olasılıkların Olasılığı

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Meliha Başal

Teneke Tıngırtısı


Tuğba Yaman

Tık Tık! Kim O? Mutluluk 


Uzay Gökerman

Yanlış Yalnızlık Çağında


Didem Çivici

Ya Mevla’m!


Buse Doğan

Dali, Deli, Dahi


Merve Şen

Zaman Zaman


Türker Ercan

Su Perisi


Nilgün Doğan

Düşlerimdeki Yaşam-5


Volkan Burnaz

Bir Gün


Didem Çivici

Melek Yolu


Didem Çivici

Noel: Işığa Özlem

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00