|
Yazar:
Luke Skyvolkan
Köşe Yazısı, İstanbul – Aralık 2007
Bir Cevabım Var
Teknoloji
Günümüzde teknoloji, sözde, ihtiyaçlara cevap
verme yeteneği olarak kabul edilmiş, herkes tarafından haykırılan ve
faşistçe kabul edilmesi beklenen bir yalandır. Acımasızdır. Öldürücüdür.
Sakatlığa sebep olur.
İnsanı hasta eder, ahlakını bozar. İnternet üzerinde, bir baba ile kızının
seviştiği uzun metrajlı filmleri bir kez gören kimi kitleler, gözlerini
ekrandan ayıramazlar.
Toplumun gözünde suç
olan, bireyin gözünde vazgeçilmez olmuş, toplumla birey arasına teknoloji
girmiş durumdadır. Dolayısıyla teknoloji, insanların suçla karşılaşmasını
tesadüf olmaktan çıkartmış, onları birebire suç mahaline taşımıştır.
Bu durum ahlak dersi
veren kimi insanları gizli ahlaksız, diğer birçok insanı da potansiyel sapık
ilan edebilecek güçtedir.
Teknoloji, ihtiyaçlara
yönelik üretimler yapmaktan ziyade ihtiyaç üretmenin yollarını arar. Bu
yollar kan revan içindedir. Atom bombası da, fırlatıldıkça borsada-ve
havada- yükseliş yapan füzeler de teknolojik 'ihtiyaç'lardır.
Bunu hep beraber
görmeyelim ve bu körlük nedeniyle bir bedel ödeyip başka bedellere kapılar
arayalım diye güzel tasarımlı ev eşyaları ve bunların bazılarında
oynatılabilen pahalı / teknolojik
filmler bir boya görevi üstlenmişlerdir. Artık her şey toz pembedir.
Gösterişli hastaneler
sadece teknolojiyi hayatında fazla kullanabilenler içindir.
Bir arabası olmadığı için
toplu taşımayı tercih eden fakat bireysel taşıt tüketiminin yüksek olması
nedeniyle teknolojinin, trafikte ve ayakta kalmak gibi çifte cefasını
çekenler, gösterişli sağlık merkezlerine sadece dışarıdan bakabilirler.
Savaşlar, radyasyon ve
kimyasallar gibi teknolojik nedenlerden ötürü yaşamını yitiren veya
yitirmekten beter olanları, gelişen tıp teknolojisinin beyaz ötesi cihazları
kamufle eder. Sıkı bir yalan olan teknoloji, biraz içine girildiğinde sağlık
konusunda gösterdiği gelişmelerle bırakın kendini kurtarmayı bu sağlık
kuruluşlarına adam taşımayı hızlandırıcı etkiden başka hiçbir davranış
sergilemez. Bu zamana kadar olan savaşlarda kitlesel ölümleri, kara ve hava
yolunda yaşamını yitiren insanları, kimyasal nedenlerle -sürünerek- ölenleri
ve nicelerini topladığımızda aklımıza "İnsan hayatından daha önemli ne var?
Önce sağlık." sözünü getirip baştan düşünmeliyiz.
Savaşlardan ve yol
kazalarından bu kadar insanın yaşamını yitirmediğini düşünelim.
Bu durumda bile ortaya
çıkan sağlık sorunlarının birçoğu zaten teknoloji kaynaklı.
Kimyasal katkılı gıdaları
kullanmaktan dolayı kanser, kalp rahatsızlıkları vs.
gibi sorunlar teknolojinin getirileri. Ve bu sorunlara ne yazık ki cevap
bulabilenler sadece gelir düzeyi 'iyi' diyebileceğimiz insanlar. Geri
kalanlar(hastalar ve yakınları) bu hastalıklar ve girdikleri kuyruklar
nedeniyle her gün bin kez ölüyorlar. Bu bir adaletsizliktir. Bu sorunun
üretilip önümüze getirilmesine sebep olan düşünceler, bu adaletsizliğe de en
azından insani bir sağlık hizmeti vererek çözüm bulmalıdırlar.(tabi ki esas
çözüm bu değildir)
Teknolojiyi üretenler,
bizzat küresel ısınma vs. gibi mevzularda da suçun sahibi(suçlu) oldukları
halde dünyanın acınası durumunun gösterildiği birçok reklam hazırlatıp "Bunu
biz yaptık" deme şerefsizliğinden de geri durmamaktadır.
(Sıradan halkın eti budu
ne ki atmosferi ve dünyayı mahvedebilsin?) Bu kuruluşlar bu iftirayı atarken
birtakım iyi niyetli bireyler de bu ifadeleri ne yazık ki üzerilerine alıp
"Dünyayı kurtaralım" naraları atarlar.
Bizler tabi ki kendi
kapımızın önünü her zaman süpürmeliyiz. Fakat burada A'dan Z’ye bütün büyük
çaplı işletmelerin kendilerine bir düzen vermesi esastır.
Bu durumda sevgili okur,
aslına bakarsanız yapacağımız en güzel hareket, böyle yayınları gördüğümüzde
"Evet. Bunu siz yaptınız!" demek olacaktır, olmalıdır.
İnsana hayatı ve kendini
unutturan bu oluşum, toplumda iletişime de balta(elektrikli testere mi
demeliydim?) vurmuştur.
Günümüzde insanlar karşı
komşularını tanıyamaz durumdalar. Çocuklar, mahalle maçlarını bırakıp bir
simülasyonun peşinden koşuyor.
İçinde yaşadığımız
dünyada aslında bizi yapayalnız bırakan internet, yoldan geçerken yüzüne
bakıp selam vermekten kaçınan fakat
gördüğünde sırf listesi kabarık görünsün
diye ekleme talebi yollayan kişilerin dolaştığı 'arkadaşlık' sitelerinin en
sıcak yuvası oldu.
Kendilerini şekilden
şekle sokup, karşı cinsin sadece vücudunu kullanmaya odaklanmış bu büyük
kitleyi mi yoksa onları buna teşvik edip 'aşk'ı unutturan 'görünmez el'i mi
suçlayalım?
Birbiri için emek
sarfedip, bir kâğıda iki kelime yazamayan insanlar, dijital kalemler
alıyorlar. Her şeyin kolayına kaçıp bir süre sonra görevi sadece önündeki
yemeği çiğnemek olan/olacak insan, ya bunu da çiğnemekten üşenir ve yeni bir
aletle çiğnenmiş yemekleri tüketmeye başlarsa hiç şaşırmamak gerek:
"Hazımsızlığa son!
Hekiminiz çok çiğnemenizi
önerdi ve bu sizin için çok mu sıkıcı? Midenizi yormak istemiyor musunuz?
Pek çok sağlık sorununun tetikleyicisi olan çiğneme bozukluğu için artık
kesin çözüm..."
Söz konusu aletin
başarılı olup olmayacağı üzerine yorum yapmak biraz zor. Zira bunu bir
ihtiyaç olarak dayattığında, teknoloji, insanın aslında yaşamını da elinden
alıyor.
Hepimiz birer robot
oluyor, bir ömür uyuyoruz.
Teknoloji, görünmeyen bir
yıkım, bir acı ve ağıttır. Ve görünen o ki sadece iyi bir eğilimle/eğitimle
aşılabilir ve insanlık yararına kullanılabilir.
Spor
İşin içine para ve kulüp
giren tüm sporlar insanlık dışıdır.
İnsanlar sınırlarını
vahşice zorlar. Holding patronları 'çok özel kişilere' has koltuklarında,
bir kişinin belirli kurallar içerisinde diğerini nasıl dövdüğünü izler.
Herkes bu gerilime
tanıklık ederken, kahkahalar ve alkışlar birbirine karışır.
Toplumda aydın olarak
kabul görmüş kimseler bu oluşum üzerine laflar söyler. Kural gereği
kazanıldığı-veya kaybedildiği- müsabakalar devlet, millet meselesi yapılır.
Herkes susar. Spikerler
konuşur. Herkes uyur. Gözler açıktır. Bir kavga işin içine federasyon girdi
diye ailece izlenebilir.
Bir Allah'ın kulu sesini
çıkartmaz. Herkes ahlak, toplum düzeni, terbiye ve saygı üzerine kestiği
ahkamları tıka basa yer.
Spor vahşettir.
İntikamdır. Gazeteler manşetlerinde bunu yalanlamaz, destekler.
Televizyonlar bunu körükler. Birileri kahraman ilan edilirken diğer taraf
rezil oluverir.
Sponsorlar spora ve
gençliğe destek verdiklerini söylerler. Reklamlar her yerdedir.
Söylenen yalanları
yutanların iştahları bir türlü sona ermez. İnsanlar birbirlerini
bıçaklarlar.
Birileri kurşunlanır.
Birilerinin haysiyeti hiçe sayılır. Büyük paralar karanlık eller tarafından
yönlendirilir.
Federasyonlar kapatılır,
sponsorlar kaldırılır ve beden eğitimi içerikli bu eğlencelerin hayati
meseleler haline getirilmesi engellenirse bu insanlık suçu cezasını
çekebilir.
Aksi takdirde içinde para
olan tüm sporlar at yarışlarından ve horoz dövüşlerinden farksızdır.
Açık
Büfeler
Otel ve kimi yerlerde
sıkça gördüğümüz 'açık büfe' oluşumu görgüsüzlük ve aç gözlülüktür.
İnsanın hem ruh hem de
vücut sağlığı için bir tehdittir.
Yiyebileceği çeşitten
fazlasını önünde gören insan, psikolojik olarak gördükleri arasında hoşuna
giden ne varsa yemek ister.
Yiyebileceği kadar yemek
almaya çalışan ve çoğu zaman da bunda başarısız olan insan, yapısı
itibariyle yiyemediğini tabağında bırakır. Yiyemediği yemeği tabağında
bırakmakla beraber israf zincirinin de ilk halkası meydana gelmiş olur.
Tabi sadece israf ve
kişisel tüketim mevzuu da durumu tek başına ele almaya yetmez.
Kişi tabağını/tabaklarını
ağzına kadar doldurduğunda da içten içe başka gözlerin hedefi haline gelir.
Zira tabağına, sırf başka gözlere hedef olmamak için az yemek alan kişiler,
kendilerinin takındığı bu tavra uymayanları bakışları ve enerjileriyle
kontrolsüz biçimde cezalandır.
Ortaya, ortada olduğu
halde istediği miktarı istediği çeşidi istediği rahatlıkta ve keyifte
yiyemediği yemeklerle soğuk savaş veren kişiler çıkar.
Üstelik bu zevksiz yemek
biçiminde genelde, tüketim üretimden çok daha az olduğundan onca yemek çöpe
gider.
Buna getirilecek çözüm
bellidir: Açık büfeler kaldırılmalıdır. Sadece bu da değil. Porsiyonlar da
küçültülmeli ve bu, fiyatlara birebir yansıtılmalıdır. İnsanlar parasıyla,
istediği yemeği istediği miktarda söylemelidir.
Yerinde bir tokluk,
keyifli bir yemek, eskisine nazaran daha sağlıklı bir yaşam, daha az aç
gözlülük ve israf için bu uygulanması gereken bir yöntemdir.
Eğitim
İçinde 'eğitim' verdiği
için maaşlı personel (öğretim görevlileri) barındıran
tüm kurumlar yıkılmalıdır (başta üniversiteler).
Tüm eğitim, bizzat
gönüllü ve amacı 'ilim' olan insanlar tarafından verilmeli ve amacı 'ilim'
olan insanlar tarafından alınmalıdır.
Yüksek insanlık ideali
adına hizmet veren bireylerin içinde görev yapacakları yeni oluşumlar üstün
mimari özellikler taşımalı, bakanda hayranlık uyandırmalıdır.
Maaş kaldırılmalı, yerine
'bağış' düzeni getirilmelidir.
Oluşum bünyesinde bağış
merkezleri açılmalı, başta eğitim görenler olmak üzere herkesimden miktarı
kimse tarafından bilinemeyecek olan yardımlar toplanmalıdır. Bağışlarda bir
maksimum nokta belirlenmeli ve bu maksimum noktaya kadar alınan tüm
yardımlar eğitimciler arasında rütbeler arasında büyük uçurumlara sebep
olmayacak şekilde pay edilmelidir.
Bu sayede gelirlerini
halk tarafından elde eden ve bir ideal uğruna hizmet edene insanlar
günümüzde sıkça kullanılıp içi boşaltılan 'hoca' unvanını
elde edebilirler.
Eğitimcilerin ücretleri
dışındaki maliyetler devlet ve bağışlarla giderilmelidir.
Düzen, kişileri
bilgilendirmeye değil, sıradanlaştırmaya ve soğutmaya yöneliktir.
Gelecek yeni düzenle
beraber herkes hayatını, ne olduğunu ve amacını anlayamadığı bir sistemle
işgal etmek zorunda kalmayacaktır.
İnsanlar madde, yaşam ve
sevgi üzerine eğilerek eğitilmeye başlanacaktır.
Dershane, gibi bir
oluşuma asla izin verilmeyecektir.
İsteyenler, evlatlarını
özel olarak(bunun maliyeti de kişiseldir) felsefe, matematik, edebiyat gibi
alanlarda özel bir eğitime tabi tutabilmelidirler. Buna göre toplu müfredat
gibi bir saçmalık ortadan kaldırılacak, herkesin kendine özel bir müfredatı
olacaktır.
Eğitimde para alınmadan
gerçekleştirilecek bu yeni ve temiz düzen göze görüldüğü gibi zor değildir.
Bunu uygulamak şu an
uygulanan saçma sistemden çok daha kolay ve ucuzdur.
Kuşkusuz maaş yerine
bağış getirilmesi pek çok bakış açısı tarafından garipsenebilir.
"O kadar insana nasıl
bağış bulunabilir?" denilebilir.
Fakat şu an kullanımda
olan ve eski doğu bloku soğukluğunu yansıtan binaların yıkılacağını, yerine
gerçekten eğitim için kurulacak yapıları ve bunların içinde gönüllü
eğitimcilerin olduğunu düşündüğümüzde aslında bu eğitim sisteminin
uygulanacağı yapıların sayısının, günümüz üniversitelerinin çok çok altında
olacağı ortadadır.
Yine günümüz
üniversiteleri, anlamı evrenkent olmasına karşın hiçbir evrensel duruş
sergile-ye-memektedir.
İlk 500 evrenkent içinde
bir tane yerli evrenkent olmaması da bunu açıkça göstermektedir. Ayrıca
bilimsel çalışmalarımız rütbe atlamak ve daha fazla "maaş" alabilmek için
'çoğu zaman' Ali-Cengiz oyunları niteliğindeler. Ortalık hırsızlık yapılarak
hazırlanan ve yarısından fazlası alıntı yapılarak hazırlanan tezlerden
geçilmiyor.
İyi bir bilimsel
çalışmanın en güzel yönü ortaokul seviyesinde bir öğrencinin bile
anlayabileceği şekilde yazılmış olması gerçeğinden hareketle yola çıkarsak,
bizlerin neden bu kadar az tez çalışması takip ettiğimizi de daha iyi
anlayabiliriz.
Sevgili okur, bu oldu
bitti yıkılmalıdır.
Yeni oluşumu hazırlamak
demek, tüm dünya için daha güzel yarınlar demektir. Şu an uygulamada olan
kurumları yıkmak demek, israfın önüne geçmek demek. Bu kurumları yıkmak
demek, kandırmacalara ve oynanan hayallere son vermek için büyük bir adım
demek.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Luke Skyvolkan,
1984 İstanbul doğumlu. Birçok spor dalıyla ilgilendi. Denize
karşı çok büyük bir sevgi duyuyor. Yaprak sarmaya bayılıyor.
Boşu boşuna hüzünlenip, sahip olunan her şeyin bir gün çöpe
gideceğini, bile bile yaşanılan olumsuzlukları kafaya
takarak hayatı kendine zindan eden insanlara üzülüyor.
Detaylı Bilgi
|