Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Luke Skyvolkan - Şubat 2008

Hoş Çakal

İyi bir oyunu izlemek, iyi bir oyunu izlemektir. En tanınmış ressamlar pahalı bir badanacı olmaktan öteye gidemezler. Şöhret olmuş müzisyenler bir çalgıcıdan ibarettirler.

Bütün kuaförler berberdir. Tüm market sahipleri bakkaldır. Romalılar barbardır. Kolezyum yıkılmalıdır. Domates İspanya'ya yasaklanmalıdır. Matadorları arenalarda asmak gerekir. İngilizler kalın kafalıdır. Fransızlar korkak ve pasaklıdır.

Almanlar sabuncudur. Yunanlılar kendilerini İtalyan sanan Türklerdir. Topkapı Sarayı oturmayı düşündüğüm evdir. Dişimdeki çürükten dünyayı yönetmeye karar verdiğimden beri önüme çıkan en büyük engel böyle bir çürüğün -henüz- olmayışıdır. Kanadalılar fok kanından iyi anlarlar. Küresel ısınma, safların inandığı bir yalandır. Kuyruğu vardır. Saf olmayan azdır. Cevher halinde bulunan kötü insanlar etrafımızı safmış olanlardır.

Merkezleri belirlediğimi görüyorsun. Bol bol tatlı tüketiyorum bundan böyle. Hiç gitmedim. Hiç fırçalamam. Kirlenmedi ve hasta olmadı.

Çürümesini bekliyorum. Dünyayı yönetmeye karar verdiğimden beri o günü bekliyorum. Sarayın beni çağırdığını duyuyorum. Yedi yıldızlı dandik otellere benzemez bak, söylüyorum.

Gece, güzel gözlerini yukarı kaldırdığında kaç yıldız görüyorsun? Söyle, yanına yazıyorum. Fatih'in kılıcını gördün mü? Elimde? Düşünde? Müzede? Bir katı madde, nasıl arkasını gösteriyor, anlamıyorum.

Hüzünlü bir şarkıyı dinlemek bazen her şeyi unutturup sadece seni hatırlatabiliyor. Hep bir sonraki adımı düşündüğümden bir şeyleri başlangıç aşamasında mahvedebiliyorum. Kadere inanmak beni kurtarıyor.
Her şeyi bir kenara bıraktırıp, kendini ön plana çıkarttırabilmek nasıl bir duygu? Beni çok mutlu ediyor.

Düşünceler matruşkalar gibi. Parantezler hiç bitmiyor. Kör kuyularda susuzluk çeken insanlar biliyorum. Mostar Köprüsü yıkılıyor yüreğimin. Ecyad Kale'min üzerine petrol bazlı para fırlatılıyor. Beton duvarlar çevreliyor Kâbe’mi. İnsanlar suskun. İnsanlar seyirci.

İnsanlar endişeli. Farkındalar. Farkımdalar. Aralanmış perdelerden çıkan gözler üzerimde. Gir içeri diyorlar. Burası siper. Burası vatan sana. Reddediyorum. Kanım damarlarımda. Kanım akan sulara feda. Ellerim ekmek koksun istiyorum. Az kaldı. Dişimdeki çürükten dünyayı yönetmeyi bekliyorum.
Görkemli panayırlarda kaybolmuş bir çocuk kadar yalnızım şimdi. Babam bir mafyanın da babasıydı. Tüm kardeşlerim katil. Güne kokainle başlayıp barutla devam eden tozdan bir hayat yaşadım ben. Mertliğin özel isimlerde anıtlaşıp geri plana itildiği bir devrin devrimcisiyim.

Artık her yer batı. Artık her yer vahşi. Şapka yerine kravat takıyor inek adamlar. Pusulada bile görünmüyor artık doğu. Doğu dedikleri bir taş parçası. Doğu dediklerinin hali yürekler acısı. Ben, tek dişine kadar bekleyecek bir özgürlük savaşçısı. Duramam buralarda. Fotoğraf çekmelerine yasak koydum. Bütün paralarda gönlünce suretini bastırabilirsin artık. Ve gelmesi gereken zamana kadar yukarıya para atmam ben de, gökten üç elma düştüğünde.
Hoş çakal, hoşça kal. Yap işlet devret devrini deviriyorum kendi içimde. Sırrımı bir kaplumbağa gibi sırtımda taşıyarak gidiyorum.

Hoş çakal, hoşça kal. Gün düşük yaptı. Sabah olmuyor gözlerimde. Yüreğime inen bu karanlık hava dalgasıyla, alev almış bir hayvan gibi koşa koşa gidiyorum. 360 derece prensibi. Dünya yuvarlak. Bekle, ben geliyorum.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Luke Skyvolkan, 1984 İstanbul doğumlu. Birçok spor dalıyla ilgilendi. Denize karşı çok büyük bir sevgi duyuyor. Yaprak sarmaya bayılıyor. Boşu boşuna hüzünlenip, sahip olunan her şeyin bir gün çöpe gideceğini, bile bile yaşanılan olumsuzlukları kafaya takarak hayatı kendine zindan eden insanlara üzülüyor. Detaylı Bilgi


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 19:20