Yazar: Uzay Gökerman

Üçüncü Dünya’dan Gelen “Kafa Vuruşu”

Futbolun tapınmaya dönüşen turnuvası Dünya Kupası, İtalya – Fransa finali ile geçtiğimiz ay sona erdi. Futbol kimileri için vazgeçilmez bir yaşam biçimi, kimileri için de hiçbir şekilde anlaşılmayacak alt kültür ürünü. Onların korkusu olmasın, bu bir futbol yazısı olmayacak. Bizim derdimiz futbolun içindeki görüntülerden ve olaylardan çıkan şeyler...

Bu satırların yazarı, sadece futbolu değil; sporun her şekline ilgi duyan, mücadeleyi, yarışmayı seven biri. Futbolun yeri elbette başka. Almanya’daki turnuvayı da fırsat buldukça izledim. Eskiden hiçbir maçı kaçırmazdım; şimdilerde bu o kadar kolay gerçekleşemiyor.  

Herkesin bir favorisi oluyor böylesi turnuvalarda; büyük çoğunluk vazgeçilmez bir şekilde Brezilya’yı tutuyor. Futboldan hiçbir şekilde haz almayanlar için bile Brezilya favori; belki 50 yıllık bir fenomen bu.  

Şampiyonada karşılaşmaları izlerken kendimde çok daha belirgin hale gelen bir şey fark ettim. Angola, Trinidad, Fildişi Sahili, Gana, Togo, Ekvador ülkelerinin kazanmasını daha çok arzuluyordum. Karşılarında kim olursa olsun, bu değişmiyordu. Fransa’nın sömürgesi Togo ile yapmış olduğu mücadeleyi izlerken, zihnim engel olamadığım şeylerle yüreğime hükmediyordu.  

Favoriler, turlar ilerledikçe yukarıdaki ülkeleri elediler. Nasıl sünepe oyunlar oynadıklarının yorumunu geçiyoruz. Geriye Avrupalılar kaldı. Yarı final karşılaşmalarını izlemek için çok büyük bir heves de kalmamıştı zaten. Hiçbirinin kazanmasını istemiyordum. Almanya – İtalya yarı final maçında bir şey olsa da ikisi birden elense diye içimden geçirmedim değil hani. Şike skandallarıyla çalkalanan İtalya finale çıktığında bu sefer başka şeyler hissetmeye, düşünmeye başladım.  

Fransa - İtalya finalinin normal süresinin bitimine yakın, Fransızların sembolü Zidane hafızalardan silinmeyecek bir klip görüntüsü verdi kameralara. İtalyan futbolcu Materazzi’nin göğsüne doğru bütün gövdesinden aldığı güçle bir “kafa” attı. Tahmin ediyorum ki, bu görüntüyü hemen herkes izledi.  

Sporda şiddetten (bu kelimeyi kullanmayı sevmiyorum, ama yerine bir duygu ifadesi bulamadığımdan, çaresizce yazıyorum, özür dilerim) nefret ediyorum. Bu klip, izlediğim ilk anda bende Zidane’a karşı anında tepki doğmasına neden oldu. 35 yaşındaydı, final maçını da sayarsak yedinci 90 dakikasını oynuyordu, yorulmuştu, hatta istediği oyunu bir türlü oynayamıyordu. Böylesi görüntüleri fazlasıyla izlemiş biri olarak, karşılıklı bir küfürleşmenin ürünü, sinirlerine hakim olamayan bir futbol emeklisinin talihsiz davranışı olarak algıladım, ister istemez.  

birkaç gün olay üzerinde tartıştık. Sonra iç yüzü belirginleşmeye başladı. Materazzi ortaya çıkıp, hakaret ettiğini itiraf etti. The Times gazetesinin dudak okuyucuları bu hakaretin  Fahişe Teröristin Evladı” olduğunu yazdı.  

Bu noktadan sonra işin renginin değiştiğini söylemek mümkündür.

 

Kasım Ayı içinde Fransa’nın gettolarında bir isyan başlamıştı. Biz de bu konuyu dile getirip, o sokaklarda büyümüş Fransız futbolcuların yorumlarını satırlarımıza taşımıştık. (Bkz.Bastil'e Doğru Mu?) Cezayir asıllı Zinedane Zidane’i çileden çıkararan cümlenin arkasında yatan tarihsel ve sosyolojik gerçeğin altını çizmiştik.

Burada futboldan başka bir yerde olduğumuzu görmemiz gerekiyor.

İtalya, Roma İmparatorluğu’nun topraklarının üzerinde kurulmuş, o mirasın bekçiliğini yapan bir ülkedir. Roma dediğimiz şeyse, bugün uygar dünyanın hukuk sisteminden tutun da bütün devlet sistemine yön veren, bir tarihsel kimliktir. Büyük Roma İmparatorluğu’nun karşılığını milenyumda Avrupa “(Ekonomik)” Birliği’nde görüyoruz. Roma herşeyden önce insanların iradelerini teslim alan bir güçtü. Moğollar gibi.

Hep anlatılır; kervan günün birinde atlı bir Moğol’la karşılaşır. Hepsi ellerini kaldırıp, teslim olur. Kervanın içinde eli silah tutanlar, silahını bırakır. Kimse, “yahu karşımızda bir adam var, ezer geçeriz,” diye düşünmez. Moğol etrafında öylesine güçlü bir korku yaratmıştır ki, onun artık ordu ya da kişi olmasının önemi yoktur.  

“İnsanların iradeleri teslim alınmıştır.” 

Zamanı geldiğinde kapitalizmin çağımıza uygun kendisine nasıl çeki düzen vermesi gerektiğini bu satırların içinde tartışmayı düşünüyoruz.  

Fransa milli takımını oluşturan “çocuklar” neredeyse silme bu “Roma zihniyetinin” eseri olarak bundan birkaç yüz yıl önce sömürgeleştirilen coğrafyaların torunları. Futbol aşıklarının rüyalarını süsleyen bu yıldızların “popüler kültür” öncesindeki yaşamları trajedilerle doludur. Hepsinin aklının bir köşesinde “ya futbolcu olmasaydık, şimdi neredeydik?” sorusu var.  

Zidane’nın anılarında babasının uyarıları var: “Göçmensen iki kat fazla çalışmalısın.” 

Zidane bugün Arap kökenli olmasından ötürü, Roma kültüründen gelen bir lümpenin (Materazzi için lümpen diyoruz, çünkü kendisini “benim gibi cahil bir adamın...” diye başlayan savunmasını okuyoruz; ne kendi Roması’ndan haberi var, ne tarihten, ne de bir başka bir şeyden. Onu dışarıdaki vasıfsızlardan ayıran tek şey kasasını dolduran milyonlarca Euro olabilir. İtham etmiyoruz, sadece sözlerini yorumluyoruz.) “terörist” hakaretine uğruyorsa, sormamız gereken birkaç soru vardır:

“Fransa’nın Cezayir’le ya da Togo ile ne ilişkisi vardır? Fransız milli takımının çekirdeğini neden bu ülke kökenli futbolcular oluşturmaktadır?”  

“Cezayir, neden ulusal kurtuluş mücadelesi vermek zorunda kalmıştır?” 

“Uygar dünyanın kendini beğenmiş, kibirli futbolcusu, karşısındaki kişinin damarına basacak bu cümleyi söylediğinde o futbolcunun kontrolu kaybedeceğini nasıl bilmektedir?”   

“En üst düzeyde düzenlenmiş bu futbol şenliğinin finali nasıl da gizliden gizliye ırkçılık unsurlar taşıyan bir mücadeleye, kavgaya dönüşüyor?”  

“Futbol dediğimiz şey, hadi özelleştirmeyelim, spor, kendi varoluş özelliklerini kaybederek, başka bir şey haline mi gelmektedir?” 

“Afrika ve Asya’daki ülkelerin futbol takımlarıyla, bu uygar(?) dünyanın ülkeleri arasında neden bu kadar büyük bir gelişmişlik farkı vardır?” 

Lafı daha fazla uzatmayalım.  

O gece Zidane’ın yaptığı harekete vermiş olduğum tepki için daha sonra pişman oldum. Sertliğe, kavgaya, şiddetin her türlüsüne hâlâ karşıyım. Zidane spor felsefesinin içinde yanlış bir şey yapmıştır. Fakat dünyanın yarısından fazla insanın “birşey” düşünmesi için vesile olmuştur. Ayağa kalkıp bu davranışı alkışlamayacağız.  

Anlamaya çalışacağız. Anlayabiliyor muyuz?

 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Foton Kuşağı Etkisi


Ne Zaman Bitecek Bu Öykü


Çekin Ellerinizi Bu Topraklardan 


Şu Barış Dedikleri


Özel Askerlerin Savaşları


Üçüncü Dünya’dan Gelen “Kafa Vuruşu”


Mardin, Tarih Kokan Memleket


Zamane İstanbulu


Geçmiş Yaşamlara Yolculuk


Troid Rahatsızlıklarına Dikkat!


Hayatımıza "Katkıda Bulunan" Besinler


Sessizlik


Retreat


Bir Daha Asla


Evrim-Yaradılış Yanılsaması


Tatilden Anladığımız Ne?

 

KOSE YAZARLARI

Uzay Gökerman

Hayatımı Nasıl Yaşanılır Hale Getireceğim?


Rüya Yüksel

Anın Farkındalığındaki Mucizelerinize Tanık Olmak


Arbil Çelen

Biz, Mutluluk Seyyahları...


Can Duman

Değişimin Değiştiremedikleri


Burcu Özgeçen

Karanlık-Aydınlık, Sevgi-Nefret, Işık-Gölge


Burak Kaan Kızılkan

Aşk, Aşk, Evet Aşk. 


Çiğdem Aksoy

Yaşamak İçin Azalmak


Asu Sanem Kaya

Arayışlar, Yollar Üzerine


Mahmut Şaylıkay

Ey Hayat!