Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Uzay Gökerman

Kıyamet Tarikatleri mi? 

Milliyet Gazetesi, 22 Mayıs 2006 tarihli haber yazısında spritüel kökenli birçok derneği, kurumu hatta üniversiteyi kıyamet bekleyen tarikatlar olarak gösteren “Kıyamet Tarikatleri ve Yeni Dini Hareketler” (1) isimli kitabın tanıtımını yaptı.   

Hep inanç özgürlüğünden söz edilen çağımızda, manevi yönelimlerdeki en küçük sapmalara karşı nedense çok büyük bir hoşgörü eksikliği vardır. 1789’da feodaliteyi yıkan ve yerine “kardeşlik, hürriyet ve eşitlik” teması içeren İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi temelinde cumhuriyet inşa eden Fransa bu konudaki en bağnaz ülkelerin başında gelmektedir. Neyse ki Türkiyemiz bu anlamda devraldığı “mirasa” uygun hareketle çok daha özgür bir ülkedir.  

İnanç, içsel bir varoluştur. Kişiden kişiye değişen bir hissediştir, ilhamdır; aydınlanmadır. Yüreğinizde yaşatırsınız; ya da yaşatmazsınız. “Din” dediğimiz şey inancı disiplin altına alan, çeşitli kurallarla ve ritüellerle yaşatan bir kurumdur. Kurumun insanlığın belirli dönemlerinde bağnazlaştığına şahit olabilir, bütün bunların neticesinde de reformlar yaşanmasını gözlemleyebilirsiniz.  

Manevi yönelimlerin arttığı çağlarda insanlık çok büyük buhranlar ve sıkıntılar yaşamıştır. Maddi zenginliklerinin sınırlandığı, tükendiği zamanlarda insanoğlunun manevi zenginliğe doğru yelken açması eşyanın doğasına uygun diyalektik bir davranıştır. 

Bilimsel, teknolojik gelişmelerin görsel bir şölene dönüştüğü günümüz dünyasında ekonomik örgütlenme, piramit buna göre sürekli kendini yenilemektedir. Bütün zenginliklere sahip ve giderek de aşağıdaki tabakadan kopuk, ona yabancılaşan küçük bir parça ve aşağıya doğru neredeyse açlık ve yokolma tehlikesiyle karşı karşıya kalan diğerleri.

Enformasyon kaynaklarımız çok limitli, belki de o sınır çoktan aşılmıştır, ama görünen bir gerçek var ki Afrika önümüzdeki on yıl içinde kitlesel ölümlerle karşı karşıya kalacak gibi görünmektedir. Asya da o sınıra çok yakın bir yerde durmaktadır. Çin ürünlerinin Avrupa pazarını işgal ettiği günümüzde, tüketim ürünlerinin ucuz işçi gücünden kaynaklanan nedenlerden ötürü bu kadar kolay satınalınabilir olduğunu hep gözardı ediyoruz. O ürünlerin içinde kötü koşullar altında yaşayan insanların “emeği/neredeyse bedava işgücü” gizlenmiştir.  

Matrix’in o göz alıcı dünyasından neler olup bittiğini uzun uzadıya anlatmaya hacet var mı? 

Bütün bu insanlar zaten kıyametin kıyısında yaşamaktadırlar.  

Cennet’in Krallığı isimli filmin finalinde Kudüs’ü Selahattin Eyyübi’nin ordusuna karşı savunan kahramanın yanında dolaşan bir din adamının, şehrin teslim edilmesi ve orada bulunanların canlarını kurtarmak adına aklına gelen ilk çözüm önerisi; “Selahattin’in bütün şartlarını ve onların inancını kabul edip, din değiştirdiğimizi ilan edelim” olmuştur. Benzerlerinin “kahramanın Atalarına” Kudüs’ü almak üzere ondan yüz yıl önce nasıl vaazlar verdiği de malumdur.  

İnsanoğlu ileri gidişlerle birlikte geri dönüşleri de yaşayagelmiştir. Geri dönüş anları toplumsal patlamaların da yaşandığı zaman dilimleridir. İleri gidişler refahın olduğu, bolluk aralıklarıdır. Sonsuza kadar refah mümkün olmadığı gibi, yoksulluk da olamaz.

Bu girişten sonra gelelim haber yazısına.  

Kıyamet Tarikatleri bahsi açılmışken bir soru sormanın zamanıdır. Çünkü inanç bezirganlığı üzerine söylenmesi gereken o kadar çok şey var ki...  

Yukarıda çok basit açılımını yaptığımız; ellerine kutsal kitap sıkıştırılan ve neyi var neyi yok alıp Kıta Avrupası’na götürülen insanların hangi birini kıyamet sonrasındaki cennet fikri ile avutmadı modern yaşamın misyoner öncülleri?  

Soruyu biraz daha genişletelim. Hangi din bir kıyamet ile sonuçlanmayan projeyi insanlığın önüne koydu?  

Peki... Şimdi düşünme şeklimize başka bir boyut katalım.  

Ne dedik? Maneviyat içsel bir süreçtir; oradan kaynaklanır. Hep bunu düşünüyoruz. Neden bir şeylere inanma ihtiyacı duyuyoruz? Yukarıda paylaştığımız şey; insanlığın çaresizliğin neden olduğu dürtüden kaynaklanan bir çıkış arama ihtiyacıdır. Sadece bu kadarla sınırlandırmak mümkün müdür?  

Geçen ay Ruh Üzerine isimli yazımda bir cümle vardı:

“Gerçek, ‘Tek’ bir kaynaktan doğar; birden fazla parçaya da bölünebilir. Ne kadar bölünürse o kadar da birbirinden ayrılmaya, yabancılaşmaya başlar.”

Etrafımızı saran kültür çeşitliliğinin sebebi “sadece” maddi varoluş şartlarının şekillendirmesi midir? Birbirinden kopuk coğrafyalarda yaşayan insanların temelde ruhsallık taşıyan inançlarının en az “Bir” noktada buluşmasını “sadece” korku temelli yönelimler olarak mı nitelendireceğiz?  

Bu ay “Birikim Kültürü” üzerine bir yazı hazırlıyordum, yetişmedi. Yeri gelmişken burada söz etmemiz gereken bazı şeyler var; hep beraber düşünelim.  

İnsanlığı bu teknolojik şölene hazırlayan birbiri ardına koyduğu mirasıdır. Sadece maddi şeylerden söz edemeyiz. Medeniyet dediğimiz şeyin içinde inanç sistemi en temel unsurdur. “Kıyamet Tarikatleri” olarak nitelendirilmiş grubun içinde kökü Hindistan’a, Çin’e, Orta ve Uzak Asya’ya dayanan kültür hazineleri vardır. Bugün Abrahamî inanç sistemine kaynaklık edip etmediğini tartıştığımız bir şeyden söz ediyoruz.  

Abraham adının Brahma’dan türeyip türemediğini, önüne almış olduğu “A” harfi ile “Brahman olmayan” anlamına gelip gelmediğini soruyoruz. Brahma’nın eşi Saraswati ile Abraham’ın karısı Sara arasında nasıl bir ses uyumu olduğu ister istemez aklımıza geliyor. Üstelik bu bir magazinel bir soru da değildir.  

Bu bir birikim kültürüdür.  

Haberin söylem biçiminden “yoga ve meditasyon” üzerine de çeşitli “spekülasyonlar” yapılmak istediği anlaşılmaktadır. Gazete haberinde yeralan ve kıyamet tarikatleri olarak adlandırılan oluşumların önemli bir kısmının bu teknikleri kullandığı da bilinmektedir. Burada “spekülasyonların” niteliği hususunda polemiklere girmeyeceğiz. Sadece şunu anımsatmakla yetineceğiz. Bundan beş bin yıl önce insanlar içsel dürtüleriyle bir takım ritüeller yapıyordu. Yoga ve meditasyon “en az” üç bin yıllık bir kültürdür. Günümüzün tektanrılı Abrahamî inanışlarının henüz ortaya çıkmadığı dönemlerde insanların inanç ve ritüellerini kapsayan bir kültürden söz ediyoruz. Oradaki sembolleri ve anlamları bilmeden, değerlendirmeden; “idrak” etmeden kestirme yoldan onları yargılamak doğru olmaz.

Şunu hiç bir zaman unutmamak gerekir ki, bütün inanç sistemleri bir ağaç gövdesinin dalları gibidir. Belli bir zaman diliminde ve sırayla gelmişlerdir. Yukarıdaki dalı tutan gövdenin uzantısı, aşağıdaki dalın varlığından kuvvet almaktadır.  

Radikal ve alışılmadık düşünce ve inanç sistemleri insanlığın bütün dönemlerinde olageldiği gibi, bugün de varlıklarını çeşitli biçimlerde gösterecektir. Akıl, onların ne demek istediğini dinlemeyi, anlamayı gerektirir.  

Mevlana Anadolu’yu bir çekim merkezi haline getirmek için “ne olursan ol, gel” şiarını öne çıkarıyordu. Şimdi bundan 700 sene sonra bu sözün anlamını yitirip, içini boşaltıp, yok saymak “akıllı” işi değildir.


(1) http://www.milliyet.com.tr/2006/05/22/son/sonyas04.asp

 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Yaşı Tarihle Eşit: Hasankeyf


Disleksi: Özel Öğrenme Güçlüğü


Arka Sokak Modacıları


Okullarda “Beyaz Bayrak” Yarışı 


Hayat Okumakla Güzel


Tuz Gölü Lağım Olmadan!


Yeryüzünün Yüzleri


Ada Vapuru’nun İçinde...


Makrobiyotik Beslenme


Besinler Neleri İçeriyor? Hangi Besin Neye Yarıyor?


ABD'deki Okullarda Gazlı ve Şekerli İçecekler Yasaklandı


Çizgi Filmler Çocukların Karakterlerini Etkiliyor


“Oyun” Filmi Ödüle Doymuyor!


Kadıköy'de Kısa Film Günleri


Sayılardan Renk, Seslerden Şekil olur


Kendini Koruma Sanatı


Muson Mevsiminde Uttaranchal (II.Bölüm)


Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Yoga 


Renklerle Karakter Analizi


Ateşli Beyaz Geceler (astroloji)


Sibirya'da Bütün Bir Mamut İskeleti Bulundu

 

KÖŞE YAZARLARI

Mahmut Şaylıkay

Baban Mı Var Derdin Var


Uzay Gökerman

Kıyamet Tarikatleri mi?


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu


Uzay Gökerman

İnanmak


Doruk Oğuz

Ey İnsan Birey!


Meltem Bingöl

Kuşlar


Rüya Yüksel

Dostluk üzerine


Burcu Özgeçen

İlişkiler üzerine... 


Burçin İvren

Bu Sana Üstat 


Çiğdem Aksoy

Her Yerde Kar Var


Burak Kaan Kızılkan

Özgürlük


Mukaddes Öztürk Odacı

Yaradan'a Yakarış


Mahmut Şaylıkay

Düşümdeki Anneme


SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

Nebile Ayyüce KOTANCI

Yağmur KOTANCI

Seda ÖZKARAYURT

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  6 Eylül 2008 TSİ 20:00