|
Yazar: Uzay Gökerman
Köşe Yazısı, İstanbul
19 Ocak 2007,
Cuma
Faili Meçhule Giden
Bir Gazeteci Düşer...
Agos gazetesinin Genel
Yayın Yönetmeni Hrant Dink, silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
Bu saldırı, demokrasiye ve barışa karşı yapılmış bir saldırıdır.
Bundan uzun yıllar sonra ülkemiz hakkında
tarihsel not düşenler, şu içinde bulunduğumuz otuz yıl için, faili meçhul
cinayetler dönemi diye başlık atacaklar kuşkusuz. Yetmişli yılların son
çeyreği ve doksanların ilk yarısı için oldukça uzun alt başlıklar açılacak.
Ve umuyoruz ki, o yılları yaşayanlar bize deli gömleği giydirmeye çalışan ve
aşağılayan dönemdeki cinayetlerin hepsinin zaman içinde nedenselliklerinin
açığa kavuştuğunu okuyacaklar.
Haberi
aldığımda başka bir yazıyla ilgileniyordum. Bunu burada açıklamakta bir
sakınca görmüyorum, “aydınlar” üzerine yazıyordum. Milliyet
Gazetesi’nin internet sayfasında son dakika olarak geçen haberi okuduğumda
içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sonra şu satırları yazmaya
başladığım zamana kadar uzun uzun düşündüm. Yazarken oradan oraya
savruluyorum.
İlk tepkim, “bu ne şimdi” oldu.
“Derinlerden”
gelen bir hareket mi, yoksa tetiği çeken “bireysel” bir parmak mı?
Hrant Dink, gözümün önüne geldiğinde eski
film karelerinde gördüğümüz bir kasaba gazetecisi imgesi canlanıyor; ve bunu
da çok samimi ve sevimli buluyorum. Sanki gazeteciliğin esas niteliği geri
dönmüş oluyor. Benzerlerinin kahredici sahteliğinin ve sevimsizliğinin
yanında.
Siyaset sahnesinde, her nasıl ve kimlikle
olursa olsun bir isim haline geldiğinizde; hayatınız tasarruf edilebilen bir
cisme dönüşüyor. Kapalı kapılar arkasında sizin haberiniz bile olmadan
pazarlıklar yapılabiliyor, satranç tahtasındaki herhangi bir taştan farkınız
kalmayabiliyor; vezir olsanız bile feda edilebiliyorsunuz. Bu
mücadelenin ve çalışmanın içinde olanlar en fazla bunun bilincinde olup,
etraflarındaki arkadaşlarının teker teker düşmelerine şahittirler.
Hrant
Dink bu coğrafyanın ve ülkenin bir insanıdır; bize aittir.
Kim onu bu ülkeden koparmaya çalışırsa, işte bu olayın arkasındaki
nedenlerden ve sonuçlardan olacaktır; ileri gideceğimiz düşünülebilir, en az
faili kadar suçlanmalıdır. Bu ülkede Uğur Mumcular, Abdi İpekçiler,
Hablemitoğlulları, Musa Anterler ve benzerleri nasıl katledilmişlerse, Dink
de aynı şekilde katledilmiştir. Herbirinin savunduğu farklı ilkeleri vardı.
Dink’in etnik kökeindeki farklılık onu bizden başkası yapmaz.
Türkiye, kurmuş olduğu cumhuriyeti
yaşatmaya ve korumaya çalışmaktadır. Gençliğe Hitabede yazıldığı gibi harici
ve dahili düşmanları vardır. Maalesef vardır. Kahretsin ki, vardır.
Türkiye’nin sorunları vardır. En çok da hedefleri. Hrant Dink kendini bu
sorunların ve hedeflerin parçası görmüştü. Savunduğu fikirlerin önemli bir
kısmı bizim hoşumuza gitmeyebilir, kabullenmekte zorlanabiliriz; ama
dünyanın bir çok yerinden ve ülkesinden daha çok bizim demokrasiye
ihtiyacımız vardır. Demokrasi dediğimiz şeyse, liberalizmden daha çok
yanımızdakinin ne dediğini ve istediğini dinleme anlayışıdır.
Hrant
Dink savunduğu ve inandığı şeylerin diğer taraftarlarından daha kolay
konuşulabilir bir insandı, kuşkusuz. Bize medeniyet dersi vermeye niyetli
çok bilmiş ukala Batı’nın uzlaşmaz, tartışmaz ve son zamanlarda “yasakçı”
zihniyetinin karşısında duran bir kişilikti. Bu haliyle de sanırız ki en çok
“onları” kızdırıyor, sinirlendiriyordu. Uzlaşmacı ve tartışmacı
insanları bu dünyada sevmiyorlar, sanırım.
Yani, bugün demokrasi sorunu sadece
Türkiye’yi ilgilendiren bir şey değil, daha çok ona sahiplenmiş gözüken
batınındır aynı zamanda. Ölümün ardından idealize etme niyetimiz yok, fakat
Hrant Dink’in bunu onlara gösterme misyonunu da üstlenmiş olduğunu
biliyorduk, görüyorduk.
Şimdi
bu cinayetin arkasındakileri düşünmeye çalışalım.
Uğur Mumcu öldürüldüğünde, bu işi yapacak
gruplar alt alta koyulduğunda dokuz on maddelik bir liste oluşmuştu.
Hepsinin akla yakın gelen bir nedeni vardı ve kafamızı karıştırmak için
harekete geçmiş olan esrarengiz, iyi saatte olsunlar işini başarmış
oluyorlardı. Birilerine mesaj vermek, önemli bir amaç için bir arada
olanlar, bir fikrin en güçlü adamını ortadan kaldırmak isteyenler tek taş
atıp yedi sekiz hamlelik bir açılım kazanmış oluyorlardı. Uğur Mumcu o kadar
güçlü bir imge olmuştu ki, artık hayatı kendi kontrolünden çıkmış oluyordu,
girişte söz ettiğimiz gibi.
Hrant Dink, Uğur Mumcu derecesinde bir
simge haline gelememiş olsa da semboldü. Kuşkusuz Türkiye, popüler olan
derin devlet dizilerinden anlaşılacağı üzere karmaşık bir yapıya sahip. Bir
çok ülkenin istihbarat birimi ile birlikte çok farklı ve bizim bilmediğimiz
oluşumlar söz konusu olabilir. Hatta bunların bir kısmının küçük ve
kendiliğinden, bir anda, tepkisellikle kurulmuş sivil birlikteliklerden
oluştuğunu söyleyebiliriz, farzedebiliriz.
Derinlerde
olup bitenlere çok fazla giremeyiz, çünkü bu hesaplar anlayamayacağımız ve
tahmin edemeyeceğimiz kadar karmaşık olabilir. Zaten aydınlanması ve
anlaşılması da beklenmez. Ayrıca uluslararası çatışmaların bütün
ayrıntılarını sürekli konuşyoruz, konuşmayı da sürdüreceğiz. Şimdilik bu
kısmı erteliyorum.
Bugün gözden
kaçıracağımız bir başka şeye dikkat çekmek istiyorum.
Sorun, eğer bireysel ya da sivil bir
eylemsellikse; o “alçağa” tetiği çektiren kuvvetin hangi
düşünsellikte ve duygudan kaynaklandığını da düşünebilmektir. Bu ülkeyi
saran gerilimin insanları ne hale getirdiğidir. İnsanları demokrasiden,
uzlaşmadan uzaklaştıran global politikaların nasıl yansıyor olduğudur.
Arjantin
ya da Fransa parlamentosunda alınan kararların ya da yasaların içindeki
tartışma kültürünü ortadan kaldıran zihniyetin kelebek etkisiyle Türkiye’de
hangi fırtınaya dönüştüğünü görebilmektir.
Bugün o alçağa silahı veren, onu motive
eden, on yıllardır giderek dozu arttırılarak büyütülen politikaları
görmezden gelerek, duygusallıkla, aklımızı sloganlaştırırsak, Hrant Dink’in
bu politikaların kullanacağı bir araç olmasını engelleyemeyiz.
İşte o zaman derinlerden gelen kuvvetin
yapmaya çalıştığı şeye de izin vermiş olacağız.
Söylenecek çok şey var. Yazılması
gereken... Ama sözü bitirip, sessizlikte kalabilmenin de zamanını
ayarlayabilmek gerekiyor.
Ülkemiz için çok zor bir süreç
başlamıştı; bu giderek daha da zorlanacak gibi gözüküyor. Aklımızı
kaybetmeyip, tartışma ve birarada olma demokrasi kültürünü güçlendirmek bu
saldırının önüne koyulacak yegane yoldur.

“Neden Trabzon?” Sorusu Ocak, 2007
Dink'in Son Yazısı Ocak, 2007
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon,
spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor.
Detaylı bilgi
|