|
Uzay Gökerman
Enerji, Dönüşüm, Döngü ve Hint
Mitolojisi
Vishnu Hint Mitolojisinin temel “Tanrılarından” bir tanesidir.
Aslında biz buna batı düşünme değerlendirmesi, classification
(sınıflandırma) içinde mitoloji diyoruz. Roma’nın, Yunan’ın
mitolojik kahramanları vardır, bunlar günlük hayatın içinde var
olmazlar, çok sık kullanılan bir şey de değildir. Oysa Hindistan'da
“Tanrılar” bir şekilde dünyasal olanla ilişki halindedirler.
Her biri bir başka şeyi simgeler.
Vishnu ile birlikte yaratıcı Brahma ve yok edici Shankar “trimurti”
oluştururlar. Karşımıza yeni bir “üçleme bilinci” çıkar.
Brahma yaratıyor, Vishnu bilgelikle destekliyor, düzenliyor;
farkındalığı sağlıyor, Shankar zamanı geldiğinde yok ediyor.
Bu bir “döngü” bilgisi; önemli.
Yazımıza Vishnu ile başladık,
imgesi ve taşıdığı anlam sürekli hayatımızın içinde olduğundan
onunla devam edebiliriz. Vishnu mükemmel erkek ve kadının tek formda
toplandığını gösteren dört kollu bir figürün resmidir.
O dört kolun her biri farklı
göstergelere; anlamlara sahiptir.
Sağ üst elinde bir disk çevirir. “Ben “farkındalığın” diskini
çeviriyorum,” şeklinde bir yorum getirebiliriz. Nedir farkındalık?
“Ben, döngünün farkındayım.” demektir. Yani, zamanın üç boyutunun
bilgisine sahip olmak: Dün, bugün ve yarın. Disk bir silahtır.
Diskin dönüş yönü saat ibresi yönündedir ve dönüş oklarıyla birlikte
gamalı haçın ters şekli ortaya çıkar: “Swastika.” Gamalı haçın,
swastikanın tam tersi yönünde oluşundan çıkarılacak anlamlar vardır;
“Biz, bütün gelişimleri ve bilgileri tersine çeviriyoruz!”
Karşıt da olsa devasa bir enerji taşıdığına şahit oluyoruz. Swastika
bilgisinin içinde bu saklıdır. Yirminci yüz yılın en kanlı
örgütlenmelerinden bir tanesinin bu “bilgiye” vakıf
olabilmesinin altının çiziyoruz.
“Döngü” insanoğlunun
yaşadığı dört çağdır. Cennet, Altın Çağdır; ve prensi Krishna, kralı
Narayan’dır. Krishna’ya Mahabharata’ta Destanında rastlıyoruz.
Bhagavad Gita’da Tanrılaşıyor. Onun yerini Gümüş Çağ alıyor ki kralı
Rama’dır; Ramayana Destanı’nda detaylıca öğreniyoruz, yaşamını ve
Vishnu ile olan ilişkisini. Sonra Bakır Çağ (Bu çağda dinlerin
ortaya çıktığını görüyoruz; anlamı, ruhun acıyla karışık ibadet
ihtiyacı çekmesi: Buda, Abraham, İsa, Muhammet) ve şu an “farkında”
olduğumuz Demir Çağ gelir. Bütün (uzak) doğu mistizmlerinde genel
olarak reenkarnasyon inancı olduğundan mükemmel bir ruhun sürekli
beden alarak bütün bu çağları yaşadığına inanılır.
Vishnu bu farkındalığı müjdeler.
Sağ alt elinde bir topuz tutar. Bu “yoga” gücüdür. Yoga ile
yukarıda anlatılan “bilgi” (farkındalık) kişinin
bilincinde yükseltilir. Ve “Bir” olanla birleşme
deneyimlenir. Enerji alış verişi, dönüşümü.
Sol alt elinde bir “lotus” çiçeği resmedilir. Lotus çok özel
bir çiçektir. Onu bilmeyen var mı? Kökü çamurlu sularda çiçeklenen
beyazın, saflığın, güzelliğin sembolüdür. Lotus çiçeği gibi yaşamak
dediğimiz şey Dharna’dır. Dharna kişinin aldığı ve bilince çıkardığı
bilgisinin yaşamda hayata geçirmesidir.
Ve sol üst elinde bir “deniz kulağı” tutar. Bu bir çeşit
üfleme, haberleşme ve müzik aracıdır; hizmeti ifade eder. Yani,
kişinin kazandıklarını çevresindekilerle paylaşmasıdır. Onlara
yardım etmesidir.
Vishnu aynı zamanda vücuduna doladığı mücevherlerle bütün erdemlere
sahip olduğunu da gösterir bize.
Kısaca diyebiliriz ki; Vishnu mükemmel oluşun bütün bilgisini veren
Tanrı’dır ve daha çok dünyanın içindedir. Dünyanın bilgisi ile
doludur. Lord Krishna, Vishnu’nun bütün öğretilerini Bhagavad
Gita’da Arcuna’ya aktarır.
Maya...
Maya’nın bilgisi de önemlidir. Maya süptil kötülükleri temsil eder.
Döngü boyunca enerji dönüşümü yaşanır. İnsanlık nasıl olur da Altın
Çağın mükemmelliğinden, Demir Çağın kirine, pisine kadar düşer?
Nasıl olur da bütün erdemlere sahip insan, bu erdemleri unutur,
kendisini Maya’nın esiri haline getirir? Maya var olan bir şey
değildir ama “şeytan” olarak gösterilir; imgelenir, bilince
vurulur. Maya’nın var olduğunu yaşadığını anlatan Hint Efsaneleri de
vardır. Özellikle Ramayana (Lord Rama’nın yaşamının anlatıldığı bir
efsane) da bu Maya figürü bolca işlenir.
Özellikle ısı bilimi ile ilgilenenler “entropi”
ile karşılaştıklarında, biraz da felsefeye yakınlarsa, içlerinde bir
eylemsizlik itkisi yaşarlar. Attığımız her adımda düzensizliğin
yükseleceği farkındalığından kaynaklanan bir metafizik histeridir
bu. Bilindiği gibi; termodinamik enerjinin yok olamayacağını, şekil
değiştireceğini, dönüşeceğini yasalaştırmıştır. Sonra da ısının
yüksek dereceli olan ortamdan, düşük dereceği olan ortama akacağını
ortaya koyar. En sonunda da mükemmelden, kaosa doğru bir düzensizlik
enerjisinin artışından söz eder ve bunu da “yasalaştırır.” Buna göre
bir termik santralde üretilen ısı enerjisi, bir çok enerji
biçimlerine dönüştürüldükten sonra dağılır... Boşlukta kaybolur
(mu?). Enerjinin her eyleminden sonra yararsız diyebileceğimiz,
kullanamadığımız enerji evrende dağınık bir şekilde gezmeye başlar.
Evrensel düzensizliğin artmasına bir kaos ortamının oluşmasına neden
olur. Termodinamik, deneysel yolla entropinin artışını ölçmüştür.
Reenkarnasyon bilgisine göre ruh, sayısız bedenlerde hayat
deneyimleyerek bir süreç başlatır. Bu bir sonraki hayatı etkileyen
eylemselliklerdir. Eylem “karma” yaratır. Karma’nın özü
temelde “ne ekersen onu biçersin” felsefesidir. Ruh beden
aldığı ve deneyimlediği yaşamlarda yaptığı eylemleri yoluyla olumlu
ya da olumsuz karma biriktirir. Olumlu karmalar, olumlu bir yaşama
dönüşür, olumsuzluklar da yeni olumsuzluklar yaratır. Entropi
yasasından kaynaklanan “özel bilgi” ile yorumluyoruz, gücü
zayıflayan ruh sürekli olumsuz eylemsellikler üreterek karmasını
arttırır. Ve bir sonraki yaşamına yeni olumsuzluklar devreder.
Mükemmel insan tam bir (Vishnu’nun resmettiği) enerji bütünlüğü
içindedir. Altın Çağda beden almaya başlayan ruh, mükemmel insan,
“karmaları yoluyla” sürekli enerji tüketmeye başlar. Bir taraftan
başka bilgileri deneyimlediği gibi, diğer taraftan
dönüştürdüklerinden entropi yaratır. Ve mükemmel bütünlüğünün içine
Maya’nın temsil ettiği kötülükler girmeye başlar. Gümüş Çağ bunun en
belirgin olarak ortaya çıktığı çağdır. Sonra Bakır Çağında insanlık
o bozulmuşluk içinde mükemmel olanın etkisini hatırlamaya çabalar.
Tapınaklar inşaa eder. Mükemmel insanın hatırlamasıyla Tanrı(lar)
yaratılır. Dinler kurulur.
Ve Demir Çağa gelinir.
Şimdi burada bir paradoks var. İnsan bu çağın içinde mükemmel bir
bilgi seviyesine ulaşarak teknoloji yaratıyor ama bir taraftan da
insanlığın kazandırdığı bütün erdemleri kaybediyor. Para hırsı,
kibir bir taraftan Maya’yı açığa çıkarıyor ama diğer taraftan akıl
en üst düzeyde bilimi büyütüyor. Ve bu da kendi içinde bir döngü
yaratıyor. Maddenin kaosunun, düzensizliğinin yanında insan ruhu da
değerini yitiriyor.
Burada devreye, inanca göre her şeyi toparlayan bir güç giriyor.
Belki de o mükemmel insanın ilk halinin, orijinalliğinin bütünü; o
kayıp enerjinin tekrar başka bir yerde toplanan formu. Bu öyle bir
yer ki, enerji toplandıkça, çoğalan enerjinin yükünü tekrardan insan
ruhuna aktaracak ve onu tekrardan Altın Çağa döndürecek bir güç
kaynağı.
Buna da bir isim verilmiştir. Bu enerji yoğunluğu, Güneş Krallığının
temsilcisi, Altın Çağın kurucusu Tanrı Shiva. Vishnu’nun
verdiği döngü bilgisinin gereği bütün insanlığın beklediği o cennet
kurulacaksa o süptil bölge ötesinde toplanan enerjinin dünyaya
çekilmesi, yeniden o mükemmel insana ulaşacak enerji bilincinin,
farkındalığının oluşması gerekecektir. Ve bu termodinamiğin
yasalaştırdığı gibi, yüklü olan enerjiden, yüksüz olana bir akışın
ifadesi olan Shiva’nın enerjisidir.
O zaman bugün yaşanan dünyasal kaosun da yıkılması gerekir. Bu
yıkımı yapacak olan Shankar’dır. Shankar, mitolojik
resimlerde yoga halinde, çıplak, boynunda kobra yılanı, gözleri açık
bir figürle çizilmiştir. Boynundaki yılan, “ben bütün kötülükleri
(Mayayı) yenen, onu boynuma kolye yapan biriyim” düşünselliğinin,
bilgisinin ifadesidir. Shankar’ın gözlerinin açık hali bu yıkım
zamanını ifade eder. Shankar yıkımı getiren, o düzensiz, kaos
yaratan enerji dönüşümünün bir habercisi, sembolüdür.
Yıkım gelir, enerji, yeniden o mükemmel insanı yaratacak şekilde
dünyaya akmaya başlar. Döngüyü tamamlayan ve deneyimden geçen o
mükemmel ruhlar, Altın Çağ dünyasına inmek için geçiş çağındaki
(Demir Çağ ile Altın Çağ arasındaki farkındalığın yeniden oluştuğu
ve Vishnu’nun farkındalığın diskini çevirdiğinin bilgisinin açığa
çıktığı ve dört koldaki sembolleşen şeylerin bilinçle yaşandığı çağ)
Brahma’nın yaratıcı gücünün enerjisini kullanırlar.
Ruh, bütün döngü boyunca edindiği karmalarını bilinçli ya da
bilinçsiz bir şekilde temizler. Geçiş çağında bu bilinçle,
farkındalıkla yapılır. Bütün olumsuz karmalar ister eylemsellik
halindeki bilinçle, isterse de yoga halindeki o toplanmış enerji
yoğunluğu ile birleşerek temizlenir. Altın Çağa gidişin mirası
alınır.
Yeniden doğumun ifadesidir.
Maya yok olur.
Entropi ile ilgili dergimizin birinci sayısında "Kozmik Fenomen"
isimli yazıda küçük bir not düşmüştük.
http://www.indigodergisi.com/gokermanuzay_10_05.htm
Konu, tek bir yazıda
anlatılamayacak kadar geniştir. Küresel ısınmanın tüm etkilerini
yaşadığımız çağda entropinin önemini göz ardı edemeyiz. İleride
daha ayrıntılı incelemek üzere şimdilik bu bilgiyle yetiniyoruz.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon,
spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor.
Detaylı bilgi
için tıklayın
|