Sayı 59 | Ağustos 2010                Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sinema Life

Nasıl Daha İyi Yaparım?

Mor İnovasyon

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

Uzay Gökerman

Enerji, Dönüşüm, Döngü ve Hint Mitolojisi

Vishnu Hint Mitolojisinin temel “Tanrılarından” bir tanesidir. Aslında biz buna batı düşünme değerlendirmesi, classification (sınıflandırma) içinde mitoloji diyoruz. Roma’nın, Yunan’ın mitolojik kahramanları vardır, bunlar günlük hayatın içinde var olmazlar, çok sık kullanılan bir şey de değildir. Oysa Hindistan'da “Tanrılar” bir şekilde dünyasal olanla ilişki halindedirler.

 

Her biri bir başka şeyi simgeler. Vishnu ile birlikte yaratıcı Brahma ve yok edici Shankar “trimurti” oluştururlar. Karşımıza yeni bir “üçleme bilinci” çıkar.

 

Brahma yaratıyor, Vishnu bilgelikle destekliyor, düzenliyor; farkındalığı sağlıyor, Shankar zamanı geldiğinde yok ediyor.

Bu bir “döngü” bilgisi; önemli.

Yazımıza Vishnu ile başladık, imgesi ve taşıdığı anlam sürekli hayatımızın içinde olduğundan onunla devam edebiliriz. Vishnu mükemmel erkek ve kadının tek formda toplandığını gösteren dört kollu bir figürün resmidir.

O dört kolun her biri farklı göstergelere; anlamlara sahiptir.

Sağ üst elinde bir disk çevirir. “Ben “farkındalığın” diskini çeviriyorum,” şeklinde bir yorum getirebiliriz. Nedir farkındalık? “Ben, döngünün farkındayım.” demektir. Yani, zamanın üç boyutunun bilgisine sahip olmak: Dün, bugün ve yarın. Disk bir silahtır. Diskin dönüş yönü saat ibresi yönündedir ve dönüş oklarıyla birlikte gamalı haçın ters şekli ortaya çıkar: “Swastika.” Gamalı haçın, swastikanın tam tersi yönünde oluşundan çıkarılacak anlamlar vardır; “Biz, bütün gelişimleri ve bilgileri tersine çeviriyoruz!” Karşıt da olsa devasa bir enerji taşıdığına şahit oluyoruz. Swastika bilgisinin içinde bu saklıdır. Yirminci yüz yılın en kanlı örgütlenmelerinden bir tanesinin bu “bilgiye” vakıf olabilmesinin altının çiziyoruz.

Döngü” insanoğlunun yaşadığı dört çağdır. Cennet, Altın Çağdır; ve prensi Krishna, kralı Narayan’dır. Krishna’ya Mahabharata’ta Destanında rastlıyoruz. Bhagavad Gita’da Tanrılaşıyor. Onun yerini Gümüş Çağ alıyor ki kralı Rama’dır; Ramayana Destanı’nda detaylıca öğreniyoruz, yaşamını ve Vishnu ile olan ilişkisini. Sonra Bakır Çağ (Bu çağda dinlerin ortaya çıktığını görüyoruz; anlamı, ruhun acıyla karışık ibadet ihtiyacı çekmesi: Buda, Abraham, İsa, Muhammet) ve şu an “farkında” olduğumuz Demir Çağ gelir. Bütün (uzak) doğu mistizmlerinde genel olarak reenkarnasyon inancı olduğundan mükemmel bir ruhun sürekli beden alarak bütün bu çağları yaşadığına inanılır.

Vishnu bu farkındalığı müjdeler.

Sağ alt elinde bir topuz tutar. Bu “yoga” gücüdür. Yoga ile yukarıda anlatılan “bilgi” (farkındalık) kişinin bilincinde yükseltilir. Ve “Bir” olanla birleşme deneyimlenir. Enerji alış verişi, dönüşümü.

Sol alt elinde bir “lotus” çiçeği resmedilir. Lotus çok özel bir çiçektir. Onu bilmeyen var mı? Kökü çamurlu sularda çiçeklenen beyazın, saflığın, güzelliğin sembolüdür. Lotus çiçeği gibi yaşamak dediğimiz şey Dharna’dır. Dharna kişinin aldığı ve bilince çıkardığı bilgisinin yaşamda hayata geçirmesidir.

Ve sol üst elinde bir “deniz kulağı” tutar. Bu bir çeşit üfleme, haberleşme ve müzik aracıdır; hizmeti ifade eder. Yani, kişinin kazandıklarını çevresindekilerle paylaşmasıdır. Onlara yardım etmesidir.

 

 

 

Vishnu aynı zamanda vücuduna doladığı mücevherlerle bütün erdemlere sahip olduğunu da gösterir bize.

Kısaca diyebiliriz ki; Vishnu mükemmel oluşun bütün bilgisini veren Tanrı’dır ve daha çok dünyanın içindedir. Dünyanın bilgisi ile doludur. Lord Krishna, Vishnu’nun bütün öğretilerini Bhagavad Gita’da Arcuna’ya aktarır.

Maya...

Maya’nın bilgisi de önemlidir. Maya süptil kötülükleri temsil eder. Döngü boyunca enerji dönüşümü yaşanır. İnsanlık nasıl olur da Altın Çağın mükemmelliğinden, Demir Çağın kirine, pisine kadar düşer? Nasıl olur da bütün erdemlere sahip insan, bu erdemleri unutur, kendisini Maya’nın esiri haline getirir? Maya var olan bir şey değildir ama “şeytan” olarak gösterilir; imgelenir, bilince vurulur. Maya’nın var olduğunu yaşadığını anlatan Hint Efsaneleri de vardır. Özellikle Ramayana (Lord Rama’nın yaşamının anlatıldığı bir efsane) da bu Maya figürü bolca işlenir.

Özellikle ısı bilimi ile ilgilenenler “entropi [1] ile karşılaştıklarında, biraz da felsefeye yakınlarsa, içlerinde bir eylemsizlik itkisi yaşarlar. Attığımız her adımda düzensizliğin yükseleceği farkındalığından kaynaklanan bir metafizik histeridir bu. Bilindiği gibi; termodinamik enerjinin yok olamayacağını, şekil değiştireceğini, dönüşeceğini yasalaştırmıştır. Sonra da ısının yüksek dereceli olan ortamdan, düşük dereceği olan ortama akacağını ortaya koyar. En sonunda da mükemmelden, kaosa doğru bir düzensizlik enerjisinin artışından söz eder ve bunu da “yasalaştırır.” Buna göre bir termik santralde üretilen ısı enerjisi, bir çok enerji biçimlerine dönüştürüldükten sonra dağılır... Boşlukta kaybolur (mu?). Enerjinin her eyleminden sonra yararsız diyebileceğimiz, kullanamadığımız enerji evrende dağınık bir şekilde gezmeye başlar. Evrensel düzensizliğin artmasına bir kaos ortamının oluşmasına neden olur. Termodinamik, deneysel yolla entropinin artışını ölçmüştür.

Reenkarnasyon bilgisine göre ruh, sayısız bedenlerde hayat deneyimleyerek bir süreç başlatır. Bu bir sonraki hayatı etkileyen eylemselliklerdir. Eylem “karma” yaratır. Karma’nın özü temelde “ne ekersen onu biçersin” felsefesidir. Ruh beden aldığı ve deneyimlediği yaşamlarda yaptığı eylemleri yoluyla olumlu ya da olumsuz karma biriktirir. Olumlu karmalar, olumlu bir yaşama dönüşür, olumsuzluklar da yeni olumsuzluklar yaratır. Entropi yasasından kaynaklanan “özel bilgi” ile yorumluyoruz, gücü zayıflayan ruh sürekli olumsuz eylemsellikler üreterek karmasını arttırır. Ve bir sonraki yaşamına yeni olumsuzluklar devreder.

Mükemmel insan tam bir (Vishnu’nun resmettiği) enerji bütünlüğü içindedir. Altın Çağda beden almaya başlayan ruh, mükemmel insan, “karmaları yoluyla” sürekli enerji tüketmeye başlar. Bir taraftan başka bilgileri deneyimlediği gibi, diğer taraftan dönüştürdüklerinden entropi yaratır. Ve mükemmel bütünlüğünün içine Maya’nın temsil ettiği kötülükler girmeye başlar. Gümüş Çağ bunun en belirgin olarak ortaya çıktığı çağdır. Sonra Bakır Çağında insanlık o bozulmuşluk içinde mükemmel olanın etkisini hatırlamaya çabalar. Tapınaklar inşaa eder. Mükemmel insanın hatırlamasıyla Tanrı(lar) yaratılır. Dinler kurulur.

Ve Demir Çağa gelinir.

Şimdi burada bir paradoks var. İnsan bu çağın içinde mükemmel bir bilgi seviyesine ulaşarak teknoloji yaratıyor ama bir taraftan da insanlığın kazandırdığı bütün erdemleri kaybediyor. Para hırsı, kibir bir taraftan Maya’yı açığa çıkarıyor ama diğer taraftan akıl en üst düzeyde bilimi büyütüyor. Ve bu da kendi içinde bir döngü yaratıyor. Maddenin kaosunun, düzensizliğinin yanında insan ruhu da değerini yitiriyor.

Burada devreye, inanca göre her şeyi toparlayan bir güç giriyor. Belki de o mükemmel insanın ilk halinin, orijinalliğinin bütünü; o kayıp enerjinin tekrar başka bir yerde toplanan formu. Bu öyle bir yer ki, enerji toplandıkça, çoğalan enerjinin yükünü tekrardan insan ruhuna aktaracak ve onu tekrardan Altın Çağa döndürecek bir güç kaynağı.

Buna da bir isim verilmiştir. Bu enerji yoğunluğu, Güneş Krallığının temsilcisi, Altın Çağın kurucusu Tanrı Shiva. Vishnu’nun verdiği döngü bilgisinin gereği bütün insanlığın beklediği o cennet kurulacaksa o süptil bölge ötesinde toplanan enerjinin dünyaya çekilmesi, yeniden o mükemmel insana ulaşacak enerji bilincinin, farkındalığının oluşması gerekecektir. Ve bu termodinamiğin yasalaştırdığı gibi, yüklü olan enerjiden, yüksüz olana bir akışın ifadesi olan Shiva’nın enerjisidir.

O zaman bugün yaşanan dünyasal kaosun da yıkılması gerekir. Bu yıkımı yapacak olan Shankar’dır. Shankar, mitolojik resimlerde yoga halinde, çıplak, boynunda kobra yılanı, gözleri açık bir figürle çizilmiştir. Boynundaki yılan, “ben bütün kötülükleri (Mayayı) yenen, onu boynuma kolye yapan biriyim” düşünselliğinin, bilgisinin ifadesidir. Shankar’ın gözlerinin açık hali bu yıkım zamanını ifade eder. Shankar yıkımı getiren, o düzensiz, kaos yaratan enerji dönüşümünün bir habercisi, sembolüdür.

Yıkım gelir, enerji, yeniden o mükemmel insanı yaratacak şekilde dünyaya akmaya başlar. Döngüyü tamamlayan ve deneyimden geçen o mükemmel ruhlar, Altın Çağ dünyasına inmek için geçiş çağındaki (Demir Çağ ile Altın Çağ arasındaki farkındalığın yeniden oluştuğu ve Vishnu’nun farkındalığın diskini çevirdiğinin bilgisinin açığa çıktığı ve dört koldaki sembolleşen şeylerin bilinçle yaşandığı çağ) Brahma’nın yaratıcı gücünün enerjisini kullanırlar.

Ruh, bütün döngü boyunca edindiği karmalarını bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde temizler. Geçiş çağında bu bilinçle, farkındalıkla yapılır. Bütün olumsuz karmalar ister eylemsellik halindeki bilinçle, isterse de yoga halindeki o toplanmış enerji yoğunluğu ile birleşerek temizlenir. Altın Çağa gidişin mirası alınır.

Yeniden doğumun ifadesidir.

Maya yok olur.


[1] Entropi ile ilgili dergimizin birinci sayısında "Kozmik Fenomen" isimli yazıda küçük bir not düşmüştük. http://www.indigodergisi.com/gokermanuzay_10_05.htm

Konu, tek bir yazıda anlatılamayacak kadar geniştir. Küresel ısınmanın tüm etkilerini yaşadığımız çağda entropinin önemini göz ardı edemeyiz. İleride daha ayrıntılı incelemek üzere şimdilik bu bilgiyle yetiniyoruz.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor.

Detaylı bilgi için tıklayın


HABERLER

 

 

Sivil Toplum Bilinci


Aile Hekimliği 10 İlde daha Hayata Geçiyor


AIDS Üzerine Strecker Muhtırası


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Ekonomi


BİRGİ Korunması Gereken Bir Kültürel Miras


Yaratıcılık Çocuklukta Öğrenilen Bir Alışkanlık


Türkiye'nin Belgesel Kanalı İZ TV


Diş Rahatsızlıkları Böbrek ve Kalp Yetmezliğine Sebep Olabiliyor


Gençler Gelecekten Korkuyor Mu?


İşte Karşınızda Windows Vista


2005’in İlginç Buluşları

 

KÖŞE YAZARLARI

Doruk Oğuz

İnternet ve Bilincin Dönüşümü 


Deniz Onur

Dikkat Canavar Var!


Funda Umut Pakkal

Değerleri Kaybetmek, Kaybedildiğini Görmek


Rüya Yüksel

An Ve Zaman


Meltem Bingöl

Sonsuzluğa Açılan Kapı


Beyaz Özbalçık

Aşkla Niyaz Ederim


Tuğba Kavas

Sevgi 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik