Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Uzay Gökerman

Meclis Dışına Taşan

Cumhurbaşkanlığı Seçimi

Meclisimiz, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili olarak ilk oturumun yapıldığı 27 Nisan 2007 Cuma günü itibarıyla temsil etme yeteneğinin sorgulandığı bir yer haline bürünmüştür. 

Dergimizin Nisan ayı sayısında Cumhuriyetin Başkanını Seçmesiyle ilgili şöyle bir yorumumuz olmuştu.

“Meclisimiz bu ay sonuna doğru yoğun stratejilerin ve politikaların çarpıştığı tam bir demokrasi platformuna dönüşecektir; ve o platformun içinde kalabildiği ölçüde her türlü sonuç kazanım, birikim ve demokrasi kültürüne, kamuoyunun hafızasında da sağlıklı bir yer edinmesine neden olacaktır.” (1) 

Bu yorumu yapmamızın nedeni seçimin meclis çatısı altında gerçekleşme zorunluluğu, meclisin temsil gücü; anlamıyla ilgiliydi.  

“Demokrasiler, ihtiyaca ve günün koşullarına göre kendilerini yenileme özelliğini içinde barındırmalıdır. Bu çoksesli nitelikli tartışma, öğrenme, sindirme ve uygulayabilme kültürünün toplumda yerleşmesiyle mümkündür. Bu kültürün cisimleşmiş hali de meclistir.” (2) 

Meclisimiz, cumhurbaşkanlığı ile ilgili olarak ilk oturumun yapıldığı 27 Nisan 2007 Cuma günü itibarıyla temsil etme yeteneğinin sorgulandığı bir yer haline bürünmüştür. 

Neden?  

Seçim sürecinin meclis çatısı altında kaldığı ölçüde, demokrasimiz adına her anlamda kazanım olacağını söylemiştik; ama seçim süreci birinci tur görüşmeleri sürerken meclis dışına, Anayasa Mahkemesi’ne taştı.  

Konunun laiklik tartışmalarına hiç girmemiştik; bu boyutunun da olduğunu Türkiye içinde yaşayan biri olarak göz ardı edemeyiz elbette. Ama bizim ilk adımdaki derdimiz demokrasinin toplum hafızasında sağlıklı yer edinmesiydi.  

Demokrasi hafızamız için bunun farklı bir süreç olduğunu da itiraf etmeliyiz. Meclisimiz bu anlamda çözmesi gereken problemi düğümlemiş daha önce eşi benzeri görülmemiş bir tartışma başlatmıştır.  

Anayasa Mahkemesi kuşkusuz sistemimizin önemli ve vazgeçilmez unsurlarından bir tanesidir; devlet aygıtımızın denetim, görüş alma, anayasal düzenimizin devamı anlamında ona da ihtiyacı vardır; her ne kadar anayasa devletin siyasal yapısı ile şeklini ifade etse de hukuki bir metindir ve hukuk, iki ile ikinin toplam dört edemediği bir alandır. Anlama ve anlamlandırma şekline göre farklı yorumlara sebebiyet verir. Hukuk, kamu düzeninin vazgeçilmez parçasıdır.  

Bugün cumhurbaşkanlığı seçiminin gelip tıkandığı nokta anayasa içinde yer alan farklı maddelerin meclis oturumunun açılışı ile ilgili yaptığı farklı tanımlar ve açılımlardır. Her görüş işine gelen maddeyi ileri sürmekte, ona tutunmaya çalışmaktadır. Burada uzlaşma kültüründen çok zıtlaşma anlayışının ön planda olduğunu görüyoruz.  

Demokrasi, her zaman düşüncelerin, ideolojilerin ve inançların aynı yerde buluşma anlaşma, uzlaşmaları anlamına geldiğini söyleyemeyiz. Kelimenin demokratik içeriğine bağlı kalarak “çatışılabileceğini” de bilmeli, kabullenmeliyiz.  

Demokrasi dediğimiz şey “al gülüm, ver gülüm” değildir. (Aman burada yaptığımız deyimden yola çıkarak cumhurbaşkanı adayına atıfta bulunduğumuz anlaşılmasın.) 

Seçim sürecinin bu zıtlaşmaya varabileceğini düşünmüş; Nisan ayı için yazdığım yazıyı “uzlaşma” kültürünün kazanması umuduyla kaleme almıştım.  

Anayasamız, cumhurbaşkanlığı makamına çok özel anlamlar vererek tanımlamıştır.  

104. Madde: Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. 

Bu tanımla da “makam” siyasi ve politik tartışmaların dışında bırakılmış, bir anlamda yine kelimenin demokrasinin çizdiği sınırlar dahilinde “uzlaşmak” zorunlu kılınmıştır.

Cumhurbaşkanının kuşkusuz kendine göre inancı, sahip olduğu politik görüşü, oy verdiği partisi olacaktır; ama bunlardan hiçbiriyle organik bağı bulunamayacaktır; bulunmamalıdır.  

Yine Nisan ayı için yazdığım yazıda demokrasi sürecimiz içinde seçilmiş cumhurbaşkanlarının seçim şekilleriyle ilgili bilgiler vermiştim. Sn. Turgut Özal’ın seçimi hariç yukarıda çizdiğimiz şablona uygun bir sistemin yürürlükte olduğunu biliyoruz. Özal’ın Köşke “tırmanmak” için uzlaşma arayışında bulunmadığını, kendi sahip olduğu meclis gücünü cisimleştirmekle yetindiğini o günleri yakın dönemde yaşamış olarak hatırlayabiliyoruz. Dört yıl sürdürdüğü bu görevin son iki yılını yeni meclis ve hükümetiyle kavgalı olarak geçirmiş olduğunu, bunun cumhuriyetimizde bir küskünlük dönemi olarak anıldığını da anımsıyoruz.  

Bugün yaşadığımız düğüme bakıp 1989 yılı sendromunun tekrarlandığını söyleyebiliyoruz.

Niçin? 

Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar partisi seçimden üç gün öncesine kadar cumhurbaşkanlığını sanki kendi iç meselesiymiş gibi kabullenmiş, konuyu ne meclisle, ne de meclis dışı ile paylaşmamıştır. Hatta adayın açıklanacağı son ana kadar konu partisinin içinde bile tartışılmaz, üç kişinin bildiği bir mesele olarak kabul ettirilmek istenmiştir. 

Adayın ortaya çıkmasından sonraki üç gün içinde yaşanan “uzlaşma” arayışları meclisteki diğer partilerce samimi bulunmamıştır. Ülkeyi bir anda bahar havasına sokan ve herkeste gizli bir memnuniyet uyandıran bu üç günlük sürecin Nisan ayı başında başlatılması, bu konuda kendisini sorumlu hissedenlerin, günlük gazeteler, televizyonlar, paneller ve çeşitli toplantılar aracılığıyla birbirleriyle söz düellosuna gireceklerine, aynı çatı altında bulundukları mecliste iletişim halinde olmaları doğru ve yakışır yöntem olacaktı.  

Ama bu yol tercih edilmedi. 

Uzlaşma arayışının üç günlük sürece sıkıştırılmaya çalışılması kuşkusuz hep yerleşmesi ve kökleşmesini umduğumuz demokrasimize katkı yerine yepyeni ayak oyunları, dolambaçlı yollar, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar, bu nedenle de hiç hoş gözle görülmeyen ilişkiler yaratmış, hatta öğretmiştir.

Meclis kendi üzerine yüklenen sorumluluğu yerine getirememiş, 11. cumhurbaşkanlığı seçimi için 11 kişilik bir yüksek mahkeme heyetinin vereceği görüşe mecbur kalmıştır.  

Konu meclis dışına taştığına göre bizim de söyleyeceğimiz bir söz hakkı doğmuş, bu metin yazılmıştır.  

Anayasa Mahkemesi’nin ne tutum sergileyeceğini bilmiyoruz.  

Diyelim ki, oradan çıkan görüş birinci turun yenilenmesi, 367 kişinin sağlanması yönünde oldu ve 2 Mayıs tarihinde yapılacak oturum öncesinde bu karar ortaya koyuldu; yine farzedilim ki, o gün birinci oturuma katılmamış yedi sekiz kişi “vicdanlarının” sesini dinleyerek 11. cumhurbaşkanını seçmek üzere meclis genel kuruluna katılma yönünde karar almış; ve anayasanın istediği çoğunluk böylece sağlanmış; yine aynı gün bütün katılımcılar bu işin tamamlanması için ortadaki tek adaya oylarını vermiş, sonuç alınmış olsun.  

“Bunun demokrasimiz adına bir kazanım sağlanmış gibi tarihe not düşülmesi mümkün müdür?”  

Bu soruyu ortada bırakmayacak, kendi fikrimi de ortaya koyacağım.  

Meclisimiz kendisine verilen görevi yerine getirememiştir. Bu nedenle de bir sonraki seçimi yapma inandırıcılığını yitirmiştir. Fikrimi siyasi olarak iktidar partisine karşı duruş olarak ifade etmiyorum. Meclisimizi iktidarı ve muhalefetiyle bir görüyorum. Bir sonraki süreçte yaşanacak bir sürü sorunu ve gerilimi geleceğe miras bırakmadan, zaten her durumda bir kaç ay içinde yapılması zorunluluk haline gelmiş milletvekili seçimlerinin yenilenmesi ve millet iradesiyle eli güçlendirilmiş taze meclisin bu yazının ana fikrinde işaret ettiği demokrasi ve uzlaşma kültürü içinde cumhurbaşkanlığı seçimini yapması gerekliliğini söyleyerek, yorumumuzu bitiriyoruz.


(1) Cumhuriyet Başkanını Seçiyor, Nisan 2007

(2) Aynı yazıdan bir başka alıntı...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Manyetik Takla Olası Mı ?


Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor


Düşmeyen Gündem Küresel


Isınma

Genetiğimizle mi Oynanıyor?


İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif


Süt Gerçekten Besleyici mi?


Sen Bir Meleksin


Tarlabaşı'nda Yaşamak


"7 Ağaç" Anlamlı Hediye


Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk


26. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Dolmabahçe'nin Fotoğrafları


Hayal Gücünüzün Sınırlarını Zorlayın


Hallac-ı Mansûr'u Anlamak


Neva Makamında Bir Nuck Muay


İndigo Anna

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?


Burcu Özgeçen

Yaratıcı Gücümüzü Kabul Etmek


Volkan Burnaz

Bir Aşkı Kovalamak Gibisi


Burçin İvren

Okuyanlarıma Sesleniş


Beyaz Özbalçık

Pozitivizmin Kadın Üzerindeki Etkileri


Didem Çivici

Savrul Gitsin


Burcu Akar

Düşünce Yansıması Hayatlar


İdil Soyseçkin

Bir Yazı


Burcu Özgeçen

Her ‘An’ Sonsuz Seçimler Barındırır


Funda Umut Pakkal

Esas Kurtuluş(?)


Didem Çivici

Mavi


Burcu Özgeçen

Varlığımın Şimdiki Zaman Hali

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  2 Eylül 2008 TSİ 00:00