|
Yazar: Uzay Gökerman
-
Aralık
2007
İstanbul Üçüncü Köprüyü Kaldırmaz!

Geçtiğimiz Kasım ayı
ortalarında gazetelere yansıyan bir haber hemen alarm zillerinin çalmasına
neden olmalıdır.
Haberi okuyoruz…
3. köprü Sarıyer-Anadolu Kavağı'na
ANKARA Milliyet
Ulaştırma Bakanlığı'nın trafik yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde
yapılmasını planladığı 6 yeni otoyolun güzergâhı belli oldu. Yeni
otoyollar, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile körfeze birer köprü
yapımını da kapsıyor. İstanbul'da yapılacak 3. köprü için ağırlıklı
olarak Sarıyer - Anadolu Kavağı güzergâhı üzerinde duruluyor.
Ulaştırma
Bakanlığı'na bağlanan Karayolları Genel Müdürlüğü, 15 bin kilometre
bölünmüş yol hedefine ulaşmak için çalışmalarını hızlandırdı. Bu
kapsamda, 6 yeni otoyol yapımı planlandı. Gelecek yıl ihale edilmesi
planlanan Boğaz'a 3. köprünün karayolu tüp geçişi projesi nedeniyle
kuzeyden geçmesi benimsendi. Bakanlığın, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün
kuzeyinden geçmesini planladığı üçüncü köprü için ağırlıklı olarak
Sarıyer-Anadolu Kavağı güzergâhının üzerinde durduğu ifade edildi.
Yap-İşlet-Devret (YİD) modeline göre yapılacak ihale sürecinin 4–5 ay
alması, proje kapsamındaki köprü ve otoyol yapımın yaklaşık 36 ay
sürmesi bekleniyor. Maliyeti 20 milyar doları aşacak otoyolların tümü
YİD yöntemiyle yapılacak. Belirlenen otoyol projelerinden en az ikisinin
gelecek yıl hayata geçirilmesi planlanıyor. Otoyolların, ülkenin üç
büyük kenti İstanbul, Ankara ve İzmir’i daha güvenli bir ulaşım ağı ile
birbirine bağlaması hedefleniyor. 6 otoyol, ülkenin batısında inşa
edilecek. Kuzey Marmara Otoyolu adı verilen güzergâh ise Adapazarı’ndan
başlayarak, İzmit üzerinden İstanbul Boğazı’na yapılacak 3. köprü ile
Avrupa yakasına geçecek ve Kınalı (Tekirdağ) ayrımına kadar sürecek. Bu
otoyolun uzunluğu 342 kilometre olacak.
Önceki yazılarımda da
üzerine basa basa vurguladığım şeyi bir kere daha yineleyeceğim. İstanbul’un
görece çok eskilerinden gelen bir aileye mensup olduğumdan bu şehre çakılan
her çivi yüreğimi yerinden oynatıyor.
Birincisi yapılırken çok
küçüktüm. Hatırlıyorum, heyecanlanıyordum. Sabırsızlıkla üzerinden geçeceğim
anı bekliyordum.
İkinci yapılırken
üniversitede okuyordum, olaya mühendislik detayı olarak bakıyordum. Tam o
zamanlar ne büyük bir çevre felaketi yaratacağının farkında değildim. Bence
kimse değildi; etkilerini çevre yolları ortaya çıkınca görebildik. Şehir
kendisini ikiye katladı. Daha da büyüdü. Bugün artık içinde yaşanılması bile
imkânsız bir hal aldı. Üstelik plansız ve programsız olduğundan her yapı
birbirinin ardına eklenen çirkinlikler abidesini andırdı.
En küçük yağmurda
insanlar işlerine gecikiyorlar, sulu kar yağdığında yarım günü yollarda
geçiriyorlar; kar düştüğündeyse birçok kişi sabah çıktığı evine ancak ertesi
gün varabiliyor. Bunu dünya üzerinde büyük bir ihtimalle sadece İstanbul
şehri yaşatabiliyor insanlara.
Bu
İstanbul’un suçu mu? Asla! Onu bu hale biz getirdik.
Üçüncüsü bu şehri yok
edecektir. İstanbul, İstanbul olmaktan tamamen çıkacaktır. Tarif edilen
güzergâh İstanbul’a can veren ormanların bulunduğu bir alanı kaplıyor.
İkincisinin ormanlara ne yaptığını biliyoruz. İster istemez bir
gecekondulaşma, sonra arazi mafyası, 2B krizi vs… Yepyeni kentsel dönüşüm
projelerine ihtiyaç duyulacak, artık bu şehri yönetebilmek için merkezi
devletten bağımsız özerk bir hükümet kurulması gündeme gelecek. Belediye
yetemeyecek çünkü.
İstanbul’un trafiğini en
fazla çeken şehirlilerden biriyim. Günümün neredeyse 3,5 saatini yollarda
geçiriyorum. Her dakika alternatif yollar arıyoruz kendimize. Şehrin
boşluklarında geziniyoruz, sabah işimize, akşam evimize
dönerken. Ancak asla
bir üçüncüsünü düşünemiyorum. İkincisi trafiği rahatlatmadığı gibi üçüncüsü
de dördüncüsüne ihtiyaç duyuracaktır, dördüncüsü, beşincisine…
Bu şehre yapılmış iki
köprü de çirkinlik abidesi. Birbirinin ikizi metal yığın. Estetikten bir
gram beslenmemiş. Üçüncüsünün de bu ikisine benzeyeceğini hemen tahmin
edebiliriz. Çünkü daha önce de sözünü ettiğim gibi bu şehrin bir mimarı yok.
Bu şehre vizyon verecek bir gözü yok, sanat yönetmeninden yoksun bir şekilde
yönetiliyor.
Her ikisi de belki
kademeli olarak yenilenmeli. Yenilenirken alternatif ulaşım yöntemleri
eklenmeli. Teknik olarak mümkün mü bilmiyorum; ancak bu köprülerin üzerine
neden hala demiryolu eklenmediğini kendi kendime soruyorum. Üçüncü köprüyü
planlamak yerine bu iki köprünün rehabilite edilmesine de kafa yorulmalı.
Bir kere bu şehrin
taşıdığı uluslararası transit kara taşımacılığı hemen sınırlandırılmalı.
Hâlihazırda İstanbul için
çok büyük bir Marmaray projesinin devam ettiği, paraların akıtıldığı şu
günlerde üçüncü proje köprü fikrini ortaya atmayı, üstelik bunun bütçesini,
projesini yerini tartışıyor olmayı anlayabiliyor değilim.
Bu şehir iki köprüyü
kaldıramadı; üçüncüyle kendisini ortadan kaldırır.
Bu köprü olayı Paris,
Prag, Budapeşte ya da Viyana’dakilerle kıyaslanacak bir şey değildir. Ne bir
kültür ne de gelişmişlik ifadesinin karşılığıdır. Aksine bu şehre böylesi
çirkinlikle örülmüş çelik yapılar kurmak giderek daha da yozlaşıyor
olduğumuzun ilanı olacak.

YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|