Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Uzay Gökerman

“Türkiye’de Yapılacak En İyi İş Komisyonculuktur!”

Türkiye’nin gündeminin ne kadar yoğun olduğunu izliyoruz. Bir tarafta iç siyasi sorunlar, diğer tarafta tarihsel temeli olan dış sorunlar. Yazılarımızı takip edenler bilirler bu konuları bambaşka zeminlerde tartışmayı sürdürüyoruz.

Bir ülkeye sahip olmak çok bileşkeli bir unsurdur. Ulusal, etnik, sınıfsal, moral vb. kategoriler var. En başta da aydın fenomeni var.  (Aydınlarla ilgili iki adet yazımız arşivlerde durmaktadır.)

Ne demek istiyorum?

Bir ülke olmak demek sadece “devlet” olmak olarak algılanıyor, Türkiye’de. Devlet de başlı başına hantal bir kurum ve herkesin onunla bir sorunu var. Oysa bir ülkenin sahibi sadece devlet değildir; hükümet, asker, bürokratlar.

“Bir ülkenin kendisine ait, örneğin sağlam bir burjuva sınıfı olabilmelidir.”

Çok önemlidir, düzenin asli unsurlarının güçlü duruş sergileyebiliyor olmaları beklenir. Güç nereden gelir? Bunun ne olduğunu da biliyoruz.

Forbes listesine 249. Sıradan bir zengin sokabildiğinizde gücünüzü de az çok tahmin edebiliyorsunuz. Bu listedeki dolar milyarderi Türklerin sayısının 26 olduğunu görüyorsunuz ve bir anda şaşırıyorsunuz; çünkü 26 sayısı aslında azımsanmayacak bir mevcudiyet ancak bunları alt alta yazdığınızda çıkan 37 milyar dolarlık zenginliğin bu listeye beş numaradan giren Hint demir-çelik devi Lakshimi Mittal’a yakın bir birikim olduğunu görünce aslında o kadar da güçlü olamadıklarını fark ediyorsunuz bir anda.

Forbes dergisi listesinde göze çarpan bir başka çarpıcı şeyse; ilk sıraları alan kişilerin kendi başlarına birer dünya markası olduklarını, bir şeyler ürettiklerini, bu dünyada bir anlam ifade ettiklerini, bir şeye karşılık geldiklerini ayırt edebilmeniz.

Türkiyemiz’in gözbebeği zenginlerinin elbette her birinin tek başlarına bizim için bir anlam ifade ettiklerini biliyoruz. Ama benzerleriyle kıyasladığımızda üzerilerine düşen görevi tam olarak yerine getiremediklerini de fark ediyoruz.

Kuşkusuz bu listeyi doğru yerinden okuyoruz.  Forbes’ta yazanın o kişinin şahsi zenginliği olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin gelirinin bunun çok üzerinde, kendi başına ekonomisinin dünyada belli bir yer işgal ettiğini de biliyoruz. Ama ne yapalım ki elimizdeki en “popüler” bilgi bu ve biz bunu oranlayarak bir yerlere ulaşabileceğimizi varsayıyoruz. Bu varsayımın da çok eksik olmadığını düşünüyoruz.

Türkiye’deki birçok unsurun ortada sanki Birleşmiş Milletler özel temsilcisi, gözlemci gibi durmasını kabullenebilmek mümkün değildir.

“Türkiye’de devlet antidemokratiktir; asker darbecidir, çok acil demokrasiye geçilmelidir!” türünden çok fazla slogan duyuyor, düşünce okuyoruz. Kuşkusuz devletimizin demokrasi konusunda eksikleri vardır. Askerimizin de darbeci olmadığını iddia edemeyiz, 27 sene önceki anılar bu kadar taze, aktörleri hayattayken.

Ancak fiili durumları sadece onların kendi unsurlarını değerlendirerek yorumlayamayız; ya da hükümler veremeyiz. Türkiye’nin demokrasi konusundaki zafiyetleri hususunda herkesin takkesini önüne alıp düşünmesi gereken ve kaçamayacağı sorumlulukları vardır.

Burjuva demokratik devrimler, ekonomik altyapısı ve düşünsel üstyapısıyla bir arada ilerler. Ekonomik bir belirleyicilik vardır, sınıfsal ilişkiler bu ortamda kendilerini ifade ederler. Burada aktör burjuvazidir. Burjuvazinin kendi sorumluluklarını yerine getiremediği her durumda devlet aygıtı kendi içinde güçlenir. Devlet aynı sınıfsal ilişkileri koruyarak var olma derdine girer. Kuşkusuz buradan antidemokratik bir yapı ürer. Çünkü demokrasinin kendisi zaten yine bu ilişkilerin doğru çalıştığı ve bütün aktörlerin sorumlulukları üstlendiği ortamlarda kurulabilir.

Bir merhale daha ileriye geçelim. Üstyapı kurumlarının çalışmadığı yerde akıl durur. Geçen ay aydınlarımızın tutumu hakkında yazdığımızı tekrar etmeyelim; ancak şunu söylemeliyiz Türkiye’deki aydınların bu ilişkiler içinde sanki sorumsuzca sadece “isteyen” pozisyonunda olmalarını anlayabilmek mümkün değildir. Aydın olmak demek bir sivil toplum örgütünün içinde hareket etmek olarak mı algılanmalıdır? Ben böyle düşünmüyorum.

“Türkiye’de yapılacak en iyi iş komisyonculuktur!” yargısının gerisinde yatan bir gerçeklik vardır.

Güzel yurdumuzun bir alışveriş merkezi cennetine döndüğü şu günlerde yukarıdaki vurgunun anlamı daha da büyüyor. Üretmiyoruz sadece dışarıdan getirip, tanıtıp, pazarlıyoruz. Düzen için pazar çok önemlidir. Pazar bütün ekonomik modellerin yaşam kaynağıdır. Alışveriş merkezleri de kuşkusuz pazarın bir parçasıdır; ancak tek başlarına bırakıldıklarında sakatlık doğar.

İhracatın 100 milyar doları aştığı 2007 yılında bu rakamın getirdiği coşkuyu kutluyoruz. Bir şeyler ihraç edebildiğimize göre üretiyoruz diye düşünüyoruz. Ancak bundan daha fazlasını içeri aldığımızı da unutamıyoruz. O zaman 84. Yılını geride bıraktığımız cumhuriyetimizin bu bağlamda alması gereken mesafeyi bir türlü kat edemediğini fark ediyoruz.

Daha önce defalarca kere yazdığımı anımsıyorum; Türkiye’nin inşaat sektöründe öncü olduğu, dünyanın sayılı müteahhitlerini barındırdığını söyler dururuz; ancak şu bir gerçekliktir ki, inşaat sektörüne kazandırdığımız bir know-how, teknoloji bulunmamaktadır. O zaman sizin yaptığınız şey cilalanmış bir ameliyeden öteye gidememektedir. Üretmediğiniz bir teknolojinin araçlarını hızlandırılmış bir işgücü ile kullanma becerisidir bu müteahhitliğiniz. Müteahhit dediğimiz kişi de zaten başkasının parasıyla iş yapan adam anlamına gelmektedir. Yani neresinden tutmak isterseniz artık…

Ne demek istiyoruz anlaşılıyor mu?

Karşılaştığımız bütün zorluklar ve sorunlarla devleti tek başına bırakarak dışarıdan her şeyin düzelmesini beklemek sorumsuzluktur. Devletin kendi aktörleri elbette bildiği araçları kullanacaklardır. Siz o aktörlerin karşısına sorumluluk sahibi yeni özneler olarak dikilmediğiniz sürece söyledikleriniz yine komisyonculuktan öteye gitmeyecektir.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor. İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor. Detaylı bilgi


 

HABERLER

Dördüncü Dünyaya İtilen İnsanlık


“Türkiye’de Yapılacak En İyi İş Komisyonculuktur!”


Brüksel Notları


Beyin Dalgalarının Gizemi


Dişi Enerji Yeniden Doğuyor


Fotoğraf Karelerindeki Çocuk!

Beni Affet!


Oyun ve Çocuklar


Tanrının Nefesi "Ozon"


EMDR ile Hayatınıza Yeni Bir Yön


Galata’da Sanat Var!


Korkaklar Aşksız Gömülür


Üçüncü Hareket Yasasına Hazırlıksız Tepkiler


Uluslararası Hegel Kongresi


Umulmayan, İmkansız Değildir


Tasavvuf ve Aşk


Sana Verdiği "Tek Şey" Her An Gidecekmiş Hissidir


Aydınlanma ve Ateş Böcekleri!


Dünyanın En Eski Aşk Şiiri


İstanbul, Ah İstanbul


Düşlerimdeki Yaşam Bolum 4


Mutluluk


Ateş Et Korkak, Yalnızca Bir İnsan Vuracaksın


Teklif


Dönüşüm

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Meliha Başal

Artistlik Yarışmasının Şarkıları


Adnan Çelik

Aşk ve Yalnızlık


Merve Şen

Bulutlar Beyazdır


Tuğçe Karaarslan

Öz


Boran Savran 

Şiir Yazmak Yaşamak Demektir


Didem Çivici

“Tanrı Yağmurdadır” 


Buse Doğan

Gözlerini Gözlerimden Ayırma Hiç


Hale Kararslan

Uçup Gidiyorum


Tuğba Yaman

Hasret


Volkan Burnaz

Ayın Karanlık Yüzü


Eray Çetinkaya

Seni Unuttukça Seveceğim


Burcu Özgeçen

İnsan Olmak


Didem Çivici 

Kapı

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  2 Eylül 2008 TSİ 00:00