Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Uzay Gökerman

Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor

Anayasamıza göre görev süresinin dolmasına otuz gün kala Cumhurbaşkanlığı makamına yeni bir Cumhurbaşkanı seçimi yapılmaya başlanır. Halen bu görevde bulunan Sn. Ahmet Necdet Sezer’in süresi 16 Mayıs 2007 akşamı dolduğuna göre 16 Nisan’dan itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çok hareketli günler yaşanacak. Biz de bu gelişmeleri dışarıdan izleyeceğiz.

Millet olarak vekilimizi, başbakanımızı, yerel idarecilerimizi seçmeye yetkimiz var; fakat devletin bazı makamlarının seçiminde dolaylı olarak, yetkilendirdiğimiz kişilerin iradesine tabi olmak durumdayız. 84 yıllık cumhuriyet tarihimizde fiili bir durum içinde yer alsa da halkoylaması ile cumhurbaşkanı makamına oturmuş tek kişi Kenan Evren olmuştur.  

Cumhurbaşkanlığı Çankaya Köşkü

Yeni cumhurbaşkanımız 2002 yılında meclise gönderdiğimiz 550 kişi ya da o gruba yakın birkaç kişinin arasından çıkacak.

82 Anayasası ile yasama TBMM’ne, yürütme Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kurulu’nun eline bırakılmıştır. Cumhurbaşkanı, devletin başıdır; Bakanlar Kurulu devletin genel idaresiyle ilgili icraatlardan sorumludur. Bakanlar Kurulu, meclisin içinden, meclis de belirli aralıklarla yinelenen genel seçimlerle oluşturulur. Bakanlar Kurulu’nun her anlamda siyasi bir sorumluluğu vardır.

Cumhurbaşkanlığı makamının biraz orada oturan kişinin genel yaklaşımı, karakteri ile ilintili bir idare anlayışı olmuştur. Bu nedenle zaman zaman ülkenin idaresinde hükümetin önüne bile geçebilecek, yarı başkanlık yapan cumhurbaşkanlarımızla, kendisini ön plana çıkarmayarak, uzaktan takip ederek makamını bir denetim mekanizması gibi kullananları izleyebildik.   

 

Köşkün tarihçesi 

29 Ekim 1923 tarihinde Meclis cumhuriyeti ilan edince devletin başı olarak cumhurbaşkanı makamı tesis edilmiş, bu makama günün koşullarında tartışmasız tek aday gösterilen Mustafa Kemal seçilmişti. 1934 tarihinde çıkarılan kanun ile kendisine Atatürk soyadı verilen Mustafa Kemal cumhuriyetin kurucusu sıfatıyla bu görevi ölünceye kadar 15 yıl boyunca “Tek Adam” olarak sürdürdü.  

Atatürk’ten sonra bu makama 1938’de “İkinci Adam” İsmet İnönü seçildi ve o da görevini  çok partili hayata geçişle, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra, 1950 yılında Celal Bayar’a teslim etti. Celal Bayar bu görevi 1960 askeri darbesine kadar sürdürdü.  

1960 askeri darbesine kadar yürürlükte kalan 1924 Anayasası’nın ilgili maddesinde cumhurbaşkanlığı makamı için şu yazılmıştır:

Madde 31- Türkiye Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi kamutayı tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi, yeni Cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek olur.” 

Cumhurbaşkanının görevi için bir süre verilmemiştir. Burada hemen “yarı başkanlık” sistemi gibi bir yürütme yetkisini algılamak mümkündür. Cumhurbaşkanı, mecliste çoğunluğu bulunan ve hükümet kuran siyasi parti ile eşgüdümlü varlığını sürdüren bir makam gibi çalışmaktadır.

1961 Anayasası ise farklı bir açılım getirmiştir:

Madde 95- Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri arasından, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla yedi yıllık bir süre için seçilir; ilk iki oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, salt çoğunlukla yetinilir. 

Bir kimse arka arkaya iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez. 

1960 askeri darbesinin başında bulunan Cemal Gürsel Paşa 1966 yılına kadar cumhurbaşkanı makamına oturmuş, bu sırada geçirdiği rahatsızlık nedeniyle görevinden ayrılmıştır.   

Demokrat Parti iktidarı ile birlikte hükümetin zaten olması gereken icraat içindeki rolü çok artmıştı; Menderes öncesi başbakanların isimlerin hafızalarımızda daha az yer etmiş olduğunu fark ediyoruz; fakat 1960’tan sonra Cemal Gürsel ile birlikte cumhurbaşkanlığı makamının hükümet olan bakanlar kurulundan ve mecliste çoğunluğu bulunan siyasi partilerden daha belirgin çizgilerle ayrıldığını, hatta birbirlerine günümüze kadar geçen süre içinde yabancılaştıklarını görüyoruz.  

Asker kökenli cumhurbaşkanı geleneği Cemal Gürsel’den sonra, 1966 ile 1973 arası Cevdet Sunay’la, 1973 ile 1980 arası Fahri Korutürk’le devam edecektir. Her iki cumhurbaşkanının da görev aldığı zaman dilimi Türkiye’nin en karanlık ve karışık dönemine rast geldiğini biliyoruz. Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlığı sırasında hükümete/meclise 1971 muhtırası verildiğini not etmeden geçemiyoruz. Sunay’ın bu muhtıradaki aktif rolünü demokrasi sürecimiz içinde sorguluyoruz. Özellikle de bu dönemde cumhurbaşkanlığının ülkenin politikaları içinde yeralmasını ilginç buluyoruz.  

1980 yine askeri darbe ile demokrasinin kesintiye uğradı bir yıl oluyor. Darbenin sebepleri arasında gösterilen, meclisin cumhurbaşkanını seçememesi mazeretinin altını çizmek istiyorum. 1960’ta olduğu gibi darbenin başarılı komutanını Kenan Evren’i 1982 yılından itibaren, yeni Anayasa ile birlikte yedi yıl süre ile cumhurbaşkanı olarak görüyoruz.

Yeni anayasa cumhurbaşkanlığı makamı için 1961 Anayasası'ndan farklı bir tanım getirmez.

Kenan Evren’in görevinin bitişiyle birlikte cumhurbaşkanlığının sivillere geçtiği bir dönem başlar. 1989 yılında ülke siyasetinin en renkli aktörlerinden biri olan Turgut Özal büyük bir gürültü eşliğinde cumhurbaşkanı olur. 1991 yılında yenilenen meclisten çıkan hükümetle vefatı olan 1993 yılına kadar süre içinde yaşadığı küskünlük, cumhuriyet tarihimizin en ilginç iki yılıdır. Sn. Turgut Özal’ın başbakanlığı bırakıp, cumhurbaşkanı olduğu 1989 ile 1991 tarihleri arasında ülkemizde yine fiili yarı başkanlık modeli tatbik edilmiştir.  

1993 tarihinde Özal’ın aniden vefatından sonra ülkemizde en fazla başbakanlık yapmış ve görev süreleri boyunca iki adet darbe görmüş olan Sn. Süleyman Demirel 2000 yılına kadar sürecek cumhurbaşkanlığı makamına oturmuştur; en az Turgut Özal kadar renkli ve aktif kişiliği ile birlikte çalıştığı hükümetlerle koordineli, uyumlu, sorumlu bir devlet adamı portresi çizmiştir. O kadar ki, yıllarca siyasi rakibi olan ve o sırada başbakanlık koltuğunda oturan Sn. Ecevit, Demirel’in görev süresini uzatmak için fazlasıyla uğraş vermiştir. Fakat anayasamız değiştirilememiştir.  

Konu cumhurbaşkanlarının Çankaya’da oturdukları günleri uzatmaya geldiğinde anayasanın ilgili maddesi daima yürürlükte kalmış ve hiçbir cumhurbaşkanı görev süresinden daha fazlasını görememişlerdir.  

Halen cumhurbaşkanımız olan Sn. Ahmet Necdet Sezer, 2000 yılında devraldığı görevini girişte söylediğimiz gibi 16 Mayıs tarihinde bırakacak.

 

TBMM’den aldıkları oylar

Celal Bayar: 453 milletvekilinden 387'sinin oyunu aldı. Demokrat Parti, 1950 seçimlerinde yüzde 52.68 oy almıştı.


Cemal Gürsel: 1961'de 607 parlamenterden 434'ünün oyunu aldı. Adalet Partisi'nin adayı olan Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, gelen baskılar üzerine adaylıktan çekilmek zorunda kalmıştı. Gürsel'e oy veren CHP yüzde 36.74, Adalet Partisi ise yüzde 34.80 oy alarak Meclis'e girmişti. Gürsel'e destek veren partilerin oy oranı 71.54'tü.


Cevdet Sunay: 1966'da 532 parlamenterden 461'inin oyunu alarak cumhurbaşkanı oldu. İktidardaki AP, 1965 seçimlerinden yüzde 52.87 oyla çıkmıştı.


Fahri Korutürk: 557 parlamenterden 365'inin oyunu alarak 1973'te cumhurbaşkanı seçilirken, AP ve CHP arasında mutabakat sağlanmıştı. AP yüzde 46.55, CHP ise yüzde 27.37 oy oranıyla seçilerek Meclis'e gelmişti. Korutürk'e destek veren partilerin toplam oy oranı 73.92 idi.


Kenan Evren: 18 Eylül 1980'de "Devlet Başkanı" olarak ant içti. 7 Kasım 1982'de yapılan Anayasa halk oylamasında cumhurbaşkanı sıfatını kazandı.


Turgut Özal: 285 milletvekilinden 263'ünün oyunu alarak 1989'da cumhurbaşkanı seçildi. ANAP'ın 1987'deki oyu yüzde 36.31'di. 1989 Mart ayında yapılan yerel seçimlerde ANAP’ın oy oranını 21,80’e düşmüştür.


Süleyman Demirel: 431 milletvekilinden 244'ünün oyunu alarak 1993'te cumhurbaşkanı seçildi. DSP ve SHP'nin desteğiyle Köşk'e çıktı. 1991 seçimlerinde DYP yüzde 27.03 oy almıştı. SHP de yüzde 20.75 oy ile TBMM'ye girmişti. Demirel yüzde 47.78'le Köşk'e çıktı.


Ahmet Necdet Sezer: 533 milletvekilinin 330'unun oyunu alarak 2000'de cumhurbaşkanı seçildi. Sezer, toplam oy oranı 53.39 olan DSP, MHP ve ANAP'ın desteğini aldı.


Demokrasi ve Seçim üzerine

Seçmek ve seçilmek demokrasilerin en büyük araçlardır. Demokrasi öncelikle seçebilme özgürlüğüdür. 

Cumhuriyet tarihimizi özetlediğimiz yukarıdaki tarihçe bir anlamda demokratik gelişimimiz açısından bize önemli işaretler vermektedir. Tek partili rejimden çok partili döneme geçiş sürecini içinde barındıran ve devletin kuruluşunda temel görevlerde bulunmuş ilk üç cumhurbaşkanının görev süreleri ortalama 12,5 yıl, toplamda 37 yıl gibi uzun bir zamana yayılmışken, 1960 ile 2007 arasındaki 47 yıl içinde kalan 7 cumhurbaşkanı görev sürelerini anayasanın çizdiği sınırlar dahilinde tamamlamışlardır. Burada ciddiyetle çalışan bir mekanizmanın var olduğunu söyleyebiliyoruz. Darbe ile idareyi devralmış kişilerin bile kısa süre içinde seçime gidip, meşruiyet zemini aramış olduklarını görüyoruz.  

Demokrasiler, ihtiyaca ve günün koşullarına göre kendilerini yenileme özelliğini içinde barındırmalıdır. Bu çoksesli nitelikli tartışma, öğrenme, sindirme ve uygulayabilme kültürünün toplumda yerleşmesiyle mümkündür. Bu kültürün cisimleşmiş hali de meclistir.  

Cumhurbaşkanının meclis tarafından seçilmesi bu kültürün yoğunlaşmış halinin yansımasıdır. En azından teorik planda.  

Demokrasi aynı zamanda düşüncelerin, ideolojilerin, politikaların çarpıştığı bir “uzlaşma” platformudur.  

Düşünce en büyük güçtür. Söyleyecek daha fazla şeyi olan, farklı bir açılım getiren; farklılık yaratan düşünce hayatın içinde maddi bir harekete dönüşür. Siyasi partilerin zaman zaman yükselmelerinin ve geriye düşmelerin gerisinde yatan enerji budur. Güçlü düşünce kainatın her yerinde ve platformunda iktidara gelecek yolu bulur.  

Demokrasilerde bu nedenle geri planında güçlü düşünceler barındıran politikalara ihtiyaç duyulur.  

Kamuoyunun bir hafızası bir de sesi vardır. Siyaset sahnesinde olanların bu hafızaya ve sese dikkat etmeleri gerekir.  

Meclisimiz bu ay sonuna doğru yoğun stratejilerin ve politikaların çarpıştığı tam bir demokrasi platformuna dönüşecektir; ve o platformun içinde kalabildiği ölçüde her türlü sonuç kazanım, birikim ve demokrasi kültürüne, kamuoyunun hafızasında da sağlıklı bir yer edinmesine neden olacaktır.

Son dönem cumhurbaşkanlığı seçimleri, seçimi yapan iradenin bir süre sonra meclisteki gücünü yitirip, iktidardan uzaklaşması şeklinde bir duruma dönüşmüştü. Mayıs ayında yeni cumhurbaşkanı Çankaya Köşkü’ne oturduktan sonra Kasım ya da belki biraz daha erkene alınacak genel seçimlerin sonucunu bekleyecek. Seçim sürecine girmiş demokrasimiz konusunda, cumhurbaşkanlığı seçimine göre daha fazla söz söyleme yetkimiz, en azından “bir oyumuz” var. Global ve bizim çevremizdeki bölgesel politikalar da Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını bekleyecektir.  

Göreceğiz...


Kaynak: (1) Milliyet.com.tr


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor. Detaylı bilgi


 

HABERLER

 

 

Manyetik Takla Olası Mı ?


Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor


Düşmeyen Gündem Küresel


Isınma

Genetiğimizle mi Oynanıyor?


İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif


Süt Gerçekten Besleyici mi?


Sen Bir Meleksin


Tarlabaşı'nda Yaşamak


"7 Ağaç" Anlamlı Hediye


Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk


26. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Dolmabahçe'nin Fotoğrafları


Hayal Gücünüzün Sınırlarını Zorlayın


Hallac-ı Mansûr'u Anlamak


Neva Makamında Bir Nuck Muay


İndigo Anna

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?


Burcu Özgeçen

Yaratıcı Gücümüzü Kabul Etmek


Volkan Burnaz

Bir Aşkı Kovalamak Gibisi


Burçin İvren

Okuyanlarıma Sesleniş


Beyaz Özbalçık

Pozitivizmin Kadın Üzerindeki Etkileri


Didem Çivici

Savrul Gitsin


Burcu Akar

Düşünce Yansıması Hayatlar


İdil Soyseçkin

Bir Yazı


Burcu Özgeçen

Her ‘An’ Sonsuz Seçimler Barındırır


Funda Umut Pakkal

Esas Kurtuluş(?)


Didem Çivici

Mavi


Burcu Özgeçen

Varlığımın Şimdiki Zaman Hali

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  2 Eylül 2008 TSİ 00:00