|
Yazar: Uzay Gökerman
Cumhuriyet, Başkanını
Seçiyor
Anayasamıza göre görev süresinin dolmasına
otuz gün kala Cumhurbaşkanlığı makamına yeni bir Cumhurbaşkanı seçimi
yapılmaya başlanır. Halen bu görevde bulunan Sn. Ahmet Necdet Sezer’in
süresi 16 Mayıs 2007 akşamı dolduğuna göre 16 Nisan’dan itibaren Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde çok hareketli günler yaşanacak. Biz de bu
gelişmeleri dışarıdan izleyeceğiz.
Millet olarak vekilimizi, başbakanımızı,
yerel idarecilerimizi seçmeye yetkimiz var; fakat devletin bazı makamlarının
seçiminde dolaylı olarak, yetkilendirdiğimiz kişilerin iradesine tabi olmak
durumdayız. 84 yıllık cumhuriyet tarihimizde fiili bir durum içinde yer alsa
da halkoylaması ile cumhurbaşkanı makamına oturmuş tek kişi Kenan Evren
olmuştur.

Cumhurbaşkanlığı Çankaya Köşkü
Yeni cumhurbaşkanımız 2002 yılında
meclise gönderdiğimiz 550 kişi ya da o gruba yakın birkaç kişinin arasından
çıkacak.
82 Anayasası ile yasama TBMM’ne, yürütme
Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kurulu’nun eline bırakılmıştır. Cumhurbaşkanı,
devletin başıdır; Bakanlar Kurulu devletin genel idaresiyle ilgili
icraatlardan sorumludur. Bakanlar Kurulu, meclisin içinden, meclis de
belirli aralıklarla yinelenen
genel
seçimlerle oluşturulur. Bakanlar Kurulu’nun her anlamda siyasi bir
sorumluluğu vardır.
Cumhurbaşkanlığı makamının biraz orada
oturan kişinin genel yaklaşımı, karakteri ile ilintili bir idare anlayışı
olmuştur. Bu nedenle zaman zaman ülkenin idaresinde hükümetin önüne bile
geçebilecek, yarı başkanlık yapan cumhurbaşkanlarımızla, kendisini ön plana
çıkarmayarak, uzaktan takip ederek makamını bir denetim mekanizması gibi
kullananları izleyebildik.
Köşkün
tarihçesi
29 Ekim 1923 tarihinde Meclis cumhuriyeti
ilan edince devletin başı olarak cumhurbaşkanı makamı tesis edilmiş, bu
makama günün koşullarında tartışmasız tek aday gösterilen Mustafa Kemal
seçilmişti. 1934 tarihinde çıkarılan kanun ile kendisine Atatürk soyadı
verilen Mustafa Kemal cumhuriyetin kurucusu sıfatıyla bu görevi ölünceye
kadar 15 yıl boyunca “Tek Adam” olarak sürdürdü.
Atatürk’ten
sonra bu makama 1938’de “İkinci Adam” İsmet İnönü seçildi ve o da
görevini çok partili hayata geçişle, Demokrat Parti’nin iktidara
gelmesinden sonra, 1950 yılında Celal Bayar’a teslim etti. Celal Bayar bu
görevi 1960 askeri darbesine kadar sürdürdü.
1960 askeri darbesine kadar yürürlükte
kalan 1924 Anayasası’nın ilgili maddesinde cumhurbaşkanlığı makamı için şu
yazılmıştır:
Madde 31- Türkiye
Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi kamutayı tarafından ve kendi üyeleri
arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi, yeni
Cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek olur.”
Cumhurbaşkanının görevi için bir süre
verilmemiştir. Burada hemen “yarı başkanlık” sistemi gibi bir yürütme
yetkisini algılamak mümkündür. Cumhurbaşkanı, mecliste çoğunluğu bulunan ve
hükümet kuran siyasi parti ile eşgüdümlü varlığını sürdüren bir makam gibi
çalışmaktadır.
1961 Anayasası ise farklı bir açılım
getirmiştir:
Madde 95-
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince, kırk yaşını doldurmuş ve
yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri arasından, üye tamsayısının üçte iki
çoğunluğu ile ve gizli oyla yedi yıllık bir süre için seçilir; ilk iki
oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, salt çoğunlukla yetinilir.
Bir kimse arka arkaya
iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez.
1960 askeri darbesinin başında bulunan
Cemal Gürsel Paşa 1966 yılına kadar cumhurbaşkanı makamına oturmuş, bu
sırada geçirdiği rahatsızlık nedeniyle görevinden ayrılmıştır.
Demokrat Parti iktidarı ile birlikte
hükümetin zaten olması gereken icraat içindeki rolü çok artmıştı; Menderes
öncesi başbakanların isimlerin hafızalarımızda daha az yer etmiş olduğunu
fark ediyoruz; fakat 1960’tan sonra Cemal Gürsel ile birlikte
cumhurbaşkanlığı makamının hükümet olan bakanlar kurulundan ve mecliste
çoğunluğu bulunan siyasi partilerden daha belirgin çizgilerle ayrıldığını,
hatta birbirlerine günümüze kadar geçen süre içinde yabancılaştıklarını
görüyoruz.
Asker kökenli cumhurbaşkanı geleneği
Cemal Gürsel’den sonra, 1966 ile 1973 arası Cevdet Sunay’la, 1973 ile 1980
arası Fahri Korutürk’le devam edecektir. Her iki cumhurbaşkanının da görev
aldığı zaman dilimi Türkiye’nin en karanlık ve karışık dönemine rast
geldiğini biliyoruz. Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlığı sırasında
hükümete/meclise 1971 muhtırası verildiğini not etmeden geçemiyoruz.
Sunay’ın bu muhtıradaki aktif rolünü demokrasi sürecimiz içinde
sorguluyoruz. Özellikle de bu dönemde cumhurbaşkanlığının ülkenin
politikaları içinde yeralmasını ilginç buluyoruz.
1980 yine askeri darbe ile demokrasinin
kesintiye uğradı bir yıl oluyor. Darbenin sebepleri arasında gösterilen,
meclisin cumhurbaşkanını seçememesi mazeretinin altını çizmek istiyorum.
1960’ta olduğu gibi darbenin başarılı komutanını Kenan Evren’i 1982 yılından
itibaren, yeni Anayasa ile birlikte yedi yıl süre ile cumhurbaşkanı olarak
görüyoruz.
Yeni anayasa cumhurbaşkanlığı makamı için
1961 Anayasası'ndan farklı bir tanım getirmez.
Kenan Evren’in görevinin bitişiyle
birlikte cumhurbaşkanlığının sivillere geçtiği bir dönem başlar. 1989
yılında ülke siyasetinin en renkli aktörlerinden biri olan Turgut Özal büyük
bir gürültü eşliğinde cumhurbaşkanı olur. 1991 yılında yenilenen meclisten
çıkan hükümetle vefatı olan 1993 yılına kadar süre içinde yaşadığı
küskünlük, cumhuriyet tarihimizin en ilginç iki yılıdır. Sn. Turgut Özal’ın
başbakanlığı bırakıp, cumhurbaşkanı olduğu 1989 ile 1991 tarihleri arasında
ülkemizde yine fiili yarı başkanlık modeli tatbik edilmiştir.
1993 tarihinde Özal’ın aniden vefatından
sonra ülkemizde en fazla başbakanlık yapmış ve görev süreleri boyunca iki
adet darbe görmüş olan Sn. Süleyman Demirel 2000 yılına kadar sürecek
cumhurbaşkanlığı makamına oturmuştur; en az Turgut Özal kadar renkli ve
aktif kişiliği ile birlikte çalıştığı hükümetlerle koordineli, uyumlu,
sorumlu bir devlet adamı portresi çizmiştir. O kadar ki, yıllarca siyasi
rakibi olan ve o sırada başbakanlık koltuğunda oturan Sn. Ecevit, Demirel’in
görev süresini uzatmak için fazlasıyla uğraş vermiştir. Fakat anayasamız
değiştirilememiştir.
Konu cumhurbaşkanlarının Çankaya’da
oturdukları günleri uzatmaya geldiğinde anayasanın ilgili maddesi daima
yürürlükte kalmış ve hiçbir cumhurbaşkanı görev süresinden daha fazlasını
görememişlerdir.
Halen cumhurbaşkanımız olan Sn. Ahmet
Necdet Sezer, 2000 yılında devraldığı görevini girişte söylediğimiz gibi 16
Mayıs tarihinde bırakacak.
TBMM’den aldıkları
oylar
Celal
Bayar: 453
milletvekilinden 387'sinin oyunu aldı. Demokrat Parti, 1950 seçimlerinde
yüzde 52.68 oy almıştı.
Cemal Gürsel: 1961'de 607
parlamenterden 434'ünün oy unu
aldı. Adalet Partisi'nin adayı
olan Prof. Dr. Ali Fuat Başgil,
gelen baskılar üzerine
adaylıktan çekilmek zorunda kalmıştı. Gürsel'e oy veren CHP yüzde 36.74,
Adalet Partisi ise yüzde 34.80 oy alarak Meclis'e girmişti. Gürsel'e
destek veren partilerin oy oranı 71.54'tü.
Cevdet
Sunay: 1966'da 532 parlamenterden 461'inin oyunu alarak
cumhurbaşkanı oldu. İktidardaki AP, 1965 seçimlerinden yüzde 52.87 oyla
çıkmıştı.
Fahri Korutürk: 557 parl amenterden
365'inin oyunu alarak 1973'te cumhurbaşkanı seçilirken, AP ve CHP
arasında mutabakat sağlanmıştı. AP yüzde 46.55, CHP ise yüzde 27.37 oy
oranıyla seçilerek Meclis'e gelmişti. Korutürk'e destek veren partilerin
toplam oy oranı 73.92 idi.
Kenan
Evren: 18 Eylül 1980'de "Devlet Başkanı" olarak ant içti. 7 Kasım
1982'de yapılan Anayasa halk oylamasında cumhurbaşkanı sıfatını kazandı.
Turgut
Özal: 285 milletvekilinden 263'ünün oyunu alarak 1989'da
cumhurbaşkanı seçildi. ANAP'ın 1987'deki oyu yüzde 36.31'di. 1989 Mart
ayında yapılan yerel seçimlerde ANAP’ın oy oranını 21,80’e düşmüştür.
Süleyman
Demirel: 431 milletvekilinden 244'ünün oyunu alarak 1993'te
cumhurbaşkanı seçildi. DSP ve SHP'nin desteğiyle Köşk'e çıktı. 1991
seçimlerinde DYP yüzde 27.03 oy almıştı. SHP de yüzde 20.75 oy ile
TBMM'ye girmişti. Demirel yüzde 47.78'le Köşk'e çıktı.

Ahmet Necdet Sezer: 533
milletvekilinin 330'unun oyunu alarak 2000'de cumhurbaşkanı seçildi.
Sezer, toplam oy oranı 53.39 olan DSP, MHP ve ANAP'ın desteğini aldı.
Demokrasi ve Seçim
üzerine
Seçmek ve seçilmek demokrasilerin en
büyük araçlardır. Demokrasi öncelikle seçebilme özgürlüğüdür.
Cumhuriyet tarihimizi özetlediğimiz
yukarıdaki tarihçe bir anlamda demokratik gelişimimiz açısından bize önemli
işaretler vermektedir. Tek partili rejimden çok partili döneme geçiş
sürecini içinde barındıran ve devletin kuruluşunda temel görevlerde bulunmuş
ilk üç cumhurbaşkanının görev süreleri ortalama 12,5 yıl, toplamda 37 yıl
gibi uzun bir zamana yayılmışken, 1960 ile 2007 arasındaki 47 yıl içinde
kalan 7 cumhurbaşkanı görev sürelerini anayasanın çizdiği sınırlar dahilinde
tamamlamışlardır. Burada ciddiyetle çalışan bir mekanizmanın var olduğunu
söyleyebiliyoruz. Darbe ile idareyi devralmış kişilerin bile kısa süre
içinde seçime gidip, meşruiyet zemini aramış olduklarını görüyoruz.
Demokrasiler, ihtiyaca ve günün
koşullarına göre kendilerini yenileme özelliğini içinde barındırmalıdır. Bu
çoksesli nitelikli tartışma, öğrenme, sindirme ve uygulayabilme kültürünün
toplumda yerleşmesiyle mümkündür. Bu kültürün cisimleşmiş hali de meclistir.
Cumhurbaşkanının meclis tarafından
seçilmesi bu kültürün yoğunlaşmış halinin yansımasıdır. En azından teorik
planda.
Demokrasi aynı zamanda düşüncelerin,
ideolojilerin, politikaların çarpıştığı bir “uzlaşma” platformudur.
Düşünce en büyük güçtür. Söyleyecek daha
fazla şeyi olan, farklı bir açılım getiren; farklılık yaratan düşünce
hayatın içinde maddi bir harekete dönüşür. Siyasi partilerin zaman zaman
yükselmelerinin ve geriye düşmelerin gerisinde yatan enerji budur. Güçlü
düşünce kainatın her yerinde ve platformunda iktidara gelecek yolu bulur.
Demokrasilerde bu nedenle geri planında
güçlü düşünceler barındıran politikalara ihtiyaç duyulur.
Kamuoyunun bir hafızası bir de sesi
vardır. Siyaset sahnesinde olanların bu hafızaya ve sese dikkat etmeleri
gerekir.
Meclisimiz bu ay sonuna doğru yoğun
stratejilerin ve politikaların çarpıştığı tam bir demokrasi platformuna
dönüşecektir; ve o platformun içinde kalabildiği ölçüde her türlü sonuç
kazanım, birikim ve demokrasi kültürüne, kamuoyunun hafızasında da sağlıklı
bir yer edinmesine neden olacaktır.
Son dönem cumhurbaşkanlığı seçimleri,
seçimi yapan iradenin bir süre sonra meclisteki gücünü yitirip, iktidardan
uzaklaşması şeklinde bir duruma dönüşmüştü. Mayıs ayında yeni cumhurbaşkanı
Çankaya Köşkü’ne oturduktan sonra Kasım ya da belki biraz daha erkene
alınacak genel seçimlerin sonucunu bekleyecek. Seçim sürecine girmiş
demokrasimiz konusunda, cumhurbaşkanlığı seçimine göre daha fazla söz
söyleme yetkimiz, en azından “bir oyumuz” var. Global ve bizim çevremizdeki
bölgesel politikalar da Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını bekleyecektir.
Göreceğiz...
Kaynak: (1)
Milliyet.com.tr
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon,
spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor.
Detaylı bilgi
|