Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Uzay Gökerman

X-Ray Cihazına Takılan Güvenlik Tutumu

Yıl 1985... Eylül ya da Ekim olma ihtimali yüksek; şu an anımsamakta zorluk çekiyorum. Fenerbahçe futbol takımı, İsveç’e Göteburg’la oynamak üzere gitmiş; havaalanında dört futbolcusu en mahrem yerlerine varıncaya kadar aranmıştı. Aslında bu aramayı yapanların sağlık durumları da araştırmalı ya... Neyse. Ne aradıklarını şu an hatırlamıyorum. Çok önemli değil.  

Avrupa, sosyal demokrasisinin beşiğiydi, o İsveç. Sn. Ecevit’in hayranlık duyduğu bir rejimdi. Gözümüz kulağımız bu ülkenin üzerindeydi. Nasıl başarmıştı bu kadar demokrat olmayı, sosyal eşitliği, refah ile birlikte sağlamayı? Bütün bu soruların cevabını artık biliyoruz. Konumuz bu değil. Geçiyoruz. Demokrasinin bu kadar güçlü kurumsallaştığı ve içselleştiği İsveç, bir spor karşılaşması için ülkesine gelen bir takımın futbolcularına elle tacizde bulunmuş, onların onurunu ayaklar altına almıştı.  

Ülkemizin o günlerde nasıl tepki verdiğini hatırlamıyoruz. Aklımızda kalan tek şey, dört milyon nüfusu olan, bir kaç yüz yıl önce kralının Osmanlı’ya sığındığı bir ülkenin, buna cesaret edebilmesiydi.  

Yıl 2006... Aradan yirmi bir yıl geçmiş. Yer bu kez Danimarka. Avrupa Birliği ile müzakereleri yürüten baş sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, ülkeye giriş yaparken üstü aranmak isteniyor. Sn. Babacan genç bir politikacı olarak bize ilham veriyor. Konuya yaklaşımı da oldukça nazik ve “anlayış- hoşgörü” kültürümüzün bir ifadesi gibi, yatıştırıcı mesaj taşıyor:

Havalanındaki olay iletişim kopukluğundan kaynaklandı” (1)

Ne güzel...  

Sayın Bakanımızın yapmak istediği şeyi anlıyoruz. Ama içine girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği’nin bir ülkesinin ne yapmak istediğini anlayamıyoruz. Bunu tam olarak anlayamadığımız için belki de Avrupa Birliği’ne girmeye hazır değiliz!  

Geçtiğimiz aylarda bir akrabamın Fransa’da havaalanı içinde yaşadıklarını aktarmıştım. (2) Tek kelime Fransızca bilmediği; ama mükemmel İngilizcesiyle sorduğu bütün sorularına yer görevlilerinin kendi lisanlarıyla cevap verip alay etmeleri karşısında yalnız, genç bir kızın yaşadıklarını bir kere daha hatırlıyoruz.  

Bakan düzeyindeki kişilerin üst düzey diplomatik dokunulmazlıkları vardır. Normal şartlar altında x-ray cihazından bile geçiremezsiniz. Elini kolunu sallayarak girip çıkarlar. Hadi ülkenizde yaşayan bir diplomatın ailesini taşıyan aracı trafikte durdurun da içini aramaya kalkın. O ülkenin dışişleri size dünyada cehennemi nasıl yaşatıyor... Denemesi bedava.  

Danimarka’dan özür gecikmiyor elbette. Ne de olsa uygarlık. Adamlar eşek değil ya, yaptıkları hatayı hemen anlıyorlar. “Bu talihsiz bir olaydır, kesinlikle. Aramayı yapan şahısların yeterli bilgisi yoktur, karşısındakinin bakan olduğunu bilmemektedir(?)” gibi çok alışıldık insani hatalar karşısında “anlayış” beklenmekte ve Türkiye’nin konuyu uzatmaması umulmaktadır. (3) 

Bizim doğulu hoşgörümüz var ya... Avrupalı da bunu biliyor artık. Ver Allahım ver! Bakalım ne kadar hoşgörülüyüz, değil mi? Bu da müzakerelerin bir parçasına dönüştürülebilir. Avrupa Birliği tekke kapısı ya; sizin anlayışınız, hoşgörünüz her fırsatta testten geçirilebilir, hiç ummadığınız anda yapacağınız bir yanlış pahalıya patlayabilir. Biz nasıl Yunus Emrelerin Mevlânaların torunları oluruz yoksa?  

Sakınan göze çöp batarmış, derlerdi de inanmazdık.  

Bir arama haberi de kıta Amerikası’ndan geldi. Uygulamanın olduğu mekan Beyaz Saray. Dünya imparatorluğunun üssü, merkezi. Her insan elini kolunu sallayarak giremiyor elbette. Hele 11 Eylül sonrasında kuş uçurtulmuyor, her giren çıkan gözlem altında, gelen gidenin seceresi araştırılıyor, neredeyse.  

Ama gelin görün ki, Türkiye’nin Genelkurmay İkinci Başkanı Beyaz Saray’a girerken x-ray cihazı uyarı verir; kapıdaki görevli de üstü metal yıldızlarla, brövelerle dolu askeri üniformalı adamı durdurup, üst araması yapmaya kalkar. Orgeneral rütbesi takmış bir askerin elbette farklı bir tutumu olacaktır. Onun siyasi menevralar içinde politik davranışlar sergilemesi beklenemez. Bir ülkenin sınırlarının güvenliğinden, yani onurundan da sorumlu bir üniforma ile dolaşan kişinin tutumu, görevine ve taşıdığını maneviyata yakışır olması gerekir.  

Orgeneral sırtını Beyaz Saray’a dönüp, orayı hızla terk etmiş, oteline dönmüştür.  

Bak şu Türklerin yaptığına...” 

Haberin devamını (yorumsuz) Hürriyet’ten beraber okuyalım şimdi... 

"Dönün" ricası

Hoş olmayan gelişmeden haberdar olan Crouch, Orgeneral Saygun’u Washington’da kaldığı otele geri dönerken yolda telefonla arayarak özür diledi ve Beyaz Saray girişinde gereken önlemin alındığını belirterek yeniden davette bulundu. Ancak Saygun, ABD’den yapılan davetle bu ülkede bulunduğunu, yapılan uygulamanın şahsıdan öte Türk halkına ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir saygısızlık olduğunu belirterek, Crouch’un "Beyaz Saray’a dönün ricasını" geri çevirdi.

Otele gelin, ağırlayalım

Orgeneral Saygun, arzu etmesi takdirde Crouch’u kendisinin otelde ağırlayabileceğini söyledi. Bunun üzerine Crouch, hemen Saygun’un kaldığı otele gitti ve daha önceden planlanmış görüşme gecikmeli de olsa gerçekleşti. Crouch, görüşmeye başlamadan önce, Beyaz Saray’daki güvenlik önlemi düzeneğinin birinci derecede olduğunu, kapıdaki görevlilerin ziyaretten haberleri olmadığı için yanlış bir uygulama yaptıklarını belirterek, bir kez daha özür diledi. Crouch, yapılan uygulamada herhangi bir kasıt aranmaması ricasında da bulundu.” (4)

Özürün içinde yeralan mazerete gözümüzün takılmaması neredeyse imkansız. Kapıdaki birinci derecede güvenlikten sorumlu görevlinin ziyaretten haberi yokmuş. Buradan şu sonuç çıkarılabilir. Demek ki, Beyaz Saray’a giren çıkan pek de öyle kontrol edilmemektedir. Elini kolunu sallayan girip çıkabilir. İstediği bilgiyi edinebilir. Ayrıca, dünya imparatorluğunun yönetim üssünün girişindeki bulunan “kapıcılar” karşılarında duran askeri üniformalı adamın ne olduğunu tanıyamayacak kadar eğitimsizdirler.

Bu durumda teşbihte hata aranmaz, Bizimkiler dizisindeki Kapıcı Cafer ile Avrupa Yakası’nın yeni yüzü Gaffur arasında bir kapıcı tipi gözümüzün önünde canlanmaktadır. Böylece en büyük erdemlerimizden biri olan o hoşgürülü bakış açısına yeniden kavuşabilir hatta bunun içinden gülünecek bir durum bile çıkarabiliriz.

Ne kadar güzel... 

Yani ne Avrupa ne Amerika düşündüğümüz, imgelediğimiz çapta bir gelişmişlik içinde değildir. Biz sanıyoruz ki, adamların öyle sistemleri ve haberleşmeleri var ki, ülkenin her tarafında ne oluyor, kim geliyor, kim çıkıyor hepsine hakimler.  

Öyle bir batı uygarlığı düşünün ki, on yıllar boyunca bir ülkeyi tek bir filmin(5) karesiyle görmüş, algılamış.  

Evet, bizim burada saf, hoşgörülü, anlayışlı doğulu kimliğimizin önplana çıkarılması beklenmektedir. (Aklıma nereden geliyorsa, konuyla da hiç ilgisi yok aslında, Dostoyevski’nin Prens Mişkin’i, Budala takılıyor; hayırdır inşaallah!) Yani onlar her türlü terbiyesizliği ve küstahlığı yapacaklar, biz de onları tebessümle karşılayacağız. Bu sıradan bir vatandaşa da, halkın oylarıyla meclise girmiş ve bakan olmuş bir kişiye de, kırk yıl boyunca üzerinde bu ülkenin üniformasını taşıyan en üst rütbedeki askere de yapılacak.  

Yapılsın mı?  

Ya da sıra kimde?


(1) http://www.haberler.com/haber_564968.asp

(2) http://indigodergisi.com/uzay01_12.htm

(3) http://www.haberler.com/haberf.asp?haber=566783

(4) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5468924.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=1

(5) Geceyarısı Ekspresi


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul


Beyin Göçü


Nükleere Hayır!


Uygarlığımızın Vicdanında Yargılanmak!


Yüreğimde Bir Çocuk, Yüreğim de Bir Çocuk!


Doktor Sülükler Hayat Veriyor


Resimlerle Konuşun


Düşler Atölyesi'nde Hedef 80 Bin Çocuk


X-Ray Cihazına Takılan Güvenlik Tutumu


Düşünce İkliminde Serbest Salınımlar


Gençlik Çalışmaları Birimi


Dondurmam Gaymak


Hayatımızdaki Büyüteç (astroloji)


Aralık Numeroskopu


Ayurveda


Maya Takvimi’nin Beşinci Gündüzü Başladı

 

kitap

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Fırat Erdoğan 

Üniversitelerim


Arbil Çelen

Aralık Issızı, Sızı Aralığı...


Rüya Yüksel

Her şey çok güzel olacak


Uzay Gökerman

Aşkın Kuantumunda


Can Duman

Sebepsiz Fırtına


Mahmut Şaylıkay

Mavi Çarşaflı Siverek


Serpil Ata 

İspanya=çok (sıcak×sıcak)


Mahmut Şaylıkay

En Büyük Söz, Sözcüklerde Gizlidir


Didem Çivici

Şimdi ve Burada

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  2 Eylül 2008 TSİ 00:00