Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Uzay Gökerman

Suların Çekilmesiyle Gelecek Kıyamet 

Bundan tam on yıl önce Miktad Kadıoğlu’nun Cuma günleri Açık Radyo’daki meteorolojik ve ekolojik yorumlarını dinlerken, Türkiye’nin ileride büyük bir kuraklık yaşayacağına ilişkin yaptığı “kehanet” yorumlarını gözümün önünde canlandırmaya çalışırdım.  

Zaman ne kadar çabuk akıyor... Bir de bakmışım ki; 2007 gelmiş! 

Büyük tufanın üzerinden beş bin yıl kadar bir zaman geçmiş olmalı. Her yerin su ile kaplandığı ve okyanusun üzerinde küçük bir cevizkabuğu gibi yüzen Nuh’un Gemisi üyelerinin başka dertleri olduğu kesin.  

Anadolu, üç kıtanın tam ortasına Tanrı’nın özenle yerleştirdiği bir kara parçasıdır. Tarihteki bütün imparatorluklar bu coğrafyanın üzerinde tutunmaya gayret göstermiştir. Anadolu, sadece bizim vatanımız olduğu için değil; üzerindeki kaynaklarının zenginliği ve bitip tükenmezliği ile cennettir. 

Tüfeğin icadı nasıl mertliğin bozulmasına neden olmuşsa; sanayi devrimi de bütün güzel şeyleri birer birer yok etmiştir.

Yazılarımdaki zaman zaman orantısız güç gösterisi benim tipik teknoloji/sanayi düşmanı, muhafazakâr, naturalist romantik biri olduğum düşüncesinin oluşmasına neden olabilir. Fransız Devrimi’nin kuramsal öncüllerinden olan Jean Jacques Rousseau kuşkusuz benden çok daha radikal bir “doğaya dönüş” romantiğiydi.  

Evet, bizim yazılarımız gelişimin güçlü çarkı arasında ezilmeye mahkûm romantik cümlelerdir. Her dönem olmuştur; bu dönem çok daha fazla olacaktır. Hiç kimse kalmasa da ben bu yolda direnişimi sürdüreceğim.  

Su çok ayrı bir kültürdür. “Suyla gelen kültür” çok yerinde bir söylemdir.  

Canlı varlık tüm doğasını suya borçlu olduğu için, suyun olduğu yerde gelişir, güçlenir. Suyun olmadığı yer çöldür. Çölün ne olduğunu tanımlamama ihtiyaç yok diye düşünüyorum.  

Anadolu üç tarafı denizlerle çevrili bir kara parçası olduğu için değil, ayrıca her noktasında su olduğu için yaşanabilir cennettir. Yoksa Arabistan Yarımadası’nın da üç tarafı su ile çevrilidir.  

Söz Arabistan’dan açıldığı için eklemek gerekebilir. Çölde su kuyularının çok önemi vardır. İslamiyet’in ilk döneminde Hz. Peygamberin yaptığı savaşlardan bir tanesi bu kuyular yüzündendir. Arabistan’da "İslamiyet Rönesansı"nın tamamlanması ve Arapların tekrardan “kabileleşmelerinden” sonra her kabilenin bir su kuyusuna hâkim olduğunun bilgisini okuyoruz. Hatta birbirinin kuyularından izinsiz su kullananların, içenlerin öldürüldüğü, bitmek bilmeyen kan davalarının olduğunu... Suyun olmadığı yerdeki yaşama kültürden söz ediyoruz...  

“Çöl insanı” diye bir kavram var. 1980’lerin en meşhur filmlerinden bir tanesi Mad Max’i hatırlayabiliriz belki...  

“Dağıtmayalım efendim...”  

Anadolu her sene biraz daha kuruyor. Suların çekilmesine şahit oluyoruz. Yine on yıl önce güneye yaptığım bir yolculukta Tuz Gölü’nün karayoluna kadar yükselmiş uçsuz bucaksız görüntüsüne bakarken, on yıl sonrasının susuzluğunu hayal edebilmem imkansızdı.  

Beyşehir Gölü’nün 25 metreyi bulan derinliğinin artık yer yer 60 cm.’e kadar düşmüş olduğunun haberini okurken, Anadolu’nun ölmeye başladığını düşünmeden edemiyorum.  

Anadolu’nun bitmez sanılan yeraltı su kaynaklarının bile tükendiği haberleri geliyor... 

 

Büyük Menderes bu sene ilk defa kurumuş...  

İçinde bir yaz geçirdiğim için biliyorum, Söke Ovasının çeltik tarlalarının susuz kalacağını rüyamda görsem inanmazdım, diyebiliyorum.  

Sorun İstanbul’un susuzluğu değil. Orada yaşıyor olmama rağmen bu beni korkutmuyor. Çünkü İstanbul’un su sorunu tam iki bin yıllık. İstanbul büyük metropol; elbette susuz kalabilir; etrafındaki kentler onu besleyebilirdi. Oysa bugün İstanbul’a su sağlayacak kaynaklar da kurudu.  

Bu yazıda; “şöyle yapmalıyız, böyle önlem almalıyız” cümleleri okuyamayacaksınız. Çünkü tüm insanlığın ortak sorumluluğu; ya da sorumsuzluğu. Bir avuç, hadi abartmayalım, bir mahalle büyüklüğündeki bir grubun bitmek bilmeyen para kazanma arzusunun bizleri getirdiği nokta. Gerisini düşünmeden, hiç de umursamadan gerçekleştirilen teknoloji çılgınlığının hazırladığı son! 

Daha ilaç sanayinin ürettiği atıkları ne yapacağını çözememiş bir sistemin dayattığı nükleer enerji saçmalığı. Anadolu Yarımadası’nı çeviren denizler, zehirli atıklarla dolmuş durumda; yetmiyor, bir de toprağı da zehirliyorlar. Bundan bin yıl sonra yaşayan insanlar bu varillerin içinde ne olduğunu merak ederek kazılar yapacaklar.  

İnsanlık başedemeyeceği bir oyuna kalkışmış durumda. Zamanı hızlandırarak, kıyametini de yakınlaştırıyor.  

“Su tasarrufu yapalım!” 

Kendimizi kandırmayalım, elbette su israfı da büyük bir sosyal sorumluluktur; ancak konu tasarrufun çok ötesine taşınmıştır. Türkiye ilk kez büyük bir kuraklık tehlikesi ile karşı karşıyadır. Üstelik kuraklık sadece susuzluk anlamına gelmiyor. Peşinden bir sürü hastalığı, yepyeni çözümsüzlükleri taşıyor.  

Kuşkusuz sorun sadece Türkiye’nin tek başına çözebileceği bir büyüklükte değil. Anadolu kuraklıktan kırılırken, Britanya Adası da sellerle uğraşıyor. Sel daha mı iyi? Asla! O da toprak adına ne varsa alıyor götürüyor.

“Efendiler!” (Peh, neyin efendisiyse...) 

Ölüyoruz. Hep bereber suyun çekilmesiyle gelecek kaosu bekliyoruz.  

Kıyamet senaryoları için dudak bükenlerimiz olabilir. Ama kıyamet kapıda... Kimbilir belki de insanoğlunun kurtuluşu için bu büyük kıyameti de yaşaması gerekiyor.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor. İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

“Hippie”ler Yeniden Doğuyor


Heykellerin Üstadı


Suların Çekilmesiyle Gelecek Kıyamet


Nazca Çizgilerinin Sırrı


Kadının Adı


'Engel'lenemeyen Çocuklar


Pembe Hayatın Kaldırım Serçesi


Gençlik ve Ergenlik Şeytanları


Yeni Dünya Düzeni ve Terörizm


BDönmesi Hayatı Zorlaştırıyor


Anti-Yaşlanmanın Vitaminleri


Beyin Sağlığı İçin Öneriler 


Kelaynaklar Göç Yolunda


Yüzylların Uyuyan  ilçesi: Lice


Her Şeyin Teorisi Bir Mi?


Atatürk’ten Öğrendiğim Bir Şey Var


Hala, Her Yerde, Dönüyorsun...


Dijital Magandalık 


Gömürgen’de 14 Gönüllüyüz! 


"The Secret" Hatalarına Çok Yönlü Bir Bakış


Alfred Adler, İnsan Çabalarının Temeli; Yetersizlik Duyguları


Tanıdık Yabancı

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Melda Güngül

Özgürlük İllüzyonu


Hale Karaarslan

Özgür İnsan Olmak


Can Duman

Doğru Kalemin Yazdığı Yanlış Yazılar 


Hale Karaarslan 

Sevgide Yok Olmak 


Meliha Başal

Küçük Sevinçlerimizi Kaybettik


Didem Çivici

Hu


Tuğçe Karaarslan

Dört Gün


Rüya Yüksel

Evren Boşlukları Sevmez


Eray Çetinkaya

Bu Ego’yu Sevsek Mi? 


Asu Sanem Kaya

Tanrı; Bir de Yaşamdır, Yaşam; Bir de Tanrıdır


Didem Çivici

Mor Yağmur 


Nilgün Doğan

Düşlerimdeki Yaşam - III


Burcu Akar

İçimizdeki Bizden Sesler


Didem Çivici 

Özlem


Gürhan Faik Yeğit

Biraz da Tabiatı Sevmeyi Öğrenelim

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00