Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Uzay Gökerman

Köşe Yazısı, İstanbul

Mutlak İktidar

Seçim sonuçlarından herkes kendine göre bir ders çıkarmaya; popüler söylemle “okumaya” çalışıyor. Öncesinde yaptığımız tüm analizleri alt üst eden bir tablo ile karşı karşıyayız. Kazananlar ve kaybedenler var kuşkusuz. Kazananları kutluyor; kaybedenlere geçmişler olsun diyoruz.  

Öncelikle; % 47 çok ciddi bir oran. Bunun meclise yansımış şekli bir istikrar tablosu yaratmış olsa da, önümüzdeki seçimlerde barajın % 5’e çekilmesinin çok daha demokratik ve rasyonel olacağını düşünüyorum.  

Neden mi?  

Bağımsızlar % 5,19’luk oran ile meclise 26-27 milletvekili sokarken; DP, 1.898.679 oy ve % 5,41’lik oran ile dışarıda kalması sistemimizin “temsil” eksikliğidir.  

2002 Seçimleri mecliste tek partili bir iktidar yaratmıştı. 2007 Seçimleri Mutlak İktidar’a dönüştü. Önceki seçimlerin üzerinde duran tüm gayrimeşru tartışmaların da tamamen ortadan kalktığını görüyoruz.  

Herkes “neden böyle oldu?” sorusunu soruyor. AKP nasıl oldu da %34’lerden % 47’lere hangi güçle tırmanabildi?  

Akla gelen ilk yorum; cumhurbaşkanlığı süreci, askerin e-bildirisinin etkisinin toplumda ters tepki uyandırmış olması. 

Çok doğru ve büyük bir ivme yaratsa da; asıl önemli olan ekonomik stabilitenin korunması olduğunu görebilmeliyiz. AKP’nin ekonomi-politikalarının alternatifsiz olduğunu seçimlerden önceki yorumlarımızda da yazmıştık. CHP ve MHP’nin bu anlamda hiçbir yeni açılım yaratamadığı bilinen bir gerçektir. Bu gerçek, 2001 yılındaki gibi, yok yere çıkmış bir inatlaşmanın yaratacağı ikinci krize neden olmasın diye sandıkta büyük ve mutlak çoğunluk iktidarına dönüşmüştür.  

Haziran ayında e-bildiri üzerine yazdığım yazıyı şu cümlelerle bitirmiştim.

“...Sonrasında, işleyen normal süreç durdu, belki yıpranmasın kaygısı ile gizli tutulan cumhurbaşkanı adayımız bir anda ortada kaldı; anayasa mahkemesinin de ilk seçimi iptal edişi ile Türkiye şu an içinde bulunduğumuz ve bizim de uygun gördüğümüz seçim sürecine girmiş oldu.

Bu kadar gürültü patırtıya gerek var mıydı? Öncesinde bu görülebilir, önlem alınabilir, engellenebilir miydi?  

Bunun cevabını 22 Temmuz 2007 Pazar gecesi saat 21:00’de daha iyi görebileceğiz.  

Öncekiler gibi, e-açıklamanın hemen muhtıra addedilmesiyle girilen bu seçim sürecinin sonunda eğer iktidar partisi oy oranını koruyarak, hatta arttırarak çıkarsa başka bir şey düşüneceğiz, tartışacağız; mevcut görünüme göre beklenenden farklı bir sonuç çıkarsa bambaşka şeyler...  

İşte o zaman belki de iktidarın cumhurbaşkanlığı seçimini iyi yönetemediği yönündeki düşüncemiz tam tersine dönüşedebilir...” (1)

Her seçimde keramet vardır. Seçim her zaman demokrasinin önünü açan sonuçlar üretir. Krizlerin seçimle aşıldığı süreçler daima kalıcı dersler bırakır.  

Nisan ayında bir krize dönüşmüş olan cumhurbaşkanlığı seçiminin önümüzdeki dönemde kolaylıkla aşılacağına inanıyorum. Aşılması gerektiğine de... “Mutlak İktidara” dönüşmüş bir hükümetin kendisine uyumlu bir cumhurbaşkanı ile çalışmasından daha doğal bir şey yoktur. Buna ayar yapma ihtiyacı duymak her adımda “antidemokratik pratikler” yaratmaktadır.  

Halkın kendisine ana muhalefet yapma görevi verdiğine inanan ya da bu şekilde avunan CHP’nin meclisi bir kere daha kilitleme diye bir lüksü yoktur; kalmamıştır. Nasıl seçim sonuçlarını kabullenmek zorundaysa; ülke genelinde her iki seçmeninden bir tanesinin oyunu almış bir partinin cumhurbaşkanı adayını içine sindirebilmelidir.  

AKP’nin yine de bu seçim sürecini bir öncekinden aldığı derslerle daha uzlaşmacı bir yöntemle götürmesi gerektiğini düşünüyorum. Nasıl Abdullah Gül adaylığı açıklandıktan sonra mecliste ‘bir’ üyesi olan her partiye teker teker gittiyse; bugün, sürecin en başında partili ya da bağımsız olsun herkesle teker teker görüşmeli, görüşünü almalı, düşüncesini paylaşmalıdır.


22 Temmuz Genel Seçimi akşamı Taksim Meydanı


Demokrasilerde Mutlak İktidar rahat hareket etme yeteneği demektir. Sayın Başbakanımızın güçlü egosu nedeniyle kendisine yönelen her eleştiri karşısında aynı üslupla karşılık verme alışkanlığı vardır. Mersinli çiftçi ile konuşma üslubu onun en çok eleştirilen tavırlarından biriydi, seçimler öncesinde. Sn. Erdoğan kendi “iktidarının” zayıfladığını hissettiği anlarda kontrolünü kaybediyor. Artık ülke içinde % 47’lik bir desteği arkasına aldığından böylesi çıkışlara ihtiyaç duymamalı; rahatlığını koruyabilmelidir. Mutlak İktidar’ın bir diğer yüzü ise; “merhamettir.” Başbakan sahip olduğu inancı gereği bunu zaten çok iyi bilmektedir.

 

Ülkemize nasıl oldu da Mutlak İktidar geldi? 

Bununla ilgili birçok yorum okuyoruz. Ben altı çizilmeyen ve öne çıkarılmayan bir başka temel unsuru söylemek istiyorum.  

Nedir bu?  

İdeolojik aygıtlar. Üstyapı kurumları.  

Bir ülkenin düşünme mekanizmasını oluşturan ve ideoloji üreten aydın “sınıfı” daha önce profilini çizmeye çalıştığımız nedenlerden ötürü bugün AKP’nin saflarına geçmiş ve Mutlak İktidar talebini dile getirmiştir. Geçmişte solda yeraldığını gördüğümüz bir çok “militan” kimlikli kişinin bile AKP ile aynı söylem içinde olması çok belirleyici bir güç olmuştur. Bu saflaşmada yeralan her kişinin aynı inanç ve beklenti içinde olduğunu söyleyemeyiz. Herbirinin “hesabının (account olarak anlaşılmalıdır)” farklı olduğu muhakkaktır. Karıştırmıyoruz! 

Önümüzdeki dönemde bu sözünü ettiğimiz üstyapı kurumları-ideolojik aygıtlar ile ilgili daha detaylı açılımlar getirmeye çalışacağız.  

 

Küçük bir not: muhalefete

Oyunu % 100 arttığını söyleyen MHP dahil tüm partiler bu seçimleri kaybetmiştir. En büyük yenilgi kuşkusuz sosyaldemokrat bir parti olduğunu iddia eden CHP’nindir. Teşbihte hata olmasın, “artık deniz bitmiş; kara görünmüştür.” Deniz araçlarıyla karada yol almak mümkün değildir. Muhalefet tam 4,5 yıl boyunca hiçbir şey yapmadan beklemiş, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ve sırasında oluşan toplumsal muhalefetin yarattığı dalganın üzerine çıkıp surf yapmaya çalışmıştır. Ama her dalganın bir kırılma noktası da vardır. Kendi dinamiklerini çalıştırmadan, bir motor gücüne sahip olmadan daha fazla hareket edebilmek nereye kadardır? İşte, manzara ortada, buraya kadar!

Bağımsızlar meclisimize zenginlik katacaktır. Yeni meclis sıralarında kendisine üstelik İstanbul’dan seçilerek bir yer bulan Ufuk Uras’ı yeri gelmişken tebrik ediyorum. İdealleri ve düşüncelerini gerçekleştirebileceği bir çalışma ortamı bulabilmesini umuyorum.


(1) Darbelerin Ürettiği Şartlı Refleksler Haziran, 2007 ~ İndigo Dergisi

(2) Aydın Olgusu Mayıs, 2007 ~ İndigo Dergisi


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor. İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Beyin Dili Nöroterapi


Dünya Dışı Yaşam


Mutlak İktidar


Demokrasi Üzerine Bir Derleme


"Gündemimiz Çok Sığ"


Su Kıtlığı Mücadelesine Çağrı


Eğitime Gönüllü Desteği


Medyanın Şekil Verdiği Çocuk


Twixt


Bir İnsan Yaratıyoruz


Sürü ve Yetkeci Çobanlar


Çok Bilinmeyenli Dönemeçler


Eşcinsellere Eşit Hak ve Özgürlükler


Kuantum Anlayışı ile Maddeden Enerjiye


“Hiperaktif Oğlum”

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Zuhal Keresteci

Bugün ve Sanki


Hale Karaarslan

Sevgi En Derinlerimde


Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz Tanrısallık-2


Gürhan Faik Yeğit

Kılavuzluk ve Eğitmenlik


Can Duman

Rüzgârın Hoyratlığında Mağrur Bir Yaprak Gibi Olabilmek


Buse Doğan

Sensizliğin Erguvan Hali


Didem Çivici

Martı


Rüya Yüksel

Günahlarımla Sevaplarımla Aldım Başımı Gidiyorum


Vokan Burnaz

Kristal Elma


Didem Çivici

Unicorn'a Atıf


Volkan Burnaz

Ayrılış

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00