|
Yazar:
Uzay Gökerman
Köşe Yazısı, İstanbul
Mutlak İktidar
Seçim sonuçlarından herkes kendine göre bir
ders çıkarmaya; popüler söylemle “okumaya” çalışıyor. Öncesinde yaptığımız
tüm analizleri alt üst eden bir tablo ile karşı karşıyayız. Kazananlar ve
kaybedenler var kuşkusuz. Kazananları kutluyor; kaybedenlere geçmişler olsun
diyoruz.
Öncelikle; % 47 çok ciddi bir oran. Bunun
meclise yansımış şekli bir istikrar tablosu yaratmış olsa da, önümüzdeki
seçimlerde barajın % 5’e çekilmesinin çok daha demokratik ve rasyonel
olacağını düşünüyorum.
Neden mi?
Bağımsızlar % 5,19’luk oran ile meclise
26-27 milletvekili sokarken; DP, 1.898.679 oy ve % 5,41’lik oran ile
dışarıda kalması sistemimizin “temsil” eksikliğidir.
2002
Seçimleri mecliste tek partili bir iktidar yaratmıştı. 2007 Seçimleri Mutlak
İktidar’a dönüştü. Önceki seçimlerin üzerinde duran tüm gayrimeşru
tartışmaların da tamamen ortadan kalktığını görüyoruz.
Herkes “neden böyle oldu?” sorusunu
soruyor. AKP nasıl oldu da %34’lerden % 47’lere hangi güçle tırmanabildi?
Akla gelen ilk yorum; cumhurbaşkanlığı
süreci, askerin e-bildirisinin etkisinin toplumda ters tepki uyandırmış
olması.
Çok doğru ve büyük bir ivme yaratsa da;
asıl önemli olan ekonomik stabilitenin korunması olduğunu
görebilmeliyiz. AKP’nin ekonomi-politikalarının alternatifsiz olduğunu
seçimlerden önceki yorumlarımızda da yazmıştık. CHP ve MHP’nin bu anlamda
hiçbir yeni açılım yaratamadığı bilinen bir gerçektir. Bu gerçek, 2001
yılındaki gibi, yok yere çıkmış bir inatlaşmanın yaratacağı ikinci krize
neden olmasın diye sandıkta büyük ve mutlak çoğunluk iktidarına dönüşmüştür.
Haziran ayında e-bildiri üzerine yazdığım
yazıyı şu cümlelerle bitirmiştim.
“...Sonrasında,
işleyen normal süreç durdu, belki yıpranmasın kaygısı ile gizli tutulan
cumhurbaşkanı adayımız bir anda ortada kaldı; anayasa mahkemesinin de
ilk seçimi iptal edişi ile Türkiye şu an içinde bulunduğumuz ve bizim de
uygun gördüğümüz seçim sürecine girmiş oldu.
Bu kadar gürültü patırtıya gerek
var mıydı? Öncesinde bu görülebilir, önlem alınabilir, engellenebilir
miydi?
Bunun cevabını 22 Temmuz 2007
Pazar gecesi saat 21:00’de daha iyi görebileceğiz.
Öncekiler gibi, e-açıklamanın
hemen muhtıra addedilmesiyle girilen bu seçim sürecinin sonunda eğer
iktidar partisi oy oranını koruyarak, hatta arttırarak çıkarsa başka bir
şey düşüneceğiz, tartışacağız; mevcut görünüme göre beklenenden farklı
bir sonuç çıkarsa bambaşka şeyler...
İşte o zaman belki de iktidarın
cumhurbaşkanlığı seçimini iyi yönetemediği yönündeki düşüncemiz tam
tersine dönüşedebilir...” (1)
Her
seçimde keramet vardır. Seçim her zaman demokrasinin önünü açan sonuçlar
üretir. Krizlerin seçimle aşıldığı süreçler daima kalıcı dersler bırakır.
Nisan ayında bir krize dönüşmüş olan
cumhurbaşkanlığı seçiminin önümüzdeki dönemde kolaylıkla aşılacağına
inanıyorum. Aşılması gerektiğine de... “Mutlak İktidara” dönüşmüş bir
hükümetin kendisine uyumlu bir cumhurbaşkanı ile çalışmasından daha doğal
bir şey yoktur. Buna ayar yapma ihtiyacı duymak her adımda
“antidemokratik pratikler” yaratmaktadır.
Halkın kendisine ana muhalefet yapma
görevi verdiğine inanan ya da bu şekilde avunan CHP’nin meclisi bir kere
daha kilitleme diye bir lüksü yoktur; kalmamıştır. Nasıl seçim sonuçlarını
kabullenmek zorundaysa; ülke genelinde her iki seçmeninden bir tanesinin
oyunu almış bir partinin cumhurbaşkanı adayını içine sindirebilmelidir.
AKP’nin yine de bu seçim sürecini bir
öncekinden aldığı derslerle daha uzlaşmacı bir yöntemle götürmesi
gerektiğini düşünüyorum. Nasıl Abdullah Gül adaylığı açıklandıktan sonra
mecliste ‘bir’ üyesi olan her partiye teker teker gittiyse; bugün, sürecin
en başında partili ya da bağımsız olsun herkesle teker teker görüşmeli,
görüşünü almalı, düşüncesini paylaşmalıdır.

22 Temmuz
Genel Seçimi akşamı Taksim Meydanı
Demokrasilerde Mutlak İktidar rahat
hareket etme yeteneği demektir. Sayın Başbakanımızın güçlü egosu nedeniyle
kendisine yönelen her eleştiri karşısında aynı üslupla karşılık verme
alışkanlığı vardır. Mersinli çiftçi ile konuşma üslubu onun en çok
eleştirilen tavırlarından biriydi, seçimler öncesinde. Sn. Erdoğan kendi
“iktidarının” zayıfladığını hissettiği anlarda kontrolünü kaybediyor.
Artık ülke içinde % 47’lik bir desteği arkasına aldığından böylesi çıkışlara
ihtiyaç duymamalı; rahatlığını koruyabilmelidir. Mutlak İktidar’ın bir diğer
yüzü ise; “merhamettir.” Başbakan sahip olduğu inancı gereği bunu
zaten çok iyi bilmektedir.
Ülkemize nasıl oldu da
Mutlak İktidar geldi?
Bununla ilgili
birçok yorum okuyoruz. Ben altı çizilmeyen ve öne çıkarılmayan bir başka
temel unsuru söylemek istiyorum.
Nedir bu?
İdeolojik aygıtlar. Üstyapı kurumları.
Bir ülkenin düşünme mekanizmasını
oluşturan ve ideoloji üreten
aydın
“sınıfı” daha önce profilini çizmeye çalıştığımız nedenlerden ötürü bugün
AKP’nin saflarına geçmiş ve Mutlak İktidar talebini dile getirmiştir.
Geçmişte solda yeraldığını gördüğümüz bir çok “militan” kimlikli kişinin
bile AKP ile aynı söylem içinde olması çok belirleyici bir güç olmuştur. Bu
saflaşmada yeralan her kişinin aynı inanç ve beklenti içinde olduğunu
söyleyemeyiz. Herbirinin “hesabının (account olarak anlaşılmalıdır)”
farklı olduğu muhakkaktır. Karıştırmıyoruz!
Önümüzdeki dönemde bu sözünü ettiğimiz
üstyapı kurumları-ideolojik aygıtlar ile ilgili daha detaylı açılımlar
getirmeye çalışacağız.
Küçük
bir not: muhalefete
Oyunu
% 100 arttığını söyleyen MHP dahil tüm partiler bu seçimleri kaybetmiştir.
En büyük yenilgi kuşkusuz sosyaldemokrat bir parti olduğunu iddia eden
CHP’nindir. Teşbihte hata olmasın, “artık deniz bitmiş; kara
görünmüştür.” Deniz araçlarıyla karada yol almak mümkün değildir.
Muhalefet tam 4,5 yıl boyunca hiçbir şey yapmadan beklemiş, cumhurbaşkanlığı
seçimi öncesi ve sırasında oluşan toplumsal muhalefetin yarattığı dalganın
üzerine çıkıp surf yapmaya çalışmıştır. Ama her dalganın bir kırılma noktası
da vardır. Kendi dinamiklerini çalıştırmadan, bir motor gücüne sahip olmadan
daha fazla hareket edebilmek nereye kadardır? İşte, manzara ortada, buraya
kadar!
Bağımsızlar meclisimize zenginlik
katacaktır. Yeni meclis sıralarında kendisine üstelik İstanbul’dan seçilerek
bir yer bulan Ufuk Uras’ı yeri gelmişken tebrik ediyorum. İdealleri ve
düşüncelerini gerçekleştirebileceği bir çalışma ortamı bulabilmesini
umuyorum.
(1)
Darbelerin
Ürettiği Şartlı Refleksler Haziran, 2007
~ İndigo Dergisi
(2)
Aydın Olgusu Mayıs, 2007
~ İndigo Dergisi
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|