Sayı 59 | Ağustos 2010                Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sinema Life

Nasıl Daha İyi Yaparım?

Mor İnovasyon

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

Yazar: Uzay Gökerman

Bilgiye Açılan Yol

“Bilgiye açılan yol herkese açılmış bir yoldur.” diyor, Paulo Coelho, Pilgrimage - Hac isimli romanında... 

Bundan yıllar önce, içinde bulunduğum düşünsel yapılanma içindeki ayrışmalar ve ayrılıkların nedenini anlamaya çalışırken, o dönemin koşullarına ve anlayışına göre oldukça “saf” bir yaklaşım geliştirip, “birlik” olmaktan, bir araya gelmekten ve bunun işin doğasından kaynaklandığını tartışmaya, anlatmaya ve yazmaya çalışmıştım. Elbette bilmediğim gerçekler vardı; ayrı olmanın bir tarihi vardı. Her şeyi bir anda hazmetmek mümkün değil. Ama insan yeni bir hareketin, düşüncenin, bilginin ya da her neyse o işte, içine girdiğinde, heyecandan, hevesten, taşıdığı pozitif enerjiden olacak, iyi olsun, güzel olsun, hadi olsun, diye düşünüyor.  

Saflık bu işte... Kirlenmemişlik...  

Tarih bize yaşanılan geçmişin bir bakıma kirlenmişliğini anlatıyor. Ne kadar öğreniyorsak, bir o kadar anlıyoruz ve o kirlenmişlik bizi de içine almaya başlıyor. Farkındalık dediğimiz, aydınlanma aslında pozitif bir şey taşımıyor. Çünkü bilmek bizi bir anlamda daha fazla hesap yapar hale getiriyor.  

Bir süre sonra içinizdeki heyecan bitiyor; dahası kırılıyor. Düzenin içinde ona uyumlu çalışmaya başlıyorsunuz. Ayrışmalar daha bir anlaşılır oluyor, çünkü yıllar önce bunların tohumları atılmış, bizden önceki ağabeylerimiz bizlerin bir arada olamayacağımıza karar vermişlerdi. Ve mutlak suretle de haklıydılar. Haklılıklar öylesine güzel formülasyonlarla açıklanıyordu ki, sizi bir anda ait olduğunuz şeye daha bir bağlı hale getiriyordu.  

İnsanlığın bölünmesi de buna benzer bir tarihten geçiyor kuşkusuz. Tabii en derin olanı, güçlü güçsüz üzerine kuruluyordu. Güçlü olan diğerini kendine hizmet eden haline sokuyor ve bu en büyük düşmanlığı ortaya koyuyor; yenilen, yenenin kölesi oluyordu. Dünya nimetlerinden daha fazla yaralanıyor, bütün zenginlikler onun olsun istiyor; oluyordu da.  

İşte o benim ilk kirlenmişlik deneyimi yaşamaya başladığım sıralarda aklımın bir türlü kabul edemediği şeylerden bir tanesiydi, bu. Maddi olan birbirini tamamlayan bir bütünlükteydi. Görebildiğimiz ya da göremediğimiz bütün nesnel varoluşlar mükemmel bir uyumla bir arada duruyordu, bir tek insan bu uyumun içinde uyumsuzluk yaratıyordu. Onun içindeki huzursuzluğun bir sebebi olmalıydı. Benim huzursuzluğumun bir kaynağı olmalıydı.  

İdeolojiler sınıfsal ayrılıklara dayanıyordu çoğunlukla. Ama dinsel ayrılıklardan kaynaklanan büyük kopuşlar ve kavgalar vardı. Din savaşları. Metaryalizm, düşünsel olanın bütün kaynağının madde olduğunu ifade ediyordu. Ama bunu kendi açıklamasının içinde boğup, düşünselliğinin dışında bir açıklamayı da reddediyordu. Örneğin idealizm kabul edilemezdi, çünkü onun fikriyatı da maddeyi ikincil yapıyordu.  

Yine o yıllarda bu soruna kendimce cevaplar veriyordum. Bugün de inandığın şeyi yazıyorum şimdi.  

Metaryalizmin de idealizmin de insanın beynindeki fikri üretim sürecinden oluştuğuna kuşku yok ve insan beyni bütün gerçekliği kendi içinde dönüştürebilme, yorumlama yeteneğine sahiptir. Her iki başlangıç da kendi içinde doğru ve sonsuza kadar haklıdır.  

Bugün ben hâlâ maddi varoluşun varlığına inanıyorum. Ama onun yanı sıra bir başka gerçeklik daha olmalı. Hani yukarıda dedik ya; insanı maddi mükemmelik içinde uyumsuz hale getiren, bir huzursuz yapısı var. Bu nokta önemli. Çünkü yıllarca bir cevap bulmaya çalıştım.  

“Bilgiye açılan kapı herkese açılmış bir kapıdır.”  

Şimdi aynı yerdeyiz demek ki? Bilginin sonsuz bir kaynağı var. Aklımızın ise bir sınırı... Bilgi bizim kavramakta zorluk çekeceğimiz bir boyuttan geliyor. Evet bu anlamda bilgiye mistik, ya da metafizik bir tanımlama vermekten hoşlanıyorum. Elbette bu benim tercihim olan bir şey değil ama bana açılan kapıdan bu şekilde girip, algılıyorum. Bu şekilde algılıyorsam o zaman bilginin böylesi bir boyutu olduğunu da bilmem gerekiyor; aynen yanımdaki arkadaşımın başka bir kapıyı seçtiği ve farklı bir şeyi söylemesindeki ayrışmanın da aynı yerden sebeplenmesi gibi.  

Şimdi girişte yaptığım alıntıyla oynayacağım biraz. Benim huzursuzluğum sebebi nedir? Mutsuzluk ve fazlasıyla da tatminsizlik. Bir başka şekilde düşünürsek de, gelirken anlattığımız şey; bir başkasının varlığına ya da düşüncesine tahammül edememek. Ya da onun sahip olduğu şeyi kıskanmak. Eksik olduğunu hissetmek. Sevememek, sevilmemek; ki bu saydığımız şeylerin bir sonucu oluverir.  

Mutluluğa açılan yol, herkese açılan yoldur, demek istiyorum. Eksiklik duyduğum her şeyi, aslında yanımdaki tamamlıyor. Her şeye sahip olamam.  

Bundan bir kaç yıl önce, bir dönem yoldaşlık yaptığımız bir arkadaşımla telefonda konuşuyorduk. Daha fazla para kazanmak istiyordu. Hep biraz daha fazla. Ne yapacağını sormuştum, kendisine. Bir ev alacağını söylemişti, sonra? Bir tane daha, yazlık. Sonra diye devam etti sohbetimiz. Bir tane daha diyerek sürdürdü. Sonra arabaya geçti. Arabalar alacaktı daha fazla kazandıkça. Süreki kazanmak ve sürekli de harcamaktan söz ediyordu. Düşüncesinde bir tutarsızlık yoktu. Arzusu buydu. İçindeki boşluk öylesine büyüktü ki, doldurmaya ancak evler arabalar ve daha başka şeyler gerekiyordu. Ve yine de dolmuyordu. Paylaşmak aklına bile gelmiyordu.  

Oysa yıllar önce paylaşmaktan, hakça bölüşmekten söz ediyorduk. Bu düşünce o zaman yanlış mıydı? Hayır! Biz ona inanmış mıydık? Evet. Peki sorun neredeydi? 

Bir yol üzerindeyiz. Yürüyoruz; zaman zaman koşuyoruz; duruyoruz, seyrediyoruz... Bir sürü şey yapıyoruz. Doğum ile ölüm arasındaki boşluğu dolduruyoruz. Her iki yer aslında tek bir kaynak. Çırılçıplak gelip, çırılçıplak geri dönüyoruz; yeniden doğmak üzere. Bedenimizin ve ruhumuzun bir kapasitesi var. Sahip olabilmenin de öyle. Baharın ilk gününde açan mimoza ağaçlarının hepsine sahip olmak isterim, ben. En büyük hayalimdir. Mümkün mü? Hayır. Aslında onu ağacında izlemek çok daha büyük mutluluk.  

Yol üzerinde yürüyor olmak en büyük mutluluk olmalı. Dünyamız, içinde bulunduğu uzayla birlikte çok ama çok güzel. Ve mutluluğa açılan yolun hepimze açıldığını bilmek de öyle. O yolun hepimizin ortak yolu olduğunu ve ortaklaşa güzelleştirdiğimizi, yürünebilir yol haline getirdiğimizi fark etmek de...

İstanbul içinde yürünmesi gereken yollardan bir tenesi olan Aya Yorgi tırmanışını, yüzyıllarca ne kadar çok insanın yaptığını, o yolun bir anlamda bu yürüyüşlerin bıraktığı izden oluştuğunu, her yolun bize bırakılmış bir miras olduğunu bilmek beni bir anlamda sarhoş ediyor.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Uzay Gökerman 1969, İstanbul doğumlu. Makina Mühendisi olarak çalışıyor. Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale, araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde çalışmaları var. 2001 yılından beri de yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazılar yazıyor. Detaylı bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik