|
Başyazar:
Uzay Gökerman
– Temmuz 2008
Meşrutiyetin İlanından Tam Yüzyıl Sonra
Türkiye’deki Yeni
“Nihilizm”
Nihilizm temelde; hiçbir
yere bağlı olmama, her şeyi bilimle açıklama, kurulu düzene hemen her yerde
karşı olma, ahlaki değerleri, geleneği tanımama, gerekirse alay etme,
sürekli bir yenidünya düzeni ütopyası ile yaşayıp onu da bir türlü cismani
hale getirememe gibi bir felsefesi olan akımdı. Neden
durduk yere “nihilizm” konuşma gereği duyduk?

Batı aydınlanmasının
temel sacayağı bilgiye ve bilime olan yönelimdir. Feodalizmin karanlık
atmosferinin içinde tamamen boş inanca, hurafeye, dinin yozlaştırılmasına
tutsak yaşayan batı toplumları hemen karşıtların birliğindeki ilkeden
hareketle bilimi, pozitif aklı, deneyi, soru sormayı, araştırmayı
geliştirmiştir.
“Biricik”
gerçeklik bilim olmuştur.
Karşıtların birliği ya da
çelişkisi Avrupa coğrafyasında öylesine keskindi ki, ortam tartışmayı, bir
başka alternatif var mı arayışını gerekli kılıyordu. Kurulu mevcut düzen
sorgulanıyor onun bütün aygıtları reddediliyordu.
Avrupa
ya da geniş anlamıyla batı dünyası cenderenin dışına deliği 1492 yılıyla
birlikte daha da batıya doğru deniz yoluyla yeni kara parçalarını keşfedip,
oradaki zenginlikleri kendi kıtasına getirerek açtı. İlkini doğuya yaptığı
haçlı seferleri yoluyla gerçekleştirmiş, doğunun bilgeliğini almıştı.
Batı kısa süre içinde
aydınlanmasını tamamladı, eski düzeni yıkıp yerine yenisi kurdu. Bunu
yaparken de insan aklının ötesinde hiçbir şeye izin vermemeye gayret etti.
Materyalizm güçlendi.
Bu sırada coğrafi olarak
biraz daha kapalı kalmış, kendi kaynakları ile yaşamaya çalışan Almanya ve
Rusya’da olay biraz daha aklın içinde gelişmesini sürdürdü. Güçlü ve bugün
felsefeye egemen filozofların bu dönemde buralarda yaşaması bir “rastlantı”
değildi.
Kapitalizm insanı feodal
bağlarından kurtararak atomik bir yapı haline getirmek istiyordu. Bir
taraftan feodal devleti zayıflatırken, ileride kendi kuracağı düzen için
altyapı sağlıyordu. Kapitalizmin gücü sermayeden gelir. Bugünün güçlü
kapitalist devletleri bu zenginliği başka ülkeleri sömürmek suretiyle elde
etmişlerdi. Eğer bugün Dünya Bankası eliyle gerçekleştirdikleri kredilenme
ve borçlandırma sistemi geriye doğru işletilirse, bu ülkelerin yıllarca
sömürdükleri diğerlerine altından kalkamayacakları bir faizi de ödemeleri
gerekirdi. Ama sistem öyle işlemiyor.
Almanya ve Rusya gibi
ülkelerin sömürgesizlikleri ve kendi kaynakları ile yaşamaya gayret
etmelerinin sıkıntıları bir sonraki yüzyılda çok daha net ortaya çıkacak,
Almanya’nın iki dünya savaşına neden olacağı görülecektir.

Osmanlı İmparatorluğunda
da farklı bir görünüme bürünen, “batı kapitalizmi gibi güçlü olma,
zenginlik özentisi” başka bir “nihilizmi” doğurmuştur.
Nihilizm temelde; hiçbir
yere bağlı olmama, her şeyi bilimle açıklama, kurulu düzene hemen her yerde
karşı olma, ahlaki değerleri, geleneği tanımama, gerekirse alay etme,
sürekli bir yenidünya düzeni ütopyası ile yaşayıp onu da bir türlü cismani
hale getirememe gibi bir felsefesi olan akımdı. Rus edebiyatının
klasiklerine meraklı olanlar o döneme ışık tutmuş bu yapıtlarda tarif edilen
bu akımın çelişkilerini de görürler, derinden yaşarlar.
Dostoyevski’nin
Cinler isimli romanı bu yapıyı net olarak ortaya koyar. Rus nihilizmi
zaman içinde çok farklı ideolojilerle bir araya gelmiş, sosyalist düşüncenin
içinde biraz olsun evcilleşmiş ya da rasyonel hale gelmiştir. Ancak Ekim
Devrimi ile kurulan düzenin de insanı mutsuz eden bir diktatörlüğe evrimi de
kaçınılmaz olmuştur.
Alman nihilizmi ise
faşizme dönüşmüştür.
Çok bire bir olmamakla
birlikte İttihat ve Terakki Hareketi’nin temelinde de Osmanlı
nihilizmini bulabiliriz. Bu hareket de benzer kaygılardan yola çıkarak
kurulu düzene bayrak açmış, hürriyet devrimine giden süreci tetiklemiş,
sonunda da ortaya Türkiye’ye miras kalmış olan darbe kültürü çıkmıştır.
Darbe kültürünün ne olduğunu araştırmak da bir başka yazının konusudur.
Nihilizm üzerine daha çok
şey söyleyebiliriz.
Neden durduk yere
“nihilizm” konuşma gereği duyduk?
Nihilizm
maddi ayağı çok zayıf, düşünce ve akıl tarafı ise oldukça güçlü bir akımdır.
Temelde her düşüncede olduğu gibi iyi niyet bulabiliriz. Kurulu düzeni
değiştirmek, sürekli evrimin devam etmesini sağlamak, daha iyi nasıl olur
sorusunu sormak kadar insan doğasına uygun başka bir şey daha olamaz, belki
de olmamalı demeliyiz.
Bugün Türkiye’de yeni bir
nihilizm akımı vardır. Yeni nihilistler gerisini düşünmeden ve fazla da dert
etmeden kurulu düzene savaş açmışlardır. Gerisini düşünmeden cümleciğini
bilerek seçiyorum, çünkü nihilizmin benim gördüğüm ya da bildiğim pratiğinde
bu var. Zaten rasyonel olmayan ya da disiplin altına alınamayan nihilist
düşüncenin derdi öyle ya da böyle mevcut ahlaki, siyasi yapı, geleneğin
tamamıdır.
Nihilizm yıkıcı bir gücü
de içinde barındırır ve yıkmak her zaman daha kolaydır.
Üç-dört
yılda büyük bir insan emeği ve düşüncesini, aklını cisimleştirerek
yaptığınız bir binayı içi ful yakıt dolu bir uçağın darbesi ile bir saat
içinde yerle bir edebilirsiniz.
Türkiye’deki yeni
nihilist akımı bir arada tutan şey Türkiye’yi var eden temel bütün değerlere
karşı olmaktır. Bu nihilist akımın paydada birleştikleri tek ortak arzu
budur; birçoğunun payda tonla fikir ayrılığı, hedefleri farklı olabilir.
Hep unutulan ya da
görmezden gelinen bir şey var. Hedeflenen şeyin cazibesine kapılıyoruz. “Zengin”
ve “uygar” batı dünyası gibi yaşamak, davranmak, hareket etme isteği.
Bu zenginliği de uygarlığı da samimi bulmadığımdan benim için bir cazibe
merkezi taşımıyor. Türkiye’nin onların geçtiği yoldan ilerleme gibi bir
şansı yok; zaten büyük oranda bu benzetilmeye çalışılan medeniyetin
egemenliği altında yaşıyor.
Bugün Amerika Irak’ta ne
yapıyor, sorusunun cevabını vermeden batı medeniyeti üzerine bir cazibe
hissedemeyiz.
Tarihten
alınacak ya da çıkarılacak dersler yoksa o zaman neden tarihe tutunuyoruz?
Bundan tam yüzyıl önce meşrutiyetin ilan edildiği Temmuz 1908’dekinden
farksız bir altyapı eksikliği ile hareket eden yeni nihilistlerimiz var.
Bunun anlamı saltanatı
savunmak, özgürlükten yana olmamak anlamı taşımıyor. Bu mantık fazlasıyla
formeldir.
1908 Devrimi Osmanlı’ya
neden mutluluk ve huzur getirmedi? Eksik olan şey İttihat ve Terakki’nin
yapısı mıydı? Yoksa başa göre şapka durumu mu vardı?
Yüzyıl sonra Türkiye’nin
yeni bir kaosa sürükleneceği o romantizminin gerçekliği var mı yok mu onu
sorgulamak.
“Bu zaman değilse ne
zaman,” sorusunun hemen peşine düşmeyecek kadar
bilinçlendik, olgunlaştık.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|