|
Yazar:
Uzay Gökerman –
Mayıs 2008
Türkiye 1
Mayıs Eşiğini Aşmalıdır!
1 Mayıs İşçi Bayramı işçi
sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Dünyanın
birçok ülkesinde resmi bayram olarak kutlanmaktadır. Ülkemizde ilk olarak
1923 yılında Amele Bayramı olarak kutlanmış olan 1 Mayıs (yazının yazıldığı
günlerde) Türkiye'de “hâlâ” resmi bir bayram statüsünde değildir.
Türkiye’de 1 Mayıs
günleri bırakın bayram olmayı neredeyse herkesin aklını kaybettiği bir gün
olarak hatırlanır ya da anılır oldu.
Dünyanın bütün normal
düzen süren ve "demokratik" ülkelerinde olağan koşullar altında büyük
bir bayram havasında kutlanıyor. Özellikle eski sosyalist bloğunda 1
Mayıs'ın hâlâ özel bir yeri var.
Ülkemiz ise bu 1 Mayıs
eşiğini aşamıyor. Bir türlü otuz yıl önce gördükleri kâbusun etkisinden
çıkamıyor, birileri.
İşte bu nedenle de
"demokrasi" dediklerinde inandırıcı olup olmadıklarına kuşku ile
yaklaşılıyor. Kimin ve ne için demokrasi talep edildiğini anlamakta güçlük
çekiyoruz.
“Tarafların” Taksim Israrı
Günler, haftalar önce
Türkiye'nin sayılı işçi sendika birlikleri, konfederasyonlar; Taksim'de
kutlama yapmak istediklerini bildirmişlerdi.
Bu istek de yoktan var
olmuş da değildir. Kimileri için, "ne oluyor kardeşim, nedir bu Taksim
ısrarı?" tutumu olabilir. Elbette 1977 yılında olanlar yaşanmasaydı.
.jpg)
Taksim'in işçi sınıfı
için özel bir önemi vardır. Bu önem, yıllar öncesinde, 1970'li yıllarda işçi
sınıfının içinde bulunduğu eylemselliklerin somutlaşmasıydı. İşçi sınıfı
özellikle '70-80 arası hem çok güçlü, hem de hareketliydi. Gücünü her
fırsatta ortaya koyuyor, düzene kafa tutuyor, bir anlamda da mücadeleyi
öğreniyordu, hakkını alabiliyordu.
Hakkını alabilmek
kuşkusuz (birileri için) korkutucu bir gerçeklikti. Bundan yüz yıl
önce sanayileşmiş batı ülkelerinde başlayan işçi sınıfı hareketinin son
halkasıydı Türkiye'de olanlar. O mücadele tarihi olmasaydı, insanlar mahkûm
edildikleri düzende yaşamaya devam etselerdi, bugün 12-13 yaşındaki çocuklar
günde 14-16 saat en ağır koşullar altında çalışmaya zorlanacaktı. Hiçbir
sosyal hakka sahip olmayan emekçi kesim en düşük düzeyde ücretle ve
tıkıştırıldıkları mahallelerde yaşamaya devam edeceklerdi.
"Bugün durum çok mu
farklı?" diye soranlar olacaktır.
Kuşkusuz birileri hâlâ o
günün koşullarında yaşamlarını sürdürüyorlar. İstanbul'un içinde neredeyse
taş devri koşullarında yaşayan insanlar var. Sadece İstanbul değil,
Avrupa'nın birçok büyük şehrinde sokakta yaşayan evsiz yoksul insanlar kışın
soğuğunda donarak ölebiliyorlar.
1 Mayıs işçi sınıfı için,
emekçi için önemli bir tarihtir. Konuyu, sol, sosyalizm bağlamında
algılayanlar için kuşkusuz "anlamsızdır."
Ama
hak dediğimiz şey günün birinde mutlak suretle bu emekçi, işçi, çalışan
sınıf için tutunacağı yegâne şey olarak durmaktadır.
12 Eylül askeri darbesi
çalışanın elindeki bu hakkı sınırlamak üzere yapılmıştır; çok da başarılı
olmuştur.
Bugün işçi sınıfı, en son
2001 krizinin ve küresel ekonominin kuşatmasıyla 70'li yılların o gösterişli
ve güçlü görüntüsünün çok uzağındadır. Uzun zamandır da "hak" arama
bilincinin uzağına düşmüştür. Yani bu haliyle korkulacak bir tarafı
kalmamıştır. Bütün bu görüntüsüne karşın Türkiye’de her şey
normalleşebilirken 1 Mayıs insanların üzerine deli gömleği giydirildiği bir
gün olarak hatırlanmaktadır.
Geçen sene İstanbul’daki
görüntüyü bir kere daha hatırladığımızda…
Köprülerin ana giriş
noktaları tutulmuş, bazı yollar tamamen kapatılmış, okullar tatil edilmiş,
şüpheli şüphesiz bütün araçlar aranmaya başlamıştı. 1970'li ve 80'li yılları
yaşamayan, özellikle yeni nesil ve genç kuşak için bu görüntülerin
anlaşılması tamamen imkânsızdır.
Eğer Türkiye otuz yıl
sonra hâlâ fobisinden kurtulmayı beceremiyor, her 1 Mayıs olağanüstü
koşullar içinde karşılanıyorsa, o gün sokağa çıkma yasaklanır ve bu kaos
ortadan kaldırılabilir. Böylece, insanların üzerine gaz bombaları atarak,
coplayarak, dipçikleyerek ve kovuşturmaya tutarak dünyaya rezil olduğumuz
görüntüleri ortadan kaldırabilir, tutunduğumuz demokrasi yalanını da
sürdürürüz.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Yok, eğer normalleşmeyi
arzuluyorsak, o zaman, yıllar önce öldürülen ve failleri bir türlü ortaya
çıkarılamayan arkadaşları için 1 Mayıs'ta Taksim'de olmak isteyenleri de
anlayacağımız bir "anlayış" düzeyine geleceğiz.
"Taksim, İstanbul'un
merkezi, orayı miting alanı yaparsak, İstanbul kilitlenir."
Öyle ya da böyle
İstanbul'u birileri kilitliyor.
Bırakın zaten her spor
zaferi sonrasında insanların döküldüğü Taksim Meydanı bir bayram yerine
dönsün.
Bunu Türkiye'ye çok
görmeyin.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|