|
Yazar:
Uzay Gökerman –
Nisan 2008
Alışveriş Merkezleri
Türkiye Ekonomisi'nin
Neresinde
Duruyor?
Alışveriş Merkezleri (AVM) hem sosyal hem de ekonomik
hayatımızın merkezine yerleşmeyi sürdürüyor. Şu an Türkiye’nin dört bir
köşesinde en küçüğü 50.000 metre kareden az olmamak üzere inşaatlar sürüyor.
.jpg)
Bu AVM’nin
temel özelliği yabancı sermayeli oluşu. Yani dünyanın birçok yerinde bu
şekilde kompleksler yapan yatırımcı gruplar Türkiye’deki potansiyeli
keşfetmişçesine milyarlarca doları geniş arazilere yönlendiriyorlar.
Bu
yatırımların toplam değerinin on milyarlarca dolarla ölçüldüğünü
söyleyebiliyoruz. Hatta zaman zaman haber konusu oluyor ve çeşitli
siyasetçilerimiz - ekonomistlerimiz için bu paralar Türkiye’ye giriyor.
Gerçekte
öyle mi? Yabancı sermayenin Türkiye’ye getirdiği paranın ne kadarı
yurdumuzda kalıyor?
Hemen
bir örnekleme yapalım. Diyelim ki, 200.000 metre kare kapalı alanı olan bir
AVM inşaatı yapıyoruz.
Arsa
Bu inşaatın
üzerine yapılacağı arsadan başlayalım. Genellikle bu arsalara gerçek değeri
asla verilmiyor. Birçoğu bugün mahkemelik durumda. Zamanında
kamulaştırılmış, kamuya ait bir yapı yapılacağı söylenmiş; ancak gün geçmiş
arsanın değeri artmış hele bir de yabancılar yatırım yapacağız bize
bir yer verin – gösterin deyince kamu mamu unutulmuş apar topar
buralar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuç; gerçek değerinin çok çok
altında bedellerle yatırımcı gruplara tahsis edilmiştir. Buradaki kaybın ne
mertebelerde olduğunu bilemiyoruz.
.jpg)
İnşaat başlıyor
İnşaatın
betonarmesi yapılıyor. Genellikle yine yabancı sermayeli bir hazır beton
firması var işin içinde. Sizin çimentonuzu, kumunuzu, suyunuzu ve insan
gücünüzü kullanıp, yarattığı artı değeri ülkesine geri götürür. Betonarmenin
kalıp sisteminin ardında yine yabancı bir know-how vardır. Malzemesiyle
birlikte yine yüz binlerce avro ithalat kalemine yazılır. Çelik yapı için
gereken çelik malzemesinin özel olmasına gayret gösterilir. Alın size bir
ithalat kalemi daha. Yeri gelmişken yazmadan geçmeyelim. İnşaatın
projelendirilmesinde de mutlaka bir yabancı proje grubu ya da kontrol
teşkilatı vardır.
Betonarme
bitti. İnce inşaata geçelim. Burada çok daha renkli ithalat kalemleri
bulabiliriz. Asansör, yürüyen merdivenler en görünür olanları, mekanik
tesisat ekipmanlarının neredeyse tamamı, elektrikte kullanılan armatürler,
panolar, dış cephe, iç donanım vs. Mutlak suretle bir noktasında yine
yabancı gruba ait bir şeyler bulmak mümkündür.
Burada
yerli malı yurdun malı herken bunu kullanmalı yazısı yazmadığımızı
hatırlatmak istiyorum. İnşaatlarda yaşayan biri olarak aradaki kalite farkı
nedeniyle benim tercihlerimin arasında da bu ekipmanlar olduğunu itiraf
edeceğim. Burada yaptığımız vurgu şudur. 200.000 metre karelik bir inşaat,
eğer arsa değeri ile birlikte 200.000.000 Avro’luk bir yatırım söz
konusuysa, arsadan kaybı ile birlikte eğer bu paranın 150.000.000 Avro’luk
kısmı tekrar yurtdışına çıkıyorsa burada Türkiye’ye yapılmış bir yatırımdan
söz etmek mümkün değildir.
Kalan
tutarın önemli bir bölümünün işçilik olduğunu, bir süre de istihdam
yaratılmış olduğunu söylemek ne kadar rahatlatıcıdır bunu ayrıca konuşmamız
gerektiğine inanıyorum.
.jpg)
AVM’nin
mimari estetiği, İstanbul’a yakışıp yakışmadığını daha önce defalarca
kereler yazdık. Altını çizdik. Önemli bir bölümü çirkinlik kaleleri olarak
rengarenk ortada duruyor.
Geçelim.
AVM açıldı. İçinde neler var? Satılan ürünlerin önemli bir bölümünün ithal
olduğunu görüyoruz. Ürünleri bir kenara bırakalım en önemli mağazaların yine
yabancı olması bize yine ilginç gelmiyor.
AVM Çalışanları?
Evet, bunun
hakkını vermek gerekir. Hepsi ülkemin vatandaşı. İçimizi rahatlatıyor,
yüreğimize su serpiyor. Ah o hiç unutmayan zihnimiz var ya; ah o yok mu?
Bundan on yıl önce başlayan ve bizde çok ciddi paranoyaya dönüşen ekonomik
kriz sonrasında birçok işletmenin kapısına kilit vurduğunu, çalışanlarının
işsiz kaldığını hatta Türkiye’nin feodal ama bir o kadar da sigortası olarak
çalışan esnafını ortadan kaldırmaya yöneldiğini hiç unutamıyoruz. Bugün o
gösterişli AVM’nde çalışanların yıllar önce iş sahibi olduğunu bugün üç
kuruşa talim ettiklerini –çünkü önemli bir kısmı vasıfsız olarak
sınıflandırılıyor öyle ya da böyle biliyoruz.
AVM’nin
kapısını bekleyen güvenlik görevlileri delikanlılar, tezgâhtarlar kızlar
hepsi ülkemizin yetiştirdiği değerler vasıfsızlar; vasıfsız kalmaya da
mahkûm gibiler.
AVM içinde
Sultanahmet Köftecisi, Bursa İskendercisi, Hacıoğlu Lahmacuncusu, Mado
Dondurmacısını görmek kuşkusuz bizi mutlu ediyor. Ama ekonomik olarak bize
bir faydası yok.
AVM her
şehirde kurulmuş ve ucu yatırımcısının ülkesiyle bağlantılı çıkış
kapılarıdır.
Tekstil
sektöründeki gerilemeden kaynaklanan işsizliğin belirli oranlarda buralarda
dengelendiğini söyleyebiliriz. Ancak tekstil Türkiye’nin kasasına giren bir
üretim biçimiydi; sanayiydi. İşsizliği azaltırken ekonomik bir değeri
kaybediyorsunuz.
Size
konuyla ilgili çok taze bir durumu anlatarak yazımı bağlayayım.
İçinde
uluslararası üretim
yaptığı fabrikası olan bir arkadaşım var. Yine bu çok uluslu firmalardan bir
tanesinin yıllık çok ciddi miktarda bir siparişi varmış. Atıyorum; ürettiği
mamul yılda 20 milyonsa, bu firmanın sadece yıllık ihtiyacı 13 milyon gibi.
Ancak bu siparişi geri çevirmek zorunda kalıyorlar. Neden? Çünkü bu miktar
onların üretebileceğinin çok üzerinde. Yeni makine, istihdam ve üretim alanı
demek. Onlar geleneksel bir büyüme hedefiyle devam ediyorlar. Aynı firma bir
başka yabancı yatırımcının da ilgisini çekmiş. Satın almadan tutun da
ortaklığa kadar giden bir teklifle geliyorlar.
Oyunun kuralı nasıl oynanmalı?
O siparişi
veren firma ile beş yıllık bir anlaşma imzalanır; her yıl % 10 fazla üretimi
de içeren. Anlaşma teminat mektuplarıyla güvence altına alınır. Yine görüşme
şartları doğrultusunda avanslar alınır ya da ödemeleri yıllara yayılır.
Sonra gider bir kredi kuruluşundan yapacağı ekstra yatırım için kısa vadeli
bir borç alınır. Daha üretime başlamadan fabrikanın değeri zaten yüzde elli
- atmış oranında artmış olur. Ortaklık mı kuracaksın ya da satacak mısın?
İşte bu değer üzerinden pazarlığını yaparsın; altı ay içinde şirket değerin
yine atıyorum 5 milyon birimden, 12 milyon birime çıkmış olur.
Bugün
Facebook, Google gibi internet üzerinde var olan şirketlerin geldiği nokta
ve değer bu şekilde oluşturulmuştur, doğasına uygun olarak.
Ama
bizim yerli yatırımcımız bunu yapamıyor. Büyüğü de yapamıyor; ya da kısmen
gerçekleştiriyor, küçüğü de. Sonra ne oluyor? Belirli aralıklarla yaşanan
ekonomik krizlerde 5 milyon birim olan değer 2 milyona düşüyor. Zaten bir
borç yükü vardır. Alıcı da isteksiz davranır. 750 bin birime satabilirse
öpüp başına koyar. Borçlarını kapattıktan sonra kalan para ile yeni bir
işletme kuramadığı için de eğer şanslıysa ülkemizde yatırım yapmaya karar
vermiş bir yatırımcının yanında yönetici olarak yukarıda anlattığımız
modelin içinde çalışmaya devam ediyor. Belki onun hayatı güvence altına
alınıyor; ancak gerisi?
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|