|
Başyazar:
Uzay Gökerman
Köşe Yazısı - Mart 2008
Recep İvedik
Yaşıyor Mu?
Recep İvedik filminin
afişlerini İstanbul’un bütün reklam tabelalarında, otobüs duraklarında ilk
defa gördüğümde önce bunun film olduğunu anlayamadım. Şahan Gökbakar’ı
reklam filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz için bunu da onlardan
olabileceğini sandım. Yanıldığımı anlamam birkaç günümü aldı. Kuşkusuz bu
benim çok zor anlayan bir kişi olduğumdan değil; reklam afişlerine karşı
olan ilgisizliğimle açıklanabilir; Şahan arkadaşımız buradan da kendisine
güzel bir espri çıkarabilir. Bu yazıda kendisine bol bol malzeme vermeyi
düşünüyorum.
Şahan Gökbakar’ı
tiplemeleriyle tanıyoruz. Yanılmıyorsam ilk defa da kamera şakaları
yapıyordu. Recep İvedik’in onun tiplemelerinden biri olduğunu film üzerine
araştırma yapmaya başlayınca öğrendim.
Bizim
çocukluğumuzda da tiplemeler yapan sanatçılar vardı. Devekuşu Kabare
Sanatçıları, Müjdat Gezen, Levent Kırca benim ilk hatırlayabildiklerim.
Kemal Sunal’ın çok farklı bir yeri ve işlevselliği vardır, mutlak suretle
vurgulanmalıdır. Onları izlerken Türkiye’nin çarpık gelişimini ayırt
edersiniz. Asla rolüne soyundukları kimliğe karşı yanlış bir duruş içinde
bulamazsınız. Sizi güldürdükleri komiklikler de sözlerinde; onların
diğerleriyle olan ilişkilerinin içindedir. Bu nedenle yedi yaşındaki bir
çocuk bile yaptığı şeyi anlayabilir gülebilir. Çünkü gerçekten insani bir
şeyler vardır içinde.
Yine
sinemamızın 1980’li yıllarının içinde çevrilmiş bir Tarık Akan – Sibel
Turnagöl filmini anımsıyorum. Âdem ile Havva. Filmde iki farklı
kültürden gelen insanın sevgili oluşları ve yaşadıkları uyum sorunları
anlatılıyordu. Tarık Akan korumalarıyla dolaşan bir ağa, Sibel Turnagöl de
şehirli bir kız. Filmin komik yanları olduğu gibi insanı çok fazla
hüzünlendiren, düşündüren sahneleri vardı. Bu filmin yönetmeni Şerif
Gören’in insanları eğlendirme amacı taşıdığını hiç sanmıyorum. Yıllar
geçtikten sonra da bu filmin vermek istediğini tartışabiliyor;
düşünebiliyor, her şey bir yana hatırlayabiliyoruz.
1990’lı yıllarla birlikte
toplumsal yaşantımızda değişimler olmaya başladı. Yepyeni isimler sahne
aldı. Örneğin Cem Yılmaz gibi “showlarını insanların izlerken gülmekten
geberecekleri ama çıktıktan sonra hiçbir şey hatırlamayacakları” amacı
güden stand up’çılar çıktı. Burada hedef düşündürmek değil, sadece
güldürmek üzere kurulmuştu. Komik olan şeyin neden komik olduğu değil de
komikliğiydi amaçlanan. Çoğunlukla da cinsel simgelere atıfta bulunuluyordu.
Cem Yılmaz’ın oynadığı birkaç filmde çok başarılı bir performans
sergilediğini de eklemeliyim. “Her şey çok güzel olacak” filmi ayrı
bir yerdedir her zaman.
Şahan Gökbakan’dan önce
anımsayabildiğim son figür de Hamdi Alkan. Levent Kırca poyrazının son
rüzgârını yelkenlerine doldurup yol aldı; ama hiçbir yenilik getirmedi. Bu
nedenle orijinal olamadı.

Recep İvedik, içinde
bulduğumuz yüzyılın içinde etrafta pek görmediğimiz türden radikal bir tip.
Gerçek mi? Bu sorunun cevabını verebilmek için filmi izlemek gerekiyor
kuşkusuz. Bu satırların yazıldığı günlerde henüz vizyona girmemişti. Ancak
beş milyon kişiyle birlikte ben de filmin fragmanını izledim. Sonra filmin
internet sitesini dolaştım; fotoğraflarına baktım. Elbette öyküsünü okudum.
Yapmış olduğum bu eylemlerin herhangi birinde filme karşı biraz olsun içim
ısınmadı.
Bu
kadar soğuk duruşumun geri planında yatan his Recep İvedik karakterinin
karikatürize bir tip olmaktan bile uzak duruşuydu. Suratının gözleri hariç
her tarafını sarmış kıllı yapısı bütün vücudu ile bütünleştiğinde ortaya adı
konmamış bir hayvan ismi çıkıyor: Ayı. Şahan Gökbakan kendince çok
başarıyla ortaya çıkardığı bu tipin aslında “ayı” olduğunun altını çiziyor.
Tip yaratıcı, onun ayılığı üzerinden; yaptığı filmin fragmanının youtube
üzerinde beş milyon kişi tarafından izlenmesi istatistiğinden yola çıkarak
vizyonda da bu sayıya ulaşma hedefiyle para kazanma amacı güdüyor. Kuşkusuz
hepimiz kendi işimizi para kazanmak adına yapıyoruz. Ama kendi işlerimizi
yaparken bir takım etik değerlere de sahip çıkıyoruz.
Filmin
internet sitesindeki fotoğraflardan ve filmin küçük parçasından
görebildiğimiz kadarıyla bu “ayı” kendisiyle çelişen işler de yapıyor. Yolda
kabadayılaşmasını, kavga edişini, yemek yemesini anlıyoruz da sevdiği kız
için pembeler içindeki spor kıyafet görüntüsünü asla yerli yerine
oturtamıyoruz. Kuşkusuz bu ve benzer tiplerin bir gerçekliği vardır; bize
komik bile gelse fragmanlarda olduğu gibi çelişkilere sahip değillerdir.
Yerli yerine oturtanlar
ve buna gülenler de var. Bu tipleme çok tuttuğu için zaten film haline
geliyor. Talebin olduğu yerde arz oluyor. Sistem zaten talep doğrultusunda
çalışıyor; tüketim alışkanlığımız ise sınırsızlığa odaklanıyor. Arz da
bizlere bu sınırsızlığı sağlıyor. Filmin yapanlar ne var ne yok her şeyi
içine katıp harmanlıyorlar. Elbette bu filmi izleyenler donlarına “işeyecek”
kadar güleceklerdir. Evet, amaç gülmekse hedefe 12’den varıyoruz; ama geriye
insanların altındaki pislik kalıyorsa biraz daha düşünmekte fayda yok mu?
Yazımız
bu tür komedyenlerin çokça ti’ye aldıkları tarzda bir “sosyal mesaj”
vermek üzerine kaleme alınmamıştır. Sosyal mesaj verme devri geçti gitti.
Sosyal olmak artık insanın kaldıramadığı bir olgu haline geldi.
Sosyalleşemediğimiz için kendimize, bencilliğimizde, egomuza yöneliyoruz.
Birey çağındayız. Ama bireyi de adam etmek yerine mümkün olduğunca
alçaltıyoruz.
Komedyenlerimizin bu
doğulu tiple ne alıp veremedikleri var, ben gerçekten çok merak ediyorum.
Doğulu tipin yapamadıklarını ya da yaptığı abuklukları sahneye koymak asla
yaratıcılık değil. Çok basit. Komik bile olduğunu düşünmüyorum. Çünkü 21.
Yüzyılın içinde böyle bir tip yaşamıyor. Yaşayan da komikliğini yitirdiği
için malzeme olamıyor.
Günümüzde
komik olan figür de genellikle toplumun en ucunda duran psiko-nevrotik
oluyor. Geçen sene televizyonlarda fırtınalar estiren Gaffur tipi neredeyse
tez konusu haline getirilecekti. Benzer komedi filme ve dizilerindeki
kişilikler de hep bunlardan çıkıyor. Yani artık adam gibi komikler yok da
manyaklar komik olmuş.
Yaşamın içinde kendi
kendisini kontrol edemeyen kişilik yapıları vardır. Çoğunlukla biz bunlarla
dalga geçerek egomuzu tatmin ederiz. Herkesin söyleyebildiği bir kelimeyi
söyleyemezler güleriz, yaptıklarını yapamazlar güleriz. Tikleri vardır
eğleniriz. Bunun sağlıklı olduğunu söylemek çok güçtür. Bunu söylerken asla
çok ciddi bir duruşumuz olmalıdır şeklinde bir saçmalığın altını çiziyor
değilim. Hayatım boyunca en çok komik filmleri izlemekten keyif almışımdır.
Komikliğin, komedi ve esprinin en çok kullanılması gereken araç olduğuna da
inanıyorum; ama doğru kişilerin elinde.
Recep
İvedik portresi beni rahatsız etti. Samimi bulmadım. Belki de beni hiç
ilgilendiremeyen bir konu üzerine yorum yaptım. Burada beni itekleyen şey
yeni yüzyılda hatta bin yılda yeni insanı yaratmak yerine hala eski
kumaşlardan elbise yapma kolaycılığımızı terk edememiş olmamızdır. O kısır
döngünün içinde bir takım arkaik ve insana yakışmayan olgulara tutunmaya
devam etmemizdir.
Bize yakışmıyor.
Yakıştırmaya devam edenlere de söyleyeceğimiz ikinci cümlemiz yok.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|