|
Yazar: Uzay Gökerman
–
Şubat 2008
Kadın Bedeni
Metadır!
Kadının “meta” olup
olmadığı üzerine sonu gelmeyen tonla yazı okumuşsunuzdur. İtiraf etmeliyim
ki ben bu tarz yazıları hiç okumadım; ama kendi sınırlarım içinde fazlasıyla
düşündüm durdum.
.jpg)
Çağımız görsel sunumun
her şeyin önüne geçtiği, pazarlamanın göze hitap edilerek yapıldığı bir
zaman dilimini kaplamaktadır. Bir yazının okunabilirliği bile onun
içeriğinden çok görselliğiyle doğru orantılı hale gelmiştir. Gazete
sayfalarında artık daha fazla fotoğraf daha az yazı vardır. Öyle ki,
internet dergilerinin kotalarını bile dolduracak derecede fotoğraflar sorun
haline gelmiştir.
Bir otomobil fuarına iki
sebeple gidebilirsiniz. Birincisi yeni nesil ve hiçbir zaman sahip
olamayacağınız otomobillere bakmak; ikincisi yine hayatınız boyunca belki
tenine bile dokunamayacağınız güzel mankenlerin fotoğraflarını çekmek için.
Ertesi gün gazeteler şu
yorumu yaparlar.
“Mankenler,
otomobillerin önüne geçti.”
“Bu fuar otomobiller
mi yoksa mankenler mi?”

Yine biliriz ki,
teknolojik olan bütün ürünler eninde sonunda bu mankenler tarafından
tanıtılır. Manken sunumu yapılan bir şeyi göstermenin en güzel ve kolay
yoludur.
Kadın
bundan önceki çağlarda asla ortalıklarda görünen bir cins değildi. Güzel
kadınlar ancak balolarda bütün zarafetiyle boy gösterirdi. Bir pazarlama
aracı olarak düşünülemezdi bile. Kapitalizm her şeyin alınıp
satılabileceğini, paranın en yüksek güç-değer, hatta İngiltere Kraliçesi’nin
bile satın alınabilir olduğunu ispat etmiştir. Eşyanın doğasına uygun olan
da yeryüzündeki her canlının, nesnenin, varlığın da meta haline gelmesiydi.
Eskiden köleler, cariyeler vardı. Sonra insan düşüncesi kendi içinde devrim
yaptı ve demokrasi, gönüllük, kabullenmeyi getirdi. Artık herkes işini
gönüllü seçiyordu.
Kadın da bu gösteride
rolünü kısa bir süre içinde aldı. Önce dergilerde görülmeye başladı. Bu
dergilerdeki kadın fotoğrafları bile kurulu düzen içinde yaşayanlar için
ayıp niteliğindeydi. Ama sınır kısa bir süre içinde aşıldı.
Viktorya
dönemi kadını özellikle ikinci dünya savaşının hemen ertesinde, sonra da
1968 hareketinin içinde düzeni salladı. Kuşkusuz bu kadının özgürleşme
hareketiydi. Kadın bütün –feodal; geleneksel-bağlarından, erkekten
özgürleşiyordu. Üstelik bunu kadının kendisi yapıyordu. Kadın özgürleşirken
her şeyin altında kalkabilecek bir direnişe geçiyordu.
Kadın özgürleşirken
sistem onu içine dâhil edip, zaten insan doğasında var olan güdüyü de
kullanarak daha kolay bir meta haline gelmesini, üstelik bunu da gönüllülük
esasıyla gerçekleştiriyordu.
Bu noktada ara veriyor
kapitalizmin başarısı için ayağa kalkıp dakikalarca alkışlamaya başlıyoruz
ve kendisinden “bis” (Ω)
yapmasını rica ediyoruz.
Demokrasinin gözünün
yağını seveyim.
Artık
kadının her şeyi sistem tarafından değerlendirilebilir, kullanılabilir hale
gelmiştir. Şimdi kadınlar ayağa kalkıp “Bizim
vücudumuz meta değildir!” diye
isyan etmektedir.
Elbette burada bir
kırılma noktası daha var. Kadınların vücudunun meta olmadığını haykıranların
önemli bölümü vücudunu zaten meta olarak kullanmayanlardır. Yani işin doğası
gereği bunu gönüllük esasına göre kabullenmiş manken kızlarımız,
film-tiyatro-reklam aktrislerimiz, şarkıcılarımız ya durumdan şikâyetçi
görünmemekte ya da seslerini artık vücutlarını meta olarak teşhir edememeye
başladıktan sonra çıkarmaya başlamaktadırlar.
Ve geçen ay işlediğimiz
türban meselesinde kadın yine bir metadır; araçtır. Kadının kapanması
ideolojinin ya da inancın önüne geçmiştir. Kadın bir kere daha ön saflara
sürülmüştür. Fotoğrafta bu sefer başı bağlı olanları görürsünüz; ama rolünün
değişmediğini fark etmezsiniz bile.
Bu
noktada şunu söyleyeceğiz; kusura bakmayın ama kadın bedeni metadır.
Düzen her şeyi kendi
istediği şekilde formatlayıp kullanırken ve biz de bunun içinde yaşarken,
çocuk da yaparım kariyer de nispetiyle biraz da kendi doğasını
sorgulamadan, erkek duruşunun karşısına ayna gibi dikilen kadının
mücadelesini geldiği nokta burasıdır.
Bütün mücadele
yöntemlerinde olduğu gibi çıkmazlarla doludur; tıkanmıştır.
Fransa’da 1968’de olup
bitenler hiç de azımsanmayacak güçteydi. Düzen çok ciddi bir sarsıntı
yaşıyordu. Gençli başta kadınlar olmak üzere başkaldırmıştı. Cins, ırk
ayrımcılığına karşı savaş açılmış gibiydi. Kapitalizm buradan çok güzel
dersler çıkardı. Bir kere o enerji ile savaşmadı; onu içine dâhil etti.
Gücünden faydalandı. Talepleri dinledi ve özgürleştirdi. Bugünün dünyasında
söz sahibi olan yönetici sınıflar 1968 kuşağının temsilcileridir ve
içlerinde kuşkusuz yoğunlukla da kadınlar vardır.
Burada bir giriş yapmış
olduk. Bu sene konularımız biraz daha spesifik olacak. Biraz daha
sorgulayıcı aykırı cümleler kuracağız. Kadın “imgesiyle” birlikte bende çok
fazla yer işgal ediyor. Sanırım kadın üzerine biraz daha fazla düşüneceğim.
Özellikle de kadını meta
değeri haline getiren güzelliğiyle ilgili…
.jpg)
* Bis:
Konserlerde bir sanatçı veya grubun
sahneyi terk ettikten sonra seyircinin alkışları sonucunda tekrar sahneye
çıkması
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|