|
Yazar:
Uzay Gökerman
İstanbul,
Ocak 2008
Nasıl
Görmek
İstiyorsanız
O
Şekilde
Bırakınız
“Nasıl görmek
istiyorsanız o şekilde bırakınız.”
‘Hayata dokunmak’
diye bir tabir vardır ya; çoğu zaman teğet geçiyor, zaman zaman ıskalıyor;
kiminde de hiç önemsemiyoruz. Bu nedenle de sayısız açılmış hesap ve her
hesabın kendine göre devam eden (kısır) döngüsü (bir başka ifade
biçimiyle de karması) var. Tamamlamadan, arkasını düşünmeden, hesap
etmeden sürekli eylem içindeyiz.
“Yaşarken hesap mı
yapalım?”
Kuşkusuz vurgumuzu bu
bahsin içinde oluşturmuyoruz. Koşulsuz ve bir nehir gibi akarak yaşamak
bizim için her şeyden önemli. Birçoğumuzun koşulsuz olamadığı bir hayatın
içinde olduğunu da biliyoruz. Üstelik her birimizin ayrı ayrı şartları var.
Bu şartlar her adımda diğeriyle çatışıyor, geriye savaş sonu görüntüleri
kalıyor.
Doğa öğreticidir, ilham
kaynağıdır, yol göstericidir. Ancak sosyal yaşamın, insanın doğa
yasalarından çok farklı bir varoluş olduğu da bir gerçek. Nehrin akışının
yatağına temas ettiği yüzeyle olan ilişkisinden söz etmeye çalışıyorum,
beraberinde götürdükleri, gelip geçtiği yerde yaptığı değişikliklerden.
Girişte yazmış olduğum
cümleyi nerede okuruz genellikle?
Tuvalet
kapılarının hemen arkasına yapıştırılmış bir şekildedir. Toplu yaşamın
getirdiği bir zorunluluktur. Herkes ıslak hacim olarak geçen
tuvalet-banyosunu evinin en temiz köşesi olarak korumaya itina gösterir.
Tuvalet en mahrem yerdir. Mahremiyetimizle örülmüş bir ruha sahiptir. Bir
başkasının gelip o kutsallığı kirletmesine asla tahammül edemeyiz. Ancak bir
gerçek daha vardır o da bir başkasının mahremiyetine, kutsallığına,
tuvaletine karşı bir o kadar acımasız ve vurdumduymaz tavrımızdır. Geride ne
bırakıyor olduğumuzu bilmeden kapıyı çekip çıkarız o hacimden.
İşte bu nedenle herkesin
kullandığı ortak tuvaletlerin kapısına, aynasına, görülür bir yerlerine
mutlaka yapıştırılır o cümle.
Demek ki, gerçekten çekip
gidiyoruz. Kaçarcasına akıyoruz.
Birçok insanın hayatına
girip, onların bütün kutsallığını yok ederek ya da en azından zarar vererek
çıkıp gittiğimiz gibi.
Bir süre sonra o insana
ihtiyacımız olduğu ve onun kapısından içeri girdiğimizde bazen toplu
kullanımdaki bir tuvaletin kirli görüntüsüne bakarken hissettiğimiz duyguyu
uyandırır şekilde buluruz. Onu o hale nasıl getirdiğimizi kapı çarparken
hemen unutmuşuzdur. Bir de mazeretimiz vardır ya; “hafıza-i beşer nisyan
ile malûldür” nihayetinde, tonla eleştirilecek şey bulur zihnimiz hemen
orada.

“Oh!”
Çağımızın bireyi rüştünü
ancak bir başkasının varlığının, özgürlüğünün, kutsallığının, ruhunun
üzerinde ispat etmeyi adam olmak gibi algılıyor. Sağlıklı, kişilikli duruş
tarzının bu olduğu anlaşılsın isteniyor.
Böyle bireylikten,
bencillikle donanmış; sadece kendi çıkarını düşünen, yararcı felsefeye
inanmış, özgürlükler(!) aşığı, bu nedenle kendine “çok liberal etiketi”
yapıştırarak ayakta tek başına duran evrim görmüş yeni insan doğmuş
oluyor.
Ama bir türlü tatmin
olmayan, huzursuz, mutsuz, sığ varoluşuyla bile eksiklik duygusu yaşayan, bu
duygusuyla da etrafındaki herkesi sömüren “yeni insan” akış gösterdiği dere
yatağını sürekli kirletiyor, peşi sıra gelenlerin yaşayamayacağı bir ortamın
varoluşuna neden oluyor.
***
.jpg)
Ve en kahredici olanı da
aşklarda yaşanılanı…
İnsanların hayatlarına
sürekli bir yanlış olarak girip, o hayatları alt üst ederek, arkasını
düşünmeksizin yaşama alışkanlığı.
Bir daha aynı şekilde
bulamayacağımız şekilde kırdığımız “kutsal” kalpler.
Temiz tutalım yüreğimizin
derinliğinde yatan o saf ruhu ve yine temiz tutalım yüreğini çalarak
içine girdiğimiz her sevgiyi, bir sonraki zamanda nasıl görmek istiyorsak
öyle yanmasını sağlayarak bırakalım o şuleyi, söndürmeden, üzerine su
dökmeden…
Fotoğraflar:
Dave
Nitsche
Jarek
Kubicki
Michael Anderson
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Uzay Gökerman
1969, İstanbul doğumlu. Makine Mühendisi olarak çalışıyor.
Profesyonel iş yaşamının dışında roman, öykü, makale,
araştırma, köşe yazıları, serbest denemeler şeklinde
çalışmaları var. 2001 yılından beri yoga, meditasyon, spiritüel konular üzerine yoğunlaşarak yazıyor.
İndigo Dergisi'nde başyazar olarak görevini sürdürüyor.
Detaylı bilgi
|