|
Yazar: Üstün Öngel

Psikiyatrik
Suistimalin Bilinmeyen Tarihi
"Dokuzumda
çaldılar beni. Şimdi on ikiyim. Yeter! Hayatımı verin geri!..."
E.A.’ya yaşatılanlar,
psikiyatrinin kurum olarak başlangıcından bugüne değişen
formlarda ama aynı insafsızlıkla insana reva gördüklerinin tek
bir kişide –bir çocukta– karşımıza çıkmış hali.
Geçen ay, Adana Ekrem Tok Ruh
Sağlığı Hastanesi’nde devam eden insanlık dışı uygulamalar
medyaya yansıdı. Star TV’de Deşifre programında, gizli kamera
ile kaydedilmiş görüntüler birkaç hafta üst üste yayımlandı.
Dehşet görüntüleriydi her biri. Sürekli dayak yiyenler, hakarete
uğrayanlar, toplu ve çıplak halde hortumla yıkananlar ve daha
sayısız yürek daraltan görüntü. Psikiyatrik suistimalin bitmeyen
tarihini yazanları haklı çıkaran uygulamalardı bunlar.
Bunların içinde özellikle
dikkatimizi çekmesi gereken bir görüntü ise 11 yaşında bir
çocukla ilgiliydi. Çocuğa zorla, dayakla ilaç içiriliyordu.
Hakarete ve şiddete maruz kalıyordu çocuk. Programı
hazırlayanlar da, konuyu tartışanlar da, çocuğun karşılaştığı
şiddete odaklandılar sadece. Oysa bundan önce o çocuğun neden
orada olduğunu sormak gerekiyordu: Bir ruh sağlığı hastanesi bir
yetişkin için bile uygun değilken, bir çocuğun böyle bir
hastaneye yatırılması nasıl olabiliyor?
Karanlık
bilim
E.A. şimdi 12 yaşında.
Toplamda bir yıldan fazla üç ayrı hastanede tutulmuş. Sadece
ilaç verilmiş, hiçbir yardım sunulmamış. E.A. ilk kez
psikiyatriste götürüldüğünde 9 yaşındaymış ve başlangıçtan
itibaren ona verilenler bir yetişkini bile hayalete çevirecek
ağır ilaçlar.
Yatırıldığı iki ayrı
hastanede iki kez EKT (elektroşok) vermeye de yeltenmişler.
Kalbi delik doğmuş ve 5 yaşında kalp ameliyatı geçirmiş
olmasının belki de ilk kez yararını görmüş, bu sayede EKT
yapılmamış E.A.’ya.
Yetişkinlere bile EKT
yapılması doğru değilken, 10 yaşında bir çocuğa yapmaya
kalkışmalarına şaşıranlar olacaktır mutlaka… Şaşırmayın,
yeryüzünün bu en karanlık “bilimi” böyle bir şey işte. E.A.’nın
maruz kaldığı uygulamalar, halının altına süpürülenlerin sadece
bir kısmı, inanın. Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz üstelik.
Yıllarca bu uygulamalara karşı üç maymunu oynadığımız için
sorumluyuz. Nasıl ki yakın bir geçmişte 17 aylık bebeğe tecavüz
edilmesi, o rezilliği yapanlar kadar taciz ve tecavüzlerin
varlığını inkâr etmeye devam eden bir toplumun da utancı ise,
E.A.’ya yaşatılanlar da öyle.
E.A.’nın sorunu neydi ki,
aylarca hastanede tutulmuş, EKT girişimiyle karşılaşmış, bu ağır
ilaçlar verilmiş, diye sorabilirsiniz, şaşırmaya devam ederek.
İlk kez TV’de görüntüleri izlediğimde (E.A.’nın yüzü
gösterilmemişti), E.A.’nın “zihinsel bir engeli” olduğu
tahmininde bulunmuştum. Olsa olsa, ağır zihinsel engel altındaki
bir çocuğu, ailesi çaresizlik içinde hastaneye teslim etmiştir,
demiştim.
Oysa tahminimde yanılmıştım,
E.A.’nın hiçbir zihinsel engeli yoktu. “Yoktu” diyorum, zira bu
ilaçları almaya devam ettiği takdirde bir zihinsel engelliye
dönüşecek; şimdi de zaten bunun kıyısında.
E.A.’ya yaşatılanlar,
psikiyatrinin, kurum olarak başlangıcından bugüne değişen
formlarda ama aynı insafsızlıkla insana reva gördüklerinin tek
bir kişide –bir çocukta– karşımıza çıkmış hali,
diyebiliriz.
Çalınan
hayat
E.A., kan uyuşmazlığı yaşayan
bir anne-babanın doğurduğu ikinci çocuk. İlk çocukları ölü, E.A.
ise kalbi delik doğmuş. Ama yaşamış, yaşama tutunmuş ve 5
yaşında kalp ameliyatı olmuş. Sülalenin ilk torunu E.A., ilk
erkek torunu. Haliyle el üstünde tutulmuş. Beş yaşındaki
ameliyata kadar ve ameliyat sonrası aşırı korunmuş, bir dediği
iki edilmemiş.
Dokuz yaşında ilkokul üçüncü
sınıftayken, okul rehberlik servisinin yönlendirmesi ile bir
piyasa psikiyatristine götürülmüş. Önce “hiperaktivite” teşhisi
konmuş. Birkaç ay geçtiğinde, bu psikiyatristin verdiği
hiperaktivite ilacı (ki bu ilaç özellikle kalp yetmezliğine
yol açarak çocukların ölümüne sebep olan sicili en bozuk
ilaçlardan biri), çocuğun “hırçınlığına” ve “sınıftaki
uyumsuzluğuna” çare olmamış. Herhangi bir ilacın belirtilen bu
sorunları çözmesi zaten olası değil. Sonra teşhis, “atipik
psikoz” olarak değiştirilmiş ve ağır bir başka ilaca ,
“şizofreni” dedikleri şeyi sözde tedavi etmek için yetişkinlere
verdikleri bir ilaca başlanmış. Bu da bir işe yaramamış. Nasıl
yarayabilir ki? İnsanı hayalete dönüştürmekten başka işlevi
olmayan bir ilaç bir “çocuğun” sorununu nasıl çözebilir ki?
Ardından E.A. yine bir piyasa
psikiyatristine, bu kez bir çocuk psikiyatristine götürülmüş. Bu
duyarsız psikiyatristin eliyle de Çukurova Üniversitesi
Hastanesi Psikiyatri Kliniği’ne yatırılmış (yetişkinlerin
yatırıldığı bir klinik bu; zaten çocuklara özel herhangi bir yer
yok). İlk EKT yapma girişimi burada olmuş. Üç ay yatmış
üniversite kliniğinde. Sonra İstanbul’a, Balıklı Rum
Hastanesi’ne götürülmüş, ailenin bütçesini aşan masraflar
edilerek. Balıklı’da yatışı uzun olmamış, ama orada da ikinci
EKT girişimiyle karşılaşmış. Bu arada, teşhis de “atipik
psikoz”dan, “şizofreni”ye dönüşmüş. Hastane turunun sonunda ise
Adana’da Ekrem Tok Ruh Sağlığı Hastanesi’ne kapatılmış. Önce iki
ay, ardından dokuz ay orada tutulmuş. TV’de izlediklerimiz, bu
dokuz ayın sonuna doğru çekilen görüntüler.
E.A.’yı
kurtarmak
Anne-baba tükenmiş ve üç
yıllık ağır suistimalin ardından çare arıyor.
E.A. şu an ailesiyle
birlikte. Aldığı ağır ilaçlar yüzünden konuşma yetisini
kaybetmiş halde, sözel iletişim kurulamıyor E.A. ile. Zira bu
ilaçlar zihni baskılıyor, nörolojik sisteme hasar verecek
düzeyde olumsuz etkiler yaratıyor. Kısa süre içinde ilaçlardan
kurtarılmaz ise, E.A.’nın geri dönüşü çok zor olacak. Aile
ilaçların yol açtığı büyük sorunların farkında ve çocuklarının
bir an önce akranları gibi okula, toplumsal hayata dönmesini
arzu ediyor. E.A.’nın şu an altıncı sınıfta olması gerekiyor,
ama beşinci sınıfı bitirememiş durumda; yani iki yıllık kaybı
var.
Aile, kuruculuğunu ve yönetim
sorumluluğunu üstlendiğim ve birkaç aydır faaliyette olan
Psikolojik Yardım Derneği’ne ulaştı ve yardım etmemizi istiyor.
Dernek olarak tereddütsüz E.A.’ya yardımı üstleneceğiz. Ancak
önümüzde çok büyük bir güçlük var: E.A.’nın akranlarının arasına
dönmesini sağlayabilmemiz için, önce en kısa sürede aldığı bu
ağır ilaçlardan kurtarılması gerekiyor. Ancak bunu, E.A.
ailesiyle birlikteyken yapabilmemiz çok zor, imkânsıza yakın.
Zira, aile, ilaçların kesilmesiyle ortaya çıkabilecek
olumsuzlukları göğüsleyebilecek halde değil.
Bu koşullar altında, dernek
merkezimizin (iki odalı bir apartman dairesi) bir odasını ona
uygun hale getirip orada misafir etmeye karar verdik ve bu
misafirlik süresini, minimum üç ay olarak belirledik. İlaçlardan
arınma ve sonraki gelişmeler olumluya döndüğünde, E.A.’ya
ailesiyle birlikte yardım
etmeyi sürdüreceğiz. O süreçteki
yardım ve desteğimizi E.A. 18 yaşına gelene kadar devam ettirme
kararlılığındayız. Hep birlikte E.A.’nın yetişkin hayata salimen
ulaştığını görmek istiyoruz.
Ancak bunları yapabilmemiz
için, yeni kurulan ve imkânları sınırlı bir dernek olarak bizim
de acilen desteğe ihtiyacımız var. Dernek Merkezinin ve ona
ayıracağımız odanın, E.A’ya uygun hale getirilmesi ve ona
dönüşümlü olarak 24 saat eşlik edecek kişilere hizmetlerinin
karşılığını verebilmemiz için yardıma ihtiyacımız var.
Bu uzun sürecek zorlu
yolculukta ilgili ve duyarlı herkesin yardım ve desteğini
bekliyoruz.
Üstün Öngel:
Sosyal Psikolog,
http://www.ustunongel.com
Psikolojik Yardım Derneği:
http://www.psikolojikyardim.org
Cemalpaşa
Mah. Cevat Yurdakul Cad. Seyhan Apt.
Kat: 1 D: 6
Seyhan/ADANA Tel: 0322. 459 72 62 ; 0543 573 30 31
E-posta:
uongel@cu.edu.tr |