|
Haber:
Türker Ercan
[Ocak 2008]
Manyetik Kent
Manisa
Manisa (Magnesia), Spil
Dağı’nın manyetik çekimi altında bulunan bir mıknatıs kent. Bu dağ bilindiği
kadarıyla dünyanın en büyük mıknatısıdır. M.Ö. 6. yüzyılda Thales bu dağa
ait bir taşın demir cevherlerini çektiğini keşfedince bu taşa Magnesia’dan
geldiği için “Magnesia taşı” adını vermiş. “Manyetik” ismi de buradan
gelmektedir.
Efsaneye göre altı kız,
altı erkek çocuğa sahip olan “Niobe” çocuklarının fazlalığı ile övünurmus.
Niobe, Apollon ve Artemis’in annesi olan Leto’yu küçümser ve onunla dalga
geçer. Annelerinin isteği üzerine Artemis ve Apollon, Niobe’nin tüm
çocuklarını öldürür. Bu olay karşısında Niobe çok acı çeker. Bu durumu gören
Zeus ise Niobe’nin acılarını dindirmek için Spil Dağı’nda Niobe’yi bir
kayaya dönüştürür. Bu kayaya “Ağlayan Kaya” denilmektedir! Bugün bu dağ
Turkiye’nin 36 milli parkindan biridir.

Manisa, Romalılar
tarafından yönetilmiş, Saruhan Beyliği tarafından Bizanslılar’dan alınmış.
Saruhan Beyliği ise daha sonra Osmanlı egemenliğine girince, Osmanlı Devleti
içerisinde şehzadelerin yetiştirildiği bir şehir olmuş. Fatih Sultan Mehmet
ve Kanuni Sultan Süleyman, Manisa’da yetiştirilmiş ve buradan hükümdarlığa
getirilmiş.
Tarihte Lidya devleti
ayrı bir öneme sahiptir. Bu devletin başkenti bugün Salihli ilçesi sınırları
içerisinde bulunan Sart (Sardes) beldesidir. Zenginliğini altın
işletmeciliğinden alan bu devlet aynı zamanda parayı takas yerine geliştiren
ve uygulayan ilk devlet olma özelliğine sahiptir. Çağının en güçlü devleti
olabilmiştir. Kredi kartı benzeri “devlet
tarafından
tasdikli kredi levhaları” uygulamaları olduğu da bilinmektedir. Tarihi “İpek
Yolu” yine bu Sart beldesinden geçmektedir. Ayrıca Sart’ta bulunan ve yine
Lidyalılardan kalan “Artemis Tapınağının” yanında İncil’de bahsedilen 7
kiliseden birisi bulunmaktadır. Ayrıca bu kalıntılar içerisinde “Piramit
Mezar” ise yine ilgi çekicidir. Bu bölge çok ilginç ve gizemlidir.
Mitolojide bahsedilen “Lucifer” in mezarının ise bu bölgede bulunduğunu bize
mitolojik kaynaklar söylemektedir. Bu bölge yüzlerce tümülüslere (Kral
Mezarlarına) sahiptir. Bu yapılar da bir o kadar ilginçtir. İngiliz arkeolog
Peter James 1995 ve 1998 yıllarında Manisa’da yaptığı araştırmalar sonucunda
BBC ekibi ile bir belgesel çekmiştir. "Atlantis, Spil Dağı'nda" iddiasını
ortaya atan İngiliz araştırmacı Peter James, Atlantis'in Manisa'da
araştırılması için Londra'da araştırma fonlarına başvurduklarını
belirtmiştir. Bu iddialar kanıtlanabilirse eğer Manisa dünyanın en meşhur
şehri olabilir.
Kayıp
kıta Atlantis Manisa’da mı?
1995 yılının sıcak bir
yaz günüydü... Her yaz olduğu gibi bu yaz da güneş ışınları Spil'in dik
yamaçlarını yalayarak Manisa'nın üzerine bir ok gibi saplanıyordu. Değişik
kıyafetli, buralı olmadığı her halinden belli olan bir yabancı, Manisalı
dağcı Haydar Aksakal'ın başına dikildi ve "Niobe, Tantalos, Kibele ile
Sülüklügöl'ü görmek istiyorum" dedi. İşte Manisa'da Atlantis macerası
böylece başlamış oldu."
Hikayenin devamını Manisalı dağcı Haydar Aksakal anlatıyor:
"Yabancıyı bizim dağcılık
kulübüne götürdük. Kulüpteki arkadaşlarla sohbete koyulduk. Yabancı, bizim
arkadaşların dağcılık, arkeoloji ve daha bir çok alanda yaptığı sohbete
hayran kalmış. Ertesi gün, genç dağcılarla birlikte Cüneyt'i de onun emrine
verdim. Dört gün boyunca Cüneyt, yabancıyı Spil'de gezdirdi. Tabii bu
gezileri sırasında bize hiçbir şey söylemiyordu. Biz de herhalde Manisa
Dağı'nı çok sevdi, dolaşıyor diye düşünüyorduk. Neyse yabancıyı geçirdik ve
bir daha da görmedik. Taa ki 25 Eylül 1998'e kadar... Bir gün Londra'dan bir
telefon geldi, telefondaki kişi adının Peter James olduğunu söyledi. Bir
süre hatırlamakta tereddüt ettim ama "Spil'e çıkmıştık" deyince hatırladım;
bizim yabancıydı. James, bana Yunanlı arkeolog Nikos
Kokkinos ve BBC televizyonundan iki prodüktör, Peter Getsel ve Uri Rodner
ile birlikte Manisa'ya geleceklerini bildirdi ve kendilerine yardım edip
edemeyeceğimi sordu. Ben de kendilerine yardıma her zaman hazır olduğumu
söyledim.

25
Eylül 1998 günü beş kişi geldiler, oysa biz dört kişi sanıyorduk, meğer
TRT'den arkeolog Semih Aközlü'yü de tercüman olarak almışlar. James bana
Himalayalar dahil, dünyadaki birçok dağa çıktıklarını, prodüktörlerin de
özellikle doğa çekimlerinde çok başarılı olduğunu ekledi. Ben de BBC gelmiş,
bizim Manisalı dağcıları da çağırayım da dağcılarımız dünyaca tanınsın, diye
düşünüyordum. Ama işin aslı öğle değilmiş.
James, elime kalın bir kitap tutuşturana kadar ne olduğunu anlayamamıştım.
Kitabın adı: "Krallığın Çöküşü ve Atlantis'in Sırları Çözüldü" idi. James
ile görüşmediğim süre içerisinde bu kitabı yazmış. Kitabın önsözüne göz
attığımda, Manisa Dağcılık Kulübü'ne ve dağcılarımıza teşekkür ettiğini
gördüm. Olayın arkası çorap söküğü gibi geldi. James'in buraya dağa
tırmanmak için değil, kayıp uygarlık Atlantis'i bulmak için geldiğini
anladım."
Manisa
Tarzanı
Dünyada gerçekten
“Tarzan”a sahip tek bir kent vardır. Manisa! Manisa Tarzanı’ndan bahsetmeden
Manisa anlatılmış sayılmaz. Manisa Tarzanı gerçek bir doğa ve insan
aşığıdır. Ömrünü Manisa’da bu uğurda harcamıştır. Çevrenin gerçek
duyarlılığı ve çevreciliğin hakiki üstadı O’dur. Gercek adı: Ahmet Bedevi
olan Manisa Tarzanı, İstiklal madalyası sahibidir. Siyah bir şortla dolaşan
yaz ve kış üzerinde madalyasını taşıyacak bir gömleği bulunmayan, ağaçların
ve doğanın savunucusu bir bilge ruhtur! Manisa Dağcılık Klübü
öğrencilerinden Engin Kongar’ın bir dağ tırmanışı sırasında düşüp ölmesinden
üç yıl sonra onun adına yapılan anıtın açılışında Manisa Tarzanı da vardır
ve o da bir zamanlar karısını bir dağ yolculuğu sırasında bir uçurumda
kaybetmiştir ve gözü yaşlı anneye şöyle der: “Anneciğim hiç merak etme, ben
anıtın çiçeklerine bakar, onları hiç soldurmam.”
Spil
dağında bir kulübede yaşardı Tarzan, ne yatağı ne de yorganı vardı. Üzerine
gazete serdiği tahta divanda yatıp kalkardı. Daima soğuk su ile yıkanırdı.
Saç ve sakallarını özenle tarar ve bitkilerden yaptığı kokuları sürerdi.
Ulusal bayramlarda göğsünde bir palmiye yaprağı ve onun üzerinde istiklal
madalyası ile gurur içinde törenlere katılırdı. Tarzanı ve onun yüce ruhunu
bilmeyen bir Manisalı kalmamıştı. O bir Aşk’tı. O bir insandı! O tertemiz
bir ruhtu. Belli bir lokantada yemeğini yer ve borcuna karşılık olarak o
lokantaya su taşırdı. Borçlu kalmayı sevmezdi. Güçlü bir insanda olması
gereken tüm özellikleri taşıyordu. Bir efsane gibi yaşadı, asla mal ve
servet peşinde koşmadı. Özgür ruhlu yaşamayı hep temel esas olarak aldı.
Toplumsal hayata katıldı. O, bugün bile Manisa’da bir efsanedir. Dürüstlüğü
ve çalışkanlığı ve Manisa’nın ağaçlandırılmasında gösterdiği olağanüstü
emeği ile tüm Manisalılar’ın sevgilisi oldu. 31 Mayıs 1963 tarihinde
gözlerini hayata yumdu. Onun adına makaleler, yazılar yayınlandı. Hayatı
filme aktarıldı. O yaşadı ve yaşattı!
Osmanlı
Mesir Macunu
Mesir’den bahsetmeden de
olmaz. Manisanın şifalı macunu. “Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in eşi
ve Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi olan Hafsa Sultan Manisa’da bir
hastalığa yakalanır. Hastalığına çare bulunamaz. Hafza Sultanın yaptırdığı
Sultan Camii Medresesi’nin başına Merkez Efendi getirilir. Merkez efendi
bitki ve baharat karışımından oluşan bir macun hazırlar. 41 çeşit baharatın
karışımından hazırlanan bu macunu yiyerek sağlığına kavuşur Hafza Sultan.
Hastalara bu macunun verilmesini emreder. Halktan gelen yoğun istek üzerine
kağıtlara sardırılan macunlar, Sultan Camii’nin kubbe ve minarelerinden
saçılır. Bu bir geleneğe dönüşür ve her yıl 21 Martta Sultan Camii önünde
halk toplanır ve böylece Manisa Mesir Şenlikleri doğmuş olur.
Mesirde bulunan baharatlar:
KİMYON:
Baharat, gaz söktürücü, iştah açıcı ve terletici olarak kullanılır.
ANASON:
İştah açıcı ve karminatif olarak kullanılır. Karminatif etki barsaklardaki
fermantasyona engel olmasından ileri gelir.
KEBABE:
İdrar ve solunum yolları antiseptiği olarak kullanılır.
HARDAL
TOHUMU: İştah açıcı ve mideyi yatıştırıcı olarak toz halinde kullanılır.
Cilt hastalıklarında iltihabı ve ağrı giderici etkisi vardır.
ÇÖPÇİNİ:
Kökünün kaynatılmış suyu ekzemede kullanılır. Bileşimindeki tanenden dolayı
astrenjan etkisi vardır.
KARABİBER:
Öksürük kesici, uyarıcı ve baharat olarak kullanılmaktadır. KAKULE: Lezzet
verici, gaz söktürücü, iştah açıcı olarak kullanılır.
ÇÖREK
OTU: Gaz söktürücü olarak kullanılır.
HİNDİSTAN CEVİZİ ve BEŞBASE: Kaynatılmış suyu mide ağrılarına iyi gelir.
Etkisi bileşimdeki uçucu yağlardan ileri gelir.
DARFÜLFÜL: Bedeni ısıtıcı ve öksürük kesici olarak kullanılır. KARANFİL:
Ağız kokusu giderici, diş çürüklerinde ve ağrılarında kullanılır.
Bileşimindeki karanfil esansı antiseptik ve ağrı gidericidir.
ÇİVİT:
Halk arasında kabakulak ve pnömonide iyi gelir. Bebeklerin ağız
mukozasındaki ağrılı yaraların tedavisinde kullanılır.
Macunun
bilinen faydaları: Hormonlar
üzerinde olumlu etkileri vardır. Yorgunluk hallerine iyi gelir. Sindirimi
kolaylaştırıcı etkileri tespit edilmiştir. Kuvvet vericidir. Zehirli yılan
sokmalarına karşı da bir etkisi vardır. Halk arasında da cinsi kuvveti
arttıran bir tür afrodizyak olduğuna inanılır.
Bugün ise modern Manisa
bir buçuk milyona yaklaşan nüfusu ile ege bölgesinin önemli bir ilidir. 16
ilçesi vardır. İçinde barındırdığı uranyum, plütonyum, civa ve altın
madenleri ile işlenmemiş bir cevher ve potansiyel enerjisi ile de taşmaya
hazır bir ırmaktır. Her Manisalı bilir ki: Manisayı yaşamak bambaşkadır.
.jpg)


YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Türker Ercan,
1 Haziran 1972 doğumlu.
Öğrenciliği hiç bırakmayan bir
öğretmen. Uzakdoğu sporları ile uğraştı.
Felsefe, psikoloji, parapsikoloji konularında ve mantık
alanında uzun yıllar araştırmalar yaptı.
Detaylı bilgi
|