|
Yazar:
Tuğçe Lale
– Temmuz 2008
Çocuk Gelişimi – İstanbul
Özgüveni Olan Okul Öncesi Çocuğu Her Şeyi Başarır
Ormanda bir gün
kurbağalar arasında bir yarış yapılmasına karar verilmiş. Bunun için bir
dağın eteğinde bir araya gelinmiş. Kurbağalar oldukça heyecanlıymış ve her
biri hızlıca zıplarken onları izleyen diğer hayvanlar özellikle kendini
güçlü hisseden ve kararlı hayvanlar “Yok ya taa dağın zirvesine hiçbiri
ulaşamaz! Onlar başaramazlar!” derken bazı kurbağalar pes etmeye başlamış.
Zaman ilerlemiş dakikalar, saatler ilerlerken yine onları izleyen hayvanlar
“Oooo hala zıplıyorlar ama hiç değer mi bu kadar susuz kalmaya, yorulmaya.
Zaten onlar da birazdan bırakacaklar yarışı.” demişler. Gerçekten de yarışı
sadece bir kurbağa kazanmış. Diğerleri çevrenin bezdirici eleştirilerine
dayanamamış. Herkes merakla o kurbağayı izlerken bir şey dikkatlerini
çekmiş. Bu kurbağa duymuyormuş, sağır bir kurbağaymış. Görünen o ki
çevrenin bezdirici baskısı galip geliyor, mücadele ederken bir de çevreyi
ikna etme çabası sonucunda çevre beklediğini görüyor ve yaşıyor.
Burada gördüğümüz çok
önemli bir durum söz konusu çevremizdeki kişileri, çocukları eleştirirken
kendimizi mutlu ediyoruz belki! Ancak bu eleştiriler somut olarak diğer
insanlarda ve çocuklarda “Suçluluk” ve “Utanma” duygularını destekliyor.
Etrafında görünmeyen bir duvar örerek çocukların araştırma ve öğrenme
ihtiyacı köreliyor. Bizim amacımız çocuklarımızın meraklarını, sorularını
ve “Kendileri olmalarını” desteklemek olacak. Bu ay böyle bir yazı
okuyacaksınız, belki kendi yaşadıklarınızı hatırlayacaksınız belki de
çocuklarınızla yaşadığınız olaylarda ne yapmanız ya da yapmamanız
gerektiğini göreceksiniz. Size ve çocuklarınıza katkısı olacağı
inancındayım. İyi okumalar...
Yürümeye başlayıp ilk
özerkliğini yaşayan çocuğun çevreye bakışı; başka bir pencereden bizi
izlemesi ve anlamlandırmaya çalışmasıdır.
Yürümeye başladığı andan itibaren hep uzaklardakini keşfetme ihtiyacı,
öğrenme çabasıyla pekişmektedir. Sürekli yürümeye çalışır, düşer ancak
çevresini çok iyi takiptedir. Biri ağlamasını bekliyorsa ağlar, biri
gülmesini bekliyorsa güler hatta biri koşmasını bekliyorsa ayağa kalkıp
koşar. Beklentilerimiz okul öncesi çocuğunun çabasının desteklenmesine ya
da frenlenmesine neden olur. Bu noktada çevredeki tüm bireylerin devreye
girdiği ve çocuğu destekleyecek bir tutum göstermesine ihtiyaç vardır.
Çocukla uzaktan yakından ilişkisi olan herkes anne, baba, abi, abla,
akrabalar ve okula devam ediyorsa öğretmeni, idareciler, arkadaşları çocuğa
motive edici şekilde yaklaşmalıdır.
Genellikle kardeşleri,
abla ya da abiler o kadar koruma altında tutmaktadır ki kardeşi düştüğü anda
ablası-abisi olan çocuk her an yardım almaktadır. Bu da bizim
toplumumuzdaki anne-babaların büyük çocuklara koruyucu bir tarzda model
olmalarından kaynaklanmaktadır. Büyük çocuk bakıyor “Bana annem babam
yardım ederek bu yaşıma getirdi, kardeşim ise çok küçük her zaman anlayışa
ve yardıma ihtiyacı var. Ben de bunu yapmalıyım, doğru olan bu!” Mesajı,
büyük çocuğa direk olarak anlatmasanız da, o bunu çevresindeki herkesten
gözlemleyerek öğrenme yeteneğine sahiptir. Bu noktada büyük çocuğun
doğru davranışı anlayarak tanımlaması ve iyi niyetli olduğundan emin
olunulması şarttır. İşte burada ona güvenildiği anda kardeşine karşı
anne-baba rolünü tam olarak yaptığını gözlersiniz. Böylece küçük
çocuğun evde sultanlık dönemi başlarken değişik örnekler ortaya çıkmaktadır.
Her şeyi başarabilen bir abla-abi onunlayken bu çocuk sanki
başaramıyormuş gibi ona yaklaşılmasından hoşnut değildir.
Düşünün şimdi bir eve
sahip olan yetişkin evde yemekler hazırlıyor, temizlik yapıyor ve kendine
göre bir düzen tutturmuş. (Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin mükemmel olmaması
ortadadır. Çünkü; herkesin mükemmelliği bir diğerinin mükemmeliyle çakışmaz.)
Biri geliyor sürekli bunları denetim altına alıp eleştiriyor.
Eksikleri sürekli ifade ediyor, hatta kendisi uğraşıp düzeni değiştirerek
bir ev ortamı yaratıyor. Bu bir yetişkin için ne kadar rahatsız ediciyse
çocuk için de ona sürekli olarak sözle veya davranışla, iyi niyetli bile
olsa müdahale etmek o derece rahatsızlık vericidir. Bu o çocuğun
hayatıdır, annesinin-babasının-abi-ablasının değildir. Kararı o verdiği
sürece mutlu olacak, bunu yapıp başardığında özgüveni desteklenmiş olacaktır.
Tabii bu ortamda küçük çocuk çeşitli olaylar geliştirecektir. Ya buna karşı
savaş açıp “Hayır, ben yapabilirim!” diye diretecektir. Ya da küçük çocuk
okula gidiyorsa okulda, park gibi sosyal alanlarda kendisinden daha küçük
gördüğü çocuklara yardım ederek bu duygusunu tatmin edecektir.
Bunun psikolojik
olarak sonucu toplumda sürekli birilerini desteklemek, kontrol etmek
ihtiyacı sonucu “Bağımlı bir kişilik” yayılmasına neden olacaktır.
Çocukluğunda hep ona yardım edecek insanları yanında isterken,
yetişkinliğinde yalnız başına bir işe, evliliğe imza atamaması gözlenebilir.
Savaş açıp bunu kazanabilen çocukta ise her zaman etraftan gelecek bir
yardıma ya da desteğe kendini kapatarak. Bitmek tükenmek bilmeyen bir
çekişme hayatına geçmesine neden olacaktır.
Toplumumuzun sağlıklı
yetişkinlerden oluşması için anne-babalarının özdenetimlerinin çok
iyi şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Anne babalar çocuklarını
dünyaya getirdikleri andan itibaren kendi özgüvenlerini daha iyi
hissetmelidir. “Çocuğumun özbakım ihtiyaçlarını karşılıyorum, bana
ihtiyacı var ve hep olacak!” duygusunu kendi içlerinde hissetmemeli ve bu
mesajı çocuklarına vermemelidirler. Anne babalar her konuda
çocuklarından daha çok şeyi başarmışlardır, hayat tecrübeleri, insanları
daha kolay tanımaları, neyin olumlu neyin olumsuz sonuçlar getireceği
hakkındaki öngörüleri gibi birçok konuda çocuklarının önündedirler. Ancak
onları olumsuz olaylardan korumak isterken sürekli eleştirip
değerlendirmeleri çocukların kendisi olmasını negatif yönde etkiler.
Çocuklar rahat edemedikleri ve kendi güvenlerini ortaya koymadıkları bir
ortamda aitlik duygusu yaşayamazlar ve kendileri olamazlar. Belki bu
noktada anne-babaların kendilerini dışardan gözlemlemeleri çocuklarına
karşı olumlu tutumlar geliştirmesini destekleyebilir. Örneğin; Bazı
anneler-babalar eğitimciyle yaptıkları konuşmada “Ben hiç çocuğumun
özgüvenini kırmam. O ihtiyaçlarını tek başına karşılar.” dedikten sonra
kapıda “Oğlum yine mi ters giydin şu ayakkabıları! Ayyy dur dur ben
giydireyim!” diyerek kendi davranışlarının farkında olmadığı
gözlenmiştir.
Özgüven, anne karnında
başlayıp hayatın ilk yıllarında temeli atılan bir duygudur. Çocuklarda
bir gölün dibini dolduracak kadar su olarak düşünürsek, çocuk ilk yıllarda
gölü doldurabilirse denizlere ve okyanuslara kolaylıkla ulaşacaktır.
Özgüvenin artmasının temeli, yetişkinlerin çocuğa inandığını ve güvendiğini
hissettirmesiyle alakalıdır. Her an çocuğa sözel olarak sen yapabilirsin,
tek başına başaracaksın mesajını verirken kaygılı bakışlar ve vücut diliyle
“Olmayacak, yapamayacaksın!” iletisi çocuklara giderse yine çocuk yapamaz.
Unutmayın İşin sırrı
sizde anne, baba, akraba, yetişkin ve arkadaşlarda. Siz gerçekten inanın ve
güvenin, çocuklarda başarsınlar. Koşarken düşmek, keşfederken kirlenmek ve
başarıdan geçen her tür olay normaldir.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Tuğçe
Lale, 1981 İstanbul doğumlu. 2002 yılından beri öğretmenlik
yapıyor. İstanbul ve İzmir’de öğretmenliğin yanısıra Kocaeli’nde
anaokulu müdürlüğü yaptı. 2005 yılından beri Özel İstanbul Amerikan
Lisesi Çocuk İnceleme Merkezi’nde öğretmenlik yapıyor. Otizm
sendromu üstüne eğitim aldı.
Detaylı bilgi
|