|
Yargısız İnfaz
Tuğba Kavas
Zihnimi fark edip izlemeye
başladığım zaman hayretler içinde kalmıştım. Sayamadığım kadar
düşünce durmadan akıyordu. Beş sene önceki bir olay hala zihnimde
dönüyor, olayı hala kritik ediyordum inatla. Alakasız, direkt
iletişimde olmadığım insanlar hakkında düşünceler; gelecek hakkında
düşünceler, olaylar, eşyalar, mekânlar, sürüp gidiyor. Bunlardan çok
azı şimdi, şu an da işime yarıyordu. Düşünsenize uyandığınız anda
başlıyor zihin uyuyana kadar uzun bir süre hiç durmadan devam
ediyor. Kocaman bir gürültü ve karmaşa; aynı zamanda kontrolsüz. Bu
gürültünün büyük çoğunluğu kendini ve başkalarını yargılamaktan
ibarettir. Şimdiki durumumla, yaşantımla ilgili bir ilgi, alaka,
çözüm, geçerlilik teşkil etmiyordu. Yani neredeyse yüzde doksan beşi
gereksizdir. Evet, hayretler içinde kalmıştım. İnsanı hasta yapan,
yaşlandıran en önemli, en güçlü unsur olduğunu fark ettim
yargılamanın...
Başkalarının düşünceleri ve
davranışları bize uymadığı için mahkûm ediyoruz. Mahkûm etmeye
şiddetli şekilde ihtiyaç duyuyoruz. Yargısız infaz en katısından.
Kocaman bir yargı, eleştiri, sınırlama tokmağını indiriyoruz
kafalarına, kafalarına. Çünkü bu kendimizi saklamanın en kolay
yoludur. Aslında başkasına indirdiğin her tokmak kendi kafanı deler.
Yargıladığın, kabul etmediğin düşünce ve davranış şekli itiraf
etmekten korktuğun kendinsindir. İfade etmekten korktuğun kendin;
toplum bilincine aykırı, başkalarına göre belki sapıkça
adlandırılmış düşüncelerin; içindeki eksikliklerin; endişelerin;
karabasanların bir başkası tarafından ifade edilip, ortaya
çıkarılınca saldırırsın; yani yargılarsın. Bu durumda kendini
eleştirip, kendine kızıp, kendini yargılıyorsundur. Yargısız infaz
yargının en katı şeklidir kısaca. Eh bunu da yaşamımızın her anında
yaptığımız aşikâr.
Bütün bu yargılama sürecinin
varlığı kendini sevmemekten, kendini olduğun gibi kabul etmemekten,
içinden geldiği gibi olmak için kendine izin vermemekten doğuyor.
Kendini sevip, kendini olduğun gibi kabul edip, özgürce olmaya izin
verip, kendini yargılamadığın zaman başkaları içinde aynı şeyi
yapmış olursun. Özgürleşmiş ve özgürleştirmiş olursun. Çok basit
gibi görünen gücü büyük olan koşulsuz sevgi bu, en derininden.
Bunların büyük bir kısmının
farkındaydım yaşamım boyunca. Zihnimi izlemeye başladığımda
yaşamımda var olmuş herkesin aslında ben olduğumu, benim içimdeki
bir oluşu, duyguyu, sevmeyi, sevilmeyi; sevmediğim ve korktuğum
taraflarımı, eksikliklerimi bana yansıtmak için karşıma çıktığını
hissederek fark etmek; bunun ötesinde kabul etmek bir hayli beni
zorladı. Bunları bilmek, anlamak çok kolaydır. Zorlayıcı olanı kabul
edip uygulamak da... Tamamen kaçtığımız şey bu, daha doğrusu
korktuğumuz şey diyeyim.
Yalnız bir şeyi belirteyim:
yargılamakla olanı ifade etmek arasında fark var. Bir başkasının
düşünceleri, yaşam durumu, davranışı bize uymayabilir. Bu durumda
sadece farklıdır. Bu farklılık bizi rahatsız ediyorsa,
öfkelendiriyorsa, kabul edilemiyorsa, sıfatlar yakıştırıyorsak,
yargıyı yaratmış oluyoruz. İşte bu durumda içimize dönüp bize hangi
veçhemizi yansıttığını bulup, kabul edersek rahatsızlığımız biter;
özgürleşiriz; hafifleriz.
Zihni izlemeye başladığında,
bütün bu kaostan kurtardığında, yaşamı tadıyorsun. Dinlemeyi
öğreniyorsun. Hazzı tadıyorsun. Sevinci, sevgiyi hissediyorsun. Var
oluşla bütünleşiyorsun. Kendinle, insanlarla, dünyayla Bir’liği
deneyimlemeye başlıyorsun. Hepimize kolay gelsin…
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Tuğba Kavas 1975,
Antalya doğumlu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
İşletme Bölümü mezunu.
kavastugba@yahoo.com
|