|
Sibel
Tugal
Ne Güzeldir Çocuk Olmak
Her insanın
bir zamanlar olduğu, zamanla büyüme adına yok ettiği o şahane olay,
çocuk olmak... Koşulsuz, içten, sevecen, zaman zaman inatçı, meraklı
ama yargısız olmak... İnsanoğlunun en güzel dönemi çocukluk...
Dünya
üzerindeki tüm çocuklar gibi olan bir oğlum var, o da "yeni
nesil"den, bizlerden sonra gelenlerden. Onun çocuklarından
bahsedeceğimiz zamanlarda, o da diyecek ki bunlar farklı anne, çok
değişik "yeni nesil" bunlar. Annelerimizin babalarımızın şimdi bize
dediği gibi.
İnsanoğlu
özellikle son 50 yılda çok büyük ilerleme ve aynı anda da gerileme
kaydetti. Gelişim tüm alanlarda oldu; teknoloji, sağlık, toplum
bilinci, yönetim biçimleri, eğitim, çevre bilinci, insana bakış....
Daha birçok şey sayılabilir. Aynı oranda gerileme de yaşadı; hala
savaşlar var, hala insanlar acılarla karşılaşıyor, hala hastalıklar
var, eşitsizlik, çocuklar ve diğer insanlar üzerinde yapılan iş ve
seks ticareti var. Ama değişen en önemli şey, insanların çoğunun
bunun farkına varmaya başlamış olması. Ya da öyle umuyorum, daha
optimist bakıyorum.
Bu
zamanda çocuk olmak gerçekten güzel ama zor, çünkü öyle bir bilgi
bombardımanı altında ki çocuklar bulundukları toplumlarda. Bunlardan
bir tanesi yeni nesil çocuklardan olmaları, buna bir de aile ve
cevrenin daha farklı bakması sonucunda gerçekten zorlanıyorlar. Bu
değişik bir etiket onlar için ve aslında zorlayıcı. Bizler, onları
bize öğretilen eğitim ve davranış biçimleri ile değerlendiriyoruz,
eğitmeye çalışıyoruz. Merak ettikleri konuların çoğunu belki
hayatımızda hiç duymadık ya da o yaşlarda ilgilenmediğimiz için bize
değişik geliyor. Aslında onlar bizi eğitmek için bizimle birlikte.
Bize bu yüzden farklı geliyorlar.
Bildiğiniz
gibi "İndigolar"la başlayan yeni nesil olayına "Kristaller" eklendi,
şimdi sırada "Elmaslar" sonra da "Altın Çocuklar" var. Bunlar
bazılarımız için yeni bazılarımız için bilinen terimler. Değişikler
birbirlerinden, birlikteler. Bu konuda araştırma yapan ve istatistik
bilgileri tutan araştırmacılar var. Bilgilerini de bizlerle
paylaşıyorlar. Öğreniyoruz ve farkediyoruz ki "Yeni Nesil" bizlerden
farklı. Çok daha duyarlılar. İnsanoğlunun yüzyıllardır etkin biçimde
kullanıp neredeyse kölesi olduğu katı ve kaotik enerjiden daha
farklılar. En çok istedikleri şey de sevgi ve anlayış.
Bu cümleler
belki size değişik gelmedi ama bunları yazarken bile bana değişik
geliyor, çünkü olayın özü bu değil bence.
Her
türlü gelişmenin olduğu yüzyılımızda, ben televizyon olayı ile
ilkokuldayken tanıştım, annem 30 yaşından önce hiç görmemişti, onun
devrinde radyo vardı. Anneannem ise sanırım radyo ile çok geç
yaşlarında karşılaştı, televizyonu da 70 yaşında gördü. Benim oğlum
doğduğunda cep telefonu kullanıyordu, evimizde internet bağlantımız
vardı. Şu anda bir çok yedi yaş altı çocuğun imkan bulduğunda
yapacağı gibi kendi bilgisayarını kullanıp istediği oyunlarını
oynuyor, açmasını da kapamasını da biliyor, onun için öyle doğal ve
kolay oldu ki... Öğrenmek istediği şeyler olursa bana internetten
bulmam için geliyor,
birlikte
bakıyoruz, ona okuyorum, çünkü daha 4,5 yaşında. İlgi alanı
inanılmaz renkli ve farklı.
Şimdi tabi ki
bu tür olaylarla karşılaşan birini bundan 40 yıl önceki sistemlerle
değerlendirmeniz ne derece doğru olur? Hangi ölçütlere göre
değerlendireceksiniz ki? Çoğu çocuk artık bilgisayar klavyesi
kullandığı için acaba el yazısı yazabilecek mi, ya da bunu gerekli
görecek mi? Hani eskiden güzel yazı dersi vardı -çok eskiden- şimdi
bu teknolojik ortamda insanların hangi programı kullanabildiğine
bakılacak. Bu tür el becerileri, yerini daha farklı koordinasyon
becerilerine bırakmaya başlamış durumda. İyi ya da kötü diye bir
yorum yapmıyorum, sadece farklı. Bunun sebebi, onların sadece yeni
nesil isimli cocuklardan olmasından değil. İçlerinde bulundujları
çevresel etkiler onları şekillendiriyor. En başta da en yakın
oldukları, yani anne babasının ilgileri, onları yönlendiriyor,
öğreniyorlar. İçinde bulundukları toplumun bilgisini alıyor, ona
göre insana bakış açılarını, kavramlarını geliştiriyorlar. Hepimizin
çocuğunda da durum bu şekilde, buna eminim. Aynı yaşlarda şu anda
ülkesinde savaş olup dağlarda saklanmakta olan çocuklar da var,
belki günlerce aç kaldılar, gözlerinin önünde anneleri babaları
vuruldu, ya da ellerinde silahlarla neye olduğunu bilmeden akışa
uymak zorunda kalanlar da var. Saymakla bitecek değil tabi ama aynı
dönem çocukları, aynı "yeni nesil"den bunlar.

Geçiş veya
toplumsal aydınlanma, önce bireylerde başlayacak denir. Başlayacak
ki yetiştirdikşeri çocuklar geleceği şekillendirebilsin. İlk
şekillenmede anne-baba, kimi zaman daha değişik aile ortamı ya da
çocuk yuvaları veya sokaklardır. İnsan hayatında ilk yedi yıl çok
önemlidir, bunu hem spiritüel (ruhsal) açıdan hem de bilimsel
psikolojik değerlendirmelerle baktığımızda görebiliriz. Çünkü bu ilk
yedi yılda sünger gibi alıcı olan beyin, her şeyi kaydeder, hatta
ilk kişilik şekillenmesi de burada tamamlanır.
Yeni nesil
çocukların farkı, bizim onların yeni ve farklı olduğunu kabul
etmemizle ortaya çıkmıştır, çünkü bizler kendimizinb artık
değişmesi, yenilenmesi gerektiğini biliyoruz. Gelişim bizler için de
sürüyor, bunu farkediyoruz. Onlardan nasıl seveceğimizi öğreniyoruz,
ama kendimizle çelişiyoruz bazen. Bazen onları anlamak yerine,
bitmez tükenmez enerjileri ile uğraşmak yerine işin kolayına kaçıp,
"Yeni nesil onlar" diyebiliyoruz. Çünkü uğraşacak gücümüz yok.
Hâlbuki onlar bizi yenilenmemiz için zorluyorlar, her türlü
hareketleri ve soruları ile bizi öğrenmeye, araştırmaya sevk
ediyorlar. Kimi zaman bu araştırmalar, kalıplarımızla yüzyüze
gelmemize sebep oluyor, kıramıyoruz onları, çünkü esas bizler
"yeni"den korkuyoruz. Öylesine sevgi dolular ki, ve biz sevgiyi
bilmiyoruz, öğrenmek istemiyoruz. Kurallarımız var çünkü,
ailelerimizden böyle görmedik.
Onlar
sıradışılar, ama sıraiçi nedir bu arada?
Dünya
üzerinde yaşayan hiçbir insan mutsuz olmak istemez, hele söz konusu
gelecek nesiller, yani çocuklarımızsa, bunun için kendini feda eder
insan. Feda edeceğimiz nedir? Daha ılımlı ve sadece sevgi ile
bakmaya çalışmak bu yüzden de eski kalıpları kırmak mı? Yeni eğitim
ve gelişim yöntemleri geliştirmek mi? İnanış biçimlerinde ve toplum
düzenlerinde köklü değişiklikler yapmak mı? Bunların hepsi zaten
olmaya başladı ama bunu başkaları yapıyorken, siz kendiniz de
yapıyor musunuz? Yoksa sadece okuyup değişiklikler oluyor, bunlar
farklı mı diyorsunuz, ama bazı şeylerinizi hâlâ degistirmediniz mi?
Küçük te olsa bir fark yarattınız mı çocuğunuzla ilgili
oyunlarınızda? Birlikte yapıyor musunuz, örneğin uçurtmanızı? Onu
dinliyor, hayal dünyasına uymak için gerektiğinde en sevdiğiniz
şeyleri yapmaktan arada sırada da olsa vazgeçiyor musuz? Onun yerine
onun istediği tiyatro oyununa gidebiliyor musunuz? Ya da evcilik
oyununa katılıp misafiri olabiliyor musunuz? Yoksa onu istediği yere
götürecek bir bakıcı mı buluyorsunuz? Öyle çabuk büyür ki çocuklar,
hele ilk yedi yıldan sonra artık sizinle olmazlar, hele bluğ
(ergenlik) çağından sonra artık arada sırada görebilirsiniz. Bu
onların hakkıdır, çünkü tek başına bir şeyler yapmalıdırlar, yalnız
yaşayabilmelidirler, özgur olmalıdırlar. Ama tüm zaman olarak
düşünürseniz ilk yedi yılda size de bir şeyler öğretmek için
gelmişlerdir. Bu fırsatı kaçırdığınızda ileriki yaşlarda çocuğunuzla
ilişkilerinizi yapılandırmanız gerçekten de zordur. Demiyorum ki tüm
yaşamınızı onlara verin, bu olmaz çünkü bu da bizim özgürlüğümüze
aykırıdır, ama onları dinleyin ve sorun onlara. Öyle çok şey
biliyorlar ki, kapıları kapanmadan, toplumun ve çevrenin
kısıtlamalarıyla sarmadan onları, öğrenin onlardan sevgiyi....
Çocuğu olmayan kişilerin bile buna imkanı var, öyle çok çocuk var ki
sevilmeyi bekleyen anne ve babasız. İlle de evlat edinmeniz de
gerekmez, çocuk yuvalarına
gidin ayda bir
ve sevin onları. Kucaklayın ve biri için bile olsa, evrenin en güzel
hediyesi
olan
sevgiyi görün birlikte. Öyle olsun ki bu tüm dunyaya karışsın, aksın
evrene, dünya anaya. Bulacağınız içinizdeki çocuktur önce, sevin
onu, çünkü yeni nesil cocukların esas öğretmeye geldiği şey, bizim
de aslında çocuk olduğumuz... Evren çocuğuyuz biz. Hepimiz aslında
hala çocuğuz.
Yüce Atatürk
bunu gören bir liderdi, her konuda olduğu gibi bu konuda da öncü
oldu. Dünyada ilk kez çocuklara bayram hediye etti, onların önemini
biliyordu çünkü. Sanırım o, içindeki çocuğu sevebilen biriydi. O,
19. yüzyılda dünyaya gelmiş yeni nesil öncü çocuklardandı; eminim
buna, çünkü yaptıkları ve amaçladıklarını görüyorum, öğrendim,
öğreniyorum ve oğluma öğretmeye çalışıyorum.
Evren
çocuklarını ve Atatürk çocuklarını selamlıyorum, 23 Nisan Kutlu
Olsun.
Dünya
Çocuklarına selam olsun.
Bir sevgi
sadece başlamak istesin,
Ne okyanus
dinler,
Ne görmüş
olmak,
Ne de
bilmek...
Sadece
başlar.
Bu aşk ta
Doğu'dan Kor'a aktı, kut'landı ve Batı'ya aktı...
Böylesi saf,
temiz, içten ve açık sevgi olurmuş gördüm.
Hâlbuki
bilirim aşk'ı, sevgiyi ama bunu yeni gördüm.
Birbirinden
habersiz aynı şeyleri söyleyen, aynı dinazorlara tapanlar bunlar,
t-rex'çiler!
Selam olsun
size tüm dünya çocukları, bu ikisinden gördüm sizi, bildim...
Işığınızı
gördüm sizin, içim titredi sevinçten, inanamadım böylesine,
Bilir
sanırdım kendimi, bilmediğimi oğrendim.
Sibel Tugal , Aralık 2005, Toronto (Bu şiir
Korkut ve Batı Doğu için yazıldı)
Atlantiğin
karşıyakasından selamlar,
Sibel Tugal
Toronto,
Kanada
http://www.namastesibel.com
|