Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Sibel Tugal

Ne Güzeldir Çocuk Olmak

Her insanın bir zamanlar olduğu, zamanla büyüme adına yok ettiği o şahane olay, çocuk olmak... Koşulsuz, içten, sevecen, zaman zaman inatçı, meraklı ama yargısız olmak... İnsanoğlunun en güzel dönemi çocukluk... 

Dünya üzerindeki tüm çocuklar gibi olan bir oğlum var, o  da "yeni nesil"den, bizlerden sonra gelenlerden. Onun çocuklarından bahsedeceğimiz zamanlarda, o da diyecek ki bunlar farklı anne, çok değişik "yeni nesil" bunlar. Annelerimizin babalarımızın şimdi bize dediği gibi.  

İnsanoğlu özellikle son 50 yılda çok büyük ilerleme ve aynı anda da gerileme kaydetti. Gelişim tüm alanlarda oldu; teknoloji, sağlık, toplum bilinci, yönetim biçimleri, eğitim, çevre bilinci, insana bakış.... Daha birçok şey sayılabilir. Aynı oranda gerileme de yaşadı; hala savaşlar var, hala insanlar acılarla karşılaşıyor, hala hastalıklar var, eşitsizlik, çocuklar ve diğer insanlar üzerinde yapılan iş ve seks ticareti var.   Ama değişen en önemli şey, insanların çoğunun bunun farkına varmaya başlamış olması. Ya da öyle umuyorum, daha optimist bakıyorum.  

Bu zamanda çocuk olmak gerçekten güzel ama zor, çünkü öyle bir bilgi bombardımanı altında ki çocuklar bulundukları toplumlarda. Bunlardan bir tanesi yeni nesil çocuklardan olmaları, buna bir de aile ve cevrenin daha farklı bakması sonucunda gerçekten zorlanıyorlar. Bu değişik bir etiket onlar için ve aslında zorlayıcı. Bizler, onları bize öğretilen eğitim ve davranış biçimleri ile değerlendiriyoruz, eğitmeye çalışıyoruz. Merak ettikleri konuların çoğunu belki hayatımızda hiç duymadık ya da o yaşlarda ilgilenmediğimiz için bize değişik geliyor. Aslında onlar bizi eğitmek için bizimle birlikte. Bize bu yüzden farklı geliyorlar.

Bildiğiniz gibi "İndigolar"la başlayan yeni nesil olayına "Kristaller" eklendi, şimdi sırada "Elmaslar" sonra da "Altın Çocuklar" var. Bunlar bazılarımız için yeni bazılarımız için bilinen terimler. Değişikler birbirlerinden, birlikteler. Bu konuda araştırma yapan ve istatistik bilgileri tutan araştırmacılar var. Bilgilerini de bizlerle paylaşıyorlar. Öğreniyoruz ve farkediyoruz ki "Yeni Nesil" bizlerden farklı. Çok daha duyarlılar. İnsanoğlunun yüzyıllardır etkin biçimde kullanıp neredeyse kölesi olduğu katı ve kaotik enerjiden daha farklılar. En çok istedikleri şey de sevgi ve anlayış.  

Bu cümleler belki size değişik gelmedi ama bunları yazarken bile bana değişik geliyor, çünkü olayın özü bu değil bence.

Her türlü gelişmenin olduğu yüzyılımızda, ben televizyon olayı ile ilkokuldayken tanıştım, annem 30 yaşından önce hiç görmemişti, onun devrinde radyo vardı. Anneannem ise sanırım radyo ile çok geç yaşlarında karşılaştı, televizyonu da 70 yaşında gördü. Benim oğlum doğduğunda cep telefonu kullanıyordu, evimizde internet bağlantımız vardı. Şu anda bir çok yedi yaş altı çocuğun imkan bulduğunda yapacağı gibi kendi bilgisayarını kullanıp istediği oyunlarını oynuyor, açmasını da kapamasını da biliyor, onun için öyle doğal ve kolay oldu ki... Öğrenmek istediği şeyler olursa bana internetten bulmam için geliyor, birlikte bakıyoruz, ona okuyorum, çünkü daha 4,5 yaşında. İlgi alanı inanılmaz renkli ve farklı.

Şimdi tabi ki bu tür olaylarla karşılaşan birini bundan 40 yıl önceki sistemlerle değerlendirmeniz ne derece doğru olur? Hangi ölçütlere göre değerlendireceksiniz ki? Çoğu çocuk artık bilgisayar klavyesi kullandığı için acaba el yazısı yazabilecek mi, ya da bunu gerekli görecek mi? Hani eskiden güzel yazı dersi vardı -çok eskiden- şimdi bu teknolojik ortamda insanların hangi programı kullanabildiğine bakılacak. Bu tür el becerileri, yerini daha farklı koordinasyon becerilerine bırakmaya başlamış durumda. İyi ya da kötü diye bir yorum yapmıyorum, sadece farklı. Bunun sebebi, onların sadece yeni nesil isimli cocuklardan olmasından değil. İçlerinde bulundujları çevresel etkiler onları şekillendiriyor. En başta da en yakın oldukları, yani anne babasının ilgileri, onları yönlendiriyor, öğreniyorlar. İçinde bulundukları toplumun bilgisini alıyor, ona göre insana bakış açılarını, kavramlarını geliştiriyorlar. Hepimizin çocuğunda da durum bu şekilde, buna eminim. Aynı yaşlarda şu anda ülkesinde savaş olup dağlarda saklanmakta olan çocuklar da var, belki günlerce aç kaldılar, gözlerinin önünde anneleri babaları vuruldu, ya da ellerinde silahlarla neye olduğunu bilmeden akışa uymak zorunda kalanlar da var. Saymakla bitecek değil tabi ama aynı dönem çocukları, aynı "yeni nesil"den bunlar.

Geçiş veya toplumsal aydınlanma, önce bireylerde başlayacak denir. Başlayacak ki yetiştirdikşeri çocuklar geleceği şekillendirebilsin. İlk şekillenmede anne-baba, kimi zaman daha değişik aile ortamı ya da çocuk yuvaları veya sokaklardır. İnsan hayatında ilk yedi yıl çok önemlidir, bunu hem spiritüel (ruhsal) açıdan hem de bilimsel psikolojik değerlendirmelerle baktığımızda görebiliriz. Çünkü bu ilk yedi yılda sünger gibi alıcı olan beyin, her şeyi kaydeder, hatta ilk kişilik şekillenmesi de burada tamamlanır.

Yeni nesil çocukların farkı, bizim onların yeni ve farklı olduğunu kabul etmemizle ortaya çıkmıştır, çünkü bizler kendimizinb artık değişmesi, yenilenmesi gerektiğini biliyoruz. Gelişim bizler için de sürüyor, bunu farkediyoruz. Onlardan nasıl seveceğimizi öğreniyoruz, ama kendimizle çelişiyoruz bazen. Bazen onları anlamak yerine, bitmez tükenmez enerjileri ile uğraşmak yerine işin kolayına kaçıp, "Yeni nesil onlar" diyebiliyoruz. Çünkü uğraşacak gücümüz yok. Hâlbuki onlar bizi yenilenmemiz için zorluyorlar, her türlü hareketleri ve soruları ile bizi öğrenmeye, araştırmaya sevk ediyorlar. Kimi zaman bu araştırmalar, kalıplarımızla yüzyüze gelmemize sebep oluyor, kıramıyoruz onları, çünkü esas bizler "yeni"den korkuyoruz. Öylesine sevgi dolular ki, ve biz sevgiyi bilmiyoruz, öğrenmek istemiyoruz. Kurallarımız var çünkü, ailelerimizden böyle görmedik.

Onlar sıradışılar, ama sıraiçi nedir bu arada?

Dünya üzerinde yaşayan hiçbir insan mutsuz olmak istemez, hele söz konusu gelecek nesiller, yani çocuklarımızsa, bunun için kendini feda eder insan. Feda edeceğimiz nedir? Daha ılımlı ve sadece sevgi ile bakmaya çalışmak bu yüzden de eski kalıpları kırmak mı? Yeni eğitim ve gelişim yöntemleri geliştirmek mi? İnanış biçimlerinde ve toplum düzenlerinde köklü değişiklikler yapmak mı? Bunların hepsi zaten olmaya başladı ama bunu başkaları yapıyorken, siz kendiniz de yapıyor musunuz? Yoksa sadece okuyup değişiklikler oluyor, bunlar farklı mı diyorsunuz, ama bazı şeylerinizi hâlâ degistirmediniz mi? Küçük te olsa bir fark yarattınız mı çocuğunuzla ilgili oyunlarınızda? Birlikte yapıyor musunuz, örneğin uçurtmanızı? Onu dinliyor, hayal dünyasına uymak için gerektiğinde en sevdiğiniz şeyleri yapmaktan arada sırada da olsa vazgeçiyor musuz? Onun yerine onun istediği tiyatro oyununa gidebiliyor musunuz? Ya da evcilik oyununa katılıp misafiri olabiliyor musunuz? Yoksa onu istediği yere götürecek bir bakıcı mı buluyorsunuz? Öyle çabuk büyür ki çocuklar, hele ilk yedi yıldan sonra artık sizinle olmazlar, hele bluğ (ergenlik) çağından sonra artık arada sırada görebilirsiniz. Bu onların hakkıdır, çünkü tek başına bir şeyler yapmalıdırlar, yalnız yaşayabilmelidirler, özgur olmalıdırlar. Ama tüm zaman olarak düşünürseniz ilk yedi yılda size de bir şeyler öğretmek için gelmişlerdir. Bu fırsatı kaçırdığınızda ileriki yaşlarda çocuğunuzla ilişkilerinizi yapılandırmanız gerçekten de zordur. Demiyorum ki tüm yaşamınızı onlara verin, bu olmaz çünkü bu da bizim özgürlüğümüze aykırıdır, ama onları dinleyin ve sorun onlara. Öyle çok şey biliyorlar ki, kapıları kapanmadan, toplumun ve çevrenin kısıtlamalarıyla sarmadan onları, öğrenin onlardan sevgiyi.... Çocuğu olmayan kişilerin bile buna imkanı var, öyle çok çocuk var ki sevilmeyi bekleyen anne ve babasız. İlle de evlat edinmeniz de gerekmez, çocuk yuvalarına gidin ayda bir ve sevin onları. Kucaklayın ve biri için bile olsa, evrenin en güzel hediyesi olan sevgiyi görün birlikte. Öyle olsun ki bu tüm dunyaya karışsın, aksın evrene, dünya anaya. Bulacağınız içinizdeki çocuktur önce, sevin onu, çünkü yeni nesil cocukların esas öğretmeye geldiği şey, bizim de aslında çocuk olduğumuz... Evren çocuğuyuz biz. Hepimiz aslında hala çocuğuz.  

Yüce Atatürk bunu gören bir liderdi, her konuda olduğu gibi bu konuda da öncü oldu. Dünyada ilk kez çocuklara bayram hediye etti, onların önemini biliyordu çünkü. Sanırım o, içindeki çocuğu sevebilen biriydi. O, 19. yüzyılda dünyaya gelmiş yeni nesil öncü çocuklardandı; eminim buna, çünkü yaptıkları ve amaçladıklarını görüyorum, öğrendim, öğreniyorum ve oğluma öğretmeye çalışıyorum.

Evren çocuklarını ve Atatürk çocuklarını selamlıyorum, 23 Nisan Kutlu Olsun.  

Dünya Çocuklarına selam olsun. 

Bir sevgi sadece başlamak istesin,

Ne okyanus dinler,

Ne görmüş olmak,

Ne de bilmek...

Sadece başlar.

Bu aşk ta Doğu'dan Kor'a aktı, kut'landı ve Batı'ya aktı...

Böylesi saf, temiz, içten ve açık sevgi olurmuş gördüm.

Hâlbuki bilirim aşk'ı, sevgiyi ama bunu yeni gördüm.

Birbirinden habersiz aynı şeyleri söyleyen, aynı dinazorlara tapanlar bunlar, t-rex'çiler!

Selam olsun size tüm dünya çocukları, bu ikisinden gördüm sizi, bildim...

Işığınızı gördüm sizin, içim titredi sevinçten, inanamadım böylesine,

Bilir sanırdım kendimi, bilmediğimi oğrendim.

Sibel Tugal , Aralık 2005, Toronto (Bu şiir Korkut ve Batı Doğu için yazıldı)

Atlantiğin karşıyakasından selamlar,

 

Sibel Tugal

Toronto, Kanada

http://www.namastesibel.com

HABERLER

 

 

Bu Bir Bilim Kurgu Filmi Değil!

Tarihi Değerler Dökülüyor!


Televizyon, Kadim Mitolojiler ve Aydınlanma


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Kültür


Öğretmeye Cüret Eden Kişi, Öğrenmeyi Asla Bırakmamalıdır


Ney Yolculuğu


İstanbul’da Saklı Bir Cennet: ZEYREK


Şeker mi, Tatlandırıcı mı?


Horlama Sorun Olmaktan Çıkıyor


Bir Zamanlar Normaldik


Nisan Yagmurlari


Bir Mekân: Lounge & Kitchen


Nisan Kitapları

 

KOSE YAZARLARI

Çiğdem Aksoy

Korku, Korkulanı Gerçekleştirir


Rüya Yüksel

Kendi korku ve endişeleri içinde kaybolmuş anne ve babalar, çocuklarınız neredeler? Sorun nerede?


Meltem Bingöl

Siyah - Beyaz


Haluk Tunç İlker

Mandallarda Asılı Anılar


Sibel Tugal

Ne Güzeldir Çocuk Olmak


Uzay Gökerman

Entropi


Mahmut Şaylıkay

Siyahın Esmeri


Banu Kangal

Siz Hiç Havaalanında Kayboldunuz Mu?


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum 


Gürhan Faik Yeğit

K'nın Öyküsü


Ü.Gülsüm Bülbül

Yuvama İndigo Bir Çocuk Geldi

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00