|
Yazar:
Dr. Serdar Özdemir
“Hiperaktif Oğlum”
"Oğlum gel bak, doktor amcan bekliyor"
diye seslendi annesi birkaç kez...
Böyle durumlarda sabırsızlığımı yenmek
için kendi kendime oynadığım bir oyun vardır; muayene odasına girecek olan
afacanı tahmin etmeye çalışırım.
Kaç yaşlarında? Sarışın mı, esmer mi,
mavi mi gözleri? Uysal görünüşlü mü, yaramaz mı? Bakalım canlandırdığımla ne
kadar örtüşecek görüntüsü?
Genelde annenin ya da babanın yaptığı
çağrı işe yarar ve bekleme salonundaki ufaklık, ilgilendiği şeyden
ayrılmanın verdiği üzüntüye, "doktor amcasının" ağzına, kulağına sokacağı
şeylerin verdiği sıkıntıyı da ekleyerek, "süklüm püklüm" görünür kapıda.
Bu kez tahminlerimi hiç tutturamamıştım.
Ufaklığın farklılığı daha kapıdan girerken anlaşılıyordu.
Annesi, balo salonuna merdivenlerden
inerek giren, soylu efendisini takdim eden teşrifatçı gibi, adını söyleyerek
kenara çekildi; "Barkın"
Hele de işbirlikçi değilse sevimli
yaramazlar, iletişimi baştan olumlu kuramaz iseniz hem sizin hem de çocuk
için tam bir işkenceye dönüşebilir muayene. Ağzını açmaz, "nefes al ver”
dersiniz inat eder, surat asar, ağlamaya başlar, aile sizin ne kadar
beceriksiz olduğunuzu düşünürken…
"Hoş geldin Barkın" dedim.
6, 7 yaşlarında idi. Mavi gözlerinin altı
boncuk boncuk ter olmuştu. Sarı saçları da sanki ıslatılmış gibi idi terden.
Belli ki bekleme salonunda oldukça efor sarf etmişti.
"Hoş bulduk" dedi, gözlerime bakmadan.
"Otur istersen" dedim, masamın önündeki koltuğu göstererek. Muayene odasının
içinde şöyle bir dolaştıktan sonra gelip, gösterdiğim yere oturdu. Ben
annesine, oğlunun karşısındaki koltuğu işaret ederken, oturması için, o
fıldır fıldır gözleri ile etrafı kolaçan ediyordu.
Göz göze gelmek, en iyi iletişim yöntemi
sanırım özellikle bu yaştaki çocuklar için. Gözlerinin içine bakarak
yapılacak sıcak bir gülümseme kadar etkili olmaz söyleyeceğiniz hiçbir söz…
Barkın’ın gözlerini yakalamaya
çalışıyordum konuşmaya başlamadan önce. O yine gözlerini kaçırarak "bu ne?"
dedi, masamın üzerindeki kâğıt deliciyi gösterip. Bir taraftan da oturduğu
yerde kıpırdanıyordu sürekli. Daha sorusuna cevap vermişken tam, yerinden
kalkarak tıbbi cihaz sehpasının üzerindeki ışık kaynağını aldı eline.
"Bizim evde de var bundan" dedi, annesi
"oğlum sen de mi doktor olacaksın, amca gibi” derken. Annesinin bu söylemi
bir sorudan çok temenniyi içeriyor gibiydi sanki. Barkın’ın ise hiç kulak
asmadığı belliydi. Tahta dil basacaklarını göstererek "bunlardan mı
sokacaksın ağzıma” dedi.
Özgür olmaları, rahatlamaları adına
muayene öncesi, her zaman iyidir çocuklar için. Aile için de rahatlatıcı
oluyordur sanırım, çocuklarına zaman ayırabileceğinizi göstermek. Ben de bir
süreliğine izin verecektim tıbbi cihazlarla ilgilenmesine. Bir çırpıda
sehpanın üzerindekileri karıştırarak birçok soru ve yorum getirdi.
Sorularına verdiğim yanıtların çoğunu da dinlemiyor gibiydi aslında.
Sonra ilgisini başka bir tarafa yöneltti
yine, annesi bana ne kadar akıllı bir çocuk olduğunu (ki zaten anlaşılıyordu
bu) anlatırken…
Bir noktada kontrolü tekrar ele almakta
fayda var elbette yoksa sürüp gidecek bir şey tahmin edersiniz. Ben de öyle
yaptım; "Eveeet Barkın, söyle bakalım ne şikâyetin var?”
Bu sorudan sonrası, ebeveynin müdahil
olması ile devam eden bir "anamnez alma” sürecini getirir. Biz annesi ile
Barkın’ın boğaz ağrısını konuşurken, o odanın içinde dolaşmaya devam etti
bir süre. Bir ara oturduğum koltuğun arkasına doğru geçti.
Bir taraftan annesini dinlerken bir
taraftan da çocuğu gözden kaçırmamaya çalışıyordum. Döner koltuğumu az yan
döndürmüşken ona doğru, annesinin fırlaması ile ben de harekete geçtim!
Barkın’ı sol arka yanımdaki kitaplığın,
neyse ki, ilk katında yakaladık. Annesi gülerek, "kitapları çok seviyor işte
doktor amcası, çok akıllıdır benim oğlum” diyordu. Daha sonra düşündüğümde
kitaplık üzerimize devrilmediği için şanslı saydım kendimizi.
İstediği kitabı verdikten sonra,
annesinin “Otur oğlum buradan kalkma” diye koltuğa oturttuğu Barkın, bu
direktifi en fazla 15 saniyeliğine yerine getirdikten sonra, elindeki kitabı
da bırakıp, tekrar ayağı kalktı. Annesinin, "hiperaktif işte, zekadan
kaynaklanıyor bu yaptıkları” demesi üzerine, belli ki örneği çok olan "bu
yaptıklarının” neler olduklarını sordum.
Annesi Barkın’ın "düz duvara tırmanan”
türden hareketli, yerinde duramayan bir çocuk olduğunu, hatta birkaç kez
babasının elinden kurtulup yola fırlamışken ezilmekten kurtardıklarını,
başkalarının konuşmalarına, diğer çocukların oyunlarına sürekli burnunu
soktuğunu, onların oyunlarını bozduğunu, bazen çok dikkatsiz davrandığını,
kırılmasın diye evdeki bibloları ortadan kaldırdıklarını anlattı.
Bu anlatılanlar yan yana geldiğinde,
boğazının ağrımasından çok daha önemli bir problemi olduğu görülüyordu.
Zaten çok da önemli olmayan "boğaz
ağrısı” konusunu hallettikten sonra, "hiperaktif bu çocuk” diyen annesine,
Barkın’ın gösterdiği bu durumun gerçekten de "Dikkat Eksikliği Hiperaktivete
Bozukluğu” denilen bir davranış durumu olma ihtimalini, bir çocuk psikoloğu ya da çocuk psikiyatristi
ile görüşmeleri gerektiğini söyledim. Psikiyatrist kelimeleri yan yana gelince, annesinin
(biraz da kızarak sanırım bana) suratı asıldı.
Durumu toparlamak ve anneyi sevimli
yaramazın, psikolojik bir yardıma ihtiyacı olduğuna ikna etmek gerekiyordu.
Eğer Barkın’da gerçekten böyle bir durum
varsa ve tedavi edilmez ise okulda öğrenme güçlüğü çekebileceğini, yaşamının
ileriki dönemlerinde pek çok psikiyatrik ve sosyal sorunlarla
karşılaşabileceğini, aslında böyle çocukların çok zeki olduklarını, uygun
bir tedavi ile son derece olumlu sonuçlar elde edilebileceğini ve okul
hayatında çok başarılı bir çocuk olabileceğini söylemem biraz olsun
rahatlattı anneyi ve tam da karşı odamdaki psikologla görüşmeye ikna oldu.
Biz annesi ile tekrar görüşmek ve
gelişmelerden bana bilgi vermeleri konusunda anlaşıp vedalaşırken, Barkın
çoktan çıkmıştı muayene odasından...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Dr. Serdar
Özdemir, 1972'de Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde doğdu.
1995 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’den mezun
oldu. Eğitim programları ve öğretimi alanında yüksek lisans
yaptı. Sağlık eğitimi, toplum sağlığı, afet yönetimi, genel
pratisyenlik, eğitim programları, demokrasi ve eğitim
konularında çalışmaları bulunmakta olup halen, Çanakkale
Onsekiz Mart Üniversitesi Öğrenci Sağlığı Merkezi'nde hekim
olarak çalışmaktadır.
Eposta:
drserdarozdemir@comu.edu.tr
|