Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Haber: Sebla Kutsal - Haziran 2008 

Sağlıklı Beslenme Takıntısı

Yeme bozukluklarına bir yenisi mi ekleniyor? 

Bir kış akşamı. Hava erkenden kararmış. Okuldan eve yeni dönmüşüm. Annem de, babam da evde. Dönüş yolunda aldığım filmi izlemek üzere koltuklarımıza yerleşiyoruz. Beş altı dakika geçiyor. Film tam beni içine çekip, dikkatimi kendine toplamışken, babamın kolumu dürtmesiyle, aniden ona doğru dönüyorum; “Al, potasyum!” diyor. Bana uzanmış eline baktığımda, tutmakta olduğu soyulmuş muzu görüyorum. Teşekkür edip, “potasyum” yiyerek filmi izlemeye devam ediyorum…  

Ertesi gün, sabah erkenden spor salonuna gidiyorum. Koşu bandındayım. Yanımdaki diğer bantların üzerlerinde, üç tane orta yaşlı bayan sohbet etmekte. Kobay faresi gibi, hiç yol almadan kilometreler kat ettiğim bandın üzerinde yapabilecek daha eğlenceli bir şey bulamadığımdan, kadınların konuşmalarına kulak kabartıyorum. En başta, karşılıklı muhabbet izlenimini veren bu konuşmanın aslında, benim tam yanımdaki teyzenin engin bilgi birikimini aktardığı bir “aydınlatma/aydınlanma seansı” olduğunu fark ediyorum. Teyze bir yandan yürüyor, bir yandan da hararetle anlatıyor: “…Mesela bizim eve kırmızı et kesinlikle girmez. Gastrointestinal sistem rahatsızlığına yol açıyor şekerim. Bir parça bifteğin kaç saatte sindirildiğini biliyor musunuz? Tam sekiz saat! Geçenlerde benim gelin ve torunla alışverişe gittik. Çocuk acıkınca ne alsa beğenirsin? Tost ve ayran! O tosta bakalım nasıl bir kaşar koydular. Hem iki koca dilim beyaz unlu ekmeği o sübyanın midesine sokmanın âlemi mi vardı! Tabii konuştum gelinle. Çocuk yaşlarda yağ hücrelerinin sayısının beslenmeye göre arttığını, çocuğuna iyi bir gelecek yatırımı yapmak istiyorsa güzel bir diyet uygulaması gerektiğinden bahsettim ve bu yaşlarda çocuğun alması gereken vitamin ve minerallerden söz edip, ona alternatif mönü örnekleri verdim. Artık beni dinler mi dinlemez mi bilemem ama ben üstüme düşen babaannelik vazifesini yaptım. Bedenimiz bizim hazinemizdir. Buna kendi inanmıyor olabilir ama el kadar çocuğa acısın bari! Gelinim olmasa hiç görüşmek istemem böyle cahil insanlarla. Mesela bizim apartmanda altın günü yapıyorlar. Pasta, börek, çörek… Hep çağırırlar, hiç gitmem. Daha neyi yiyip, neyi yememesi gerektiğini bile bilmeyen o kadınlarla benim ne gibi bir ortak noktam olabilir ki hayatım! Zaten ben dışarıda da hiç yemek yemiyorum artık. Ne içerdiğini, hangi yağda piştiğini, taze olup olmadığını bile bilmediğim türlü türlü yiyeceği yemek şöyle dursun, görmek dahi beni geriyor.”  

Bunları dinlerken gülümsüyorum. Gülümsüyorum çünkü artık bu tip insanlara toplumda gitgide daha sık rastlıyorum. Birbirlerine çok benziyorlar. “Sağlıklı beslenmenin ve mükemmel bir vücuda sahip olmanın 1001 ipucu” sloganlı, medya gazıyla şişirilmiş yaşam felsefesinin kanâat önderleridir kendileri. Yaşları değişmekle beraber cinsiyetleri genelde kadın olan bu dilbaz kişiler uzun süredir ilgimi çekmekte. Psikoloji stajımın bitirme çalışmalısını “yeme bozuklukları” üstüne yazmıştım seneler evvel. O zamandan beri, bu tip insanlarla karşılaştığımda Steven Bratman adlı doktorun, anoreksiya nervoza ve bulimia nervozanın da dâhil olduğu yeme bozuklukları sınıflandırmasına yeni bir bozukluğu daha ekleme önerisi gelir aklıma. Bratman’a göre adı “Orthorexia Nervosa”(“Ortoreksiya Nervoza”) olması gereken bu hastalık, tüketilecek yiyeceklerin niteliği üzerine kafa yormanın takıntı haline gelmesi özelliğiyle, yiyeceklerin niceliğine ve beden imajına odaklanan diğer yeme bozukluklarından ayrılmaktadır. Yunanca “ortho” kelimesi “doğru”, “orexie” ise “iştah” anlamına gelmektedir. Öyleyse söz konusu olan bozukluk kısaca, “doğru beslenmeyi takıntı haline getirmek” şeklinde de açıklanabilir. Bratman: “Sağlıklı besinler yemek harikadır ve çoğumuz yediklerimize biraz daha dikkat ederek yarar sağlayabiliriz ancak bazı insanlarda sağlıklı beslenme takıntı haline gelmektedir” diyerek konuya açıklık getirmiş ve sağlıklı beslenme hassasiyeti olan kişilerin muhtemel tepkisini, “normal davranış” ile “anormal davranış”ı ayırt ederek bertaraf etmek istemiştir.  

Yine Bratman’a göre; Ortoreksiya kimi vakâlarda bir “yaşam tarzı seçimi” olmaktadır. Sağlıklı beslenme takıntısı diğer aktiviteleri, ilgi alanlarını ve insani ilişkileri dışlayacak noktaya ulaşabilmektedir yani sosyal bir yalnızlaşmadan söz edilebilir. Ortoreksik kişi, sağlıklı beslenme dogmasıyla mantığını yitirmiş gibidir; Yağ, kimyevi ürünler ve sağlığa zararlı olduğu söylenen diğer tüm ürünleri tüketmemek için saatlerini beslenmesini düşünerek geçirir. Mönülerini günler önceden planlar. Kendine, gitgide daha sıkılaşan beslenme kuralları koyar. Her yiyeceği ve onun yenildiği saati kalite kontrolüne tâbi tutarak, kendisine özgü bir nevi kalite standartı geliştirir. Kimi ekstrem vakâlarda, ortoreksik kişinin yaşama sevincinde eksilme olabileceği de belirtilmektedir. Öyleyse, burada tehlikeyi oluşturan, sağlıklı beslenme isteği değil, bu isteği gerçekleştirirken sergilenen, takıntı halini almış, ölçüsüz davranış şeklidir. Toulouse-Le Mirail Üniversitesi’nde psikolog olan Patrick Denoux, ortoreksik kişinin zihninde bir “risk spirali” tasarladığını ve kontrol sayesinde bu riskin azaltılmasının, risk korkusunu artırdığını söylemektedir. Günümüzde, ortoreksiya nervoza henüz tıp dünyası tarafından kabul edilmemiş bir önermedir fakat Amerikan Diyetisyenler Derneği, bu hastalığın 10 yıl içinde daha yaygınlaşacağını söylerken, İngiltere'deki Beslenme Bozuklukları Derneği (EDA) de, gelecek yıllarda insanlığı tehdit edeceğini öngördükleri yönünde açıklama yaparak, bu görüşü desteklemektedir. Ortoreksiya da dâhil olmak üzere, yemek ile gereğinden fazla ilgilenme davranışı tehlikesiz bir uğraş gibi görünebilir fakat kimi zaman ölümcül olan yeme bozukluklarından birine dönüşebildiğini de hesaba katacak olursak, bu tip takıntılı yeme alışkanlıklarının göründüğü kadar mâsum olmadığını kavramamız zor olmayacaktır.  

Bireysel olarak, yemeğe olan takıntılı ilginin önüne geçebilmek için, içinde yaşadığımız dünya düzenine eleştirel gözlerle bakmayı bilmemiz gerekmektedir. Günümüzde “detoks yapmanın gerekliliği” vb. söylemlerle de iyice şişirilerek, “zayıflayabildiğiniz kadar zayıflayın” modasına eklemlenen bu “sağlıklı beslenme modası”, şüphe yok ki, büyük kârların elde edildiği yeni bir sektöre de zemin açtığı için, daha uzun müddet, yazılı ve görsel medya aracılığıyla, babam gibi yaşını başını almış insanların bile diline dolanacak bir sıklıkta, halka pompalanmaya devam edecektir. Bu konuya ilişkin bilgi yağmuruna tutulan bireye düşen ise, sağlıklı bir yaşam için, iyi niyetli girişimlerle, toplumu aydınlatmaya çalışan kişi ve kurumların faaliyetlerini, ticari kaygılarla oluşturulmuş suni gündemden ayırt ederek, seçici bir haber tüketicisine dönüşmek olmalıdır.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Seblâ Kutsal, 1981 İstanbul dogumlu. İlkokulu Şair Nedim’de, ortaokul ve liseyi Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı ile Psikoloji çift anadal programı mezunu. Galatasaray Üniversitesi’nde “Medya ve iletişim çalışmaları” tezli yüksek lisans programında eğitimine devam ediyor.

Detaylı Bilgi


 

2008 © indigodergisi.com


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  1 Agustos 2008 TSİ 14:00