|
Haber:
Asu Sanem Kaya
Sağlık Haberleri,
İstanbul
Makrobiyotik Beslenme
Hayata
bütünsel bakan bir beslenme şekli ile gelen sağlık
Mischio Kushi’nin
makrobiyotik beslenme düşüncesinin temelini, doğal tedavi
yöntemleriyle birlikte bedene, gerekli olan araçlar yani
dengeli, doğal ve bütünsel besinler verildiği takdirde, beden
kendi kendini tamir edebilir anlayışı oluşturur. Bu düşünceye
göre, bedensel olarak ortaya çıkan hastalıklarda da ilk olarak
nedenlere ve sonuçlara bakılmalıdır. Hastalığın esas nedeni yok
edilmeyip sadece hastalığın ilerlemesi ya da hafifletilmesiyle
ilgilenirsek elde edilecek sonuçlar da geçici sonuçlar
olacaktır.
Makrobiyotik
beslenmenin ne olduğunu anlamak için öncelikle temellerine göz
atmamız gerekir. Bir hastalığı incelerken, makrobiyotik
beslenme, nedensel yaklaşım ilkesiyle yola çıkar. Nedensel
yaklaşımda, rahatsızlığın kaynağı tespit edilerek hastanın
beslenmesindeki zararlı maddeler azaltılıp çıkartılarak tedavi
uygulanır. Doğulu hekimler binlerce yıldır, hastalığın nedenini
a raştırırken
öncelikle, hastanın beslenmesiyle ilgilenmişler ve bunu
hastalığın kökenine inmek için kullanmışlardır. Besinlerin,
bedensel ve zihinsel durumumuzu nasıl etkilediğini açıklayan bu
doğal tedavi yöntemi ilk olarak Çin’ de doğmuş ve Japonlar
sayesinde gelişmiş, tanınmıştır.
Bu beslenme sistemi, zihin,
beden ve besin arasındaki karşılıklı ilişki ve etkileşimi
kapsar. Beslenmemize dahil ettiğimiz bazı besinlerin sağlığımız
üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkilerini net bir şekilde
belirler. Sistem, çeşitli yiyecek ve içeceklerin tüketimi ve
emilimini izleyen sürelerde, bedende gerçekleşen değişimleri
gözlemleyerek oluşturulmuştur.
Doğanın
bütün döngülerinde var olan yin/ yang (dişil/ eril) prensibi,
doğal olarak besinleri de etkiler. Kimi besinler yin, kimi
besinler de yang etkilerine daha çok maruz kaldıkları için maruz
kaldıkları döngünün özelliklerinde olurlar. Bununla birlikte,
her bir besinin hem yin hem de yang özelliği vardır. Bu iki
özellik herşeyde olduğu gibi besinlerde de her zaman birlikte
bulunurlar. Çünkü yin/ yang; zıtlıkların bütünlüğü, dengesidir.
Besinlerdeki bu yin etkilerle, yang etkilerin baskınlık derecesi
ise makrobiyotik beslenme açısından, besini, yin ya da yang
olarak tanımlamaya yarar.
Şimdi yin ve yang olarak
tanımlanan besinlerin bazı ortak özelliklerine bir göz atalım.
|
YANG |
YİN |
|
Küçük, yoğun |
Büyük, yayılmış |
|
Sert |
Yumuşak |
|
Kuru |
Nemli, sulu |
|
Koyu kıvamlı, ağır |
Hafif |
|
Tuzlu, keskin |
Tatlı, ekşi |
|
Yuvarlak |
Uzun |
|
Sıkı yapılı |
Gevşek yapılı |
|
Potasyumu düşük |
Potasyumu yüksek |
|
Soğuk havada yetişir |
Sıcak havada yetişir |
|
Sodyumu fazla |
Sodyumu düşük |
Yin ve yang prensibini,
doğanın tüm döngülerinde ve doğada rahatlıkla tespit
edebileceğimizi söylemiştik. Aşağıdaki tabloda yine, yin ve yang
özelliği gösteren canlıların ortak özelliklerini
bulabilirsiniz.
|
YANG CANLILAR |
YİN CANLILAR |
|
Hareketli |
Durağan |
|
Saldırgan |
Edilgen (Pasif) |
|
Hızlı |
Yavaş |
Besinlere
geri dönecek olursak örneğin karpuz yin bir besindir. Aşırı
karpuz tükettiğimizde yin özellikleri; durağanlık, pasiflik ve
yavaşlık davranışları sergileriz. Yine yang özellikleri fazla
olan bir besini fazla tükettiğimizde de yang özellikleri
gösteririz. Bedenimiz denge ister. Hem bedensel hem
zihinsel hem de
duygusal
bütünlüğümüz dahilinde baktığımızda, bizlerin gerçek doğası
denge, uyum ve bununla beraber var olan mutluluk ve huzur
halidir. Bu dengeyi sağlayabilmek için belki de
kullanabileceğimiz en basit yöntem, beslenme şeklimizde bu
dengeye uygun davranmaktır. Aşırı yin ya da aşırı yang
besinlerle beslenmek yerine, hem yin hem de yang özelliğini
dengeli bir şekilde barındıran ‘ılımlı’ besinlerle beslenmeye
başladığımızda, beden de kendi kendini toparlamaya ve tedavi
etmeye başlar. Böylece, bedende başlayan bu uyum ve denge hali,
zihinsel ve duygusal alanlarda da kendini, pozitif yönde, ortaya
koyabilir.
Aşırı yin ve yang besinlerle
beslenme sonucunda oluşan bazı hastalıklar:
|
Aşırı Yin Beslenme |
Aşırı Yang Beslenme |
|
Lösemi |
Sarılık |
|
Menenjit |
Gut |
|
Kolit |
Oniki Parmak Bağırsağı Ülseri |
|
Şeker Hastalığı |
Akciğer Kanseri |
|
Astım |
Kalın Bağırsak Kanseri |
|
Cilt Kanseri |
Kas Erimesi |
|
Aşırı Duyarlılık |
Öfke |
|
Sinirlilik |
Paranoya |
Sistemin
temelindeki bu sınıflandırmaya daha dikkatli göz attığımda,
sistemin kişisel deneyimlerime çok uyduğunu farkettim. Örneğin;
aşırı yağlı ve tuzlu peynir tükettiğimde (yang), ister istemez
bunu normalden biraz daha fazlaca domates, salatalık (ılımlı
besinler) vb yiyerek dengelemeye çalışıyormuşum. Yani aslında,
beden dengeye gelmeyi kendisi istiyor ve ondan gelen sinyalleri
alabilecek kadar ona kulak verebildiğimizde bilgeliğini
konuşturuyor. Tabi bu bedensel farkındalığı her zaman
koruyamıyoruz. Bu yüzden bana göre, bu sistemin temel bazı
kurallarını bilmek çoğu zaman hem duygusal hem de bedensel
çöküşlerden bizi koruyacaktır.
Makrobiyotik
beslenme sistemi için besinin ana temeli kadar yenme ve
pişirilme şekli de önemlidir. Makrobiyolojiye göre hastalıklar,
aşırı yin ya da aşırı yang beslenmekten kaynaklanıyor. Bu yüzden
yiyecekler dikkatlice seçilmeli, pişirilmeli ve yeterince
çiğnenerek tüketilmelidir. Yapılan araştırmalar, kimyasal katkı
maddeleri eklenmiş besinlerle beslenen, anormal kişilk ve
davranış özellikleri gösteren çocukların, doğal besinlerle
beslenmeye geçtikten sonra bu davranışlarının, gözle görülür bir
biçimde düzeldiğini gösteriyor. Ruhsal durumumuz bedenimize
bağlı. ‘Ne yersen osundur’ çok bilinen bir deyiştir. Yediğimiz
besinleri önce bedenimize, sonra ruhumuza katıyoruz. Aynı besin
hem bedenimizi hem de ruhumuzu besliyor yani aslında. Sağlıklı
bir
yaşam sürmek, genç kalmak ve de sağlıklı yaşlanmak için illaki
tonlarca para harcamamıza gerek yok. Tüm bunlar için
yediklerimize, içtiklerimize dikkat etmek ve aldığımız
besinlerin özlerini, özümüze kattığımızı hatırlamak yeterli
sanırım. Dengeli besinlerle beslenmek gibi çok temel bir
yaşamsal ihtiyacın, tüm bedensel katmanlarımızda uyum ve dengeyi
sağlarken bizim bu bütünlüğümüzün, ailemize, çevremize ve hatta
tüm dünyaya dengeyi ve huzuru getirebileceğine inanıyorum.
Bizler kocaman bir bütünün, dengede kalmaya çalışan parçalarıyız
ve birbirimizle sıkı bir etkileşim içerisindeyiz. Bu yüzden de
birimizde meydana gelecek olan gerçek doğaya; dengeye, huzura ve
mutluluğa dönüş hepimizi mutluluğa taşıyacaktır.
Namaste
Yararlanılan
Kaynaklar:
Makrobiyotik
Beslenmeye Giriş, Carolyn Heindenry, Okyanus Yayınları
EDİTÖR
HAKKINDA BİLGİ
Asu
Sanem Kaya
1976 doğumlu.
İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga
eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği)
Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını
sürdürüyor.
Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı.
Detaylı Bilgi
|