|
Haber: Asu Sanem Kaya
Çevre ve Doğa
Haberleri, Hindistan
Tanrıların Evi (II.Bölüm)
Muson Mevsiminde Uttaranchal
Delhi -
Rishikesh - Delhi - Netala - Gangnani -Gangotri - Dharali -
Rishikesh - Haridwar -Rishikesh - Delhi rotasında kutsal bir
yolculuk…
Himalayalar’da bir gece,
yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken çoşmuş Gangeji’nin sesi
kulaklarımda, karanlığın tam ortasında, dua ettim ben. O gece,
nedenli/ nedensiz ağlarken ‘Himayalar’ımın ruhu, ruhumda olsun!’
dedim. O gece; Himalayalar’ımın ruhunu, ruhuma aldım...
UTTARKASHI
Kalmaya
karar verdiğim gün, Himalayalar’a doğru hareket ettik. Jiplere
doluştuk ve ilk durağımız olan Uttarkashi’ye vardık. Muson
mevsiminde
Hindistan’da olmanın ayrı bir şaşırtıcılığı daha var;
hava birdenbire değişiveriyor. Dışarıya ilk adım attığınızda
günlük güneşlik olan gökyüzü, bir kaç kilometre sonra aniden
yağmur bulutları ile dolabiliyor. Uttarkashi, Himalayalar’ın
1158 metre yüksekliğinde bulunan, küçük ama sürekli gelişen ve
büyüyen bir şehir. Burası bir ‘Tanrı Şiva’ şehri. Başınızı
çevirdiğiniz her yerde, Tanrı Şiva’ya adanmış her boyutta
tapınak ve sunaklarla karşılaşıyorsunuz. Kalabileceğiniz,
alıştığımız tarzda bir otel bulmak çok daha kolay. Günün ilk
yemeğini, bir otelin restoranında yedik. Bizimkiler yemekleri
çok beğendi. Hala keçi inadımı devam ettirdiğim için yemekler
konusunda, şahsi bir yorum yapamıyorum. Yine de onca günden
sonra, ilk çayımı burada içebildiğim için onların yemek
konusundaki yorumlarına da güveniyorum. Restoranda, çayın
olduğunu ilk duyduğumdaki o çocuk sevincimi, anlatmam çok mümkün
değil doğrusu. Gözlerimin içinin parladığını biliyorum yalnız.
Bizimkiler, haşlanarak çeşitli baharatlarla tadlandırılan
yöresel bir patates
yemeği ile keçi peyniri ve sebzelerle
yapılan başka bir yemeği çok beğendiler. Basmati türünde
pirinçten yapılan haşlama pilavla, bizdeki gözlemeye çok
benzeyen özel ekmeklere ise bayıldılar. Herkesin o masadaki
çoşkusu, bu gün bile gözümün önünde. O yemeği gülerek
hatırlarken büyüklerin bir lafı da kulaklarımı şenlendiriyor
içten içe: ‘Allah kimseyi açlıkla ıslah etmesin’ ! Sipariş
verirken özel isteklerinizi söylerseniz, yemeğinizi ona göre
yapmaya çalışıyorlar. Hocamızın eşi Dr. Nv. Nagaratna’dan
öğrendiğimize göre yemeklerde tamamıyla doğal yağlar
kullanılıyor. Sevgili Nagaratna için benim yemek konusundaki
inadım, her yemek yendiğinde, bir üzüntü kaynağı oldu. Her ne
kadar normalde de yemekle aram olmadığını defalarca söylesem de
çocuğunu düşünen bir anne gibi beni düşünmekten vazgeçmedi.
Bunun üzerine, aç yaşamaya karar vermiş olan bana, sevgili hocam
da ‘Pranayama Kosha’ adını uygun gördü: ‘Pranayama Kosha
nerde?’ ‘Pranayama Kosha bu sefer
bir şey yedi mi?’… Prana
içimizdeki yaşam gücüne verilen ad. Yoga felsefesinde
herbirimiz, beş koshadan (kılıf) oluşan beş bedene
sahibiz. Bu bedenlerden bir tanesi de Prana bedeni anlamına
gelen; ‘Pranayama Kosha’dır. Geçen sene gazetelerde, yıllardır
yemeden içmeden yaşayan bir yogiyle ilgili haber çıkmıştı
hatırlarsanız. Sadece prana enerjisini doğru şekilde kullanarak
yaşayan bu yogi, doktorlar tarafından incelenmeye de alınmıştı.
Normalde bizler de yeme, içme ihtiyacı duymadan pranamızı doğru
bir şekilde kullanarak ki yoga ile yapmayı öğrendiğimiz en temel
şey; pranamızı nasıl doğru kullanacağımızdır, yaşayabiliriz.
Neredeyse yemek yemeden geçirdiğim günler nedeniyle de hocam
bana bu ismi takmıştı. Şimdi düşündüğümdeyse, ben bile, hangi
güçle yolculuğuma devam edebildiğime şaşırıyorum. Restorandan
sonra biraz meyve alışverişi yaptık ve yola koyulduk. Hedef:
Gangori.
GANGORİ
Himalayalar’a tırmanırken her dönemecin ötesinde gördüğümüz
ihtişamı, çocuklar gibi şaşırarak, çoşarak, mantralar, şarkılar
söyleyerek selamladık. O sırada ne düşündüğümü çok iyi
hatırlıyorum: ‘Himalayalar anlatılamaz; kokusu, rengi, sesi, o
muazzam enerjisi yaşanmalı!’ Gangori’ye doğru yol alırken
molalarda, muhteşem Himalayalar’ın manzaralarıyla, mis gibi
kokusuyla, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında, bol
bol kalplerimizi yıkadık, arındırdık. Hocamız molalardan
birinde, bir Swami’nin hikayesini anlattı. Gezi boyunca yapılan
sohbetlerle de sürekli eğitimdeydik aslında. Hikayedeki Swami,
çok ünlü bir tıp doktoru iken bir anda herşeyini bırakarak
yürüyerek Himalayalar’a gelmiş. Himalayalar’ı gördüğünüzde,
bunun nasıl muazzam bir şey olduğunu anlayabilirsiniz; yürüyerek
Güney Hindistan’dan Himalayalar’a gelmek! Himalayalar,
Hindistan’ın kuzey sınırını çiziyorlar. Onca mesafeyi yürüyerek
katetmek… Swami Himalayalar’da meditasyon yaparak ve sadece onun
varlığından haberdar olan insanların getirdikleri yiyeceklerle
beslenerek yaşamış çok uzun yıllar. Bir gün meditasyon
sırasında, annesinin çok hasta olduğuna dair bir görü almış.
Bunun üzerine, yine yürüyerek annesinin yanına; Güney
Hindistan’a doğru yola çıkmış ve annesi de o geldikten üç gün
sonra ölmüş. Bu dağlar, hafızalarında o kadar çok hikaye
barındırıyorlar ki sizi sarsan bu enerjinin kaynağını,
duyduğunuz her bir hikayede çok daha iyi anlıyorsunuz.
Gangori’de orjinalliği korunmuş bir Şiva Tapınağı’na gittik.
Ziyaretimiz sırasında, tapınakta bir düğün kutsanıyordu.
Tapınaklara girerken ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Bu, her
kutsal mekan için geçerli aslında. Her tapınakta da eğer
isterseniz, alnınıza kırmızı- turuncu bir boya sürülerek
kutsanıyorsunuz. Tapınakların çevresinde hazırlanmış olarak
bulunan sunu tepsileri satan bir çok yer de var.
NETALA
Gün
boyunca hareket halinde olduğumuz için yorgun bir şekilde
Netala’ya vardık. Netala’nın benim
için bu kadar özel olacağını bilemezdim. Kalacağımız otelin
önünde, arabadan ilk indiğimizde, muazzam bir enerjiyle
sarmalandık hepimiz. Doğanın güzelliği ve Gangaji’nin sesiyle
yıkanan derin sessizlik, ilk anda hepimizde bir şok etkisi
yarattı. Küçük kulüb elerden
yapılmış bir kaç dükkan ve bir otelden oluşan merkezi ile
oldukça küçük bir kasaba Netala. Odalarımıza yerleştik. Bizim
odamız otelin, Gangaji’ye ve dağlara bakan ön kısmındaydı. Akşam
balkonda oturup mis gibi yağan yağmuru dinlerken birdenbire
gözlerime dolan turuncu renk nedeniyle Himalayalar’ın rengi, bu
olaydan sonra turuncu oldu benim için. O gece uzunca bir süre,
turuncu renkten resmen kör oldum ve başka hiçbirşey göremedim.
Netala’da uluslararası arama yapabileceğim bir telefon
bulduğumda ise çok şaşırdım. Bölgede çoğu yerde cep telefonları
çekmiyor. Çektiği yerlerde ise kullanılması, ücretlendirme
nedeniyle tavsiye edilmiyor. Hindistan’a gelirken bir cep
telefonunuz olduğunu unutmak en akılcı yol sanırım. Gece,
Gangaji’nin kalbime dolan çoşkun sesi ile uzunca bir süre öylece
oturdum. O turuncu karanlıkta, çoşkun yağan yağmurun huzurlu
sesinde ve kokusunda sırılsıklam oldum ve çok derin duygular
yaşadım. Arkadaşlarım sabahın erken saatlerinde, yakınlarda
bulunan Swami Sivananda Aşram’a yoga yapmaya giderlerken ben,
yoğun enerjilerle geçen bir gecenin ardından uyumayı ve bazı
duyguları sindirmeyi tercih ettim. Bizimkiler, çok fazla yabancı
insanın bulunduğu bu aşramdan oldukça etkilenmişler. Meditasyon
sırasında, çok farklı deneyimler yaşayanlar var. Doğasının
farklılığı bir yana, enerjisi de çok özel Netala’nın.
GANGNANİ
Sabah
erkenden Gangnani’ye doğru yola çıktık. Dağların arasında yol
alırken yağan yağmurun, el değmemiş doğanın tadını çıkardık. Bu
yollarda şöförümüzün ustalığını da bir kez daha takdir ettik.
Himalayalar’a çıkmasına izin verilen şöförler, orduda
eğitildikten sonra çalışma iznini alabiliyorlar. Himalayalar’a
çıkmayı planlıyorsanız, dikkat edeceğiniz en önemli şey;
şöförünüzün orduda eğitim almış olması. Yollar gerçekten, çok
özel bir eğitim gerektirecek cinsten. Tırmanırken bir dönemeci
döndüğünüzde, kendinizi birdenbire bir şelalenin altından
geçerken bulabiliyorsunuz örneğin. İçimdeki, yolculuğun ilk
başlarında ağlayıp tepinen, bağıran çağıran küçük kız çocuğunun,
bu dağlarda, deli gibi çoşan, neşeyle kahkahalar atan, haylaz
bir kıza dönüşümünü izledim zevkle. Yağmur daha bir şiddetlendi
o sırada. Dehşetle, ilerlediğimiz yolun, sular altında kaldığını
gördük. Tam geri dönmek üzereyken yanımızdan geçen başka bir
turist dolu jipten güç alarak ve ‘Neyimiz eksik?’ diyerek
adrenalinlerimiz tavana vurmuş bir şekilde, suyun karşına
geçiverdik. Kahkahalarla mantralar söyleyerek yolumuza devam
ettik.
.gif)
Ganganani
doğal termal sularıyla ünlü olmuş küçük bir yerleşim merkezi.
Yağan yağmurun altında, üzerinde buharları tüten sıcacık sularda
rahatlamak; rüya gibi… Termal suların hemen yanında bulunan
küçük restoranda kahvaltımızı yaptık. Arkadaşlarım patatesle
hazırlanan özel yemeğe ve mercimek vari bir çorbaya bayıldılar.
Ben belki yiyebilirim diyerek haşlanmış lahana ve patates
söyledim ama yiyemedim. Çay bulduğumuz nadir yerlerden biri olan
bu restoranda da kuruyemiş ve çayla kahvaltımı yaparken
restoranın derme çatma, küçücük penceresinden, uzunca bir süre
dağlarımı izledim. Sadece öylece soluk alıp vermek ve hislerini
sonuna kadar var olana açmak… Ağladım, ağladım… Beni şefkatle
saran dağlarımın zirvesine yakın bu küçücük pencereden, ben;
hayatıma, hayata ilk kez baktım.
Gelecek Ay: Gangotri, Dharali rotası ve mahsur kalış.
Namaste.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Asu
Sanem Kaya
1976 doğumlu.
İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga
eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği)
Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını
sürdürüyor.
Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı.
Detaylı Bilgi
|