Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Haber: Asu Sanem Kaya

Çevre ve Doğa Haberleri, Hindistan

Tanrıların Evi (II.Bölüm)

Muson Mevsiminde Uttaranchal

Delhi - Rishikesh - Delhi - Netala - Gangnani -Gangotri - Dharali - Rishikesh - Haridwar -Rishikesh - Delhi rotasında kutsal bir yolculuk… 

Himalayalar’da bir gece, yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken çoşmuş Gangeji’nin sesi kulaklarımda, karanlığın tam ortasında, dua ettim ben. O gece, nedenli/ nedensiz ağlarken ‘Himayalar’ımın ruhu, ruhumda olsun!’ dedim. O gece; Himalayalar’ımın ruhunu, ruhuma aldım...

UTTARKASHI

Kalmaya karar verdiğim gün, Himalayalar’a doğru hareket ettik. Jiplere doluştuk ve ilk durağımız olan Uttarkashi’ye vardık. Muson mevsiminde Hindistan’da olmanın ayrı bir şaşırtıcılığı daha var; hava birdenbire değişiveriyor. Dışarıya ilk adım attığınızda günlük güneşlik olan gökyüzü, bir kaç kilometre sonra aniden yağmur bulutları ile dolabiliyor. Uttarkashi, Himalayalar’ın 1158 metre yüksekliğinde bulunan, küçük ama sürekli gelişen ve büyüyen bir şehir. Burası bir ‘Tanrı Şiva’ şehri. Başınızı çevirdiğiniz her yerde, Tanrı Şiva’ya adanmış her boyutta tapınak ve sunaklarla karşılaşıyorsunuz. Kalabileceğiniz, alıştığımız tarzda bir otel bulmak çok daha kolay. Günün ilk yemeğini, bir otelin restoranında yedik. Bizimkiler yemekleri çok beğendi. Hala keçi inadımı devam ettirdiğim için yemekler konusunda, şahsi bir yorum yapamıyorum. Yine de onca günden sonra, ilk çayımı burada içebildiğim için onların yemek konusundaki yorumlarına da güveniyorum. Restoranda, çayın olduğunu ilk duyduğumdaki o çocuk sevincimi, anlatmam çok mümkün değil doğrusu. Gözlerimin içinin parladığını biliyorum yalnız. Bizimkiler, haşlanarak çeşitli baharatlarla tadlandırılan yöresel bir patates yemeği ile keçi peyniri ve sebzelerle yapılan başka bir yemeği çok beğendiler. Basmati türünde pirinçten yapılan  haşlama pilavla, bizdeki gözlemeye çok benzeyen özel ekmeklere ise bayıldılar. Herkesin o masadaki çoşkusu, bu gün bile gözümün önünde. O yemeği gülerek hatırlarken büyüklerin bir lafı da kulaklarımı şenlendiriyor içten içe: ‘Allah kimseyi açlıkla ıslah etmesin’ ! Sipariş verirken özel isteklerinizi söylerseniz, yemeğinizi ona göre yapmaya çalışıyorlar. Hocamızın eşi Dr. Nv. Nagaratna’dan öğrendiğimize göre yemeklerde tamamıyla doğal yağlar kullanılıyor. Sevgili Nagaratna için benim yemek konusundaki inadım, her yemek yendiğinde, bir üzüntü kaynağı oldu. Her ne kadar normalde de yemekle aram olmadığını defalarca söylesem de çocuğunu düşünen bir anne gibi beni düşünmekten vazgeçmedi. Bunun üzerine, aç yaşamaya karar vermiş olan bana, sevgili hocam da  ‘Pranayama Kosha’ adını uygun gördü: ‘Pranayama Kosha nerde?’ ‘Pranayama Kosha bu sefer bir şey yedi mi?’… Prana içimizdeki yaşam gücüne verilen ad. Yoga felsefesinde herbirimiz, beş koshadan (kılıf) oluşan beş bedene sahibiz. Bu bedenlerden bir tanesi de Prana bedeni anlamına gelen; ‘Pranayama Kosha’dır. Geçen sene gazetelerde, yıllardır yemeden içmeden yaşayan bir yogiyle ilgili haber çıkmıştı hatırlarsanız. Sadece prana enerjisini doğru şekilde kullanarak yaşayan bu yogi, doktorlar tarafından incelenmeye de alınmıştı. Normalde bizler de yeme, içme ihtiyacı duymadan pranamızı doğru bir şekilde kullanarak ki yoga ile yapmayı öğrendiğimiz en temel şey; pranamızı nasıl doğru kullanacağımızdır, yaşayabiliriz. Neredeyse yemek yemeden geçirdiğim günler nedeniyle de hocam bana bu ismi takmıştı. Şimdi düşündüğümdeyse, ben bile, hangi güçle yolculuğuma devam edebildiğime şaşırıyorum. Restorandan sonra biraz meyve alışverişi yaptık ve yola koyulduk. Hedef: Gangori. 

GANGORİ

Himalayalar’a tırmanırken her dönemecin ötesinde gördüğümüz ihtişamı, çocuklar gibi şaşırarak, çoşarak, mantralar, şarkılar söyleyerek selamladık. O sırada ne düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum: ‘Himalayalar anlatılamaz; kokusu, rengi, sesi, o muazzam enerjisi yaşanmalı!’ Gangori’ye doğru yol alırken molalarda, muhteşem Himalayalar’ın manzaralarıyla, mis gibi kokusuyla, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında, bol bol kalplerimizi yıkadık, arındırdık. Hocamız molalardan birinde, bir Swami’nin hikayesini anlattı. Gezi boyunca yapılan sohbetlerle de sürekli eğitimdeydik aslında. Hikayedeki Swami, çok ünlü bir tıp doktoru iken bir anda herşeyini bırakarak yürüyerek Himalayalar’a gelmiş. Himalayalar’ı gördüğünüzde, bunun nasıl muazzam bir şey olduğunu anlayabilirsiniz; yürüyerek Güney Hindistan’dan Himalayalar’a gelmek! Himalayalar, Hindistan’ın kuzey sınırını çiziyorlar. Onca mesafeyi yürüyerek katetmek… Swami Himalayalar’da meditasyon yaparak ve sadece onun varlığından haberdar olan insanların getirdikleri yiyeceklerle beslenerek yaşamış çok uzun yıllar. Bir gün meditasyon sırasında, annesinin çok hasta olduğuna dair bir görü almış. Bunun üzerine, yine yürüyerek annesinin yanına; Güney Hindistan’a doğru yola çıkmış ve annesi de o geldikten üç gün sonra ölmüş. Bu dağlar, hafızalarında o kadar çok hikaye barındırıyorlar ki sizi sarsan bu enerjinin kaynağını, duyduğunuz her bir hikayede çok daha iyi anlıyorsunuz. Gangori’de orjinalliği korunmuş bir Şiva Tapınağı’na gittik. Ziyaretimiz sırasında, tapınakta bir düğün kutsanıyordu. Tapınaklara girerken ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Bu, her kutsal mekan için geçerli aslında. Her tapınakta da eğer isterseniz, alnınıza kırmızı- turuncu bir boya sürülerek kutsanıyorsunuz. Tapınakların çevresinde hazırlanmış olarak bulunan sunu tepsileri satan bir çok yer de var.  

NETALA

Gün boyunca hareket halinde olduğumuz için yorgun bir şekilde Netala’ya vardık. Netala’nın benim için bu kadar özel olacağını bilemezdim. Kalacağımız otelin önünde, arabadan ilk indiğimizde, muazzam bir enerjiyle sarmalandık hepimiz. Doğanın güzelliği ve Gangaji’nin sesiyle yıkanan derin sessizlik, ilk anda hepimizde bir şok etkisi yarattı. Küçük kulübelerden yapılmış bir kaç dükkan ve bir otelden oluşan merkezi ile oldukça küçük bir kasaba Netala. Odalarımıza yerleştik. Bizim odamız otelin, Gangaji’ye ve dağlara bakan ön kısmındaydı. Akşam balkonda oturup mis gibi yağan yağmuru dinlerken birdenbire gözlerime dolan turuncu renk nedeniyle Himalayalar’ın rengi, bu olaydan sonra turuncu oldu benim için. O gece uzunca bir süre, turuncu renkten resmen kör oldum ve başka hiçbirşey göremedim. Netala’da uluslararası arama yapabileceğim bir telefon bulduğumda ise çok şaşırdım. Bölgede çoğu yerde cep telefonları çekmiyor. Çektiği yerlerde ise kullanılması, ücretlendirme nedeniyle tavsiye edilmiyor. Hindistan’a gelirken bir cep telefonunuz olduğunu unutmak en akılcı yol sanırım. Gece, Gangaji’nin kalbime dolan çoşkun sesi ile uzunca bir süre öylece oturdum. O turuncu karanlıkta, çoşkun yağan yağmurun huzurlu sesinde ve kokusunda sırılsıklam oldum ve çok derin duygular yaşadım. Arkadaşlarım sabahın erken saatlerinde, yakınlarda bulunan Swami Sivananda Aşram’a yoga yapmaya giderlerken ben, yoğun enerjilerle geçen bir gecenin ardından uyumayı ve bazı duyguları sindirmeyi tercih ettim. Bizimkiler, çok fazla yabancı insanın bulunduğu bu aşramdan oldukça etkilenmişler. Meditasyon sırasında, çok farklı deneyimler yaşayanlar var. Doğasının farklılığı bir yana, enerjisi de çok özel Netala’nın. 

GANGNANİ

Sabah erkenden Gangnani’ye doğru yola çıktık. Dağların arasında yol alırken yağan yağmurun, el değmemiş doğanın tadını çıkardık. Bu yollarda şöförümüzün ustalığını da bir kez daha takdir ettik. Himalayalar’a çıkmasına izin verilen şöförler, orduda eğitildikten sonra çalışma iznini alabiliyorlar. Himalayalar’a çıkmayı planlıyorsanız, dikkat edeceğiniz en önemli şey; şöförünüzün orduda eğitim almış olması. Yollar gerçekten, çok özel bir eğitim gerektirecek cinsten. Tırmanırken bir dönemeci döndüğünüzde, kendinizi birdenbire bir şelalenin altından geçerken bulabiliyorsunuz örneğin. İçimdeki, yolculuğun ilk başlarında ağlayıp tepinen, bağıran çağıran küçük kız çocuğunun, bu dağlarda, deli gibi çoşan, neşeyle kahkahalar atan, haylaz bir kıza dönüşümünü izledim zevkle. Yağmur daha bir şiddetlendi o sırada. Dehşetle, ilerlediğimiz yolun, sular altında kaldığını gördük. Tam geri dönmek üzereyken yanımızdan geçen başka bir turist dolu jipten güç alarak ve ‘Neyimiz eksik?’ diyerek adrenalinlerimiz tavana vurmuş bir şekilde, suyun karşına geçiverdik. Kahkahalarla mantralar söyleyerek yolumuza devam ettik. 

Ganganani doğal termal sularıyla ünlü olmuş küçük bir yerleşim merkezi. Yağan yağmurun altında, üzerinde buharları tüten sıcacık sularda rahatlamak; rüya gibi… Termal suların hemen yanında bulunan küçük restoranda kahvaltımızı yaptık. Arkadaşlarım patatesle hazırlanan özel yemeğe ve mercimek vari bir çorbaya bayıldılar. Ben belki yiyebilirim diyerek haşlanmış lahana ve patates söyledim ama yiyemedim. Çay bulduğumuz nadir yerlerden biri olan bu restoranda da kuruyemiş ve çayla kahvaltımı yaparken restoranın derme çatma, küçücük penceresinden, uzunca bir süre dağlarımı izledim. Sadece öylece soluk alıp vermek ve hislerini sonuna kadar var olana açmak… Ağladım, ağladım… Beni şefkatle saran dağlarımın zirvesine yakın bu küçücük pencereden, ben; hayatıma, hayata ilk kez baktım.  

Gelecek Ay: Gangotri, Dharali rotası ve mahsur kalış. 

Namaste.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Asu Sanem Kaya 1976 doğumlu. İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği) Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını sürdürüyor. Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Yaşı Tarihle Eşit: Hasankeyf


Disleksi: Özel Öğrenme Güçlüğü


Arka Sokak Modacıları


Okullarda “Beyaz Bayrak” Yarışı 


Hayat Okumakla Güzel


Tuz Gölü Lağım Olmadan!


Yeryüzünün Yüzleri


Ada Vapuru’nun İçinde...


Makrobiyotik Beslenme


Besinler Neleri İçeriyor? Hangi Besin Neye Yarıyor?


ABD'deki Okullarda Gazlı ve Şekerli İçecekler Yasaklandı


Çizgi Filmler Çocukların Karakterlerini Etkiliyor


“Oyun” Filmi Ödüle Doymuyor!


Kadıköy'de Kısa Film Günleri


Sayılardan Renk, Seslerden Şekil olur


Kendini Koruma Sanatı


Muson Mevsiminde Uttaranchal (II.Bölüm)


Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Yoga 


Renklerle Karakter Analizi


Ateşli Beyaz Geceler (astroloji)


Sibirya'da Bütün Bir Mamut İskeleti Bulundu

 

KÖŞE YAZARLARI

Mahmut Şaylıkay

Baban Mı Var Derdin Var


Uzay Gökerman

Kıyamet Tarikatleri mi?


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu


Uzay Gökerman

İnanmak


Doruk Oğuz

Ey İnsan Birey!


Meltem Bingöl

Kuşlar


Rüya Yüksel

Dostluk üzerine


Burcu Özgeçen

İlişkiler üzerine... 


Burçin İvren

Bu Sana Üstat 


Çiğdem Aksoy

Her Yerde Kar Var


Burak Kaan Kızılkan

Özgürlük


Mukaddes Öztürk Odacı

Yaradan'a Yakarış


Mahmut Şaylıkay

Düşümdeki Anneme


SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

Nebile Ayyüce KOTANCI

Yağmur KOTANCI

Seda ÖZKARAYURT

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00