|
Asu Sanem Kaya
Tanrıların Evi
Muson Mevsiminde Uttaranchal
Delhi -
Rishikesh - Delhi - Netala - Gangnani -Gangotri - Dharali -
Rishikesh - Haridwar -Rishikesh - Delhi rotasında kutsal bir
yolculuk…
Himalayalar’da bir gece,
yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken çoşmuş Gangeji’nin sesi
kulaklarımda, karanlığın tam ortasında, dua ettim ben. O gece,
nedenli/ nedensiz ağlarken ‘Himayalar’ımın ruhu, ruhumda olsun!’
dedim. O gece; Himalayalar’ımın ruhunu, ruhuma aldım…

Himalayalar’ın Uttaranchal Bölgesi,
geçmişten günümüze bir çok bilgeye, büyük öğretmene, kargaşadan
uzakta derin sessizliğinde, doğanın gizemlerini çözmeleri için
ev sahipliği yapmış. Uttaranchal’da göğe değen tepelerin altında
soluduğunuz her nefeste, burada doğan saf düşüncelerin Tanrısal
titreşimlerini hissediyorsunuz, bulutların üzerinde
yürüyorsunuz. ‘Kutsal Ana’ Gangaji’nin (Ganj Nehri) doğduğu
Uttaranchal Bölgesi, aynı zamanda bir tapınaklar, aşramlar
bölgesi. Büyük kuraklım zamanlarında Tanrı,
dünyaya
devasal nehir Gangeje’yi hediye etmeye karar vermiş. Ama bu
nehir o kadar büyükmüş ki onu dünyaya indirmek imkansızmış.
Bunun üzerine Tanrı Şiva, nehri içmiş ve çok ufak bir kısmını
bir kulağından dünyaya akıtmış. İşte Gangeji’nin Tanrı Şiva’nın
kulağından dünyaya indiği; doğduğu yer Goumukh da bizim
izlediğimiz yolun hedef noktası olarak bu bölgede bulunuyor.
Delhi’de, yaklaşık altı buçuk
saatlik bir uçak yolculuğundan sonra ilk indiğimizde sımsıcak,
nefes almakta bile zorlandığımız bir hava karşıladı bizi.
Havaalanında, heryerde yapamayacağımız döviz bozdurma işlemini
yaptık hemen. Hindistan’ın para birimi; Rupi. 1 Dolar yaklaşık
41-44 Rupi arasında işlem görüyor. Jiplerimize ve sevgili
hocamız Nv. Raghuramji’yle buluştuğumuz o ilk an, görülmeye
değer bir cümbüş yaşandı. Merkez olarak seçtiğimiz Rishikesh’e
doğru hareket ettik. Yol yaklaşık 6 saat sürüyor. Şöförümüz
sürekli kaybolduğu için aynı yolları defalarca dolaştıktan sonra
sabaha karşı Rishikesh’te bir süre merkez tutacağımız Swami
Danyanandra Saraswati Aşram’a varıyoruz.
RISHIKESH, Azizlerin ve
Bilgelerin Tapınağı
Söylenenlere göre Raibhya
Rishi, burada adanmışlıkla yoğun ve zor bir arınma süreci
geçirmiş ve Tanrı ona
‘Hrishikesh’ olarak kendini göstermiş. Bundan sonra da bölge,
Rishikesh olarak adlandırılmış. Himalaya’ların eteklerinde
kurulu kent,
neredeyse
sadece aşram ve tapınaklardan oluşuyor. Gangaji’nin ortasından
kimi zaman çoşkun, kimi zaman sakin sakin aktığı kentin her iki
yakasını iki köprü birleştiriyor. Köprünün üzerinden yürüyerek
bisiklet ya da motosikletle geçebiliyorsunuz. Şehri dolaşmak
için en uygun araç olan Taktaklar ise köprülerden
geçemiyorlar. Taktaklar; üstü hariç her tarafı açık, motorlu,
küçücük arabalar. Taktaklarla bir yerden bir yere 40-50 Rupi’ye
gidebiliyorsunuz. Kentte bol bol meditasyon, yoga
yapabileceğiniz mekanlar bulabilir eğer yeterli süreniz de varsa
çeşitli eğitimlere katılabilirsiniz. Bizim kaldığımız Swami
Danyanandra Saraswati Aşram, oldukça sakin ve temiz bir yer.
Kişi başı yemek dahil konaklama ücreti olarak yaklaşık 25 Dolar
ödedik. Sıcak suyu var. Odalar oldukça sade ve genelde iki
kişilik. Giderken yanınıza mümkünse çarşafınızı, havlunuzu ve
diğer temizlik malzemelerinizi alın. Bu tip malzemeler orada çok
zor bulunuyor ve fiyatları da oldukça yüksek. Hindistan’da bu
tip ihtiyaçlar lüks tüketime giriyor. Suyu, temizliğiniz ya da
meyve ve sebzeleri yıkamak için kullanabilirsiniz. Yine de
bünyeleri hassas olanların, yanlarına, eczanelerde satılan su
temizleyici solüsyonlardan almalarını tavsiye ederim. İçeceğiniz
suyu ise mutlaka ‘satın’ alın. Aldığınız suyun kapağının
‘kapalı’ olduğundan da emin olun. 1 litre suyun fiyatı 12 ile 20
Rupi arasında değişebiliyor. Gün içinde terleyerek çok su
kaybettiğiniz için bol bol su tüketmeniz gerekiyor.
Hindistan’da
halkın büyük bir kısmı vejetaryen olduğu için özellikle de bu
bölgede, restoranlarda et ve et ürünleri bulmak imkansız.
Yemekler oldukça baharatlı. Süt ve süt ürünleriyle yapılan yemek
ve tatlıları arkadaşlarım çok beğendiler. Kendimi bildim bileli
vejetaryen olduğum halde, sıcaktan ve yemek konusundaki
mızmızlığımdan, yemeklerden pek tatmadım. Orada kaldığım süre
boyunca, saolsunlar, arkadaşların getirdiği kuru meyva ve kuru
yemişlerle ve bol suyla yaşadım. Bir de mango suyu var tabi.
Mangoyu bir de Hindistan’da yemelisiniz. Restoranlarda küçük
porsiyolarla, birkaç çeşit yemeği bir arada getiriyorlar.
Genelde elle yemek yendiği için kaşık, çatal isteğinizi
belirtmeniz gerekiyor. Elle yemek yemeyi denemek isterseniz de
sağ elinizi kullanmanızı öneririm. Zira sol elle yemek yemek
görgü kurallarına aykırı burada. İyi bir yemeği, içecekler dahil
100 Rupi’ye yiyebiliyorsunuz. Sokakta adım başı kurulmuş
tezgahlardan ise çok çeşitli egzotik meyvaları kolaylıkla
bulabiliyorsunuz. Muzun altı tanesi 10 Rupi, mangonun
büyüklerinin tanesi 5 Rupi, normal boylarının kilosu ise 10-15
Rupi arasında değişiyor. İçmek ya da yemek için dükkanlardan bir
şey satın alırken son kullanma tarihlerine çok dikkat
etmelisiniz. Zira hemen hemen hepsinin son kullanma tarihleri
geçmiş oluyor. Bisküvi almak için girdiğim tüm dükkanlarda
şaşırarak: ‘Ama bunların son kullanma tarihleri geçmiş!’ diyerek
satıcıya gösterdiğimde, bu duruma satıcının benden daha çok
şaşırdığını gördüm. Sanırım bu konuya neden takıldığımı bile
anlamadılar!
Mahalle
dükkanlarında satılan meyva sularını kapalı kutuda ya da şişede
olsa bile almanızı tavsiye etmiyorum. Yine alıştığımız ve
bildiğimiz manada çay bulmanız da zor. Hindistan’da çay
istediğinizde, çayınız direk olarak süt ve şeker katılmış olarak
geliyor. ‘Sade çay’ derseniz, varsa eğer ve şanslıysanız tabi,
bildiğimiz manada çay içebilirsiniz. Sütlü çay, İngilizlerden
kalma bir alışkanlık. Aynı dönemlerden kalma bir başka ilginç
şeyse; Hindistan’da hemen hemen herkesin İngilizce’yi bir
şekilde konuşabiliyor olması. Dil konusunda çok problem
yaşamıyorsunuz yani. Alışveriş yapmak için seçenekleriniz çok.
Rishikesh serbest bölge olduğu için vergiler çok düşük.
Bu yüzden de alışverişinizi diğer şehirlerden çok daha uygun
fiyatlar olduğu için buradan yapmanızı tavsiye ediyorum.
Rishikesh değerli ve yarı değerli taş cenneti diyebilirim. Benim
gibi kristallere düşkün biriyseniz hele, cennet ayaklarınızın
altında demektir. Oldukça uygun fiyatlara, değerli taşlar satın
alabilirsiniz. Takılar, heykeller, süs eşyaları ve
kumaşlar
da çok ucuzlar. Fiyatları size ne kadar uygun gelirse gelsin,
alacağınız şey için mutlaka pazarlık yapın. Eğer çok alışveriş
yapmışsanız hediye bile veriyorlar. Hediyenizi istemeyi
unutmayın zira parasını, indirim yaptırmış olsanız bile zaten
ödemiş oluyorsunuz! Kristallerin fiyatları 400 Rupi’den
başlıyor. Fiyatları kristallerin temizliğine ve büyüklüğüne göre
değişiyor. Kristali satın alırken elinize aldığınızda soğuk
olmasına dikkat edin. Saflığını anlamanız için en basit yöntem
bu. Ya da kalbinizin sesine kulak verin ve sizi çağıran taşı
alın. Benim en çok satın aldığım şey kitap oldu. İngilizce
kitaplar çok. Çeşitli aşramlarda ve kitapçılarda bol seçenek
var. İlginç olansa; kitapların basıldıkları ülkelerden çok daha
ucuz fiyatlarda bulunabilmesi. Kitapların arasında kaybolurken,
lütfen dönüşte fazladan vereceğiniz kargo ücretini de kendinize
sık sık hatırlatmaya çalışın. Aşağı yukarı tüm satıcılar
başlangıçta yüksek fiyat söyleseler bile çok dürüstler. Fazla
para verdiğinizde paranızı direk iade ediyorlar. Kendimi
kaybettiğim bir kitapçıda, 33 Dolar yerine 330 Dolar ödemeye
kalktığımda, çocuğun dehşetle açılmış gözlerle: ‘Madam
napıyorsunuz?’ deyişiyle kendime geldim örneğin. Siz siz olun,
aşırı sıcağın, yorgunluğun ve açlığın kafanızı karıştırmasına
izin vermeyin. Para, kimlik, pasaport
gibi
gibi değerli şeylerinizi taşımak için küçük bir askılı çanta ya
da bel çantası kullanmanızı öneririm. Aslında, yanınızda değerli
hiçbirşey getirmemeniz daha akıllıca olur.
Alışverişe
çıkarken takı
takmamaya özen gösterin. Çünkü bu, satıcıya sizin alım gücünüzle
ilgili iyi bir fikir veriyor. Beni Delhi havaalanına ilk
inişimden itibaren en çok şaşırtan şey, insanların çok sakin ve
huzurlu olmalarıydı. Çok fakirler. Bir çoğu oldukça sağlıksız
koşullarda yaşıyorlar ve buna rağmen mutlular! Kaldığım
onca süre boyunca orada, sinirli ya da bağıran çağıran tek bir
insan görmedim. Bu sessizliği zaman zaman bozan tek şey yoldaki
araçların korna sesleri. Bu sese de bir süre sonra alışıyorsunuz
zaten. Araçların neden sürekli korna çaldığınıysa, Himalaya
tırmanışı sırasında, yolda gördüğümüz bir tabela sayesinde
anladık. ‘Ben geliyorum, yana çekil!’ demek için Hindistan’da
korna çalmak bir trafik kuralı. Şehirlerarası da eski jiplerle
ya da otobüslerle seyahat edebiliyorsunuz. Jip fiyatları,
gidilecek mesafeye göre değişiyor ve otobüslere göre çok daha
rahat ve konforlular. Şehirlerarası otobüsle seyahat etmeye
karar verirseniz, otobüs saatlerine ve klimalı olup
olmadıklarına dikkat etmelisiniz. İstanbul’daki en yoğun
hatlarda ve en yoğun saatlerdeki belediye otobüslerinin genel
durumunu düşünerek Hindistan’da otobüsle seyahat etmenizin ne
manaya geleceğini, gözünüzde canlandırabilirsiniz sanırım.
Yaşamla
- ölüm, öylesine doğal
bir biçimde içiçelerki burada; yan yanalar, koyun koyunalar… İlk
kez Delhi’den Rishikesh’e gelirken, yolda düşündüm bunu.
Aslında, düşünmekle de kalmadım, tüm hücrelerimde hissettim.
Burada insanlar, an be an, yaşamayı ya da ölmeyi seçiyorlar,
büyük bir rahatlık, doğallık ve huzurla adeta. Böylesi bir
trafikte direksiyon sallayan şöförlerin hepsi, bana göre her
daim nirvanadalar zaten. Trafikte, gayet rahat ve doğal
bir şekilde, diğer arabalarla milimetrik sıyırmalardayken:
‘Tamamdır bu sefer; selam sana ey ölüm!’ derken aynı anda,
resmen yeniden doğduğunuzu hissederek: ‘Vay, yaşıyoruz!’
şaşkınlığı ve sevinciyle çocuklar gibi şen oluveriyorsunuz. En
büyük döngümüz, yaşam ve ölüm bile Hindistan’da uyum içindeler,
bütünleşmişler, dengedeler; aynı anda varlar ve aynı anda
yoklar! Sırf bu nedenle, burada Tanrı’yı hissetmemek
olanaksız aslında. Yol manzaraları hem çok ilginç hem de çok
neşeli: Anayolun kenarında, bir leğende yıkanan insanlar, tam
yolun dibinde, yatağını çekmiş uyuyanlar, hızla ilerleyen
arabaları, kamyonları takmadan yolun ortasında öylece durup ne
yapmak istediğine karar vermeye çalışan inekler…
.jpg)
Giysi
olarak yanınızda,
mevsime ve gideceğiniz bölgeye bağlı olarak bir şeyler
getirmelisiniz. Yalnız mevsim ne olursa olsun, yanınızda mutlaka
bir yağmurluk ve şemsiye bulundurun! Hindistan’da kadınlar renk
renk sariler (ülkenin geleneksel giysisi) giyiyorlar. Tarla da
çalışırken bile cıvıl cıvıl renklere bürünmüş kadınlar
görüyorsunuz. Erkekler ise daha alıştığımız tarzda giyiniyorlar.
Şahsen, siyah ya da koyu renk giysi hiç görmedim. Gökkuşağı bile
şartlardan bağımsız olarak burada; Hindistanlı kadınların
sarilerinde yeryüzüne inmiş sanki. Zaten Hindistan’da ne zaman
yeryüzünde, ne zaman gökyüzünde olduğunuzu anlayamıyorsunuz
bile.

Görmeniz gereken bir yer de;
Swami Sivananda’nın kurmuş olduğu aşram. Enerjisini de
kütüphanesini de muhteşem buldum. Rishikesh’e 25 km uzakta olan
başka bir aşram ise, yüzyıllardır çeşitli Swami’lerin (Swami,
kendini adamış olan din adamlarına verilen bir çeşit ön ad)
meditasyon yapıp yaşadıkları, daha sonra da tapınak haline
getirilmiş doğla bir mağra. Merdivenlerden aşağıya, mağraya
inmeye başladığım ilk andan itibaren, omurgamda hissettiğim ve
dalga dalga tüm bedenimi saran, muazzam bir enerjisi var
buranın. Burada halen öğrencilere eğitim veriliyor. Çok özel bir
ağaç
olan
banyan ağacını da ilk kez, yine burada gördüm. Banyan
ağacı belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra dalları yere iniyor
ve ağacın her bir yere inen dalı, kökleniyor. Öyle güzel ve özel
ki gözlerinizi alamıyorsunuz.
Rishikesh’te sayısız
aşram ve tapınak var. Tavsiyem, ayağınıza en rahat
ayakkabılarınızı geçirin ve şehrin merkezinden itibaren, yol
boyunca ilerleyin ve adım başı gördüğünüz her tapınağa da girin.
Hepsi birbirinden farklı ve özel. Bir akşam, sevgili hocam
Raghuramji, bir gece önce yapmış olduğumuz sohbet üzerine,
görmeyi çok istediğim Krishna Tapınağı’na götürdü bizi. Burası
oldukça temiz ve gerek kabartmaları, gerekse resimleriyle
olağanüstü şekilde dizayn edilmiş bir yapı. Akşam orada yapılan
tören çok güzeldi. Tam gün batımında, mantralar eşliğinde,
turuncular içindeki Swami’lerle şarkılar söylendi, dans edildi.
Kapı girişindeki kocaman çanı, tapınağa girerken ve çıkarken
çalıyorsunuz. Evrene ben buradayım sinyalimi yollamak için çana
çocuksu bir neşeyle asılırken en güzel dileklerimi de yollamayı
ihmal
etmedim.
O akşam törende hepimiz çoştuk, söylememe gerek var mı
bilmiyorum. O gezi boyunca gördüğüm en temiz ve lüks restorana
da sahip olunca, bu tapınağı mutlaka görün derim ben. Son gece
yemeğimizi o restoranda yerken pencereden izlediğimiz Gangeji,
herbirimizde derin bir İstanbul ve Boğaz özlemi yarattı.
Bütün gezi
boyunca elimden
düşürmediğim yegane şeyler; su şişem ve kameram oldu. Geceler
için de yanınıza bir sinek kovucu almanızı tavsiye ederim. Bizim
gittiğimiz mevsim muson mevsimi olduğu halde, geceleri de
sıcaklık oldukça yüksekti. Bunun için kalacak bir yer seçerken
öncelikle pervanesinin olup olmadığını sorun. İlk gece,
Delhi’den aşrama ilk gelişte, ertesi gün dönmeye karar
vermiştim. Sonraki günlerdeyse, dönmediğim için Allah’a binlerce
kez teşekkür ettim. Bazen yürüdüğünüz yolda bir dönemece
geliyorsunuz. O dönemecin ardında sizi nelerin beklediğini
bilemediğiniz için korkuyor, endişeleniyorsunuz. Bazen dönemeci
dönmek yerine farklı bir yol seçiyor, oradan devam ediyorsunuz
yolunuza. Ben oradaki dönemeçte, kendimi aşmaya karar
verdiğimde, yepyeni bir hayatla ödüllendirildim…
Namaste.
EDİTÖR
HAKKINDA BİLGİ
Asu
Sanem Kaya
1976 doğumlu.
İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga
eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği)
Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını
sürdürüyor.
Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı.
Detaylı Bilgi
|