Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Yazar: Asu Sanem Kaya

Denemeler

Ama...

"Erkekle yarışıyorsun ve yarışmana gerek yok; sen zaten üstünsün. Şiir yazmana gerek yok, şiir sensin. Sevgin senin müziğindir. Sevginle çarpan kalbin senin dansındır! Kalbin yolu güzeldir ama tehlikelidir. Zihnin yolu sıradandır ama güvenlidir. Erkek en güvenli ve en kestirme yaşam tarzını seçmiştir. Kadın duyguların, hislerin, ruh hallerinin en güzel ama en sarp, en tehlikeli yolunu seçmiştir. Ve bugüne kadar dünya erkeler tarafından yönetildiği için kadınlar muazzam şekilde azap çekmiştir. O, erkeğin yaratmış olduğu topluma uyamamıştır çünkü toplum mantığa ve nedenlere uygun olarak yaratılmıştır. Kadın kalpten bir dünya ister. Erkek tarafından yaratılan toplumda ise kalbe yer yoktur."   ~ Osho

'Ama'larla başlayan cümlelerden çok hoşlanmam. Genellikle her 'ama'dan sonra bir bahane gelir çünkü. 'Ama sen kadınsın!'  Bunu yazarken gülümsüyorum çünkü bu cümleyi her duyduğumda verdiğim tepkiler gözümün önüne geliyor. Tartışmanın ortasında tam bir yerlere varabileceğini düşündüğünde, bir ama cümlesiyle, kadın oluşun tokat gibi patlayıverir yüzünde. Sen ne kadar haklı olursan ol, bu ama cümlesi, nasıl yani ya şekillerinden şekil beğen hadi güzelim durumuna sokuveriyor seni bir anda. Sevgiliniz, eşiniz, ailenizle, sürü mantığı çerçevesinde belirlenmiş sınırlar hakkında bir tartışmaya girmişseniz şu iki ama cümlesinin gelmesi kaçınılmazdır:

Ama sen kadınsın! bu da pek işe yaramaz, siz utanmadan nasıl yani ya'lara devam etmeye kalkarsanız, daha bir vurucu, vıcık vıcık duygu sömürüsü kokan diğer ama cümleniz gelir:

Ama sen annesin! Tamamdır. Muharebe kazanılmış, düşmanın başkaldıran fikirleri sinsice bastırılmıştır.

Bu ama cümleleriyle hiç hoşlaşamadım ben. “Nasıl yani ya?” durumlarım genelde: "İnanamıyorum! Ben nasıl bir yerde yaşıyorum böyle"yle yükselmeme ve tutulup kapılmama sebep oldu bu zamana kadar. Bu konudaki tavrım ve sınırlarım açık seçik belirlenmiştir. Bu ama cümlelerinin bende işe yaramayacağı, sevgilim, eşim, ailem tarafından deneyimlerle öğrenilmiştir. Şanslarını denemiyorlar mı peki? Tabi ki deniyorlar! Ama cümlelerini hafife almamak gerekir, sıkı bir kemikleşme süreci geçirdiğinden güçlüdür. Mantıklı gözükür ya da kalbinizi hedef alır ya da ikisini birden kullanır.

Bu iki sevdiceğim ama cümlesi karşısında, artık köpürmüyorum, ardındaki düz mantık karşısında şaşırıp dehşete düşmüyorum. Gayet rahatım. Ne zaman söyleneceğini bile biliyorum. Genellikle kemikleşen zihniyete en ağır darbeyi indirdikten hemen sonra geliyor… Ben de heyoo hoşgeldin şeklime girip eski dosta bir selam çaktıktan sonra: "Evet ben bir kadınım ( Ne mutlu bana, kadın olmaya bayılıyorum) ve evet ben bir anneyim (bu benim için en büyük onurdur, ödüldür bu)"diyorum. Buradan sonra tartışma bitmiştir benim için işte çünkü benim kalbimi ve mantığımı koyduğum herşeyden önce cümlem söylenmek üzredir: " Herşeyden önce ben bir insanım! Özgürlüğüm, seçimlerim ve herşeyden önce hayatım benimdir!" 

Sevdiceğim Sözler

İnsanlığın gerçek iyiliği kaybedişi tıpkı ağaçların baltayla yok edilişine benzer. Her gün bir parçasını keserseniz zihin, güzelliğini nasıl korusun ya da yaşamayı nasıl sürdürsün?

~ Mencius ~


Şöyle içten bir düşmanım kalmadı. Hepsi öldü. Onları çok özlüyorum çünkü kendimi tanımlamamda bana yardım etmişlerdi.~ Clare Boothe Luce ~


İğrenç, acı dolu, kötücül görünen bir şey, bir güzellik, sevinç ve güç kaynağına dönüşebilir; şayet onunla berrak bir zihinle ve açık fikirlilikle yüzleşirseniz. Böyle bir bakış açısına sahip olan biri için her dakika altın değerindedir.

~ Henry Miller ~


Cennet olduğum yerdir. ~ Voltaire ~


Geçmiş ve gelecek,
"Ne olabilir'ler ve ne olmuştu'lar
Tek bir sonuca işaret eder; sadece şimdi var.

~ T.S.Eliot ~



İnsan ya düşündüğü gibi yaşamalı ya da yaşadığı gibi düşünmekten vazgeçmeli.
~ Paul Borget ~


Dünyevi zenginlikleri kullanmakta güvenilir değilseniz, gerçek zenginlikleri size kim emanet eder?  ~ İncil ~


Sorun, zamanınızın olduğunu düşünmenizdir. Buda


Yarın genellikle haftanın en sıkışık günü olur.

 İspanyol Atasözü


Hakikati olduğunuz yerde bulamıyorsanız, nerde bulacağınızı sanıyorsunuz?  Buda


Öyküyü anlatan ses değil, kulaktır. Italo Calvino


Ruhun birkaç kurtçuğu olması onun olgunlaşmadığı anlamına gelmez. Nietzsche


En büyük korkumuz yetersiz oluşumuz değil
En büyük korkumuz ölçüsüz güçlülüğümüz.
Bizi en çok korkutan karanlığımız değil, ışığımız.
Kendimize sorarız, ben kimim ki parlak, güzel, yetenekli ve harika olayım?
Aslında siz ne değilsiniz ki?
Siz Tanrı'nın çocuğusunuz.
Küçük oyununuz dünyaya hizmet etmiyor.
Sinmenin aydınlık bir tarafı yok ve insanlar sizin yanınızda güvende hissetmeliler kendilerini.
Hepimiz, tıpkı çocuklar gibi ışıldamalıyız.
İçimizde olan Tanrı'nın ihtişamını göstermek için doğduk.
O sadece bazılarımızın içinde değil, herbirimizin içinde.
Kendi ışığımızın parlamasına izin verdiğimizde, bilmeden diğer insanların da aynı şeyi yapmasına izin veririz.
Kendi korkumuzdan kurtulduğumuzda varlığımız kendiliğinden özgürleştirir diğerlerini de.

Marianne Williamson


İlişkilere Dair

İlişkiler en güzel öğrenme aracı bana göre. Aileyle, dostlarla, arkadaşlarla, sevgiliyle, iş yerindeki çalışma arkadaşlarıyla vs vs girilen etkileşim sonucu edinilen deneyimlerin, kişisel gelişim yoluna girmiş birisi için çok iyi ipuçlarından oluştuğunu düşünüyorum. Çevrendeki insanların sende hangi duyguları tetiklediğine dikkat ederek kendin ve kalıplarınla ilgili çok şey öğrenebiliyorsun. Görmen ve dönüştürmen için orada olan kalıpların için en iyi rehber ilişkiler işte. Ben bir dersimi çözümlemek için farkına varmam ve dönüştürmem gereken kalıplarımı bulurken "Bende hangi duyguyu tetikliyor, besliyor?" sorusunu sordum kendime. X bende suçluluk duygusunu mu, sevilmeme duygusunu mu, değersizlik duygusunu mu, neyi tetikliyor?

Oturdum üşenmedim liste yaptım. O ders için geçmişten insanlar seçmem gerekti. Tek tek isimlerini yazdım ve altlarına da bana hangi kalıp konusunda rehber olduklarını yazdım. Sonra her bir kalıp için bir dönüştürme niyeti salıverdim evrene. Sonrasında ise her dersin bitişinde olduğu gibi nedensiz neşe hallerimle kutsandım. Bu listeyi yaparken benim için en "eheeh tabi böyle olmalıydı; deneyimlemem gerekenin farkına varabilmem için" dediğim şeyse; listedeki insanların, hemen hemen aynı duyguları bende tetikledikleriydi. Yani dersi oluşturan kalıplar; hem kalıpların hem de dersin farkına varabilmem için farklı insanlar tarafından resmen gözüme gözüme sokulmuştu! Gözüme her sokuluşunda, gözümü kapatmaya çalışışım, hayatıma hep aynı kalıplarımı tetikleyen insanlar sokmama da neden olmuştu işte. Yani sorumluluk yine bana aitti.

Çiçeklerle arıların olayına; simbiyozvari yaşamsal anlaşmalarına bayılırım ben. Çiçeklerin, tohumlarını dağıtmak, nesillerinin devamını garantilemek için kendilerini süsleyip püsleyip doğa ananın hediyesi kokuları sürünmeleri arıları cezbeder ya… Arı da yaşamsal kaynağı, bal için çiçeğe ihtiyaç duyar tabi. Ama arının cezbedilmesi de gerekir. Arı bu; her arı balının; ürününün en kalitelisi olmasını ister. Dolayısıyla tutup da kokusuz, renksiz bir çiçeğe gitmez. Onu dürtükleyen içgüdülerinin iteklemesiyle güzel kokulu, renkli, cezbedici çiçeğimize çekiliverir bir anda… Arı en kaliteli balı yapar yaşamsal döngüye katkıda bulunur, çiçek de yaşamsal devamlılığını garantiler böylece. Alma/ satma ve razılık durumları işte. Bu simbiyozvari doğa döngüsü bizde de geçerli kısmen. Erkek/ kadın ilişkileri bu bakımdan da kendi kalıplarımızı ve derslerimizi görebilmemiz için harika rehberler bize. Özel yaşamımıza giren tüm erkek/kadınlardan oluşan bir liste, görmemiz gerekeni gösteren bir kayıp define haritasına benzer. Eee daha ne diyelim: Defineye ulaşmak için ipuçlarını takip edin lütfennn…


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Asu Sanem Kaya 1976 doğumlu. İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği) Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını sürdürüyor. Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik