|
Yazar: Asu
Sanem Kaya
Denemeler
Ama...
"Erkekle
yarışıyorsun ve yarışmana gerek yok; sen zaten üstünsün. Şiir yazmana gerek
yok, şiir sensin. Sevgin senin müziğindir. Sevginle çarpan kalbin senin
dansındır! Kalbin yolu güzeldir ama tehlikelidir. Zihnin yolu sıradandır ama
güvenlidir. Erkek en güvenli ve en kestirme yaşam tarzını seçmiştir. Kadın
duyguların, hislerin, ruh hallerinin en güzel ama en sarp, en tehlikeli
yolunu seçmiştir. Ve bugüne kadar dünya erkeler tarafından yönetildiği için
kadınlar muazzam şekilde azap çekmiştir. O, erkeğin yaratmış olduğu topluma
uyamamıştır çünkü toplum mantığa ve nedenlere uygun olarak yaratılmıştır.
Kadın kalpten bir dünya ister. Erkek tarafından yaratılan toplumda ise kalbe
yer yoktur."
~ Osho
'Ama'larla başlayan
cümlelerden çok hoşlanmam. Genellikle her 'ama'dan sonra bir bahane gelir
çünkü. 'Ama sen kadınsın!' Bunu yazarken gülümsüyorum çünkü bu cümleyi her
duyduğumda verdiğim tepkiler gözümün önüne geliyor. Tartışmanın ortasında
tam bir yerlere varabileceğini düşündüğünde, bir ama cümlesiyle, kadın
oluşun tokat gibi patlayıverir yüzünde. Sen ne kadar haklı olursan ol, bu
ama cümlesi, nasıl yani ya şekillerinden şekil beğen hadi güzelim durumuna
sokuveriyor seni bir anda. Sevgiliniz, eşiniz, ailenizle, sürü mantığı
çerçevesinde belirlenmiş sınırlar hakkında bir tartışmaya girmişseniz şu iki
ama cümlesinin gelmesi kaçınılmazdır:
Ama sen
kadınsın! bu da pek işe yaramaz, siz utanmadan nasıl yani ya'lara devam
etmeye kalkarsanız, daha bir vurucu, vıcık vıcık duygu sömürüsü kokan diğer
ama cümleniz gelir:
Ama sen
annesin! Tamamdır. Muharebe kazanılmış, düşmanın başkaldıran fikirleri
sinsice bastırılmıştır.
Bu ama
cümleleriyle hiç hoşlaşamadım ben. “Nasıl yani ya?” durumlarım genelde:
"İnanamıyorum! Ben nasıl bir yerde yaşıyorum böyle"yle yükselmeme ve tutulup
kapılmama sebep oldu bu zamana kadar. Bu konudaki tavrım ve sınırlarım açık
seçik belirlenmiştir. Bu ama cümlelerinin bende işe yaramayacağı, sevgilim,
eşim, ailem tarafından deneyimlerle öğrenilmiştir. Şanslarını denemiyorlar
mı peki? Tabi ki deniyorlar! Ama cümlelerini hafife almamak gerekir, sıkı
bir kemikleşme süreci geçirdiğinden güçlüdür. Mantıklı gözükür ya da
kalbinizi hedef alır ya da ikisini birden kullanır.
Bu iki
sevdiceğim ama cümlesi karşısında, artık köpürmüyorum, ardındaki düz mantık
karşısında şaşırıp dehşete düşmüyorum. Gayet rahatım. Ne zaman söyleneceğini
bile biliyorum. Genellikle kemikleşen zihniyete en ağır darbeyi indirdikten
hemen sonra geliyor… Ben de heyoo hoşgeldin şeklime girip eski dosta bir
selam çaktıktan sonra: "Evet ben bir kadınım ( Ne mutlu bana, kadın olmaya
bayılıyorum) ve evet ben bir anneyim (bu benim için en büyük onurdur,
ödüldür bu)"diyorum. Buradan sonra tartışma bitmiştir benim için işte çünkü
benim kalbimi ve mantığımı koyduğum herşeyden önce cümlem söylenmek üzredir:
" Herşeyden önce ben bir insanım! Özgürlüğüm, seçimlerim ve herşeyden önce
hayatım benimdir!"
Sevdiceğim Sözler
İnsanlığın
gerçek iyiliği kaybedişi tıpkı ağaçların baltayla yok edilişine benzer.
Her gün bir parçasını keserseniz zihin, güzelliğini nasıl korusun ya da
yaşamayı nasıl sürdürsün?
~
Mencius ~
Şöyle içten
bir düşmanım kalmadı. Hepsi öldü. Onları çok özlüyorum çünkü kendimi
tanımlamamda bana yardım etmişlerdi.~
Clare Boothe Luce ~
İğrenç, acı
dolu, kötücül görünen bir şey, bir güzellik, sevinç ve güç kaynağına
dönüşebilir; şayet onunla berrak bir zihinle ve açık fikirlilikle
yüzleşirseniz. Böyle bir bakış açısına sahip olan biri için her dakika
altın değerindedir.
~
Henry Miller ~
Cennet
olduğum yerdir.
~ Voltaire ~
Geçmiş ve
gelecek,
"Ne olabilir'ler ve ne olmuştu'lar
Tek bir sonuca işaret eder; sadece şimdi var.
~
T.S.Eliot
~
İnsan ya
düşündüğü gibi yaşamalı ya da yaşadığı gibi düşünmekten vazgeçmeli.
~ Paul Borget ~
Dünyevi
zenginlikleri kullanmakta güvenilir değilseniz, gerçek zenginlikleri size
kim emanet eder?
~ İncil ~
Sorun,
zamanınızın olduğunu düşünmenizdir.
Buda
Yarın
genellikle haftanın en sıkışık günü olur.
İspanyol Atasözü
Hakikati
olduğunuz yerde bulamıyorsanız, nerde bulacağınızı sanıyorsunuz?
Buda
Öyküyü
anlatan ses değil, kulaktır.
Italo Calvino
Ruhun birkaç
kurtçuğu olması onun olgunlaşmadığı anlamına gelmez.
Nietzsche
En büyük
korkumuz yetersiz oluşumuz değil
En büyük korkumuz ölçüsüz güçlülüğümüz.
Bizi en çok korkutan karanlığımız değil, ışığımız.
Kendimize sorarız, ben kimim ki parlak, güzel, yetenekli ve harika olayım?
Aslında siz ne değilsiniz ki?
Siz Tanrı'nın çocuğusunuz.
Küçük oyununuz dünyaya hizmet etmiyor.
Sinmenin aydınlık bir tarafı yok ve insanlar sizin yanınızda güvende
hissetmeliler kendilerini.
Hepimiz, tıpkı çocuklar gibi ışıldamalıyız.
İçimizde olan Tanrı'nın ihtişamını göstermek için doğduk.
O sadece bazılarımızın içinde değil, herbirimizin içinde.
Kendi ışığımızın parlamasına izin verdiğimizde, bilmeden diğer insanların
da aynı şeyi yapmasına izin veririz.
Kendi korkumuzdan kurtulduğumuzda varlığımız kendiliğinden özgürleştirir
diğerlerini de.
Marianne
Williamson
İlişkilere Dair
İlişkiler en güzel öğrenme aracı bana göre. Aileyle, dostlarla,
arkadaşlarla, sevgiliyle, iş yerindeki çalışma arkadaşlarıyla vs vs girilen
etkileşim sonucu edinilen deneyimlerin, kişisel gelişim yoluna girmiş birisi
için çok iyi ipuçlarından oluştuğunu düşünüyorum. Çevrendeki insanların
sende hangi duyguları tetiklediğine dikkat ederek kendin ve kalıplarınla
ilgili çok şey öğrenebiliyorsun. Görmen ve dönüştürmen için orada olan
kalıpların için en iyi rehber ilişkiler işte. Ben bir dersimi çözümlemek
için farkına varmam ve
dönüştürmem gereken kalıplarımı bulurken "Bende hangi
duyguyu tetikliyor, besliyor?" sorusunu sordum kendime. X bende suçluluk
duygusunu mu, sevilmeme duygusunu mu, değersizlik duygusunu mu, neyi
tetikliyor?
Oturdum üşenmedim liste yaptım. O ders için geçmişten insanlar
seçmem gerekti. Tek tek isimlerini yazdım ve altlarına da bana hangi kalıp
konusunda rehber olduklarını yazdım. Sonra her bir kalıp için bir dönüştürme
niyeti salıverdim evrene. Sonrasında ise her dersin bitişinde olduğu gibi
nedensiz neşe hallerimle kutsandım. Bu listeyi yaparken benim için en "eheeh
tabi böyle olmalıydı; deneyimlemem gerekenin farkına varabilmem için"
dediğim şeyse; listedeki insanların, hemen hemen aynı duyguları bende
tetikledikleriydi. Yani dersi oluşturan kalıplar; hem kalıpların hem de
dersin farkına varabilmem için farklı insanlar tarafından resmen gözüme
gözüme sokulmuştu! Gözüme her sokuluşunda, gözümü kapatmaya çalışışım,
hayatıma hep aynı kalıplarımı tetikleyen insanlar sokmama da neden olmuştu
işte. Yani sorumluluk yine bana aitti.
Çiçeklerle arıların olayına; simbiyozvari yaşamsal anlaşmalarına bayılırım
ben. Çiçeklerin, tohumlarını dağıtmak, nesillerinin devamını garantilemek
için kendilerini süsleyip püsleyip doğa ananın hediyesi kokuları sürünmeleri
arıları cezbeder ya… Arı da yaşamsal kaynağı, bal için çiçeğe ihtiyaç duyar
tabi. Ama arının cezbedilmesi de gerekir. Arı bu; her arı balının; ürününün
en kalitelisi olmasını ister. Dolayısıyla tutup da kokusuz, renksiz bir
çiçeğe gitmez. Onu dürtükleyen içgüdülerinin iteklemesiyle güzel kokulu,
renkli, cezbedici çiçeğimize çekiliverir bir anda… Arı en kaliteli balı
yapar yaşamsal döngüye katkıda bulunur, çiçek de yaşamsal devamlılığını
garantiler böylece. Alma/ satma ve razılık durumları işte. Bu simbiyozvari
doğa döngüsü bizde de geçerli kısmen. Erkek/ kadın ilişkileri bu bakımdan da
kendi kalıplarımızı ve derslerimizi görebilmemiz için harika rehberler bize.
Özel yaşamımıza giren tüm erkek/kadınlardan oluşan bir liste, görmemiz
gerekeni gösteren bir kayıp define haritasına benzer. Eee daha ne diyelim:
Defineye ulaşmak için ipuçlarını takip edin lütfennn…
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Asu
Sanem Kaya
1976 doğumlu.
İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga
eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği)
Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını
sürdürüyor.
Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı.
Detaylı Bilgi
|