|
Haber
ve Röportaj: Asu Sanem Kaya
Yazar Nilgün
Nart ile "İnsanlığa Çağrı"
Dünya alarm veriyor: Artık
zaman yok! Yaşadığımız gezegene sahip çıkmanın ve bireysel sorumluluğumuzu
üstlenmenin zamanıdır şimdi. Bir insan; tek bir insan, dünyayı
değiştirebilir.
İçsel bilgeliğimizle, gücümüze
sahip çıkarak harekete geçmenin zamanıdır şimdi. Soruyorum bir kez daha ve
bu sorunun cevabının yaratıldığını görünceye kadar da sormaya devam
edeceğim: “Nasıl bir dünyada yaşamayı seçiyorsun?”. İşte şimdi, tam da seçim
zamanıdır. Sen neyi seçiyorsun?
Röportaj:
Asu Sanem Kaya
Sanem:
Sevgili Nilgün, seni önce kitaplarından, şiirlerinden tanıdık. Aşkı anlatan,
aşkla anlatan paylaşımların için kendi adıma teşekkür ediyorum sana. Bize
biraz kendinden, seni şimdi ve burada sen yapan deneyimlerinden bahseder
misin?
Nilgün Nart:
Çocukluğumu Eskişehir’de geçirdim. Ailem yurtdışındaydı. Biraz farklı bir
çocuktum sanırım. Yaramaz ve asiydim. Her şeyi kolay kolay kabul etmez ve
insanlardan mantıklı açıklamalar beklerdim. Açıklamalar mantığıma uymadığı
zaman da kabul etmez ve cezası neyse çekerdim. Üniversiteyi Uludağ
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Balıkesir Turizm İşletmecilik’te
okudum. Daha sonra Almanya / Köln’de siyaset üzerine master eğitimime
başladım. Eğitimim sırasında evlendim ve çeşitli nedenlerden dolayı master
eğitimimi yarım bırakıp Türkiye’ye döndüm. Türkiye’ye döndüğümüzde kendi
şirketimizi kurduk. Uzun bir süre bilgisayar teknolojileri alanında çalışan
şirketimi yönettim. Teknoloji ve Bilime her zaman çok meraklıydım. Şiirler
ve yazılar yazıyor, resimler yapıyordum. Tasavvuf ve Mevlevilik, beni
sürekli kendine çeken iki olguydu. İş hayatım bu yoğunlukta devam ederken
anne oldum. (Nilgün’ün iki tane güzel oğlu var.) İşim, çocuklarım, ailem ve
yüreğime yaptığım sessiz yolculuk tüm vaktimi dolduruyordu. Daha sonraları
yazmaya daha çok zaman ayırmaya başladım. Çocuklarımla ilgili kendime ve de
onlara verdiğim bir sözden dolayı, işimi bırakıp evde vaktimin hepsini
çocuklarıma, yazılarıma ve çalışmalarıma ayırmaya karar verdim. Çocuklarımın
nasıl büyüdüklerini izlemek ve onların yanında olmak güzel ve özeldi benim
için- halen de öyledir-. Bu kararla başl ayan
süreçten doğan, kendi içsel yolculuğumu ve bu sessiz yürüyüşten çıkan
ürünleri, diğer insan kardeşlerimle paylaşmak/yansımak da benim için
önemliydi. Çünkü insanlar genelde, hayatın kaosunda kendilerini ve
sevdiklerini unutuyorlar. Ben unutmak istemedim. Ben kendimi ve çocuklarımı
yaşamayı seçtim.
Sanem:
Bu sohbetin gerçekleşmesine vesile olan ana konu aslında; çıkacak kitabınız
ve insanlığa yaptığınız çağrı. Aşkı, sevgiyi yıllarca anlatan bir yazar
olarak toplumsal konulara duyarlılığınız, diğer bir yolu daha önünüze serdi
sanırım.
Nilgün
Nart: Toplumsal konulara karşı tepkili olmaktan
ziyade, her zaman için dünyada ve kendi yaşantımda olanı olduğu gibi
anlamaya ve görmeye çalıştım. Bu benim çocukluktan getirdiğim bir
alışkanlıktı. Bana hayatın ve toplumun sunduğu hiç bir zaman önemli olmadı.
Önemli olan, benim bu sunulanı kalben yaşamak isteyip istemediğimdi. Eğer bu
tepki olarak adlandırılıyorsa da bana gore ben, her seferinde kendi doğrumu
buldum ve kendi doğrumda kalmaya çalıştım. Sanırım bu da uzun yıllar Mevlevi
kültürünün içinde kendimi anlamaya çalışmamdan kaynaklandı. Çünkü
Mevlana’nın koşulsuz sevgi anlayışı, kendimi tanımaya başladığımdan bu yana
benim deniz fenerim oldu. Dünyanın keşmekeşinde, yönümü kaybetmemek için
deniz fenerinin ışığını hiç bir zaman kaybetmemeye ve onu söndürmemeye
gayret ettim. Toplumsal olaylara bakarken, öncelikle, olmakta olanı
etraflıca görmeye çalışırım. Benim için şekillendirici birkaç soru vardır:
“Eksiklik nerede?”, “Burada ne olursa, herkes mutlu olur ya da olan herkesin
hayrına olur?” gibi. Zaten bu sorulardan sonra, içimde bir şeyler belirmeye
başlar: Cevaplar ve bu cevapların içinde, kendime bir yer bulan ben… Yazmaya
başlarım
ya da fiziksel olarak yapılacak bir şey varsa, gider yaparım. Gücüm nereye
uzanabilirse yani. Aynı durum benim yaşantım ve seçimlerim için de
geçerlidir. Siyaset okuduğum için toplumsal sorunlar ilgimi çekiyor.
İnsanların toplumun üzerinden; acılardan, inançlardan, ümitlerden siyaset
yapmaları ve dar çerçeveleri çok ilginç geliyor bana. Siyasetse, tamamen bir
oyun. Tek bir kuralı olan bir oyun: Kuralsızlık. Etraflıca olaya baktığınız
zaman, her toplumsal olayın kökeninde “insan” ve insan dramlarını
görüyorsunuz. Temelin, insan ve insan doğası olduğu her olayda da durum
istisnasız böyle. İnsanı çözdüğünüzde veya anlayabildiğinizde her şeyi
çözebilirsiniz. İnsanı bilmek içinse, herkesin kendi içine dürüst ve
samimice bakması yeterli. İşte o zaman çözülmeyecek hiç bir sorun yok.
Yazılarımda basitçe bunu anlatmaya çalışıyorum. İnsanı ve insan doğasını.
İnsanın nasıl içine bakabileceğini. Ve bakınca ne olacağını. Bu temelden
hareketle, olayları gözlemleyince diğerlerini de görebiliyorsunuz;
nedenleri, niçinleri… Ve çözümleri. Çözüm de temelde başlıyor. İnsanoğlu
değebildiğinde her şey değişiyor. İnsan değişmeden yeryüzünde ve toplumda
hiçbir şey değişemez ve her insan aynıdır. Hangi ırktan veya dinden olduğu
farketmez. Hepimiz mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir yaşam istiyoruz.
Hiçbirimiz acı ve üzüntü yaşamak istemiyoruz.
Sanem:
Peki küresel ısınma konusunda ne zaman yazmaya ve çalışmaya başladınız? Sizi
tetikleyen şey nedir?
Nilgün Nart:
“Küresel Isınma” ile ilgili yazılarımı son 3 senedir yazıyorum. Bu
yazılarıma başlamam çok ilginç oldu, evet. Bir gün küçük oğlumla sohbet
ediyorduk. Kendisine aile büyüklerimi anlatmamı istemişti. Bu sohbetten
sonra bana heyecanla ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bir soru sordu.
Dört yaşındaki oğlumun bu sorusu, ruhuma inen bir tokat gibi oldu. Derin
tanımlanamaz bir acı ve öfke duydum. Bir daha da hiç bir şey eskisi gibi
olmadı. Oğlumun bana sorduğu soru: “Anne ben 30 yaşıma geldiğimde, sen de
babaanne olacaksın. Ben evleneceğim ve seni anlatacağım çocuklarıma ve
torunlarıma. Öyle değil mi anne?”ydi. Benim oğlan baba olduğunda, sene 2030
olacaktı. Birleşmiş Milletlerin raporlarına göre, 2020-2025 tarihleri
arasında yaşanacak gezegensel hareketlilik ve iklim değişikliğinden dolayı
(depremler, seller, kuraklık, açlık, sefalet ve bunlarla gelen ağır savaşlar
gibi durumlar da olabilir), dünyadaki canlı türlerinin yarısının, kitleler
halinde öleceğinden bahsediliyordu. Bu canlı türüne insan da dahildi.
Bugünkü dünya nüfusunun üçte biri veya yarısının yok olacağından
bahsediliyordu yani. O anda, 2030’lu yıllarda yaşamın bile, belki
olamayabileceğini birden bire algılamak veya hissetmenin derinliklerinde
kayboldum.Oğlumun yüzüne bakamadım. Halen de ona bir cevap verebilmiş
değilim. Çünkü cevabı ben de bilmiyorum. Sanırım yeryüzünde şu anda kimse bu
sorunun cevabını bilmiyor. İşte o saatten sonra yazılarımı ve çalışmalarımı
bu konu üzerinde yoğunlaştırdım. Kendi i çime
daha çok dönmeye, toplumsal olaylara ve küresel ısınma konularına daha
dikkatli bakmaya çalıştım. Nereden buralara geldiğimizi ve 2030’da var
olacak mıyız olamayacak mıyız sorusuna nasıl da cevap veremediğimizi idrak
etmeye ve hissetmeye yöneldim.
Aslında küresel ısınma,
şimdiye kadar dünya toplumunun, kendi içindeki ve birbirleri ile
biriktirdikleri yüzyıllık sorunların toplamıdır. Tek çaresi de insanoğlunun
bireysel olarak gezegensel durumu anlayarak idrak ederek hayatı ve geleceği
ile ilgili bir seçimde bulunmasıdır. Herkesin kendisine soracağı, tek soru
vardır: “İnsanoğlu bu gezegende var olmaya devam etmek istiyor mu? “ Bu
sorunun cevabı“ evet“ ise, çözüm tek tek kişilerin içine bakması, gezegenin
ve insanın vardığı noktayı idrak ederek “değişimidir“. Herkes değiştiğinde
toplum da değişir. Değişim ne getirecektir? Tüketici alışkanlıklarını
değiştirmeyi, bilinçlenmeyi ve bilinç genişlemesini getirecektir. Bu gün
Türkiye’de hiç kimse plastik şişe almasa, üreticiler de plastik şişe
üretemez ve üretim modellerini değiştirmek zorunda kalırlar. İşte bu değişim
demektir!
Sanem:
“İnsanlığa Çağrılar”ınızdı, söylediğim gibi, bu sohbeti tetikleyen unsur.
Biraz da bu mesajınızdan bahsedelim mi? Nasıl ortaya çıktı?
Nigün Nart:
www.kuresel-isinma.org web sitesini
arkadaşlarım kurdu ve kendileri finanse ediyorlar.Tamamen gönüllü bir
hareket. Amaç; bir insan, bir insan daha diyerek insanların bilinç
değişimlerine hizmet etmek ve daha yeşil bir dünya, daha kendi ile gezegeni
ile barışık bir toplum oluşumuna vesile olmak ve geleceğimize yatırım
yapmak. Çünkü bu gezegende biz de yaşıyoruz ve gezegene ve insanlığa ne
olmakta olduğunu da görüyoruz. Gündemimiz doğrultusunda “olmakta olanı”
herkese göstermeye çalışıyoruz. Bu doğrultuda “İnsanlığa Çağrılar”ı
yayınladık. Sonuçta, ürettiklerimizden ve bilincimizden akanlardı.
Sanem: Peki bu çağrıların amacı nedir? Biraz daha açabilir miyiz?
Nigün Nart: Tabi.
İnsanlığa Çağrı I (SİSTEMLER), Dünya Gezegeni’nde yaşayan her insanın,
yüreğine yapılmış bir çağrıdır. İnsanlığa Çağrı’da amaçlanan
insanoğlunun, insanlığa ve dünyaya olmakta olanı görmesi ve tek tek,
herkesin kendi içine ve gücüne bakarak ne yapması gerekiyorsa yapmasını
hatırlatmaktır. Çünkü Birleşmiş Milletler’in raporları açık ve kesindir. Şu
anda insanlığın, gezegenin sürecinde bir şeyleri değiştirmek için harekete
geçebileceği yalnızca 4 senesi bulunmaktadır. Bu süre herkes için;
devletler, ülkeler, insanlar ve yeryüzünde yaşayan canlılar için geçerli
olan bir zamandır.

Devletler, ülkeler, insanlardan oluştuğuna göre ve yeryüzünde yaşayan
canlılar da (bitkiler ve diğer türler) gezegenin gidişatından haberdar
olmadığına göre, yapabileceğimiz İnsanlığa Çağrı ile “İnsanoğlunun
Yüreğine” seslenmek ve harekete geçmesine vesile olmaktır. Kim harekete
geçer, kim geçmez ya da harekete geçtiğinde neler olur veya hangi oluşumlara
ve değişimlere vesile olunur, bunu bizler öngöremeyiz. Bunu bize zaman
gösterecek. Burada, dünyadaki herkesin yaşamı ve geleceği söz konusudur.
Yine
İnsanlığa Çağrı
www.kuresel-isinma.org sitesinde yayınlanan
Küresel Isınma ile ilgili diğer yazılarımın neticesinde kaleme alınmıştır.
Çağrıların vesile olmak istediği “oluşumu” görebilmek için diğer yazılarında
birlikte okunmasını tavsiye ediyorum.
Benim “görüşümden” kurtarılacak kimse yoktur: Kendini, bağımlılıklarından,
hırsından, yetersizliklerinden, karamsarlığından, güçsüzlüğünden,
sefaletinden ve nitekim nefsinden kurtarması gerekli olan “insan” vardır.
Dünyadaki her insan kendini kurtardığında, dünyada ne olmakta olduğunu
görebilir ve gücü ve bilgisi doğrultusunda bir şeylere “neden” ve “vesile”
olabilir. O zaman bütün insanlık ve dünya kurtulur. Gezegen de insanlık da
dengelenir.
Sanem: Peki, yayınlayacağınız kitabı
ne zaman okuyabileceğiz? Ve Nilgün Nart’ın başka projeleri var mı?
Nilgün
Nart:
Çok yakında “Türk İnsanı’na Çağrıları”
yayınlayacağız. Konu ile ilgili, “Küresel Isınma: Vakit Geç Olmadan”
isimli bir kitap hazırladım, evet. Olmakta olanı olduğu gibi gözler önüne
seren ve neden değişmemiz gerektiğini anlatan bir kitap. Kitabın
basılmasıyla ilgili, şu aşamada, çeşitli yayınevleri ile görüşüyorum. Bu
görüşmeler sonucunda kitap piyasaya çıkacak. Bunun dışında, insanoğlunun
bilinç değişimine hizmet etmesi için yazılmış 4 tane daha kitabım var. Yine
aynı şekilde, toplumsal bilincin, Sevgi Bilincine evrilmesi
maksadıyla, bir CD çıkarttım. Bu CD’nin
içeriği, “Sonsuz Aşk”ı
anlatmaya çalıştığım şiirlerimden oluşuyor. Şimdi de “İlahi Yansımalar“
adında bir CD çıkarmayı düşünüyorum. Bu çalışmayı, daha çok ney ve klasik
müzik eşliğinde sevgiye ve kendimizi “gerçek” kılmaya yönelik açık davetin
yer alacağı şiirlerden hazırlayacağım. Zamanını bilemiyorum. Hayırlısıyla,
en yakın zamanda olmasını diliyorum.
Sanem: Paylaşımlarınız, çabanız ve
rehberliğiniz için çok teşekkür ediyorum, kendi adıma size. Her birimizin
gezegenimize karşı olan sorumluluğuna, sizin gibi ve bu farkındalıkla sahip
çıkmasını dileyerek son olarak söylemek istediklerinizi almak istiyorum.
Nilgün
Nart:
Dünya ve insanlık, yani medeniyetimiz, şimdiye kadar
olmadığı kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya. İnsanoğlu, tarihin hiç
bir devrinde böylesi bir yokoluşun sınırlarına gelmemişti. Artık gezegenin
durumunun görülmesi ve ne yapılması gerekiyorsa, bir an önce yapılması
gerekiyor. Kısaca gezegenimiz, ağır, ölümcül bir hastalık geçiriyor.
Bizlerin gezegenimizi hemen acil servise alıp (bu durumu dikkate alıp)
müdahale etmesi gerekiyor. Müdahale sonrasında da iyileşmesi için elimizden
geleni yapıp dua etmemiz gerekiyor. Gezegenin bu hale nasıl geldiğini
düşünüp kendimize ders çıkartıp bir daha aynı durumu yaşamamak için gerçek
ve kalıcı önlemleri almaya devam etmemiz ve bütün bir insanlık olarak
yekpare hareket etmemiz gerekiyor. Olay aslında bu kadar basittir. Fakat şu
anda ülkelerin Kyoto ile oyalanmaları, halen
ulusların kendi çıkarlarından bahsetmeleri, özel durumlarını öne sürmeleri
(haklı olabilirler, fakat bu gelmekte olan sonu değiştirmiyor) çok komik ve
açıkça anlamsız geliyor bana.
Bu
aynen şuna benziyor: Bir hastamız var ve bu bizim üzerinde yaşadığımız
gezegenimiz. Bizse hala, hastamızın başında hurafeler anlatıp kocakarı
usulleri ile onu yatıştırmaya çalışıyor ve derdine çare olduğumuzu
sanıyoruz. Hasta ölmek üzere, can çekişiyor ve başındakiler hala masal
anlatarak mal kavgası yapıyor. Kısaca dünyamıza insanlık medeniyetimize ve
geleceğimize olmakta olan budur. Bunun dışında anlatılan her şey hikâyedir.
Yapılması gereken; hasta acil servise alınmalı ve müdahale edilmelidir.
Umarım gerçekleri görenler, değişimi seçip daha yeşil bir dünyada, insan
tadında yaşamaya sessizce yürümek için bizlere destek olurlar. İnsan,
insanın ilacıdır. Paylaşmak, birlikte yürümek ve sadece “Sevgi“ her şeyin
çaresidir. Dünya gezegeninde, bu vakitten sonra gidilecek tek yol:
“SEVGİDİR”.

YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Asu
Sanem Kaya
1976 doğumlu.
İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga
eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği)
Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını
sürdürüyor.
Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı.
Detaylı Bilgi
|