Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Haber ve Röportaj: Asu Sanem Kaya

Yazar Nilgün Nart ile "İnsanlığa Çağrı"

Dünya alarm veriyor: Artık zaman yok! Yaşadığımız gezegene sahip çıkmanın ve bireysel sorumluluğumuzu üstlenmenin zamanıdır şimdi. Bir insan; tek bir insan, dünyayı değiştirebilir.

İçsel bilgeliğimizle, gücümüze sahip çıkarak harekete geçmenin zamanıdır şimdi. Soruyorum bir kez daha ve bu sorunun cevabının yaratıldığını görünceye kadar da sormaya devam edeceğim: “Nasıl bir dünyada yaşamayı seçiyorsun?”. İşte şimdi, tam da seçim zamanıdır. Sen neyi seçiyorsun?

Röportaj: Asu Sanem Kaya


Sanem: Sevgili Nilgün, seni önce kitaplarından, şiirlerinden tanıdık. Aşkı anlatan, aşkla anlatan paylaşımların için kendi adıma teşekkür ediyorum sana. Bize biraz kendinden, seni şimdi ve burada sen yapan deneyimlerinden bahseder misin? 

Nilgün Nart: Çocukluğumu Eskişehir’de geçirdim. Ailem yurtdışındaydı. Biraz farklı bir çocuktum sanırım. Yaramaz ve asiydim. Her şeyi kolay kolay kabul etmez ve insanlardan mantıklı açıklamalar beklerdim. Açıklamalar mantığıma uymadığı zaman da kabul etmez ve cezası neyse çekerdim. Üniversiteyi Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Balıkesir Turizm İşletmecilik’te okudum. Daha sonra Almanya / Köln’de siyaset üzerine master eğitimime başladım. Eğitimim sırasında evlendim ve çeşitli nedenlerden dolayı master eğitimimi yarım bırakıp Türkiye’ye döndüm. Türkiye’ye döndüğümüzde kendi şirketimizi kurduk. Uzun bir süre bilgisayar teknolojileri alanında çalışan şirketimi yönettim. Teknoloji ve Bilime her zaman çok meraklıydım.  Şiirler ve yazılar yazıyor, resimler yapıyordum. Tasavvuf ve Mevlevilik, beni sürekli kendine çeken iki olguydu. İş hayatım bu yoğunlukta devam ederken anne oldum. (Nilgün’ün iki tane güzel oğlu var.) İşim, çocuklarım, ailem ve yüreğime yaptığım sessiz yolculuk tüm vaktimi dolduruyordu. Daha sonraları yazmaya daha çok zaman ayırmaya başladım. Çocuklarımla ilgili kendime ve de onlara verdiğim bir sözden dolayı, işimi bırakıp evde vaktimin hepsini çocuklarıma, yazılarıma ve çalışmalarıma ayırmaya karar verdim. Çocuklarımın nasıl büyüdüklerini izlemek ve onların yanında olmak güzel ve özeldi benim için- halen de öyledir-. Bu kararla başlayan süreçten doğan, kendi içsel yolculuğumu ve bu sessiz yürüyüşten çıkan ürünleri, diğer insan kardeşlerimle paylaşmak/yansımak  da benim için önemliydi. Çünkü insanlar genelde, hayatın kaosunda kendilerini ve sevdiklerini unutuyorlar. Ben unutmak istemedim. Ben kendimi ve çocuklarımı yaşamayı seçtim. 

Sanem: Bu sohbetin gerçekleşmesine vesile olan ana konu aslında; çıkacak kitabınız ve insanlığa yaptığınız çağrı. Aşkı, sevgiyi yıllarca anlatan bir yazar olarak toplumsal konulara duyarlılığınız, diğer bir yolu daha önünüze serdi sanırım.  

Nilgün Nart: Toplumsal konulara karşı tepkili olmaktan ziyade, her zaman için dünyada ve kendi yaşantımda olanı olduğu gibi anlamaya ve görmeye çalıştım. Bu benim çocukluktan getirdiğim bir alışkanlıktı. Bana hayatın ve toplumun sunduğu hiç bir zaman önemli olmadı. Önemli olan, benim bu sunulanı kalben yaşamak isteyip istemediğimdi. Eğer bu tepki olarak adlandırılıyorsa da bana gore ben, her seferinde kendi doğrumu buldum ve kendi doğrumda kalmaya çalıştım. Sanırım bu da uzun yıllar Mevlevi kültürünün içinde kendimi anlamaya çalışmamdan kaynaklandı. Çünkü Mevlana’nın koşulsuz sevgi anlayışı, kendimi tanımaya başladığımdan bu yana benim deniz fenerim oldu. Dünyanın keşmekeşinde, yönümü kaybetmemek için deniz fenerinin ışığını hiç bir zaman kaybetmemeye ve onu söndürmemeye gayret ettim. Toplumsal olaylara bakarken, öncelikle, olmakta olanı etraflıca görmeye çalışırım. Benim için şekillendirici birkaç soru vardır: “Eksiklik nerede?”, “Burada ne olursa, herkes mutlu olur ya da olan herkesin hayrına olur?” gibi. Zaten bu sorulardan sonra, içimde bir şeyler belirmeye başlar: Cevaplar ve bu cevapların içinde, kendime bir yer bulan ben… Yazmaya başlarım ya da fiziksel olarak yapılacak bir şey varsa, gider yaparım. Gücüm nereye uzanabilirse yani. Aynı durum benim yaşantım ve seçimlerim için de geçerlidir. Siyaset okuduğum için toplumsal sorunlar ilgimi çekiyor. İnsanların toplumun üzerinden; acılardan, inançlardan, ümitlerden siyaset yapmaları ve dar çerçeveleri çok ilginç geliyor bana. Siyasetse, tamamen bir oyun. Tek bir kuralı olan bir oyun: Kuralsızlık. Etraflıca olaya baktığınız zaman, her toplumsal olayın kökeninde “insan” ve insan dramlarını görüyorsunuz. Temelin, insan ve insan doğası olduğu her olayda da durum istisnasız böyle. İnsanı çözdüğünüzde veya anlayabildiğinizde her şeyi çözebilirsiniz. İnsanı bilmek içinse, herkesin kendi içine dürüst ve samimice bakması yeterli. İşte o zaman çözülmeyecek hiç bir sorun yok. Yazılarımda basitçe bunu anlatmaya çalışıyorum. İnsanı ve insan doğasını. İnsanın nasıl içine bakabileceğini. Ve bakınca ne olacağını. Bu temelden hareketle, olayları gözlemleyince diğerlerini de görebiliyorsunuz; nedenleri, niçinleri… Ve çözümleri. Çözüm de temelde başlıyor. İnsanoğlu değebildiğinde her şey değişiyor. İnsan değişmeden yeryüzünde ve toplumda hiçbir şey değişemez ve her insan aynıdır. Hangi ırktan veya dinden olduğu farketmez. Hepimiz mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir yaşam istiyoruz. Hiçbirimiz acı ve üzüntü yaşamak istemiyoruz.  

Sanem: Peki küresel ısınma konusunda ne zaman yazmaya ve çalışmaya başladınız? Sizi tetikleyen şey nedir? 

Nilgün Nart: “Küresel Isınma” ile ilgili yazılarımı son 3 senedir yazıyorum. Bu yazılarıma başlamam çok ilginç oldu, evet. Bir gün küçük oğlumla sohbet ediyorduk. Kendisine aile büyüklerimi anlatmamı istemişti. Bu sohbetten sonra bana heyecanla ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bir soru sordu. Dört yaşındaki oğlumun bu sorusu, ruhuma inen bir tokat gibi oldu. Derin tanımlanamaz bir acı ve öfke duydum. Bir daha da hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Oğlumun bana sorduğu soru: “Anne ben 30 yaşıma geldiğimde, sen de babaanne olacaksın. Ben evleneceğim ve seni anlatacağım çocuklarıma ve torunlarıma. Öyle değil mi anne?”ydi. Benim oğlan baba olduğunda, sene 2030 olacaktı. Birleşmiş Milletlerin raporlarına göre, 2020-2025 tarihleri arasında yaşanacak gezegensel hareketlilik ve iklim değişikliğinden dolayı (depremler, seller, kuraklık, açlık, sefalet ve bunlarla gelen ağır savaşlar gibi durumlar da olabilir), dünyadaki canlı türlerinin yarısının, kitleler halinde öleceğinden bahsediliyordu. Bu canlı türüne insan da dahildi. Bugünkü dünya nüfusunun üçte biri veya yarısının yok olacağından bahsediliyordu yani. O anda, 2030’lu yıllarda yaşamın bile, belki olamayabileceğini birden bire algılamak veya hissetmenin derinliklerinde kayboldum.Oğlumun yüzüne bakamadım. Halen de ona bir cevap verebilmiş değilim. Çünkü cevabı ben de bilmiyorum. Sanırım yeryüzünde şu anda kimse bu sorunun cevabını bilmiyor. İşte o saatten sonra yazılarımı ve çalışmalarımı bu konu üzerinde yoğunlaştırdım. Kendi içime daha çok dönmeye, toplumsal olaylara ve küresel ısınma konularına daha dikkatli bakmaya çalıştım. Nereden buralara geldiğimizi ve 2030’da var olacak mıyız olamayacak mıyız sorusuna nasıl da cevap veremediğimizi idrak etmeye ve hissetmeye yöneldim.

Aslında küresel ısınma, şimdiye kadar dünya toplumunun, kendi içindeki ve birbirleri ile biriktirdikleri yüzyıllık sorunların toplamıdır. Tek çaresi de insanoğlunun bireysel olarak gezegensel durumu anlayarak idrak ederek hayatı ve geleceği ile ilgili bir seçimde bulunmasıdır. Herkesin kendisine soracağı, tek soru vardır: “İnsanoğlu bu gezegende var olmaya devam etmek istiyor mu? “ Bu sorunun cevabı“ evet“ ise, çözüm tek tek kişilerin içine bakması, gezegenin ve insanın vardığı noktayı idrak ederek “değişimidir“. Herkes değiştiğinde toplum da değişir. Değişim ne getirecektir? Tüketici alışkanlıklarını değiştirmeyi, bilinçlenmeyi ve bilinç genişlemesini getirecektir. Bu gün Türkiye’de hiç kimse plastik şişe almasa, üreticiler de plastik şişe üretemez ve üretim modellerini değiştirmek zorunda kalırlar. İşte bu değişim demektir! 

Sanem: “İnsanlığa Çağrılar”ınızdı, söylediğim gibi, bu sohbeti tetikleyen unsur. Biraz da bu mesajınızdan bahsedelim mi? Nasıl ortaya çıktı? 

Nigün Nart: www.kuresel-isinma.org web sitesini arkadaşlarım kurdu ve kendileri finanse ediyorlar.Tamamen gönüllü bir hareket. Amaç; bir insan, bir insan daha diyerek insanların bilinç değişimlerine hizmet etmek ve daha yeşil bir dünya, daha kendi ile gezegeni ile barışık bir toplum oluşumuna vesile olmak ve geleceğimize yatırım yapmak. Çünkü bu gezegende biz de yaşıyoruz ve gezegene ve insanlığa ne olmakta olduğunu da görüyoruz. Gündemimiz doğrultusunda “olmakta olanı” herkese göstermeye çalışıyoruz. Bu doğrultuda “İnsanlığa Çağrılar”ı yayınladık. Sonuçta, ürettiklerimizden ve bilincimizden akanlardı. 

Sanem: Peki bu çağrıların amacı nedir? Biraz daha açabilir miyiz?

Nigün Nart: Tabi. İnsanlığa Çağrı I (SİSTEMLER), Dünya Gezegeni’nde yaşayan her insanın, yüreğine yapılmış bir çağrıdır. İnsanlığa Çağrı’da amaçlanan insanoğlunun, insanlığa ve dünyaya olmakta olanı görmesi ve tek tek, herkesin kendi içine ve gücüne bakarak ne yapması gerekiyorsa yapmasını hatırlatmaktır. Çünkü Birleşmiş Milletler’in raporları açık ve kesindir. Şu anda insanlığın, gezegenin sürecinde bir şeyleri değiştirmek için harekete geçebileceği yalnızca 4 senesi bulunmaktadır. Bu süre herkes için; devletler, ülkeler, insanlar ve yeryüzünde yaşayan canlılar için geçerli olan bir zamandır.

Devletler, ülkeler, insanlardan oluştuğuna göre ve yeryüzünde yaşayan canlılar da (bitkiler ve diğer türler) gezegenin gidişatından haberdar olmadığına göre, yapabileceğimiz İnsanlığa Çağrı ile “İnsanoğlunun Yüreğine” seslenmek ve harekete geçmesine vesile olmaktır. Kim harekete geçer, kim geçmez ya da harekete geçtiğinde neler olur veya hangi oluşumlara ve değişimlere vesile olunur, bunu bizler öngöremeyiz. Bunu bize zaman gösterecek. Burada, dünyadaki herkesin yaşamı ve geleceği söz konusudur.

Yine İnsanlığa Çağrı www.kuresel-isinma.org sitesinde yayınlanan Küresel Isınma ile ilgili diğer yazılarımın neticesinde kaleme alınmıştır. Çağrıların vesile olmak istediği “oluşumu” görebilmek için diğer yazılarında birlikte okunmasını tavsiye ediyorum.

Benim “görüşümden” kurtarılacak kimse yoktur: Kendini, bağımlılıklarından, hırsından, yetersizliklerinden, karamsarlığından, güçsüzlüğünden, sefaletinden ve nitekim nefsinden kurtarması gerekli olan “insan” vardır. Dünyadaki her insan kendini kurtardığında, dünyada ne olmakta olduğunu görebilir ve gücü ve bilgisi doğrultusunda  bir şeylere “neden” ve “vesile” olabilir. O zaman bütün insanlık ve dünya kurtulur. Gezegen de insanlık da dengelenir. 

Sanem: Peki, yayınlayacağınız kitabı ne zaman okuyabileceğiz? Ve Nilgün Nart’ın başka projeleri var mı? 

Nilgün Nart: Çok yakında “Türk İnsanı’na Çağrıları yayınlayacağız. Konu ile ilgili, “Küresel Isınma: Vakit Geç Olmadan isimli bir kitap hazırladım, evet. Olmakta olanı olduğu gibi gözler önüne seren ve neden değişmemiz gerektiğini anlatan bir kitap. Kitabın basılmasıyla ilgili, şu aşamada, çeşitli yayınevleri ile görüşüyorum. Bu görüşmeler sonucunda kitap piyasaya çıkacak. Bunun dışında, insanoğlunun bilinç değişimine hizmet etmesi için yazılmış 4 tane daha kitabım var. Yine aynı şekilde, toplumsal bilincin, Sevgi Bilincine evrilmesi maksadıyla, bir CD çıkarttım. Bu CD’nin içeriği, “Sonsuz Aşkı anlatmaya çalıştığım şiirlerimden oluşuyor.  Şimdi de “İlahi Yansımalar“ adında bir CD çıkarmayı düşünüyorum. Bu çalışmayı, daha çok ney ve klasik müzik eşliğinde sevgiye ve kendimizi “gerçek” kılmaya yönelik açık davetin yer alacağı şiirlerden hazırlayacağım. Zamanını bilemiyorum. Hayırlısıyla, en yakın zamanda olmasını diliyorum.  

Sanem: Paylaşımlarınız, çabanız ve rehberliğiniz için çok teşekkür ediyorum, kendi adıma size. Her birimizin gezegenimize karşı olan sorumluluğuna, sizin gibi ve bu farkındalıkla sahip çıkmasını dileyerek son olarak söylemek istediklerinizi almak istiyorum. 

Nilgün Nart: Dünya ve insanlık, yani medeniyetimiz, şimdiye kadar olmadığı kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya. İnsanoğlu, tarihin hiç bir devrinde böylesi bir yokoluşun sınırlarına gelmemişti. Artık gezegenin durumunun görülmesi ve ne yapılması gerekiyorsa, bir an önce yapılması gerekiyor. Kısaca gezegenimiz, ağır, ölümcül bir hastalık geçiriyor. Bizlerin gezegenimizi hemen acil servise alıp (bu durumu dikkate alıp) müdahale etmesi gerekiyor. Müdahale sonrasında da iyileşmesi için elimizden geleni yapıp dua etmemiz gerekiyor. Gezegenin bu hale nasıl geldiğini düşünüp kendimize ders çıkartıp bir daha aynı durumu yaşamamak için gerçek ve kalıcı önlemleri almaya devam etmemiz ve bütün bir insanlık olarak yekpare hareket etmemiz gerekiyor. Olay aslında bu kadar basittir. Fakat şu anda ülkelerin Kyoto ile oyalanmaları, halen ulusların kendi çıkarlarından bahsetmeleri, özel durumlarını öne sürmeleri (haklı olabilirler, fakat bu gelmekte olan sonu değiştirmiyor) çok komik ve açıkça anlamsız geliyor bana.

Bu aynen şuna benziyor: Bir hastamız var ve bu bizim üzerinde yaşadığımız gezegenimiz. Bizse hala, hastamızın başında hurafeler anlatıp kocakarı usulleri ile onu yatıştırmaya çalışıyor ve derdine çare olduğumuzu sanıyoruz. Hasta ölmek üzere, can çekişiyor ve başındakiler hala masal anlatarak mal kavgası yapıyor. Kısaca dünyamıza insanlık medeniyetimize ve geleceğimize olmakta olan budur. Bunun dışında anlatılan her şey hikâyedir. Yapılması gereken; hasta acil servise alınmalı ve müdahale edilmelidir.  

Umarım gerçekleri görenler, değişimi seçip daha yeşil bir dünyada, insan tadında yaşamaya sessizce yürümek için bizlere destek olurlar. İnsan, insanın ilacıdır. Paylaşmak, birlikte yürümek ve sadece “Sevgi“ her şeyin çaresidir. Dünya gezegeninde, bu vakitten sonra gidilecek tek yol: “SEVGİDİR”.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Asu Sanem Kaya 1976 doğumlu. İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği) Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını sürdürüyor. Oğlu, işi, kitapları ve müzik, en büyük neşe kaynağı. Detaylı Bilgi


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00