|
Çeviri: Saffet Güler
Yazar: James Twyman
İndigo Anna
James Twyman:
“Bulgaristan’daki bir manastırda karşılaştığım çocuklardan biri ile yaptığım
görüşmeyi paylaşmak istiyorum, ismi Anna olan küçük bir kız. Belirli bir
kalıp görmeye başlayacağınızı düşünüyorum”
“Şimdi ne var?” diye ona sordum. “Anna
şimdi gelecek” dedi oturmadan. “O zaman başlayabiliriz.”
Bir dakika geçti ve hiçbir şey olmadı. Br.
Matthias odanın içinde dolaşıyordu, orada olmamı istemediğini hissettim. Çok
gevşemiş haldeydim. Diğer taraftan Br. Matthias üzüntüleri ve endişeleri ile
mücadele etmekteydi. Açıkça bu özel çocukların koruyucusu idi ve orada olmam
onu üzüyordu.
Sonra kapıya doğru baktım ve girişte
küçük bir kızın durduğunu görünce şaşırdım. Onun yaklaştığını işitmemiştim
veya varlığını hissetmemiştim. Br. Matthias da şaşırmış görünüyordu ve ona
doğru atıldı ve Bulgarca bir şeyler söyledi. Elinden tuttu ve sandalyelere
doğru götürdü. Karşımdaki kanapeye oturdu, sonra ilk kez gözlerime baktı.
Gülümsedim, o da bana gülümsedi, ama gözlerinde korku vardı ve korkunun
nedenini kavradım. Sahip olduğu armağan hakkında konuşmak istemiyordu ve
neden orada olduğumu biliyordu.
Anna’nın diğer çocuklar gibi olmayı
dileyen bir parçası vardı, ama öyle olmadığını biliyordu. Ailesi ve
arkadaşları ile evinde olmak istiyordu, ancak bunun yerine onu seven, ama
ailesi olmayan rahipler ile uzakta bir manastırda idi. Sonra Br. Matthias’a
baktı ve bir şeyler söyledi.
“Anna, senin Armağana ne kadar süredir
sahip olduğunu bilmek istiyor” dedi Br. Matthias.
“Pekala, Marco ile karşılaşmamdan bu yana
yaklaşık beş ay geçti. Marco’yu tanıyor mu?”
Br. Matthias Anna’ya sordu, sonra bana
aktardı, “Marco ile hiç tanışmamış, ama onun kim olduğunu bildiğini
söylüyor… Onların hepsi birbirlerini biliyorlar. Bu, Armağanın bir parçası.”
“Evet, bunu daha önce duydum. Dünyadaki
Armağana sahip olan her çocuğun farkında oldukları görülüyor. Bana sorduğu
aynı soruyu ona sorar mısınız, armağana ne kadar zamandır sahip?”
“Sadece birkaç yıl önce kendisinin farklı
olduğunu anlamış, ama her zaman zihni ile çalışabilmekteymiş. Sadece bunun
ne anlama geldiğini bilmiyor.
Bunun çok doğal olduğunu biliyordu ve
çocukların çoğunun düşündüğü şey budur. Diğer çocukların kendi
yapabildikleri şeyleri yapamadıklarını anlamıyorlar. Bu bazen onları
sıkıntıya sokuyor. Kaşık bükmek veya buna benzer fantastik bir şeyler
yapıyorlar ve sonra damgalanıyorlar. Bazen insanlar anlıyorlar ve
korkmuyorlar, ama çoğu zaman insanlar çok korkuyorlar. Belki bunun şeytandan
veya bazı kötü güçlerden geldiğini düşünüyorlar. O zaman bu çocuklar izole
edilmiş ve yalnız hissediyorlar. Bu çocukları bu nedenle bulmak istiyoruz,
yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak, ayrıca onlara sevginin
esasını öğretmek için. Gerçekten önemli olan bu.”
Anna’ya baktım ve gülümsedim, korkacak
hiçbir şey olmadığına dair ona zihinsel bir düşünce gönderdim. Mesajımı
almış göründü ve geriye yaslandı. Anna ile yaptığım görüşmeyi yapabildiğim
kadar doğru aktarmaya çalışacağım, yine de bunları sözcük sözcük anlatmam
imkânsız. Ancak, yazmak için oturduğumda, görüşmenin özünün hala içimde çok
taze olduğunu hissettim. Sözcükler değişebilir, önemli olan sözcüklerin
arkasındaki özdür. Anna görüşme yaptığım dört çocuktan ilki olmasına rağmen,
en çok ondan öğrendiğimi hissediyorum. Ayrıca Br. Matthias’ın tercümesini
çıkaracağım, sanki direkt küçük kız ile konuşuyormuşum gibi olacak.
"Armağana sahip olan
birçok çocuk var"
“Anna, benimle konuşmaya zaman ayırdığın
için teşekkür etmek istiyorum.” dedim ona. “Neden burada olduğumu biliyor
musun?”
“Buradasın, çünkü Armağana sahipsin. Biri
armağanı sana verdi, çünkü çoğu yetişkin buna sahip değil.”
“Neden sahip değil?”
“Bilmiyorum… Belki artık inanmıyorlardır
veya belki de bunu nasıl yapacaklarını unuttular. Ama Armağana sahip olan
birçok çocuk var. Onlar her yerde ve onların hepsini hissedebiliyorum.”
“Bu nasıl hissettiriyor” diye sordum.
“Bunu tanımlayamam. Sadece orada, her
zaman bildiğiniz bir şey gibi.”
“Bana çocukların bir tür web inşa
ettikleri söylenmişti …. Onu korumanın ve gezegendeki herkese yardım etmenin
bir yolu. Bu doğru mu Anna?”
“Bilmiyorum” dedi.
“Daha önce bu şekilde hissetmediğini mi
söylemek istiyorsun?”
“Bunu bu şekilde söylemezdim.
Görüyorsunuz, çocuklar gerçekte hiçbir şey inşa etmiyorlar. Web zaten
orada.”
“Zaten orada” diye tekrarladım. “Tam
olarak nerede?”
“Her yerde… Bunu bilmiyor musun? Web
sevgidir… Burada bulunduğum süre içinde öğrendiğim şey bu. Sevgi her yerde,
çünkü gerçek olan tek şey sevgi. Ama sevginin insanlar tarafından
güçlendirilmesi gerekiyor ve onlar bunu düşündükleri zaman, bu
gerçekleşiyor. Çocukların yapmak için burada oldukları şey sevgidir, sevgiyi
güçlendirmek, sevginin web’ini düşünmek ve onu güçlü kılmak.”
“Başka bir çocuk bana hepinizin dünyaya
sorduğunuz bir soru olduğunu söyledi. Bu sorunun ne olduğunu biliyor musun,
Anna ?”
“Tabi ki biliyorum, hepimiz sorunun ne
olduğunu biliyoruz.”
“Bana anlatabilir misin?” diye sordum.
“Ama zaten onun ne olduğunu bildiğini
söyledin.”
Anna onu test etmeye çalıştığımı anladı
ve aldanmadı. Açık olmayı ve bildiklerini paylaşmak istediğini hissettim,
ama ayrıca korkuyordu. Gücünü kendi içine çekmişti, çünkü neler
yapabildiğini bana göstermek istemiyordu. Onun adımlarına uymanın ve
hızlanması için zorlamamanın daha iyi olacağını kavradım.
“Tamam” dedim, “Sorunun ne olduğunu sana
söyleyeyim ve sen de bunun doğru olup olmadığını bana söyle, olur mu?”
Başını sallayarak onayladı.
“Güzel. Soru, sevgiyi hissetmeye hazır
olup olmamamız ile ilgili. Çocuklar dünyadaki insanlardan, zaten Sevginin
Temsilcileriymiş gibi davranmalarını istiyorlar… Sanki bu zaten doğruymuş
gibi yaşamalarını. Bu soruyu sormanızın nedeninin şu olduğuna inanıyorum;
sadece biz bu gerçekmiş gibi davrandığımızda, o bizim içimizde aktive olur.
Onu görebilmeden önce ona inanmak zorundayız. Bu yakın mı, Anna?”
“Yakın sayılır” dedi.
“Peki, sen bunu nasıl söylerdin?”
“Soru şu: Tanrı tarafından seviliyormuş
gibi davranmaya hazır olup olmadığınız. İnsanlar Tanrı’nın kendilerini
sevmediğini düşünür ve bu gerçekmiş gibi davranırlar. Dünyanın bugün bu
şekilde olmasının nedeni budur. Onlar kendi ağızları ile Tanrı’nın burada
olduğunu ve kendilerini bir anne veya baba gibi sevdiğini söylerler, ama
buna kalpten inanmazlar. Ancak eğer gerçekten buna inansalardı ne olurdu? O
zaman onları çevreleyen sevgi onlardan yayılarak diğer insanlara dokunurdu
ve sonra herkes iyileşirdi. Bu gerçekten çok basit. Soru, insanların zaten
doğru olan şeyi kabul etmeye istekli olup olmamaları ile ilgilidir.”
“Zaten gerçek olan şeyi kabul etmek?”
“Evet, çünkü biz bunu bu şekilde
hissediyoruz. Çocuklar neyin gerçek olduğunu hissetmek ve diğerlerinin de
bunu yapmalarına yardımcı olmak için buradalar.”
“Peki psişik güçler?” diye sordum. “neden
bazı çocuklar psişik güçlere sahip ve diğerleri sahip değil.”
“Herkes bu güçlere sahip, bunlar önemli
değil. Önemli olan sevgidir ve web’i güçlendirmektir. Sevgiyi hissettiğiniz
zaman, şeyler kendi kendilerine gerçekleşir.”
“Armağanı mı demek istiyorsun”
“Evet, Armağan. Sen onu nasıl aldın? diye
sordu, aniden çok ilgilenerek.
“Senin gibi bir çocuk ile tanıştım ve o
bana dokundu.” dedim. “Ondan sonra garip şeyler olmaya başladı. İnsanların
içini görebilmeye ve nesneleri zihnimle hareket ettirmeye başladım. Bu tür
şeyler yapabiliyor musun?”
“Elbette.”
“Bunları yapmaktan hoşlanıyor musun?”
“Bazen, ama bu insanları korkutabiliyor
ve insanların benden korkmasını istemiyorum.” Tekrar geriye yaslandı ve bunu
söylerken, sanki tedavisi olmayan bir hastalığı olduğunu hatırlamış gibiydi.
“Armağanın insanlara yardım etmek için olduğunu biliyorum, ama bazen sadece
eve gitmek ve bu tür şeyler yapmamak istiyorum.”
“Marco isimli küçük oğlanı tanıyor
musun?” diye sordum. “Br. Matthias tanımadığını söyledi.”
“Onu biliyorum, ama tanışmadım. İçinde
büyük bir Armağana sahip olduğunu biliyorum ve o burada yaşamaya alıştı. Br.
Matthias bana bunu anlattı. Ama onunla hiç tanışmadım.”
“Onun nerede olduğunu biliyor musun, Anna.
Onu gerçekten tekrar görmek isterim.”
“Hayır”
Br. Matthias sanki küçük kızın daha fazla
konuşmasını istemiyor gibi baktı. Neden? Bunu zihnime kaydettim, ana o zaman
bununla ilgili bir şey söylemedim. İlk kez Br. Matthias’ın benden bir şeyler
gizlediğini hissettim, sanki Marco’nun nerede olduğunu biliyordu.
“Sana Armağan ile ilgili söylemek
istediğim bir şey daha var.” dedi Anna. “Bu armağanı kullanmayı istemek
zorundasın, yoksa senin için çok iyi olmaz.”
“Ne demek istiyorsun?
“Seni hasta edebilir. Bu armağanın ne
anlama geldiğinden hala korkan bir parçan var ve ondan kaçmaya çalışıyorsun.
Ama kaçamazsın ve bir şeyin gerçekleştiği her seferinde senin içini acıtır.
Eğer Armağanı bir şeyler yapmak için kullanırsan, başını bunun gibi
yapar”
Ellerini kafasına koydu ve gözlerini
kıstı. Kısa bir süre kafatasım ağrıdı, sonra gitti. Tekrar gözlerini açtı.
“Eğer sadece gevşer ve onun olmasına izin
verirsen, bu kadar incitmez. O zaman daha da güçlenir.”
“Bundan daha güçlü olabilir mi?”
“Oh evet, daha da güçlü” dedi
gülümseyerek. “Hala bir fikrin yok. Sana bir şey göstereyim.” Pencerede
içinde bir demet çiçek olan bir vazo vardı. Çiçeklerin çoğu açılmıştı, ama
bazıları hala gonca halindeydi. Onun çiçeklere enerji gönderdiğini
hissedebiliyordum. Gerçekte, bir saniye için ondan çıkan bir ışık selini
görebildiğimi düşündüm, önce çok genişti, sonra daralmaya başladı ve
goncalardan birine odaklanan bir lazer ışını gibi oldu. Br. Matthias gibi
ben de vazoyu izledim. O hiç şaşırmış görünmüyordu, sanki buna daha önce
birçok kez tanık olmuştu. Birkaç saniye içinde çiçeklerin hareket etmeye
başladığını gördüğümü düşündüm, sonra tüm demetin hareket etmediğini,
Anna’nın sadece bir goncaya odaklandığını anladım. Gonca açılmaya başladı,
önce yavaştı, sonra hızlanmaya başladı ve bir dakika içince vazodaki diğer
çiçekler gibi açıldı.
“Yapmaya ihtiyacın olan şey bu” dedi
bana. “Korkmayı bırakmalısın ve açık olmalısın. O zaman daha fazla ışık sana
gelebilir. O zaman çok daha iyi görünürsün.”
Bu şeyleri çok masumca söyledi, ama ondan
daha fazla bilgelik aktığını hissedebiliyordum. Bu çocuklar bir tekâmül
sıçramasından çok daha fazlasıydı, Dünya’ya geri dönen ruhsal üstatlardı.
Zihnime bu fikir daha çok geldi ve buna daha çok inanmaya başladım.”
“Anna, eğer dünyadaki tüm yetişkinlere
bir şeyler söyleyebilseydin, ne derdin?”
Kısa bir süre düşündü ve bir anda onun
hala küçük bir kız olduğunu hatırladım, yine de karşılaştığım en inanılmaz
küçük kızdı.
En iyi yanıtı vermek istermiş gibi
gözleri yuvalarında döndü. Sonra bana baktı ve dedi ki, “Onlara ne kadar
güçlü olduklarını söylemek isterdim ve birbirlerini ne kadar çok severlerse
bu gücün o kadar artacağını. İnsanlar kendi güçlerinden çok korkuyorlar,
çünkü birbirlerini inciteceklerini düşünüyorlar. Ama ne kadar geri
çekilirlerse, birbirlerini o kadar çok incitirler. Burada bizden çok varmış
gibi görünüyor. Gerçekte yok. Gerçekte bizden sadece bir tane var,
birbirlerini bilen tüm psişik çocuklar gibi. Bizler birbirimizi biliyoruz,
çünkü bir araya geldik ve bir gün dünyanın tüm yetişkinleri aynı şeyi
bilecekler.” |