Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Çeviri: Saffet Güler

Yazar: James Twyman

İndigo Anna

James Twyman: “Bulgaristan’daki bir manastırda karşılaştığım çocuklardan biri ile yaptığım görüşmeyi paylaşmak istiyorum, ismi Anna olan küçük bir kız. Belirli bir kalıp görmeye başlayacağınızı düşünüyorum”


“Şimdi ne var?” diye ona sordum. “Anna şimdi gelecek” dedi oturmadan. “O zaman başlayabiliriz.”

Bir dakika geçti ve hiçbir şey olmadı. Br. Matthias odanın içinde dolaşıyordu, orada olmamı istemediğini hissettim. Çok gevşemiş haldeydim. Diğer taraftan Br. Matthias üzüntüleri ve endişeleri ile mücadele etmekteydi. Açıkça bu özel çocukların koruyucusu idi ve orada olmam onu üzüyordu.

Sonra kapıya doğru baktım ve girişte küçük bir kızın durduğunu görünce şaşırdım. Onun yaklaştığını işitmemiştim veya varlığını hissetmemiştim. Br. Matthias da şaşırmış görünüyordu ve ona doğru atıldı ve Bulgarca bir şeyler söyledi. Elinden tuttu ve sandalyelere doğru götürdü. Karşımdaki kanapeye oturdu, sonra ilk kez gözlerime baktı. Gülümsedim, o da bana gülümsedi, ama gözlerinde korku vardı ve korkunun nedenini kavradım. Sahip olduğu armağan hakkında konuşmak istemiyordu ve neden orada olduğumu biliyordu.

Anna’nın diğer çocuklar gibi olmayı dileyen bir parçası vardı, ama öyle olmadığını biliyordu. Ailesi ve arkadaşları ile evinde olmak istiyordu, ancak bunun yerine onu seven, ama ailesi olmayan rahipler ile uzakta bir manastırda idi. Sonra Br. Matthias’a baktı ve bir şeyler söyledi.

“Anna, senin Armağana ne kadar süredir sahip olduğunu bilmek istiyor” dedi Br. Matthias.

“Pekala, Marco ile karşılaşmamdan bu yana yaklaşık beş ay geçti. Marco’yu tanıyor mu?”

Br. Matthias Anna’ya sordu, sonra bana aktardı, “Marco ile hiç tanışmamış, ama onun kim olduğunu bildiğini söylüyor… Onların hepsi birbirlerini biliyorlar. Bu, Armağanın bir parçası.”

“Evet, bunu daha önce duydum. Dünyadaki Armağana sahip olan her çocuğun farkında oldukları görülüyor. Bana sorduğu aynı soruyu ona sorar mısınız, armağana ne kadar zamandır sahip?”

“Sadece birkaç yıl önce kendisinin farklı olduğunu anlamış, ama her zaman zihni ile çalışabilmekteymiş. Sadece bunun ne anlama geldiğini bilmiyor.

Bunun çok doğal olduğunu biliyordu ve çocukların çoğunun düşündüğü şey budur. Diğer çocukların kendi yapabildikleri şeyleri yapamadıklarını anlamıyorlar. Bu bazen onları sıkıntıya sokuyor. Kaşık bükmek veya buna benzer fantastik bir şeyler yapıyorlar ve sonra damgalanıyorlar. Bazen insanlar anlıyorlar ve korkmuyorlar, ama çoğu zaman insanlar çok korkuyorlar. Belki bunun şeytandan veya bazı kötü güçlerden geldiğini düşünüyorlar. O zaman bu çocuklar izole edilmiş ve yalnız hissediyorlar. Bu çocukları bu nedenle bulmak istiyoruz, yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak, ayrıca onlara sevginin esasını öğretmek için. Gerçekten önemli olan bu.”

Anna’ya baktım ve gülümsedim, korkacak hiçbir şey olmadığına dair ona zihinsel bir düşünce gönderdim. Mesajımı almış göründü ve geriye yaslandı. Anna ile yaptığım görüşmeyi yapabildiğim kadar doğru aktarmaya çalışacağım, yine de bunları sözcük sözcük anlatmam imkânsız. Ancak, yazmak için oturduğumda, görüşmenin özünün hala içimde çok taze olduğunu hissettim. Sözcükler değişebilir, önemli olan sözcüklerin arkasındaki özdür. Anna görüşme yaptığım dört çocuktan ilki olmasına rağmen, en çok ondan öğrendiğimi hissediyorum. Ayrıca Br. Matthias’ın tercümesini çıkaracağım, sanki direkt küçük kız ile konuşuyormuşum gibi olacak.

"Armağana sahip olan birçok çocuk var"

“Anna, benimle konuşmaya zaman ayırdığın için teşekkür etmek istiyorum.” dedim ona. “Neden burada olduğumu biliyor musun?”

“Buradasın, çünkü Armağana sahipsin. Biri armağanı sana verdi, çünkü çoğu yetişkin buna sahip değil.”

“Neden sahip değil?”

“Bilmiyorum… Belki artık inanmıyorlardır veya belki de bunu nasıl yapacaklarını unuttular. Ama Armağana sahip olan birçok çocuk var. Onlar her yerde ve onların hepsini hissedebiliyorum.”

“Bu nasıl hissettiriyor” diye sordum.

“Bunu tanımlayamam. Sadece orada, her zaman bildiğiniz bir şey gibi.”

“Bana çocukların bir tür web inşa ettikleri söylenmişti …. Onu korumanın ve gezegendeki herkese yardım etmenin bir yolu. Bu doğru mu Anna?” 

“Bilmiyorum” dedi.

“Daha önce bu şekilde hissetmediğini mi söylemek istiyorsun?”

“Bunu bu şekilde söylemezdim. Görüyorsunuz, çocuklar gerçekte hiçbir şey inşa etmiyorlar. Web zaten orada.”

“Zaten orada” diye tekrarladım. “Tam olarak nerede?”

“Her yerde… Bunu bilmiyor musun? Web sevgidir… Burada bulunduğum süre içinde öğrendiğim şey bu. Sevgi her yerde, çünkü gerçek olan tek şey sevgi. Ama sevginin insanlar tarafından güçlendirilmesi gerekiyor ve onlar bunu düşündükleri zaman, bu gerçekleşiyor. Çocukların yapmak için burada oldukları şey sevgidir, sevgiyi güçlendirmek, sevginin web’ini düşünmek ve onu güçlü kılmak.”

“Başka bir çocuk bana hepinizin dünyaya sorduğunuz bir soru olduğunu söyledi. Bu sorunun ne olduğunu biliyor musun, Anna ?”

“Tabi ki biliyorum, hepimiz sorunun ne olduğunu biliyoruz.”

“Bana anlatabilir misin?” diye sordum.

“Ama zaten onun ne olduğunu bildiğini söyledin.”

Anna onu test etmeye çalıştığımı anladı ve aldanmadı. Açık olmayı ve bildiklerini paylaşmak istediğini hissettim, ama ayrıca korkuyordu. Gücünü kendi içine çekmişti, çünkü neler yapabildiğini bana göstermek istemiyordu. Onun adımlarına uymanın ve hızlanması için zorlamamanın daha iyi olacağını kavradım.

“Tamam” dedim, “Sorunun ne olduğunu sana söyleyeyim ve sen de bunun doğru olup olmadığını bana söyle, olur mu?”

Başını sallayarak onayladı.

“Güzel. Soru, sevgiyi hissetmeye hazır olup olmamamız ile ilgili. Çocuklar dünyadaki insanlardan, zaten Sevginin Temsilcileriymiş gibi davranmalarını istiyorlar… Sanki bu zaten doğruymuş gibi yaşamalarını. Bu soruyu sormanızın nedeninin şu olduğuna inanıyorum; sadece biz bu gerçekmiş gibi davrandığımızda, o bizim içimizde aktive olur. Onu görebilmeden önce ona inanmak zorundayız. Bu yakın mı, Anna?”

“Yakın sayılır” dedi.

“Peki, sen bunu nasıl söylerdin?”

“Soru şu: Tanrı tarafından seviliyormuş gibi davranmaya hazır olup olmadığınız. İnsanlar Tanrı’nın kendilerini sevmediğini düşünür ve bu gerçekmiş gibi davranırlar. Dünyanın bugün bu şekilde olmasının nedeni budur. Onlar kendi ağızları ile Tanrı’nın burada olduğunu ve kendilerini bir anne veya baba gibi sevdiğini söylerler, ama buna kalpten inanmazlar. Ancak eğer gerçekten buna inansalardı ne olurdu? O zaman onları çevreleyen sevgi onlardan yayılarak diğer insanlara dokunurdu ve sonra herkes iyileşirdi. Bu gerçekten çok basit. Soru, insanların zaten doğru olan şeyi kabul etmeye istekli olup olmamaları ile ilgilidir.”

“Zaten gerçek olan şeyi kabul etmek?”

“Evet, çünkü biz bunu bu şekilde hissediyoruz. Çocuklar neyin gerçek olduğunu hissetmek ve diğerlerinin de bunu yapmalarına yardımcı olmak için buradalar.”

“Peki psişik güçler?” diye sordum. “neden bazı çocuklar psişik güçlere sahip ve diğerleri sahip değil.”

“Herkes bu güçlere sahip, bunlar önemli değil. Önemli olan sevgidir ve web’i güçlendirmektir. Sevgiyi hissettiğiniz zaman, şeyler kendi kendilerine gerçekleşir.”

“Armağanı mı demek istiyorsun”

“Evet, Armağan. Sen onu nasıl aldın? diye sordu, aniden çok ilgilenerek.

“Senin gibi bir çocuk ile tanıştım ve o bana dokundu.” dedim. “Ondan sonra garip şeyler olmaya başladı. İnsanların içini görebilmeye ve nesneleri zihnimle hareket ettirmeye başladım. Bu tür şeyler yapabiliyor musun?”

“Elbette.”

“Bunları yapmaktan hoşlanıyor musun?”

“Bazen, ama bu insanları korkutabiliyor ve insanların benden korkmasını istemiyorum.” Tekrar geriye yaslandı ve bunu söylerken, sanki tedavisi olmayan bir hastalığı olduğunu hatırlamış gibiydi. “Armağanın insanlara yardım etmek için olduğunu biliyorum, ama bazen sadece eve gitmek ve bu tür şeyler yapmamak istiyorum.”

“Marco isimli küçük oğlanı tanıyor musun?” diye sordum. “Br. Matthias tanımadığını söyledi.”

“Onu biliyorum, ama tanışmadım. İçinde büyük bir Armağana sahip olduğunu biliyorum ve o burada yaşamaya alıştı. Br. Matthias bana bunu anlattı. Ama onunla hiç tanışmadım.”

“Onun nerede olduğunu biliyor musun, Anna. Onu gerçekten tekrar görmek isterim.”

“Hayır”

Br. Matthias sanki küçük kızın daha fazla konuşmasını istemiyor gibi baktı. Neden? Bunu zihnime kaydettim, ana o zaman bununla ilgili bir şey söylemedim. İlk kez Br. Matthias’ın benden bir şeyler gizlediğini hissettim, sanki Marco’nun nerede olduğunu biliyordu.

“Sana Armağan ile ilgili söylemek istediğim bir şey daha var.” dedi Anna. “Bu armağanı kullanmayı istemek zorundasın, yoksa senin için çok iyi olmaz.”

“Ne demek istiyorsun?

“Seni hasta edebilir. Bu armağanın ne anlama geldiğinden hala korkan bir parçan var ve ondan kaçmaya çalışıyorsun. Ama kaçamazsın ve bir şeyin gerçekleştiği her seferinde senin içini acıtır. Eğer Armağanı bir şeyler yapmak için kullanırsan, başını bunun gibi yapar”        

Ellerini kafasına koydu ve gözlerini kıstı. Kısa bir süre kafatasım ağrıdı, sonra gitti. Tekrar gözlerini açtı.

“Eğer sadece gevşer ve onun olmasına izin verirsen, bu kadar incitmez. O zaman daha da güçlenir.”

“Bundan daha güçlü olabilir mi?”

“Oh evet, daha da güçlü” dedi gülümseyerek. “Hala bir fikrin yok. Sana bir şey göstereyim.” Pencerede içinde bir demet çiçek olan bir vazo vardı. Çiçeklerin çoğu açılmıştı, ama bazıları hala gonca halindeydi. Onun çiçeklere enerji gönderdiğini hissedebiliyordum. Gerçekte, bir saniye için ondan çıkan bir ışık selini görebildiğimi düşündüm, önce çok genişti, sonra daralmaya başladı ve goncalardan birine odaklanan bir lazer ışını gibi oldu. Br. Matthias gibi ben de vazoyu izledim. O hiç şaşırmış görünmüyordu, sanki buna daha önce birçok kez tanık olmuştu. Birkaç saniye içinde çiçeklerin hareket etmeye başladığını gördüğümü düşündüm, sonra tüm demetin hareket etmediğini, Anna’nın sadece bir goncaya odaklandığını anladım. Gonca açılmaya başladı, önce yavaştı, sonra hızlanmaya başladı ve bir dakika içince vazodaki diğer çiçekler gibi açıldı.

“Yapmaya ihtiyacın olan şey bu” dedi bana. “Korkmayı bırakmalısın ve açık olmalısın. O zaman daha fazla ışık sana gelebilir. O zaman çok daha iyi görünürsün.”

Bu şeyleri çok masumca söyledi, ama ondan daha fazla bilgelik aktığını hissedebiliyordum. Bu çocuklar bir tekâmül sıçramasından çok daha fazlasıydı, Dünya’ya geri dönen ruhsal üstatlardı. Zihnime bu fikir daha çok geldi ve buna daha çok inanmaya başladım.”

“Anna, eğer dünyadaki tüm yetişkinlere bir şeyler söyleyebilseydin, ne derdin?”

Kısa bir süre düşündü ve bir anda onun hala küçük bir kız olduğunu hatırladım, yine de karşılaştığım en inanılmaz küçük kızdı.

En iyi yanıtı vermek istermiş gibi gözleri yuvalarında döndü. Sonra bana baktı ve dedi ki, “Onlara ne kadar güçlü olduklarını söylemek isterdim ve birbirlerini ne kadar çok severlerse bu gücün o kadar artacağını. İnsanlar kendi güçlerinden çok korkuyorlar, çünkü birbirlerini inciteceklerini düşünüyorlar. Ama ne kadar geri çekilirlerse, birbirlerini o kadar çok incitirler. Burada bizden çok varmış gibi görünüyor. Gerçekte yok. Gerçekte bizden sadece bir tane var, birbirlerini bilen tüm psişik çocuklar gibi. Bizler birbirimizi biliyoruz, çünkü bir araya geldik ve bir gün dünyanın tüm yetişkinleri aynı şeyi bilecekler.”

HABERLER

 

 

Manyetik Takla Olası Mı ?


Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor


Düşmeyen Gündem Küresel


Isınma

Genetiğimizle mi Oynanıyor?


İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif


Süt Gerçekten Besleyici mi?


Sen Bir Meleksin


Tarlabaşı'nda Yaşamak


"7 Ağaç" Anlamlı Hediye


Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk


26. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Dolmabahçe'nin Fotoğrafları


Hayal Gücünüzün Sınırlarını Zorlayın


Hallac-ı Mansûr'u Anlamak


Neva Makamında Bir Nuck Muay


İndigo Anna

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?


Burcu Özgeçen

Yaratıcı Gücümüzü Kabul Etmek


Volkan Burnaz

Bir Aşkı Kovalamak Gibisi


Burçin İvren

Okuyanlarıma Sesleniş


Beyaz Özbalçık

Pozitivizmin Kadın Üzerindeki Etkileri


Didem Çivici

Savrul Gitsin


Burcu Akar

Düşünce Yansıması Hayatlar


İdil Soyseçkin

Bir Yazı


Burcu Özgeçen

Her ‘An’ Sonsuz Seçimler Barındırır


Funda Umut Pakkal

Esas Kurtuluş(?)


Didem Çivici

Mavi


Burcu Özgeçen

Varlığımın Şimdiki Zaman Hali

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  2 Eylül 2008 TSİ 00:00