|
Yazar:
Rüya Yüksel
Sınırlar, İçinde Sonsuz
Özgürlüğü Barındırır
“Sen sınırlarını bilmiyorsun
kızım”, “Bütün yaşadıkların bunun için geliyor başına”...
Annesinin bu sözleri kulaklarında yine
çaresiz bir şekilde ağlamaktaydı, acı çekiyordu, yine onu kaybetme noktasına
gelmişti. İçinden öyle gelmese de galiba annesi haklıydı. “Sınır”
kelimesinde sihir gizliydi sanki annesinin sürekli vurguladığı. İkili
ilişkide nasıl sınır olabilirdi ki? O zaman insanlar birbirine yakın
olamazdı ki. İki kişi bir olunca sınırlar kalkardı. Ya da o başka türlüsünü
bilmiyordu.
Sınır
deyince insanın aklına ilk gelenlerden biri, ülkeleri birbirinden ayıran
sınırlar geliyor. Bazen tellerle, bazen duvarlarla ya da başka şekillerle
ülkelerin sınırları belirlenir. Birinden diğerine geçmek izne tabidir. Bunun
için ülkeler vize koyar ve onay alındıktan sonra geçiş yapılır. Evet bu bir
resmiyet içerir. Bunu anlıyordu da, ilişkilerde sınır nedir, bunu pek
anlamıyordu. Kendine göre tüm iyi niyetine rağmen hüsran dolu bir yığın
deneyimi vardı.
Oysa
ki sınırlar ikiye ayrılır, birincisi kendi sınırlarımız, ikincisi ise
karşımızdakilerin sınırları. Sınırlar olmazsa olmaz. Tüm dengeler bozulur,
her şey birbirine girer, hiç kimse kendini, varlığını ifade edemez. İnsan
egosunu bir anlamda sınırlar durdurur. İnsan haklarını sınırlar doğurur.
İnsanlar gerçek özgürlüğü sınırlarıyla belirler. Aksi halde herkes
birbirinin sınırları içinde anlamsız bir hayat yaşanır, belki de yaşanamaz
hale gelir.
Sınır
saygı içerir. Önce kendine saygı daha sonra da karşısındakine... Kendi arzu
ve isteklerimizle, karşımızdakilerin arzu ve isteklerini dengelemektir.
Davranışlarımıza dur diyebilmektir. İzin istemeyi gerektirir. İzin istemek
egolarımızı törpüler, bizim diğerleriyle eşit şartlara sahip olduğumuzu
hatırlatır. Bu durum bizim karşımızdakine karşı içine girdiğimiz bir tutum
olmakla beraber karşımızdakinin de bize karşı tutumunu belirler. Dolayısıyla
aslında karşımızdakine nasıl davranması gerektiğini biz öğretmiş oluruz.
Bunu sınırlarımızın farkında olarak yapabiliriz. Biz istemediğimiz müddetçe
karşımızdaki bizim sınırlarımıza asla giremez. Eğer giriyorsa bu bizim zaaf
anlarımıza denk gelmiş demektir. Zaaflarımızın da eğer farkında değilsek
işte o zaman karşımızdaki kişi bizi kontrol etmeye başlamış demektir.
Düşünün bir kere kendi kontrolümüzün başkalarının eline geçmesi ne kadar
kabul edilmesi güç bir durumdur. İşte insanlar kendilerini yeterince
tanımıyorlarsa kendilerini başkalarının onların sınırlarına müdahil
oldukları bir durumda buluverirler. Bu farkındalıksız durum devam edersede
artık kişi kendinin değil başkasının hayatını yaşar hale gelmiş demektir.
Nereye kadar? İlk farkındalığa varana kadar, ilk bilinç uyanışına
kadar, özünün gücünü farkedene kadar, kendi sınırlarını belirleyene,
sınırlarını koyana kadar!
Ancak
bu sürece gelene dek, kişi farkında olmadan sınırlarının çiğnenmesine izin
verir durur. İkili ilişkilerde bunu sevgi adına, sevilmek adına, birliktelik
adına yapar. Sınırların çiğnenmesiyle karşımızdaki kişiden fedakarlığa varan
talepler giderek artan bir şekilde gelmeye başlar. Gelinen nokta, saygının
yitirildiği noktadır, İşte bu noktadan sonra da ilişki zora girer, İsteyen
taraf ve veren taraf arasında dengeler kalmamıştır. İstekler bazen şiddete
dönüşür. İşte bu noktada çekilen acılar ilk farkındalık anları, ilk bilinç
uyanışının başladığı anlardır. Kişi o zaman sınırlarının çiğnendiğini,
aslında bu duruma kendisinin izin verdiğini, kendisinin ne istediğini
bilmediğini, karşısından ne istediğini bilmediğini farkettiği anlardır.
Varılan
bu nokta kişinin acı ile başbaşa kaldığı bir süreç olmakla beraber aslında
kendi gelişimi için oldukça olumlu bir sürecin başlangıcıdır. Ayağa kalkış,
uyanış işte bu düşüş anından sonra başlar. Yeni sınırlar belirlenir,
istekler, arzular, zaaflar gözden geçirilir. Oldukça zor, yavaş geçen bu
süreçte zihin ve ego iş birlikçiliği kişiyi bu değişim sürecinden
vazgeçirmek için çok uğraşır. İşte asıl aşılması gereken zaman o andır.
Kendine yenilmemek. Zira bizi yaşadığımız o acı anlarına düşüren aslında
bizden başkası değil midir? Biz izin vermesek kim bizim hayatımıza müdahil
olabilir ki? Kim bizim namımıza kararlar verebilir, kim bizi biz olmaktan
alıkoyabilir?
Evet dostlar, eğer bir suçlu arıyorsak o
biziz, yani kendimiz !.. İğneyi başkasına değil de kendimize batırırsak
ancak bunun farkına varabiliriz. Karar sizin! Çünkü yaşamınız sizin
seçimlerinizin belirleyeceği sınırlar içinde yaşanacaktır.
Unutmayın, sınırlar, içinde sonsuz özgürlüğü barındırır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Rüya Yüksel
1957 doğumlu.
İstanbul'da yaşıyor. Mesleği İngilizce
öğretmenliği, ancak, 29 yıldır özel sektörde çalışıyor. NLP İleri Derece Uygulayıcısı
olmakla birlikte “Kendini Tanıma Çalışmaları” düzenliyor.
Detaylı Bilgi
|