|
Rüya
Yüksel
Kaosu yaşamak
Kaosun
ortasında dimdik duran bir çiçek olabilmek ne güzel.
Yağmurun sesi giderek
şiddetleniyordu. Bazen yağmurun sesini bastırıyordu göğün
gürültüsü. Camdan dışarı baktığında şimşeğin gökyüzünde
çizdiği çizgileri gördü. Su damlaları şiddetle dökülüyordu
etrafa, bazen öylesine şiddetleniyordu ki, bir şeylere kızmış ta
öfkesini boşaltıyor gibiydi. Gözü bahçedeki çimenlere
ilişti, daha da mı yeşillenmişlerdi ne?..
Dışarıya çıkmak ve toprağın kokusunu içine
çekmeyi istedi. Ama ıslanacaktı!, olsun ne çıkardı... Yağmuru
teninde hissetme isteği giderek arttı ve kendini bahçede buldu.
Etrafına bakındı her şey yıkanmış , arınmıştı sanki.. Ağaçlar
yağmurun şiddeti ile dallarını eğerken yapraklar da damlalarla
yıkanıyorlardı. Sanki doğada bir temizlik vardı,
her şey daha
parlak, daha aydınlıktı. Toprak suları derinlerine akıtırken
bazı yerlerinde de suları biriktiriyordu. Suya doymuş gibiydi.
Toprağın kokusunu damlaların vuruş ritimleriyle içine çekti.
İleride çiçeklerin olduğu bahçeye yöneldi. Hemen hemen her cins
çiçeğin olduğu bir tarlayı andırıyordu burası. Papatyalar,
yaseminler, menekşeler, mini sümbül ağaçları, güller, mineler,
laleler ve adını bilmediği daha bir sürü çiçek... Şiddetli
yağmurun onları nasıl etkilediğini izledi. Kimisinin dalları
kırılmış, kimisinin çiçekleri dağılmıştı. Kimileri ise yağmurun tüm
şiddetine rağmen dimdik ayaktaydı ve her gelen damlayla adeta
dans eder gibiydi oradan oraya...
Bu görüntü ona kaos ortamını anımsattı ve
yaşamlarımızı anımsadı. Yaşamın hızı son günlerde sanki daha çok
hızlanmamış mıydı, tıpkı yağmurun şiddeti gibi. Artık hiçbir şeye
yetişemez olmadık mı? Eskiden bir güne neler sığardı neler. Ama
şimdilerde öyle mi? Gençlik yıllarını anımsadı. Hafta sonu bitmek
bilmezdi ve içine ne çok şey sığardı, boş zaman kavramları vardı
o zamanlarda, şimdilerde unuttuğu. Sanki her şey aynıymış gibi
yaşanırken zamanı farklı algılar olmuştuk. Tıpkı su damlaları
gibi akıyordu avuçlarımızdan tutmak ne mümkün.
Oysaki zihinlerimizde her şey olduğu gibi
aynıydı ve biz hala aynı süreçler içinde aynı şeyleri yapmayı
hayal edip duruyorduk ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.
Bir şeyleri yetiştiremez olmuştuk. Zamanın akışında ruhlarımız
geri kalıyordu hep ve biz aynı arzu ve istekle erteliyorduk
yapamadıklarımızı. Algılarımız zamanın karşısında geriliyor ve
zayıflıyordu. Anlayamaz olmuştuk hayatı zorunluluklar içinde ve
sanki zaman daha da mı sıkışıyordu anlara ne!....... STRESS
giderek artmaya başlamamıştı biriken öfkelerle tıpkı toprak gibi
içimize sığdıramaz olmuştuk birşeyleri. Aslında olan sırf
hızlanan zamanın üzerimizdeki etkisinden başka bir şey değildi
biz farketsekte farketmesekte. Evet gerçek şuki biz zamana
artık ayak uyduramaz olmuştuk ve dahası sıkışan zamanlarda
birbirlerimizide hiç anlayamaz, olayları hiç algılayamaz
olmuştuk . Yaptığımız sadece bir şeylere yetişmek yada bir
şeyleri yetiştirmek, beceremiyince de nafile öfkelenmek. Ara
sıra araştırmacılardan zamanı 24 saatlik süresini 16 saat
algılıyoruz diye bilgiler geliyor, inanması güç belki ama doğru
galiba. Aksi halde bir cevabı olmalı bir şeylere yetişememizin.
Aslında yaşam biçimlerimizin ne kadar
değiştiğinin , teknolojinin yaşamımızda ne kadar çok yer aldığının farkındayız ve bu
değişimin hızı tıpkı yağmur gibi giderek hızlanmaya devam
etmekte. Kimi zihinler bu değişimi alıp içlerine sindirirlerken
kimileri henüz uyum sağlayamamış durumda ve direnişteler. Direnç
göstermek ve değişimin farkında olamamak bizleri yıpratmakta,
algılarımızı zayıflatmakta ve en kötüsü yaşamla uyum içinde
akmamızı engellemekte. Tıpkı dalları kırılan, yaprakları
dağılan çiçekler gibi bizi yaşamdan uzaklaştırmakta ve
mutsuzluğumuzu artırmakta.
Ya o dimdik ayakta duran ve damlalarla dans
edenler; işte onlar stress ortamında yaşamla uyum içinde ,
değişimin farkında, kendi potansiyellerinin farkında kendilerini
akışa bırakmış, olanın farkında olarak yaşama teslim olmuş olan
kişilerdir. Gerçek mutluluk kaos ortamında dimdik ayakta
durabilmek, içsel dengeleri koruyarak mutlu olabilmektir.
Evet sevgili dostlar, yaşam hızını
artırmaya devam ediyor, bizlere düşen yaşama karşı bizi olumsuz
koşullar içine sokan davranış ve düşünce kalıplarımızın farkında
olmak ve değişime karşı direnmek yerine esneyerek uyum içine
girmektir. Dünyada bir şeyler değişiyorsa bizimde değişmemiz
gerekir. Bir şeyleri bırakabimek, bir şeylerden vazgeçmek ,
belki biraz sadeleşmek gerek.
Yaşamlarınıza bir bakın ve neyi
seçeceğinize siz karar verin! Bu yaşam sizin...
|