|
Yazar:
Rüya Yüksel
Elveda
Özdeşlik, Hoş Geldin Özgürlük!
Nihayet gözyaşları
dinmişti. Çok sevdiği eşini, hayat arkadaşını, sevgilisini, neredeyse her
şeyini kaybettiğinden bu yana günler, aylar geçmişti ancak içindeki hüzün
ağlamakla son bulacak gibi de değildi. Büyük bir boşluk vardı ve bu kocaman
bir çukur her geçen gün giderek büyüyordu ve artık sanki onu da içine
alıverecek gibiydi.
Korkar olmuştu
yalnızlıktan, yalnız kalmaktan. Hiç bilmediği bir şeydi yalnızlık. Kendi
kendisine hiç yetmiyordu şimdilerde. Hayattayken eşi onu hiç yalnız
bırakmamıştı. Neredeyse birlikte paylaşmadıkları hiç bir anları ve hiçbir
şeyleri yok gibiydi. Başlangıçta her şey sevdalarıyla
başlamıştı ama ilerleyen yıllarda aralarındaki ilişki bağımlılığa
dönüşmüştü. Artık birbirleriyle sadece eş ilişkisinde değildiler. Onlar için
birliktelik es, arkadaş, ebeveyn, çocuk özetle tüm kimliklerinde birliktelik
anlamına geliyordu. Sapkın bir ilişki denemezdi ama yaşamlarının tüm
alanlarını birbirleriyle doldurmuşlardı. Kendileri için yarattıkları en
küçük bir boşlukları bile yoktu...
Ani
ölümün getirdiği şok diyordu doktorlar içinde bulunduğu duruma, kendisine
göre yok olma, hiçlik hali. Beklenmeyen olaylara karşı zihnin direnişi ve
kabullenişi her zaman zordur. Zihin sürekli yaşanmak isteneni tekrar tekrar
hafızada yaşatır ancak gerçek hayatta bu mümkün olmayınca içsel isyan çok
daha şiddetlidir. Çünkü kişi kendinden bağımsız bir hayat sürmeyi unuttuğu
için ne yapacağını bilemez bir hale gelir. Hele hele yaşamımızı biriyle
özdeşleştirdiysek bu durum içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki, nedir
özdeşlik?
Özdeşlik öze eş koşmak
anlamına gelir. Yani içimizdeki özü yadsımak ve onu dışımızda herhangi bir
şeyle aynı değerde görmek ya da özümüzün varlığını ve gücümüzün içsel
dünyamızda farkında olmamak... Peki, bu nasıl olur? Bunu farkında olmadan
yaparız. Hayatı paylaşmak adına hayatımızdaki biriyle kendimizi
özdeşleştiririz. Kendimizi onunla değerli hissederiz. Onunla var oluruz.
Kendi duygu ve düşüncelerimizin bireysel anlamda pek önemi yoktur. Birlikte
hareket eder, tüm yaşamı birlikte geçiririz. Eğer birliktelikte sevgi varsa
bunun neresi kötü diye soranlarınızı duyar gibiyim. Kötü diye bir şey yok
tabi ki burada önemli olan yaşamımızı bir birey olarak kendi başımıza, kendi
sorumluluklarımızı alarak yaşamayı öğrenebilmemiz önemli. Aksi halde kayıp
yaşadığımızda yaşam da anlamını yitirir. Çünkü tüm anlam özdeşleştirdiğimiz
varlığa yüklenmiştir.
Bu
durum farklı şeylere olan bağımlılıklarımızda da kendini gösterir. Örneğin,
keyif almak adına ya da stresten uzaklaşmak adına sigara veya alkol
bağımlılığında da durum farklı değildir. Eğer kişi özgür iradesiyle herhangi
bir konuda karar vermekte zorlanıyorsa özellikle bağımlılık oluşturduğu
durumlarda, bunun anlamı kendi gücünü dışarıda başka bir şeye yüklemiş
demektir. Yani gücünü kullanamıyor demektir. İlk bakışta bu durum
anlaşılmaz gibi görünse de zamanla kişinin bilinçaltında mutlaka yaptığı
eylemle ilgili ilk niyetinin altında ikincil bir kazancı vardır ki aslında o
niyeti kişiyi bağımlı kılmakta ve özünden uzaklaştırmaktadır.
“Her koyun kendi
bacağından asılır ” özdeyişinde de aynı şey ifade edilmektedir. Evet
her
birimiz birer bireyiz ve kendimizi her şekilde ifade etmek ihtiyacındayız.
Kendi dünyamızda gerçekleştiremediğimiz her şeyin bir anlamı olmakla beraber
birde karşılığı vardır. Yaşanan tüm sorunlar bizim içsel dengelerimizin
olmadığının bir aynasıdır.
Özdeşliğin ardında çoğu
zaman korkular, güçsüzlükler, özgüven ve özsaygı eksikliği, sorumluluklarda
kaçma gibi olumsuz değerler vardır. Yaşamımızda başımıza gelen olumsuz diye
nitelendirdiğimiz olaylar, ki bana göre her biri bize farkedersek bakış
açımızı değiştirmemizi sağlayan, kendimizi geliştirmemiz için fırsatlardır,
dolayısıyla da anlamlıdır.
Yaşamımızı
eş, aile, iş, sosyal alanlar, kişisel hobiler gibi alanlara böldüğümüzde ve
her bir alanda da kendimizi kendi gerçeğimizle ifade edebildiğimizde ve
kendimize hizmet ettiğimiz düşüncesiyle yaşadığımızda kendimiz için
ayırdığımız sonsuz zamanlarımız olur. Zaman içinde bunlardan birini
kaybetsek bile diğerleriyle onun yokluğunu dengeler yine yaşamımızı uyum
içinde devam ettirebiliriz.
Yeter ki ne yaşadığımızın
farkında olalım. An’da olanı görelim, işitelim, dokunalım, hissedelim... O
zaman sonsuzluğun içinde evrenin kendisi oluruz.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Rüya Yüksel
1957 doğumlu.
İstanbul'da yaşıyor. Mesleği İngilizce
öğretmenliği, ancak, 29 yıldır özel sektörde çalışıyor. NLP İleri Derece Uygulayıcısı
ve Yaşam Koçu
olmakla birlikte “Kendini Tanıma Çalışmaları” düzenliyor.
Detaylı Bilgi
|