|
Yazar:
Rüya Yüksel
Korku Tüneli
Çocukluğumdan
hatırladığım anılarım arasında Luna Parklarda girdiğim “korku tünelleri”
vardır. Uzun yıllar defalarca önünde durup bir türlü girmeye cesaret
edemediğim tüneller. Yıllarca henüz içine girmemişken içerde olacakların
korkusunu içimde yaşatmışımdır. Hani karanlığın içine girersiniz, içersi
zifirdir ve önünüzü göremezsiniz. Adımlarınızı kontrol etmek istercesine
minik minik ilerlersiniz. Kollarınız iki yana biraz açık kendinizi dengede
tutmak istercesine... İçinizi garip bir duygu kaplar bilinmezlik içinde.
Garip şekiller vardır içerde neye benzedikleri size bağlıdır, onları görünce
ne hissedeceğiniz gibi. Sonra birden bir iskeletle karşılaşırsınız ve size
ölümü hatırlatır, içinizdeki duygu başka bir şekil alır. Yaşamla ölüm
arasında gider gelirsiniz. Bu kez yanınızda biri varsa ona tutunmak ve
aslında dokunmak istersiniz yalnız olmadığınızı hissetmek adına ama bu durum
sizi durdurmaz ilerlemeye de devam edersiniz çünkü girmişsinizdir bir
kere...
Bilinmezlik
içinde ilerlerken artık gözünüz karanlığa alışmıştır, biraz biraz
farkedersiniz etrafınızı ve algınızda seçicilik başlamıştır. Gözünüze
ayrıntılar ilişir. Fark edersiniz ki aslında durum hiçte sizin düşündüğünüz
ve algıladığınız gibi değildir. Sanki her şey bir kurgudan ibarettir ve siz
bir oyunun içinde olduğunuzu birden farkedersiniz.
Bu andan itibaren durum
değişmiştir, biraz da olsa güven gelmiştir içinize. Bırakırsınız kendinizi
ve kollarınız artık yanınızdadır. Artık önünüze çıkan objeler sizi pek fazla
da etkilememektedir. Neredeyse dokunacaksınızdır, hatta bir hamle yaparsınız
ki iç sesiniz “dur“ der. Ya gerçekse? , Evet ya elimi kaparsa? , Ya bana
zarar verirse? , Uzak dur! Yine bilinmezlik girdabı kendini gösterir ve
hatırlarsınız unutmaya başladığınız duygularınızı yeniden ve vazgeçersiniz
dokunmaktan ama fark edersiniz ki duyduğunuz korku artık eskisi kadar güçlü
değildir. Korku azalırken içinizdeki güç ortaya çıkmaya başlamıştır. Giderek
bu durum daha da kendini göstermeye devam eder, artık daha kolaydır
ilerlemek. Tam artık evet ben bu oyunu anlamaya başladım dersiniz ve olacak
olanla baş edebileceğinizi düşünmeye başladığınız bir anda yüzünüze bir şey
sıkılır ve tekrar panik içinde bağırmaya başlarsınız, bir koku yayılır aynı
anda ve anlarsınız ki size kolonya sıkılmıştır sadece. Tam alışmışken ani
bir korku sıçraması daha yaşamışsınızdır. İşte bu son sıçrama sizi kendinize
getirmiştir ve birden her şeyin oyun olduğunu farkedersiniz.
Tam bu yeni algı boyutuna
ulaştığınızda önünüze bir kapı gelir, itersiniz, açılır ve dışarısı
aydınlıktır. Oyun bitmiştir...
.jpg)
Korkulacak hiç bir şey
yoktur. Korku zihnimizde kendini göstermeye başladığında baş etmek neredeyse
imkânsızdır. Neredeyse tüm beden kimyanız değişir. Korkunun içine
girdiğinizde de korkunuzla yüzleşme imkânı bulursunuz...
Yaşam
da bir oyun değil mi aslında ve biz bu oyunu oynarken onun bir oyun olduğunu
farkedene kadar hep korku içinde yaşamı kontrol etmeye çalışmaz mıyız?
Sevdiğim bir söz vardır “
en karanlık, şafaktan hemen önceki andır “ diye. Ne kadar anlamlı bir sözdür
o... Acıların içinden geçilmeden mutluluk olmuyor, tıpkı karanlıktan
geçmeden aydınlığın olamayacağı gibi. Hepsinde amaç aynıdır. Ruhun
özgürlüğü, ruhun mutluluğu, ruhun iyileşmesi, ruhun aydınlanması...
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Rüya Yüksel
1957 doğumlu.
İstanbul'da yaşıyor. Mesleği İngilizce
öğretmenliği, ancak, 29 yıldır özel sektörde çalışıyor. NLP İleri Derece Uygulayıcısı
ve Yaşam Koçu
olmakla birlikte “Kendini Tanıma Çalışmaları” düzenliyor.
Detaylı Bilgi
|