Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Rüya Yüksel

Korku Tüneli

Çocukluğumdan hatırladığım anılarım arasında Luna Parklarda girdiğim “korku tünelleri” vardır. Uzun yıllar defalarca önünde durup bir türlü girmeye cesaret edemediğim tüneller. Yıllarca henüz içine girmemişken içerde olacakların korkusunu içimde yaşatmışımdır. Hani karanlığın içine girersiniz, içersi zifirdir ve önünüzü göremezsiniz. Adımlarınızı kontrol etmek istercesine minik minik ilerlersiniz.  Kollarınız iki yana biraz açık kendinizi dengede tutmak istercesine... İçinizi garip bir duygu kaplar bilinmezlik içinde. Garip şekiller vardır içerde neye benzedikleri size bağlıdır, onları görünce ne hissedeceğiniz gibi.  Sonra birden bir iskeletle karşılaşırsınız ve size ölümü hatırlatır, içinizdeki duygu başka bir şekil alır. Yaşamla ölüm arasında gider gelirsiniz. Bu kez yanınızda biri varsa ona tutunmak ve aslında dokunmak istersiniz yalnız olmadığınızı hissetmek adına ama bu durum sizi durdurmaz ilerlemeye de devam edersiniz çünkü girmişsinizdir bir kere... 

Bilinmezlik içinde ilerlerken artık gözünüz karanlığa alışmıştır, biraz biraz farkedersiniz etrafınızı ve algınızda seçicilik başlamıştır. Gözünüze ayrıntılar ilişir. Fark edersiniz ki aslında durum hiçte sizin düşündüğünüz ve algıladığınız gibi değildir. Sanki her şey bir kurgudan ibarettir ve siz bir oyunun içinde olduğunuzu birden farkedersiniz.  

Bu andan itibaren durum değişmiştir, biraz da olsa güven gelmiştir içinize. Bırakırsınız kendinizi ve kollarınız artık yanınızdadır. Artık önünüze çıkan objeler sizi pek fazla da etkilememektedir. Neredeyse dokunacaksınızdır, hatta bir hamle yaparsınız ki iç sesiniz “dur“ der. Ya gerçekse?  , Evet ya elimi kaparsa? ,  Ya bana zarar verirse? , Uzak dur!  Yine bilinmezlik girdabı kendini gösterir ve hatırlarsınız unutmaya başladığınız duygularınızı yeniden ve vazgeçersiniz dokunmaktan ama fark edersiniz ki duyduğunuz korku artık eskisi kadar güçlü değildir. Korku azalırken içinizdeki güç ortaya çıkmaya başlamıştır. Giderek bu durum daha da kendini göstermeye devam eder,  artık daha kolaydır ilerlemek.  Tam artık evet ben bu oyunu anlamaya başladım dersiniz ve olacak olanla baş edebileceğinizi düşünmeye başladığınız bir anda yüzünüze bir şey sıkılır ve tekrar panik içinde bağırmaya başlarsınız, bir koku yayılır aynı anda ve anlarsınız ki size kolonya sıkılmıştır sadece. Tam alışmışken ani bir korku sıçraması daha yaşamışsınızdır. İşte bu son sıçrama sizi kendinize getirmiştir ve birden her şeyin oyun olduğunu farkedersiniz.  

Tam bu yeni algı boyutuna ulaştığınızda önünüze bir kapı gelir, itersiniz,  açılır ve dışarısı aydınlıktır.  Oyun bitmiştir... 

Korkulacak hiç bir şey yoktur. Korku zihnimizde kendini göstermeye başladığında baş etmek neredeyse imkânsızdır. Neredeyse tüm beden kimyanız değişir. Korkunun içine girdiğinizde de korkunuzla yüzleşme imkânı bulursunuz...  

Yaşam da bir oyun değil mi aslında ve biz bu oyunu oynarken onun bir oyun olduğunu farkedene kadar hep korku içinde yaşamı kontrol etmeye çalışmaz mıyız?   

Sevdiğim bir söz vardır “ en karanlık, şafaktan hemen önceki andır “ diye. Ne kadar anlamlı bir sözdür o...  Acıların içinden geçilmeden mutluluk olmuyor, tıpkı karanlıktan geçmeden aydınlığın olamayacağı gibi.  Hepsinde amaç aynıdır.  Ruhun özgürlüğü, ruhun mutluluğu, ruhun iyileşmesi, ruhun aydınlanması...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Rüya Yüksel 1957 doğumlu. İstanbul'da yaşıyor.  Mesleği İngilizce öğretmenliği, ancak, 29 yıldır özel sektörde çalışıyor. NLP İleri Derece Uygulayıcısı ve Yaşam Koçu olmakla birlikte “Kendini Tanıma Çalışmaları” düzenliyor.

Detaylı Bilgi


 


 


 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00