|
Yazar:
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
- Mayıs
2008
Dünya Açlığa Doğru Sürükleniyor
Dünya, beklenen gıda savaşlarına doğru
mu gidiyor?
Son
günlerde bir anda bütün dünyanın gündemine tahıllardaki fiyat artışı ve buna
bağlı olarak artan gıda fiyatlarındaki artış ve ekme bulma kavgaları oturdu.
Kısa süre önce sanki olacakları biliyormuş gibi IMF başkanı Dominique
Strauss-Kahn gıda fiyatının artması ile yoksul ülkelerde “açlık ve
yoksulluk” beraberinde isyanlara ve gıda savaşırının doğmasına neden
olacağını belirtiyordu. Son bir ayda gıda fiyatlarındaki katlanan artışı
başta İtalya, Mısır, Haiti, Özbekistan ve Endonezya’da kitleleri sokağa
döktü.
Görüntü önümüzdeki dönemlerde daha ciddi sorunların yaşanacağını
göstermektedir. Son bir ayda dünyada basına yansıdığı kadarı ile onlarca
insan ekmek kavgalarında hayatını kaybetti. En son 27 Mart tarihinde basına
yansıyan görüntülerde Mısırda ekmek üzerinde sağlanan haksız kazanç
nedeniyle çıkan ayaklanmada 5 kişi hayatını kaybetti. Bugün nerdeyse bir
milyarı açan açlık sınırındaki insan sayısının tahıllardaki gıda artışı ile
ikiye katlanacağı belirtiliyor. Artık IMF ve Dünya Bankası yetkilileri dahi
Bangladeş, Mısır, Sudan, Etiyopya, Güney Amerika’daki artan yoksulluğun daha
da ciddi boyuta ulaşacağını ve bunun sosyal sorunlara neden olabileceğini
belirtiyorlar.
Genelde gelişmiş ülkeler ile gelişmemiş ülkelerin besin kaynakları
farklılaşmaktadır. Gelir düzeyi artan tüketiciler proteine yönelirken,
yoksullar nişasta kökenli besinlere yönelmektedir. Yoksulluğun kol gezdiği
dünyada çok ülkede insanların temel besin gereksinimi olan nişastalı
kaynakların başında gelen ekmeğin sağlanması için ek önlemler alınmaktadır.
Mısır’da devlet yoksulları korumak için tarım ürünlerine sübvansiyon
uygulamak zorunda kalmıştır. BBC kaynaklarına göre, ekmek ve ürünlerine
ayrılan sübvansiyon yıllık 14 milyar doları bulmaktadır. Sübvansiyon bütçesi
eğitim ve sağlık bütçesini aşınca sorun yaşanmaya başlanmasıyla, Mısır
hükümeti öteki kaynaklardan yardım istemiştir. Mısır’da ekmek fiyatlarına
yapılan zammın ölümlere varan kavga ve protestolara neden olduğu
bildirilmiştir.
Biyoyakıt Üretimi Tahıl Fiyatlarını
Artırabilir
Gıda
fiyatlarındaki artışın birçok nedeni var. Bunlardan biri halen az gelişmiş
ülkelerde kontrol altına alınamayan nüfus artışı, birim alanda verimin daha
da artırılması olanaklarının hemen hemen tükenmiş olması, biyoteknolojinin
de istenilen düzeyde verim artışı sağlayamadığı gibi ciddi eleştirilere
uğraması yanında, dünya tarım ürünleri üretimine istenilen yatırımların
yapılmaması, sunu-istem dengesi yanında, yeryüzünde besinlerin dağılımındaki
yetersizlikler de ciddi fiyat artışlarına yol açmaktadır.
FAO 2003 ve
2007 verilerine göre, biyoyakıt üretiminde kullanılan tahıl miktarında % 25
oranında bir artış görülmektedir. Yalnız ABD’nde 2000-2006 yılları arasında
yalnız mısırın etanol üretimi için kullanımında iki-iki buçuk kat oranında
bir artış saptanmıştır. Uzmanlar karşılaştırmalı üstünlüğü söz konusu
olduğunda; biyoyakıt üretimi, artan petrol fiyatları ile
karşılaştırıldığında, biyoyakıtlar daha avantajlı görünmektedir. Bu durum
belli tahılların biyoyakıt hammaddesi olarak kullanımını teşvik etmektedir.
Bu durumda, önümüzdeki yıllarda biyoya-kıtların tahıl (buğday, mısır)
piyasası üzerinde etkisinin daha da artması beklenebilir. Halen dünyanın
önemli bir kısmının yoksulluk ve açlığın pençesinde kıvranırken, gıda
ürünlerinin biyo yakıta dönüştürmesi hem yapısal hem de ahlaki yönden yeni
tartışmaların yaratılmasına neden olmaktadır. Özellikle yoksul ülkelerde
tarım ürünlerinin biyo yakıta dönüştürmesi ile gıda fiyatlarının artması ile
yoksulların daha da zor durumda kalacağı ve açlığın ciddi boyuta ulaşacağı
belirtiliyor.
Türkiye 'de
buğday fiyatlarının düzensiz artmasında TMO’nin Türkiye'de beklenilen
üretimin altında gerçekleşeceği öngörülen yaklaşık1 milyon tonluk buğdayın
dışalımını zamanında yapmaması ve spekülatif gelişmelere karşı hazırlıklı
olmaması önemli etkenlerdir.
Türkiye’de
Buğday Fiyatları Dünya Fiyatları İle Paralel Gidiyor
Ülkemizde buğday ambarı olarak bilinen
Konya ovasının ise son yıllarda istenilen düzeyde buğday üretmediği
belirtilmektedir. Konya Ticaret Borsası verilerine göre, Anadolu Kırmızı
Sert buğdayın aylık ortalama fiyat artışının; Ocak ayında bir önceki aya
göre %4, 2007 yılı Ocak ayına göre %22 olduğu yönündedir.
Anadolu Ajansı muhabirinin Konya Ticaret
Borsası’ndan (KTB) aldığı bilgiye göre, küresel ısınmanın etkisiyle üretimde
yaşanan azalmalar, özellikle hayvan yemi ve akaryakıt amaçlı istemlerde
yaşanan patlamaya bağlı olarak, dünyada buğday fiyatları yükseldi.
Türkiye genelinde yurtiçi buğday fiyatları ile
TÜFE'deki gıda enflasyonu arasında %70’lik bir korelâsyon bulunmaktadır.
Benzeri şekilde önemli bir ölçüt olarak, Türkiye'deki buğday fiyatları ile
dünya buğday fiyatları arasında yaklaşık %75 korelâsyon göze çarpmaktadır.
Bu bağlamda dünyada meydan gelecek bir artış ülkemizde de kendisini
hissettirecektir. Gamze Erbil’in (Cumhuriyet gazetesinin 19 Nisan 2008)
incelemesine göre “BM verileri buğday fiyatları yüzde 130 artış göstermiş
iken, gelişmekte olan ülkelerdeki tüketici fiyatlarına yansıması yüzde 60-80
oranında gerçekleşmiştir”.
Dünya Buğday Stoklarında Daralma
Yaşanıyor
Dünyada
Çin, Hindistan, ABD, Rusya, Avustralya, Kanada, AB ülkeleri, Arjantin,
Pakistan, Kazakistan ve Türkiye önemli buğday üreticisi ülkeler olarak
bilinir.
Üretim ve istem dengesizliğinin bu
eğilimde sürmesi ve buğday fiyatlarında meydana gelecek küresel düzeydeki
artış dünya gıda fiyatları üzerinde de ciddi baskılar oluşturabilir. Nitekim
son aylarda ciddi fiyat artışı görülmeye başlanmıştır.
Başta gübre ve yakıt gibi girdilerin
fiyatlarında meydan gelen %20-30 arasındaki artışlar, doğal olarak ekmek
fiyatlarını da yakında artıracaktır.
Petrole bağlı olarak
yürütülen gübre üretimi, toprak işleme, ilaç ve öteki girdiler doğrudan
tarım ürünleri fiyatlarının artışına neden olmaktadır.
Buğday fiyatları son 5
ayda, ABD'de yüzde 109, Fransa'da yüzde 151, Rusya'da yüzde 204 ve
Arjantin'de yüzde 230 oranlarında arttı. Türkiye'de de buğdayın kg fiyatı
0.60 YTL'ye çıkarken, yeni dönemde buğdayda ciddi sıkıntıların yaşanması ve
fiyatların 0.70 YTL'ye kadar yükselmesi bekleniyor. Küresel ölçekte meydan
gelen su kıtlığı ve kuraklığın olumsuz etkisi ile bitkisel enerji isteminde
meydana gelen artış buğday fiyatlarındaki artış eğilimini daha da yukarıya
taşıyabilir. Özellikle büyük ölçüde buğday yetiştiren Kuzey Çin'de kuraklık
artışının neden olabileceği verimsizlik ve üretim düşüklüğü haberlerinin de
etkili olduğu belirtilmektedir.
Dünyada
Buğday Ekim Alanları Daralıyor mu?
Türkiye'de
ekilen alanların %70’ini tahıllar oluşturmaktadır. Tahıllarda kendine yeten
ülkeler arasında sayılan Türkiye, yaklaşık son 20 yıllık sürede kendi
kendine yeterken; bugün bu durum değişmiş görünüyor. Ekim alanlarının
azalması ve iklim değişimleri nedeniyle üretim düşebilir. Bu durumda, kimi
ülkelerin doğal olarak buğday dışsatımını durdurduğu ve Avustralya’da
kuraklık nedeniyle verimde önemli düşüşlerin olduğu belirtilmektedir. FAO
verilerine göre buğday ekim alanlarında son 6-7 yılda, aşağıda da görüleceği
gibi, genelde tahıl ekim alanlarında ciddi bir azalma ya da değişim
görülmemektedir. Fakat artan nüfus artışı ve tüketim artışı karşısında
verimdeki durağanlık dahi tedirginlik yaratmaktadır. Yıllara göre dünya
tahıl ekim alanları aşağıda verilmiştir:
|
Yıllar |
Milyon ha |
|
2000 |
217 |
|
2001 |
216 |
|
2002 |
214 |
|
2003 |
209 |
|
2004 |
215-218 |
|
2005 |
219 |
|
2006 |
213-216 |
FAO.org
verilerine göre dünya ve Türkiye’nin yıllara göre uzun süreli buğday ekiliş,
üretim ve verim değerleri aşağıdadır:
|
|
Ekim Alanı
(milyon
hektar) |
Üretim
(milyon
ton) |
Verim
(kg/da) |
|
1979-81 |
2004 |
1979-81 |
2004 |
1979-81 |
2004 |
|
Dünya |
235 |
215 |
438 |
627 |
186 |
291 |
|
Türkiye |
9.2 |
9.4 |
17 |
21 |
185 |
223 |
Türkiye ve dünyada son
yıllarda ekim alanlarında bir değişim yok gibi görünmektedir. Ancak, son 30
yılda yeni ekim nöbetleri ve yetiştirme teknikleri ile sulama sistemlerinin
de gelişmesiyle nadas alanlarının önemli ölçüde daraldığı da
unutulmamalıdır. Ülkemizde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca 1982 yılında
yürürlüğe konulan Nadas Alanlarının Daraltılması (NAD) projesi kapsamındaki
uygulamalarla; son çeyrek yüzyılda nadas alanlarından 4 milyon hektara yakın
ekim alanı kazanılmış olup bu gelişme, özellikle baklagil ve buğday üretim
ve verimlerine de olumlu yansımıştır. Bakanlık adına Eskişehir Tarımsal
Araştırma Enstitüsü eşgüdümünde ve Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
işbirliğiyle, başlangıçta Orta Anadolu ve geçit bölgelerindeki 14 ilde
uygulamaya konulan projenin ilk beş yılındaki başarısı üzerine kapsamı; Doğu
Anadolu’dan 15 ilin katılımıyla 29 ile 1990’da 33 ile çıkarılmıştır.
Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı planlama, uygulama, eşgüdüm ve yakın denetimiyle girdi sağlama,
ürün alımı ve değerlendirmesinde görevli kurum ve kuruluşların desteğiyle
yürütülmüş olan on yıllık proje kapsamında, kışlık tahılların ekim nöbetinde
yemlik ve yemeklik baklagillere özel önem verilmiş; baklagil üretim ve
dışsatımında Türkiye dünya lideri olmuştu. Projenin başlangıcında 8,5 milyon
hektar dolayında olan Türkiye nadas alanı, on yılsonunda 5 milyon hektara
inmiş; tarla alanlarında öteden beri % 35 olarak süregelen nadas oranı, 1992
yılında % 21 düzeyine indirilebilmiş; 1991’de on yıllık süresi sonuna
başarıya ulaşan proje; 3,5 milyon hektar nadas alanının yıllık üretken
duruma dönüşümünü sağlamıştır (Kün,1994). Proje kapsamındaki yeni ekim
nöbeti ve yetiştirme tekniği uygulamaları, buğday verimlerini olumlu
etkilemiştir. Sulama alanlarındaki buğday ekilişlerinin belli bölümünün
mısır ekimine dönüştürüldüğü göz önünde bulundurulmalı; değişimin yavaş ta
olsa sürmesi beklenmelidir.
Dünya buğday
üretiminin büyük çoğunluğu yalnız doğal yağışlara bağlı tarım alanlarında
gerçekleştirildiğinden, buğday üretimi yıllık hava koşullarına bağımlıdır.
Bununla birlikte, son 25-30 yılda dünya buğday verimindeki artış hayli
belirgindir. Türkiye buğday verimi artışı ise dünya ortalaması artışının
gerisinde kalmıştır. Son 25 yılda buğday verimindeki artış dünyada 105 kg/da
iken, Türkiye'de ancak 38 kg/da dolayındadır.
Dünyada ve Türkiye'de Buğday Üretimi İklime Bağlı
Ülkemiz
tahıl tarımının büyük çoğunluğu, yıllık yağışın 350-500 mm dolayında olduğu
ve aylara dağılımının çok düzenli olmadığı iç bölgelerimizde yapılmaktadır.
Yağışların genelde kışın alınması buğday ekiminin güzden yapılması
zorunluluğunu getirmekte, bu uygulama ise zaman zaman kış zararına da yol
açabilmektedir. Güzlük ekimlerde zamanında çimlenme ve çıkış, uygun verim ve
üretimin ön koşuludur. Ancak, buğday üretiminde en etkili yağışlar ilk-bahar
yağışlarıdır (Kün,1996). Meslek kuruluşlarının tahminlerine göre, 2007
yılındaki kuraklık nedeniyle Türkiye buğday üretiminde %15-20 azalma söz
konusudur.
Ülkemiz tahıl
üretiminde kuraklık ve su yetersizliği yüzyıllardır yaşanmış deneyimlerdir.
Ancak, buğdayın verim ve üretim düşüşünde, küresel kuraklık dışında etkenler
de vardır. Çeşit geliştirme çalışmalarıyla verim potansiyeli yüksek çeşitler
elde edilmişse de; bunların da süne zararına karşı zayıf olmaları ve süne
savaşımındaki başarısızlık ta buğday üretim ve niteliğini düşürmektedir. Bu
bağlamda, devlet politikasıyla stratejiler çok önemlidir. Ülkemizin ciddi
bir tarım politikasının olmaması ve plan ve programların da kararlı ve
kesintisiz yönetilememesi sonucu, günümüzde buğday dışalımcısı konumuna
gelinmiştir. Küresel ısınmaya bağlı olarak yağış azlığı, ürün verim ve
niteliğini düşürmektedir. Dünya Gazetesi yazarlarından Ali Ekber Yıldırım'ın
10.01.2008 günlü "Tarım karşıtlığı yükseliyor..." başlıklı yazısında;
"Günümüzde küresel ısınma tehdidi, tarımsal ürünlerden enerji üretimi, hızlı
nüfus artışı nedeniyle beslenme ihtiyacı dünyada tarımın önemini her geçen
gün arttırıyor” biçiminde vurgulamaktadır.
.jpg)
Gelişmekte olan ülkelerde buğday fiyatlarında günümüzde %100’lere varan
artışlar yanında, biyoyakıt hammaddesi üretimine ayrılan alanların artışı da
besin için üretilen tahılın verim ve üretiminde düşüşe yol açmaktadır.
Ayrıca Afrika kökenli Uganda'da ortaya çıkan UD99 buğday kara pas hastalığı
yeni bir pas ırkı olup, hızla yayılma tehlikesi göstermektedir. Yeni pasın
buğday bitki dokularında bulunmasının da verim düşüş nedeni olduğu
belirtilmektedir. Özellikle sıcak ülkelerde görülen virüsün de verim düşüş
nedeni olabileceği belirtiliyorsa da Türkiye'de halen bu virüsün bir etkisi
görülmemiştir. Bu bağlamda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Bitki Koruma ve
Kontrol birimlerinin, hastalık ve zararlıların yurda girmesini
beklemeksizin, dünyadaki konu ve sorunlara yönelik önlemleri bugünden alması
yararlı olacaktır. Pasa dayanıklı mevcut çeşitler bu yeni UD99 ırka karşı
direnç gösteremediğinden, buna karşı dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi, en
güncel buğday ıslah konusudur (İbrahim Genç, kişisel görüşme).
Kentlere
Göçler, Besin Fiyatlarını Artırıyor
Dünyada artan kırsaldan kente yoğun ve düzensiz göçlerin yol açtığı kırsalda
verim düşüşü yanında; kentlerde oluşan katma değeri yüksek işlenmiş besin
istemi de besin fiyatlarını yükselten öteki etkenler olabilir. Küresel
ısınma ve buna bağlı olarak artan temiz su istemi, tarım-sal sulamanın
sınırlandırılması, artan petrol fiyatları gibi etkenler önümüzdeki dönemde
besin fiyatlarının artması üzerinde daha ciddi baskılar kurabilir.
Dünya
Tarımı Unuttu, Tarım dışı Teknolojilere Takıldı
Dünyada son yıllarda ekolojik ürünlerin piyasadaki artan değeri karşısında,
geleneksel tarım ürünleri değerinin düşük düzeyde kalması da genel tarıma
olan ilgiyi azaltmıştır. Hatta bilimsel çalışmalarda bile tarıma alt
düzeylerde değer verilmeye başlanmış, birçok tarımsal araştırma enstitü ve
kuruluşları kapatılmış, bu alandaki fonlar askıya alınmıştır. Gelişmiş belli
ülkelerin son yıllarda gerek yüksek teknolojilere yaptıkları yatırımlar ve
gerekse elektronik ve bilgisayar üretiminde gerçekleştirdikleri artışlar bu
sorunu çözmemiş, tam tersine günümüzde ciddi bir üretim fazlası ve durağan
bir ekonomiye dönüştürülmüştür.
.jpg)
Buğday Fiyatlarındaki Artışlar Sosyal
Sorunlar Yaratabilir
Stratejik bir ürün olan buğday ve ona bağlı olarak katma değeri yüksek unlu
ürünlerin fiyatlarındaki artışlar toplumun doğrudan beslenme maliyetini
artıracağından, bir takım ciddi sosyal sorunların da yaşanmasına neden
olabilir.
Tarım
ürünleri üretimi ve genelde tarıma son yıllarda ilgisiz kalınmasıyla
başlayıp oluşan sunu-istem dengesindeki sorunlar, özellikle karbonhidrat
kaynağı olan buğday ve mısır fiyatlarındaki artışların ekmek fiyatlarına
yansıması yoksullarla zenginleri karşı karşıya getirebilir. Özellikle ekmek
fiyatlarındaki artışın yoksullara anlatılmasına gerekçe bulunamaz.
Buğday
Stratejik Bitkidir
7 Mart 2008
günlü Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde Prof. Dr. Güngör Uras “Ekmeğe zam
halkı üzecek” başlıklı yazısında, “Dış piyasalarda buğday fiyatları artıyor.
Bu gerçeği değiştiremeyiz. Ama bizim içeride yaptığımız yanlışlara ne demeli
?” biçiminde soruyor ve gazeteci Ali Ekber Yıldırım’ın konuya yaklaşımını
değerlendiriyor.
Türkiye'de ekilebilir toprağın yaklaşık yüzde 30’unda buğday üretiliyor
olmasına karşın, kimi ekonomistlerin ‘Türkiye, buğday ekmesin’ tezini
savunduklarını ve “Amerika ile yarış olanaksız. Dünyada buğdayın tonu 150
dolarken, Türkiye’de 250- 300 dolar olduğuna göre üretmeye gerek yok,
dışarıdan satın alınsın.” anlamındaki görüşlerini belirtiyor. Oysa yakın
geçmişte yaşanan kuraklık ve öteki etkenler Türkiye’de olduğu gibi dünyada
da buğday üretimini düşürmüş, fiyatlar hızla artmaya başlamış ve Türkiye
fiyatlarını geçmiş. Dünyada buğdayın tonu 400 doları aşmıştır. Sayın Güngör
Uras'ın da belirttiği gibi, buğday fiyatlarındaki artışlar ülkemizde “Buğday
ekilmesin” tezini çürütmekle kalmadı, Türkiye’nin buğdaydan
vazgeçemeyeceğini bir kez daha” göstermiştir. Buna göre, Türkiye kendi
gereksinimi olan buğdayı mutlaka üretmelidir. Kaldı ki ülkemizde var olan ve
öteden beri sürdürüle gelen buğday üretim sisteminin bir süre için askıya
alınması bile üretim çarkının körelme ve çökmesine; böylece en yaşamsal
besinimiz olan buğdayda da mutlak dışa bağımlı duruma düşünmemize neden
olur.
Küresel Ölçekli Politikalar Geleceğin
Sorunlarının da Habercisi Gibi
Biraz
konuyu yakından takip edenler dünyayı son yarım yüzyıldır yöneten güçlerin
uyguladıkları genel küreselleşme politikalarının bir gün kafasını duvara
vuracağını biliyorlardı. Artan biyo-yakıt üretimine yönelik tarımsal üretim
yönetimleri, bir tarafa toprak bitki yönetiminin bozulmasına, diğer taraftan
gıda fiyatlarının artması, dünyada yoksulluğu artırabileceği gibi ciddi
isyanlara ve sosyal sorunlara neden olabilir.
Görüldüğü kadarı ile şimdilik sorunun ağırlığı uluslararası borsa
spekülasyonundan kaynaklanıyor. Spekülatörlerin borsada yaratacağı küresel
etki gelecekte gıda ithalatlı ve ihracatını da etkileyecektir. Bu durum
berberinde yeni sorunları yaratacaktır. Ayrıca Biyoyakıt ayrılan alanların
arması, gıda kaynaklarını ve fiyatlarının farklılaşması gelecekte tarımı
yeniden gündemin birinci sırasına oturtabilir.
Ne Yapmalı?
Türkiye'nin öncelikle üretim ve tüketim değerleri yüksek bir tarım ülkesi
olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak tarımsal üretime ve özkaynaklara
yeniden öncelik ve önem verilmelidir. Kimi çevrelerce 1980’lerden bu yana
yinelenen “İçerde yüksek maliyetle üretmek yerine, tarım ürünlerini de
dışarıdan alalım” görüşünün geçersizliği açıkça ortaya çıkmıştır. Zaten 100
milyona doğru yükselen nüfusumuzun beslenmesi için gerekli buğdayın
dışarıdan satın alımına yetecek parasal kaynak bulunması da olanaksızdır.
Bir zamanların kendi kendine yetebilen ülke uzun zamandır tarıma yapılamayan
yatırımlar nedeniyle, bugün dışa bağımlı hale gelmiş durumdayız. Toprak
Mahsulleri Ofisi’nin, kuruluş amacına uygun olarak; piyasayı düzenleme,
aşırı dalgalanmaları önleme, üretici ve tüketiciyi gözetme ve sektörde
çalışanların güvenini sağlayacak görev ve işlevleri etkin duruma
getirilmeli, kurumun zararına yol açan ticari ve işlem ve etkilerden özenle
kaçınılmalıdır.
Aslında TMO çok iyi
kurgulanmış kurumlarımızdandır. TMO belirtilen asıl işlevlerini etkin
biçimde uygulaması durumunda, üretimden ve piyasa koşullarından
kaynaklanabilecek olası dalgalanmaların olumsuz etkilerini en az indirebilen
bir kurum olacaktır. Örneğin son yıllarda görülen ve bu yıl için de beklenen
kuraklığın Türkiye'de ve Dünyaya bilinen etkisini göz önünde bulundurarak,
erken davranıp hasat zamanında olağandan daha fazla buğday ala-bilir.
Böylece, benzeri zor dönemlerde sürecin daha rahat atlatılmasını
sağlayabilir. Nihayet geçen hafta pirinç fiyatında meydan gelen dalgalanma
TMO’nin ne denli önemli bir organ olduğunu ortaya koymuştur.
.jpg)
Piyasanın düzene sokulması ve olası dalgalanmalardan daha ez etkilenmesi
için, öncelikle üretim-tüketim verileri doğru saptanmalı, bilimsel
yöntemlerle önceden tahmin edilmelidir. Türkiye’nin planlı bir yapılanmaya
giderek ekim alanlarını bölgesel düzeyde düzenlemesine gidilmesi yaralı
olacaktır. Bu bağlamda uzaktan algılama teknikleri de kullanılarak, ülkenin
üretim ve pazar potansiyelleri önceden belirlenmeli ve ona göre
dışalım-satım bağlantıları zamanında yapılabilmelidir. Uzun dönemli olarak
tarımda çeşit ıslahı çalışmalarına yeniden önem vermeli. Çiftçi yayım
sistemi geliştirilerek yapılan çalışmalar tarım kuruluşlarına ve çiftçilere
ulaştırılmalı, tarımsal üretimin nicelik ve nitelik olarak geliştirilmesi
sağlanmalıdır. Girdi fiyatları özellikle mazot ve gübrenin fiyatları çok
yüksek olduğundan, çiftçiler mutlaka desteklenmelidir. Gübre fiyatındaki
artışlar buğdayın maliyetini artırdığından gübre kullanımı azaltmakta; bu da
verim düşüşüne neden olmaktadır. Tarımsal desteklerin mutlaka üretimi
artırma ölçütlerine göre yapılması sağlanmalıdır. Yukarıda belirtilen
önlemlerin etkin ve kararlı biçimde alınması durumunda, temel ulusal
besinimiz olan buğdayda ülkemizin yeniden “kendine yeter” konumuna geçmesi
olanaklıdır.
KÜN, E., 1996. Tahıllar-I (Serin
İklim Tahılları). 3. Baskı. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları No.:
1451, Ankara. 322 s.
KÜN, E.,1994.Tarım Topraklarının
Kullanımında Dönüşümler.TMMOB- ZMO, Tarım Haftası ’94 Sempozyumu.T.C. Ziraat
Bankası Kültür Yayınları No.: 25, Ankara. s.: 175 -191.
2008 ©
indigodergisi.com
|