|
Özgürce
Özgür Teker
Yazar:
Özgür Teker
Ben İnek
miyim? İnsan mı? Vatandaş mı?
En sevdiğim ve yaratıcı bulduğum reklamların
arasında MasterCard reklamı var. Şunun için şu kadar, bunun için bu kadar,
büyükannenizle birlikte geçirdiğiniz zamanın değeri paha biçilemez...
Bir
günüm şöyle geçti; 20 dakika Mecidiyeköy’den köprü yoluna çıkmak, 25 dakika
köprüden geçmek, 10 dakika Kadıköy’e varmak ve 20 dakika içinde Bostancı’da
inmek... Eğer bütçeniz dolmuşa binmeye elverişli değil ise, İstanbul
yollarında azami kaybedeceğiniz süre budur. Bu kadar vakit kaybederken ise
karayolunun her iki yakasını basmış gecekonduları izleyerek, bir
havalandırma hala takılamamış İETT otobüslerimizde yeni işten çıkmış
insanların ter kokularını içimize buram buram çekerek geçen bir yolculuğun
değeri ise paha biçilemez...
En
sonunda 128 numaralı otobüsten indikten sonra 30 dakika boyunca bir
Pendik-Kadıköy hattında çalışan otobüs bekliyorum. Bekliyorum ama
gelmiyorum... Bunun yerine 5 saniyede bir geçen ve her birinin geçişinde
sanki kör veya sağır bir insana, hatta ve hatta ineğe benzermişim gibi
yanımdan geçerken sürekli olarak kornaya ve ışık selektörüne basarak geçen
bir minibüs ordusu oluyor. Bu olaya anlam veremiyorum. Koskocaman, iğrenç
mavi bir renge ve bar ışığı neonlarına sahip olan birçok araç, devamlı
yanımdan geçip duruyor. Ben bu araçları niçin, ne şekilde, nasıl ve hatta ne
gibi bir nedenden dolayı farkedemeyebilirim ki? Devamlı korna çalmalarının
ve selektör yakmalarının altında acaba köylerinde traktör sürerlerken
karşılarına çıkan inekleri o şekilde uzaklaştırmaları ve bunu taşı toprağı
altın büyük şehire geldiklerinde de içlerinde ortaya çıkan köy hayatı ve
özlemi olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum...
İnat
ettim binmeyeceğim minibüs denen bu garip araçlara. Yalnız işin ilginci 30
dakika içinde otobüs beklerken bir tane bile Kadıköy-Pendik otobüsünün
geçmemesi. Oysa sahilyolu otobüsleri ring seferlerde... Hatta beklediğim
süre içinde dört tane 128, iki tane Üsküdar–Bostancı hattı çalışan 2 ve 3
tane Taksim–Bostancı arası çalışan 112 otobüsü geçti. İnsan düşünmeden
edemiyor, acaba İETT, Pendik-Kadıköy hattı arası çalışan minibüslere daha
fazla tolerans mı gösteriyor? Ve bütün dolmuşların
çalıştığı
hatlara da 5 dakikada bir kalkan otobüs mü koyuyor? Diyorum size; beklediğim
süre boyunca 5 saniyede bir, bir minibüs geçiyor yanımdan Freddy Krueger
gibi zırt pırt hortlayaraktan...
Neyse paha biçilemez otobüs
yolculuğundaki ettiğim kârı taksiye binerekten eksiye
döndürüyorum. Ama yolda gördüklerim daha bitmedi... Doğduğumdan beri
Bostancı ve Küçükyalı civarında oturuyorum. Hepsini sayamadım, ama
tahminimce her sene en azından iki kez Bostancı lunaparkı civarı kazılır ve
zaten minibüsler sayesinde tek şerite inen yol, yine minibüsler sayesinde
kapatılır. Tahmin ettiğiniz ve/veya bildiğiniz gibi tekrar kazılmış. Bir 20
dakikada hem de takside, dönen tarifede orada kaybediyorum. Bu olayı hala
anlayamadım. Niye aynı yer devamlı kazılır, kapatılır, tekrar kazılır
asfaltlanır, 6 ay sonra tekrar kazılır, kapatılır, asfaltlanır 6 ay sonra
yeni kaldırım döşenmek için yine kazılır, yine asfaltlanır... Bu uzar
gider... Bundaki mantık nedir anlayamıyorum. Bir kez kazın, her şeyini
yapın, asfaltlayın bitsin. Niye 6 ayda bir aynı yer kazılıyor? Ben bunun
için mi aldığım kitapdan, gittiğim sinemadan lüks vergi veriyorum?
Neyse bunca ilginç atraksiyondan sonra
eve “sağ-salim” gelmemin değeri bu ülkede herhalde paha biçilemez... Yoksa
bir sokak köşesinde kaçırılabilir veya gasp edilebilirdim. Buna da şükretmek
lazım...
Dergimizde
de haberini yaptığımız "If İstanbul Film Festivali" için bilet alma
derdindeydim, cidden derdindeydim, çünkü çok kaliteli ve kalitesine oranla
çok ucuz bir film tanıtım kitapçığı hazırlamışlar, ama o da ne (!)
kitapçıkta film saatleri yok, bir broşür var film saatlerini o broşürden
aratıp taratıp bulmanız lazım. Neyse bir saatlik gayretten sonra bir program
hazırladım kendime, kesin gitmek istediğim en az 10 film var. Çok
heyecanlıyım. Şimdi tek kalan iş bilet satın almak. Fakat bir “öğrenci”
bileti 7 YTL. 10 filme gitmek isteyen benim ayırmam gereken minimum bütçe
100 YTL, yol
parasını
da düşünürsek. Neyse broşürde okuduğum üzere Biletix’te %10, Yapı Kredi
University Telecard sahiplerine de %50 indirim uygulanıyor yazısını görüp
Telecard’ım olmadığına üzülüyor, Biletix’ten %10 da kazançtır deyip bütün
biletleri almaya yöneliyorum. Biraz zaman harcayarak biletleri rezerve
ettikten sonra iş satın almaya gelince %10 indirimli biletlerin
aslında daha pahalıya satılmaya çalışıldığını farkederek derin bir hüzne
kapılıyorum. Çunkü Biletix her bir biletten 3YTL komisyon alıyormuş, ve
böyle alırsam biletleri %10 indirimle değil %30 daha pahalıya alacağımı
anlıyor ve daha da derin düşüncelere dalıyorum(?)...
Anlıyorum
bu film festivaline gelecekler entelektüel, bir noktada kendini geliştirmiş
eğitimli insanlar. Ayrıca bunların ceplerinde para var. Fakat bu insanlar
sağılacak inek mi? Bir günün içinde kendimi üçüncü kez inekmiş gibi
hissediyorum. Biliyorlar, bu tip filmlerin meraklıları var, ve bu filmleri
ne bir korsan dvd satıcısında görebiliriz, ne de bu filmler gösterime
girebilir. En çok, internetten dvd’sini sipariş edebilir ve/veya paylaşım
programları ile bir milyonda bir şans ile bulabilirsek Türk Telekom’un
sunduğu inanılmaz pahalı ve bunun yanı sıra inanılmaz yavaş internet
bağlantımızla yükleyebiliriz. Bu yüzden bilet fiyatlarını çok ama çok yukarı
çekiyorlar. Kısacası saydıklarımın yanında 7 YTL daha ucuza geliyor, ama
İstanbul Film Festivali’nde geçen sene olduğu gibi öğrenci bilet fiyatı olan
2.5 YTL’nin neredeyse 3 katı.
Bu ülkede bir kültür-sanat etkinliğine
katılmanın bedeli, bir sinema izlemenin bedeli, bir dvd, vcd veya cd almanın
bedeli ve en önemlisi bir kitap almanın bedeli niye bu kadar pahalı? Sonra
da korsana savaş açalım deniyor. Açıkça vergiler ile korsan yayın, kültür
sanat faaliyetlerinde teşviklendiriliyor(!) İnek, pardon insan, yine pardon
vatandaş ise her zaman mağdur...
Şimdi
hatırladım, Dan Brown’un Da Vinci’nin Şifresi adlı ciltsiz romanı D&R
mağazalarında 14.60 YTL civarıydı yanlış hatırlamıyorsam, aynı kitabın
orjinali ise 14.08 YTL... Yani orjinalini almak D&R’ın kârı,
ithal gümrük bedeli ve daha bilemediğim bir sürü vergisi ile daha ucuza
geliyor. Hem de aynı mağazada...
Kısaca her şeyin bir
bedeli var, fakat bu ülkede kültür ve sanatla ilgili olmanın değeri paha
biçilemez. |