Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Yazar: Özgür Teker

Bekliyorum Gelmiyorsun  

Türkiye’nin en çok okunan gazetelerinin internet sitelerine şöyle bir bakınmaktayım...

Hürriyet gazetesinin manşetine göre Guinness Rekorlar kitabına, “Dünya’da en çok ekmek tüketen 1. ülke” olarak hoş bir giriş daha yapmışız. İstatistiklere göre senede kişi başına 200 kilogram ekmek tüketiyormuşuz. Bir ekmeği 0.25 gramdan düşünürsek günde kişi başı 2.2 ekmek yapmaktadır... Yoruma fazla gerek var mı bilmiyorum ama acaba bu insanlar ekmeklerinin arasına ne koyup yiyorlar diye düşünmekteyim. Poğaça olabilir mi, yoksa fazla mı pahalı kaçar?

Hatırlıyorum da küçükken okuduğum “Piano Piano Bacaksız” adlı romanda, fakir ailelerden oluşan bir ev halkı biraraya gelip yer sofrasında tuz-karabiber, ekmek ve soğan yiyorlardı... Bunu okuduktan sonra bir hafta boyunca annemle babamın bütün ısrarlarına rağmen onu deneyimlemek için ben de öyle yemek istemiştim ama iki gün dayanamamıştım. Benden başka bunu deneyen var mı aranızda?

Yine başka bir haber diyor ki: Ülkemizde Euro bazında asgari ücrette sene başından şimdiye uzanan 43 Euroluk bir gerileme var. Net olarak asgari ücrette çalışan bir işçimiz 380 YTL ile bir ayını, eşini ve çocuğunu geçindirmek zorunda. Habere göre “kaçak!?!” çalışan işçilerimizi de varsayarsak Türkiye'de 5.5 milyon asgari ücrette çalışan işçi varmış.

Kaba bir hesap yapalım şimdi: Bir aile düşünelim asgari ücretli ve bu aile anne, baba ve iki çocuktan meydana gelsin. İstatistiklere göre günde kişi başına  2.2 ekmek yiyen bu ailemiz kişi başına 1.5 halk ekmek yesinler 25 kuruştan. Buna göre bu ailenin sadece ekmek masrafı ayda 45 YTL yapıyor... Çocuklar okuyorlar mı? Gerekli temel besin maddelerini tüketebiliyorlar mı? Herhangi bir sağlık problemleri var mı? Kış geldi, ne ile ısınıyorlar? Nerede ve nasıl oturuyorlar, kiraları ne kadar acaba? Bunları bilen ve/veya düşünen var mı aranızda?

Başka bir haber de Merkez Bankası’nın, hükümete karşı yaptığı memur zammı uyarısı... Şu anda 665 YTL (en düşük kademeli) ile – 3,000 YTL (en yüksek kademeli) arasında çalışan devlet memurlarına yapılacak % 12.2'lik zammın, hükümetin enflasyon politikasını zedeleyebileceğiyle ilgili. Şu andaki hükümetin yıl ortasında memura % 5 zam yaparken milletvekillerine %30 zam yaptığını hatırlayanımız var mı? Şuanki bir milletvekili maaşanın 7,000 ila – 9,000 YTL arasında olduğunu bir de emekli maaşı eklenince 10,000 - 12,000 YTL’yi bulduğunu bilen var mı? On yıldaki maaş artışındaki istatistikleri hesaba katarsak, öğretmen maaşının 28 kat, milletvekili maaşının 70 kat, temel besin maddelerinin (ekmek, et, yumurta, süt) ise ortalama 75 kat arttığını bilen var mı?

Yeni yılda çıkacak Genel Sağlık Sigortası yasasına göre Cumhurbaşkanı’ndan vatansızına kadar herkesin sağlık katkı payı ödeyeceğinden, yalnız milletvekillerinin (emekli olanların dahil) bundan muaf bırakılacağını biliyor musunuz? Ben de bilmiyordum, okuduğum bu haberi Google’da iki dakika araştırınca görüp bilgilendim.

17 Ağustos 1999 tarihinden beri beklenen çoook büyük bir İstanbul depremi var. Bir sürü raporlar hazırlandı, bir sürü araştırmacı/bilim adamı/jeolog/sismolog çıktı demeçler verdi, medyada yazıldı, çizildi ve konuşuldu. Hatta bu ay deprem üzerine bir yazı İndigo Dergisi’nin kapak haberi olmakta. Bugun Radikal'de okuduğum bir yazı beni biraz düşündürdü. Türkiye Hazine’sine giren paranın % 41.6'sı İstanbul’dan gelmekteymiş, % 13'ü ise Kocaeli’den. Diğer Marmara Bölgesi civarında olup ve kendisine yapılan harcamadan daha fazla Hazine’ye kazandıran iller Bursa, Tekirdağ ve Yalova olarak devam ediyor. Yani devlet milli kazancının yaklaşık % 60'ını bu illerden elde ediyor.

Kafamda bu istatistiği anladıktan sonra şu soru oluştu: “Muhtemel bir İstanbul-Marmara depreminde oluşacak kayıp 100 milyarlarca dolarla ifade ediliyor. Böyle bir durumda, devletin herhalde bu % 60 kazancın tek kuruşunu bu bölgeden alamayıp bir de üstüne para harcaması gerekecektir. Peki Türkiye bu parayı nereden bulacaktır?”

Bir de düşünce özgürlüğü ile ilgili enteresan bir köşe yazısına rastladım. Can Dündar’ın Milliyet’teki 30 Ekim tarihli köşe yazısı pek düşünmeye olanak tanımayan, düşünce özgürlüğü ve sansür açısından Türkiye’nin gerçeğini olduğu gibi gözler önüne seren bir yazı. Son zamanlarda çok dikkatimi çeken bir olay var. Elektronik posta kutuma gelen çok ilginç iletiler var. Bunlardan birinde başbakanımızın bir vatandaşa “Ananı da al git!” sözü ile Atatürk’ün erlerine karşı bir yolculuktaki “cömert davranışı” kıyaslanıyor. 23 yaşındayım ve aklım başıma geldiğinden beri nice başbakan değişti ülkemizde, ben hiçbirinin Atatürk’le “kıyaslandığını” görmedim. Açıkçası görmekte istemem...

Son zamanlarda dikkatimi çeken başka bir konu ise, giderek artan bir şekilde daha fazla Atatürk’ün elleri açık dua eder pozda olan resmini görebilmem. Ayrıca Atatürk’ün din hakkındaki görüşlerinde de önemli bir kaynak ve yazı artışı var. Sanki Atatürk zamanında sadece dinden bahsetmiş...

Yazıya dönmek gerekirse Atatürk’ün mal varlığından bir kısmını vasiyet olarak bıraktığı bir kurum var, Türk Tarih Kurumu. Bu kurumda yayınlanan "Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları" adlı Afet İnan’ın yazdığı 1931 yılında yayınlanan bir kitap var. Atatürk bu kitabı ortaokul ve liselerde okutulsun diye özel olarak ilgilenerek yazdırmış. Yalnız ilginç olan olay şu ki bu kitapta “Millet” bölümünde Atatürk’ün din hakkındaki görüşleri 1969 ve 1988 baskılarında yok! Çıkartılmış, yayınlanmamış! Ayrıca bu kurumun kitapları, kitapçılarda yok... Sadece sahaflarda belki, ama genelde toplum olarak pek korktuğumuz internet alışverişi ile internet sitesinden bu kurumun kitaplarını alabiliyoruz. Atatürk’ün “sansürlenen” görüşlerini, olduğu gibi yazmak istiyorum şimdi: 

Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din, Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)

Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)

Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)

... Din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra...

Atatürk'ün Sansürlenen Görüşleri Can Dündar, Milliyet

Ümidim bu tip gerçek filtrelenmemiş, sansürlenmemiş bilgilerin, özgür düşüncelerin yer aldığı kitapların, kaynakların okullarımızda okutulması ve gençlerin ezber yerine, araştırmaya ve anlamaya teşvik edilmesi. Gereksiz formüllerle sulandırılmış beyinler yerine düşünen beyinler yaratılması. (Türkiye’de eğitim konusuna da önümüzdeki ay yayınlanacak yazımda değineceğim).

Son büyük İstanbul Depremi’nden sonra 240 yıl geçmiş. İstatistiklere göre her 240 yılda bir İstanbul’u yüksek şiddette bir deprem vuruyor. ODTÜ Öğretim Üyesi ve Ulusal Deprem Konseyi Üyesi Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu, Kuzey Marmara fayında olması ve İstanbul'u şiddetle etkilemesi beklenen büyük depremin bir benzerinin 1766'da meydana geldiğini, bu depremlerin üzerinden 240 yıl geçmiş olmasının artık sürenin dolduğuna işaret ettiğini söyledi. Demek ki her an, her saniye büyük bir deprem olabilir. Bu bilgiyi okuyunca aklımda şöyle bir tablo oluşuyor. Devlet büyüklerimiz, belediye başkanlarımız ve büyük inşaat firmalarımızın tepelerindeki insanlar ile bir fasıl gecesinde ellerinde rakılar, önlerinde mezeler hep bir ağızdan Ezginin Günlüğü grubunun “Bekliyorum Gelmiyorsun” şarkısını hep bir ağızdan söylediği bir tablo...

Bir dahaki ay yazımın başlığı tahmin edersiniz ki “Sesimi duyan var mı?” olacak...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Özgür Teker, 1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde eğitimine devam ediyor. İndigo Dergisi'nde kurumsal yönetmenlik ve yayın danışmanlığı yapıyor.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Marmara’nın Altı Çatırdıyor!


Olasılıklar Fiziği Kuantum


Zaman Omurgası


Şiddeti Önce Çocuklar Sonra Gençler Önleyecek


Denizler Sizi Çağırıyor!


Küresel Isınma Alaska'nın Göllerini Kurutuyor


Ve Ortadoğu’da Güneş Bir Kez Daha Battı...


Okullarda Satranç Dersi


Füzyon Deneyi Başarıldı


Manyetik Alanın Sağlığa Etkileri


Dünya'nın Salınımları, Yokoluşu Tetikliyor


Kanseri Yok Eden Virüs


Her Derde Deva İsveç İksiri


Rembrandt Desen Sergisi Pera Müzesi'nde


An'da Öz'e Dair Sohbetler: Şiva


Astroloji: Hazırlık


Nezle ve Grip İçin Doğal Reçete: Yoga

 

KÖŞE YAZARLARI

Özgür Teker

Bekliyorum Gelmiyorsun  


Uzay Gökerman

Anlayış


Mahmut Şaylıkay

Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni


Melda Güngül

Tarihi Yeniden Yazma Dairesi


Uzay Gökerman

Kabul Edilebir “Risk”


Funda Umut Pakkal

Olanıksızlıklar Alanında Uzmanlaşmak


S.Kuzey Yıldız

Nemos Kek Renginde Acı Bir Deneyim


Fırat Erdoğan

Renklerin Gölgesinde 


Rüya Yüksel

Sınırlar, İçinde Sonsuz Özgürlüğü Barındırır


Didem Çivici

İlişkideki Ben


Özge Esirgen

Biraz daha Doğu(m)


Can Duman

Sonbahar Melankolisi, Öz Derdinle Düçar mısın?  


Didem Çivici

Sonbahar


Burçin İvren 

Holistik Evren Tasarımı


Burçin İvren 

Konuşurcasına


Burçin İvren 

Sosyal Zeka Mı, Ya Da Bir Oyun Mu?

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00