|
Yazar:
Özge Esirgen
Dünya’da Büyümek
Ve sonra, belki de hiç ummadığınız bir anda, olgunlaşma
tepenizden iniverir...
Olgunlaşmak diye bir mevsim
var. Ve ancak hissedilebilen bir mevsim bu. Olgun bir meyveyi
gördüğünüzde bunu hissedersiniz. Olmuş bir meyveyi ısırdığınızda
tadından anlarsınız. İşte her şeyin böyle bir tadı neden
olmasın?
Ben bunu dinlediğim müzikte
yaşıyorum. İnsanlarla olan ilişkilerimde yaşıyorum. Hatta her
günün kendi içindeki o olgunluk noktasını yaşıyorum. Çünkü ben
meyveyim, büyüme umudunda olan. Ben fidanım, uzamaya pek
hevesli.
Hissettiğiniz
bazı müzikler vardır, o sizin müziğinizdir. Belki de kimse daha
önce o müziğe karşı hissettiğinizi hissetmedi ve hissedemeyecek
de. İşte o müziğin içinde bir büyüme, bir çağ atlama noktası
vardır. Müziğin en çok o yerini seversiniz ve onunla
özdeşleşirsiniz. Anılarınızı özdeşleştirirsiniz onunla, bazı
anları, dokunuşları özdeşleştirirsiniz. O kısımdaki notaların
diziliminde sizi ifade eden bir şeyler vardır. O, sizin müzikle
birlikte büyüdüğünüz, müziğin sizi büyüttüğü andır.
Bazı müzikler ise başlı
başına ‘Büyük’türler. Sizi en yaşlı hallerinize taşırlar.
Bazılarıysa sizi çocuklaştırarak veya küçümseyerek büyütürler.
Çünkü çocuk olmanın tazeliği, o an için yaşamanız gereken en
olgun deneyimdir.
Ve ilişkiler... İnsan
ilişkileri ve olgunlaşma... İlişkilerin başlangıç noktaları ve
gidişatları... Belki ilişkide bulunan insanların her biri
olgunlaşmadan haberdar olmadıklarından, kısa sürede
ilişkilerinin sonları geliyor. Belki de
o
büyümeyi kısa süreli yaşayıp ayrılıyorlar, kendilerini çok daha
fazla büyütecek başka insanlar bulmak üzere...
Bazen bir insanı tanıdıktan,
onunla el sıkıştıktan sonra bir yolculuğa çıkarsınız. O ana dek
görmemiş olduğunuz bir alana adım atmış olduğunuzun farkına
varırsınız. Bu alanın daha önce bildiklerinize benzerliği olduğu
halde, o gene de farklıdır. Hatta bazen sizi şaşırtacak kadar,
sizi değiştirecek kadar farklıdır... İşte o şaşırdığınız an,
olgunlaşmanın kendisini belli etmeye başladığı yerler olmalı. O
insanla aranızda kurduğunuz yol üzerinde sadece gidiş ve
gelişler yoktur artık. Siz, birlikte yukarı doğru tırmanmaya
başlamışsınızdır. Bu tırmandığınız yer, bazen sizin tepeleriniz
olur, bazen onunkiler. Bazense birlikte tepeler yaratır ve
onları aşmaya çalışırsınız, kimi zaman tek tek, kimi zamansa
beraberce... İlişkilerimizde, doğanın kendiliğinden gelen bu
olgunlaşma mevsimini kabul etmeliyiz. Bu mevsimi görebilmek
içinse, evvelinde gelen rüzgârlardan korkmamalıyız sanırım.
Ancak o rüzgârların götürdüğü yerde buluşabiliriz karşımızdaki
insanla. Yoksa onu gördüğümüzde, yalnızca yüzünü görmekle
kalırız. Oysa ilişkideki o yolda kurulacak köprüler ve o
köprülerin üzerinde yazılacak masallar vardır iki insan
arasında. Cesur olmak gerekir... Cesaret, her olgunlaşmayı
sulayan nehirlerden önemli bir tanesi olsa gerek...
Cesurca
atılan adımlar ve karşıdaki insanın içine yapılan dalışlar bizi
hayat yollarımızda bir ileriye taşıyabilirler... Bu adımlar,
içimizdeki çocuğa bir yaş daha atlatabilir, ona önemli şeyler
öğretebilir... Ve sonra, belki de hiç ummadığınız bir anda,
olgunlaşma, tepenizden iniverir... Tıpkı kocaman sulu bir meyve
gibi ilişkide bulunan iki insanı da doyurmak üzere gelir ve
başınızdan akmaya başlar... Belki iki kişinin meyveden aldığı
tat aynı tat değildir. Belki de tat acı gelir bazen. Asıl olan,
o meyve ile artık her iki kişinin de değişmiş olduğu, Dünya
yolunda herhangi bir yöne doğru en az bir adım daha atmış
oluşudur. Bazen adımlar geriye atılır, ileriyi daha net
görebilmek için... Fakat geride de olsa, adımı atan artık daha
uzun boylu, daha yapılıdır. O büyümüştür çünkü, ve karnı daha
toktur artık.
Sevginin, ancak olgunlaşma
meyvesini tattıktan sonra açığa çıkabileceğine inanıyorum. Ancak
meyveyi yeme cesaretini gösterdikten sonra açığa çıkabilecek bir
değer olduğunu hissediyorum. Kendi deneyimlerime de dayanarak
söyleyebilirim ki; mevsim sizi mutlaka sınıyor. Bu mevsimin
içinde hem yaz hem de kış var; hem sıcak ve canlı, hem de bazen
üşüten ve ürküten bir şey olgunlaşma. Bu her ikisini birlikte
kabul etmeye
başladığınızda
size kollarını açmaya başlayan bir şey olgunluk. Sağ yanınıza en
karnı dolu, sol yanınıza da en karnı aç dostunuzu alıp da
kalbinizin masasına oturabildiğinizde önünüze sunulan bir meyve
sepeti bu.
Gün içerisinde, durup da,
kendi kendinize gülümsediğiniz bazı anlar olur. Gerçekten
gülümsediğiniz... Sanki bir çocuğun yaramazlığını affeder
gibisinizdir o an. Ortalıkta olmayan, fakat kendinizi bildiniz
bileli size varlığını hissettiren bir çocuğu... Kendi kendinizin
annesi, babası oluverirsiniz birden. Bazense bunu hiç
ummadığınız birileri yaptırıverir size. Çok kızgın biri
karşısında birdenbire yumuşacık bir şey kalkar içinizden ve çok
nadiren yapabildiğiniz bir şekilde gülümserken bulursunuz
kendinizi ona. O an, onun aslında istemediği bir halde olduğunu
hisseder ve akarsınız ona doğru. Bir an’dır bu, fakat sizin en
olgun anınızdır. O gün, o an için yaşanmıştır sanki ve o gece
yattığınızda her gece olduğundan bir fazla yıldız daha göz
kırpar size.
Şefkat, gene oyununu oynamış
ve olgunluğu sizin hayatınıza kadar uzatmıştır elleriyle. Tıpkı
Doğa Ana’da yer bulup, mevsimleri geldiğinde tüm çiçeklere ve
meyvelere dokunarak onları büyüttüğü gibi... Zamanı hiç
şaşırmadan,
cimriliği bir türlü öğrenemeden yoluna devam eden şefkat,
hayatlarımıza dokunup geçiyor...
Bir bahar daha geldi. Yıl
2007. Büyüdüğümü hissediyorum. Büyüdükçe çok farklılaşacağımı
hissediyorum. Doğanın bana olan dokunuşlarını hissediyorum.
Bedenime, kadınlığıma ve kalbime... O, herkese yaptığı gibi,
bana da oyununu oynayacak ve beni büyük bir kadın haline
getirecek yıllar boyunca... Tıpkı bin yıllardır tüm Dünya’ya ve
insanlığa yaptığı gibi... Tıpkı yaşamış tüm çocuklara, artık o
istedikleri “büyük adam” olma vaktini hediye ettiği gibi...
Tıpkı yeterince ağlayan herkese gözyaşının manasını anlattığı,
öğrettiği gibi...
Tıpkı
“yürümekte” olan herkese her yolun sonunda mutlaka bir meyvenin
ağaçtan düştüğünü gösterdiği gibi...
Benimle birlikte, insanla
birlikte, Dünya’da büyüyen her şeye ve herkese teşekkür etmek
geliyor içimden; paylaştığımız için.
Ve bu paylaşımın kendisini
doğuran ve büyüten Yaratıcı’yı selamlıyorum; olgunlaşma yolunda
öğrenebildiğim her şey için.
Selam olsun.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Özge
Esirgen 1984 İstanbul doğumlu. Spiritüalizm ve
şifa teknikleri ile yakından ilgileniyor. Koç Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler bölümünde ögrenimine devam ediyor.
Detaylı Bilgi
|