Sayı 40|OCAK 2009              Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Facebook'ta Paylaş


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

Indigo Magazine International Edition

Coming Very Soon

click for more information

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 

 

Kâhin

Fehmi Özçelik


Bebek 

Özge Esirgen


Neden?

Nuran Nayır Giner


Bir İhtimal Şiiri

Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Özge Esirgen

Dünya’da Büyümek 

Ve sonra, belki de hiç ummadığınız bir anda, olgunlaşma tepenizden iniverir... 

Olgunlaşmak diye bir mevsim var. Ve ancak hissedilebilen bir mevsim bu. Olgun bir meyveyi gördüğünüzde bunu hissedersiniz. Olmuş bir meyveyi ısırdığınızda tadından anlarsınız. İşte her şeyin böyle bir tadı neden olmasın? 

Ben bunu dinlediğim müzikte yaşıyorum. İnsanlarla olan ilişkilerimde yaşıyorum. Hatta her günün kendi içindeki o olgunluk noktasını yaşıyorum. Çünkü ben meyveyim, büyüme umudunda olan. Ben fidanım, uzamaya pek hevesli. 

Hissettiğiniz bazı müzikler vardır, o sizin müziğinizdir. Belki de kimse daha önce o müziğe karşı hissettiğinizi hissetmedi ve hissedemeyecek de. İşte o müziğin içinde bir büyüme, bir çağ atlama noktası vardır. Müziğin en çok o yerini seversiniz ve onunla özdeşleşirsiniz. Anılarınızı özdeşleştirirsiniz onunla, bazı anları, dokunuşları özdeşleştirirsiniz. O kısımdaki notaların diziliminde sizi ifade eden bir şeyler vardır. O, sizin müzikle birlikte büyüdüğünüz, müziğin sizi büyüttüğü andır.

Bazı müzikler ise başlı başına ‘Büyük’türler. Sizi en yaşlı hallerinize taşırlar. Bazılarıysa sizi çocuklaştırarak veya küçümseyerek büyütürler. Çünkü çocuk olmanın tazeliği, o an için yaşamanız gereken en olgun deneyimdir. 

Ve ilişkiler... İnsan ilişkileri ve olgunlaşma... İlişkilerin başlangıç noktaları ve gidişatları... Belki ilişkide bulunan insanların her biri olgunlaşmadan haberdar olmadıklarından, kısa sürede ilişkilerinin sonları geliyor. Belki de o büyümeyi kısa süreli yaşayıp ayrılıyorlar, kendilerini çok daha fazla büyütecek başka insanlar bulmak üzere...

Bazen bir insanı tanıdıktan, onunla el sıkıştıktan sonra bir yolculuğa çıkarsınız. O ana dek görmemiş olduğunuz bir alana adım atmış olduğunuzun farkına varırsınız. Bu alanın daha önce bildiklerinize benzerliği olduğu halde, o gene de farklıdır. Hatta bazen sizi şaşırtacak kadar, sizi değiştirecek kadar farklıdır... İşte o şaşırdığınız an, olgunlaşmanın kendisini belli etmeye başladığı yerler olmalı. O insanla aranızda kurduğunuz yol üzerinde sadece gidiş ve gelişler yoktur artık. Siz, birlikte yukarı doğru tırmanmaya başlamışsınızdır. Bu tırmandığınız yer, bazen sizin tepeleriniz olur, bazen onunkiler. Bazense birlikte tepeler yaratır ve onları aşmaya çalışırsınız, kimi zaman tek tek, kimi zamansa beraberce... İlişkilerimizde, doğanın kendiliğinden gelen bu olgunlaşma mevsimini kabul etmeliyiz. Bu mevsimi görebilmek içinse, evvelinde gelen rüzgârlardan korkmamalıyız sanırım. Ancak o rüzgârların götürdüğü yerde buluşabiliriz karşımızdaki insanla. Yoksa onu gördüğümüzde, yalnızca yüzünü görmekle kalırız. Oysa ilişkideki o yolda kurulacak köprüler ve o köprülerin üzerinde yazılacak masallar vardır iki insan arasında. Cesur olmak gerekir... Cesaret, her olgunlaşmayı sulayan nehirlerden önemli bir tanesi olsa gerek...

Cesurca atılan adımlar ve karşıdaki insanın içine yapılan dalışlar bizi hayat yollarımızda bir ileriye taşıyabilirler... Bu adımlar, içimizdeki çocuğa bir yaş daha atlatabilir, ona önemli şeyler öğretebilir... Ve sonra, belki de hiç ummadığınız bir anda, olgunlaşma, tepenizden iniverir... Tıpkı kocaman sulu bir meyve gibi ilişkide bulunan iki insanı da doyurmak üzere gelir ve başınızdan akmaya başlar... Belki iki kişinin meyveden aldığı tat aynı tat değildir. Belki de tat acı gelir bazen. Asıl olan, o meyve ile artık her iki kişinin de değişmiş olduğu, Dünya yolunda herhangi bir yöne doğru en az bir adım daha atmış oluşudur. Bazen adımlar geriye atılır, ileriyi daha net görebilmek için... Fakat geride de olsa, adımı atan artık daha uzun boylu, daha yapılıdır. O büyümüştür çünkü, ve karnı daha toktur artık. 

Sevginin, ancak olgunlaşma meyvesini tattıktan sonra açığa çıkabileceğine inanıyorum. Ancak meyveyi yeme cesaretini gösterdikten sonra açığa çıkabilecek bir değer olduğunu hissediyorum. Kendi deneyimlerime de dayanarak söyleyebilirim ki; mevsim sizi mutlaka sınıyor. Bu mevsimin içinde hem yaz hem de kış var; hem sıcak ve canlı, hem de bazen üşüten ve ürküten bir şey olgunlaşma. Bu her ikisini birlikte kabul etmeye başladığınızda size kollarını açmaya başlayan bir şey olgunluk. Sağ yanınıza en karnı dolu, sol yanınıza da en karnı aç dostunuzu alıp da kalbinizin masasına oturabildiğinizde önünüze sunulan bir meyve sepeti bu.

Gün içerisinde, durup da, kendi kendinize gülümsediğiniz bazı anlar olur. Gerçekten gülümsediğiniz... Sanki bir çocuğun yaramazlığını affeder gibisinizdir o an. Ortalıkta olmayan, fakat kendinizi bildiniz bileli size varlığını hissettiren bir çocuğu... Kendi kendinizin annesi, babası oluverirsiniz birden. Bazense bunu hiç ummadığınız birileri yaptırıverir size. Çok kızgın biri karşısında birdenbire yumuşacık bir şey kalkar içinizden ve çok nadiren yapabildiğiniz bir şekilde gülümserken bulursunuz kendinizi ona. O an, onun aslında istemediği bir halde olduğunu hisseder ve akarsınız ona doğru. Bir an’dır bu, fakat sizin en olgun anınızdır. O gün, o an için yaşanmıştır sanki ve o gece yattığınızda her gece olduğundan bir fazla yıldız daha göz kırpar size.

Şefkat, gene oyununu oynamış ve olgunluğu sizin hayatınıza kadar uzatmıştır elleriyle. Tıpkı Doğa Ana’da yer bulup, mevsimleri geldiğinde tüm çiçeklere ve meyvelere dokunarak onları büyüttüğü gibi... Zamanı hiç şaşırmadan, cimriliği bir türlü öğrenemeden yoluna devam eden şefkat, hayatlarımıza dokunup geçiyor...

Bir bahar daha geldi. Yıl 2007. Büyüdüğümü hissediyorum. Büyüdükçe çok farklılaşacağımı hissediyorum. Doğanın bana olan dokunuşlarını hissediyorum. Bedenime, kadınlığıma ve kalbime... O, herkese yaptığı gibi, bana da oyununu oynayacak ve beni büyük bir kadın haline getirecek yıllar boyunca... Tıpkı bin yıllardır tüm Dünya’ya ve insanlığa yaptığı gibi... Tıpkı yaşamış tüm çocuklara, artık o istedikleri “büyük adam” olma vaktini hediye ettiği gibi... Tıpkı yeterince ağlayan herkese gözyaşının manasını anlattığı, öğrettiği gibi...

Tıpkı “yürümekte” olan herkese her yolun sonunda mutlaka bir meyvenin ağaçtan düştüğünü gösterdiği gibi... 

Benimle birlikte, insanla birlikte, Dünya’da büyüyen her şeye ve herkese teşekkür etmek geliyor içimden; paylaştığımız için.

Ve bu paylaşımın kendisini doğuran ve büyüten Yaratıcı’yı selamlıyorum; olgunlaşma yolunda öğrenebildiğim her şey için.

Selam olsun.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Özge Esirgen 1984 İstanbul doğumlu. Spiritüalizm ve şifa teknikleri ile yakından ilgileniyor.  Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ögrenimine devam ediyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Yükselen Yeni Tür; Homo Violents


Her Şeyin Teorisi


İklim Dostu Bir Yaşam


Şifacı Doktor İnci Erkin


Kanser Tedavisinde Akıllı Moleküller


Balinaların Nesli Tehlikede!


İki Kültür Arasında Çocuk Yetiştirmek


Yaratıcı İmgeleme Araştırmaları


Selçuk Erdem: İyi Çocuklar Değiliz Biz!


Okumanın Dinamiği


Nükleer Yayılma


Tiyatro Sporu ve Mahşer-i Cümbüş


Psikiyatrik Suistimalin Bilinmeyen Tarihi


Çocukluk Çağı Sinüzitleri


Barış Kadıköy'deydi 


Merakla Beklenen Seçim Kampanyaları


Tarım ve Hayvancılıkta AB'ye Uyum?


Haydi Türkiye Günde Bir Yumurta


Ayrıştırma


AKM Yıkılsın Mı?

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Uzay Gökerman 

Aydın Olgusu


İdil Soyseçkin

Mayıs Karnesi


Nilay Altın

Sihirli Dokunuşlar 


Burcu Akar

Anne Karnında Başlayan Öğrenilmiş Korkular -I-


Can Duman

Olmak Ya Da Olmamak


Didem Çivici

Her Şey Güzel


Arbil Çelen

Tamam O Zaman


Engin Sezen

Anne Babaların Yapageldikleri Hatalar


Melda Güngül

Ne Yapmalıyım?


Özge Esirgen

Dünya’da Büyümek 


Rüya Yüksel

Sevgiliye Mektup


Özge Gündem

AKM Yıkılırsa Sevgilimi Nerede Bekleyeceğim?


Volkan Burnaz

Burası Ne Kadar Bizsiz


Buse Doğan

Nasıl yani, anlamak için yaşamak, özlemek için yitirmek mi gerekir?


Didem Çivici

Salıncak


Eray Çetinkaya

Zaman Yaşamı Yiyor


Fırat Erdoğan

Kapatılan Köy Enstitüleri ve Açık Olan Okullarımız 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  1 OCAK 2009 TSİ 00:00