Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Haber ve Röportaj: Özge Esirgen

Mutfak Penceremdeki Hindistan 

“Hayatı farklı yaşamak için çok büyük bir öğretmen, ya da çok bilge olmaya gerek yok. Hayatı farklı yaşamak için aslında çocuk olmaya gerek var...”

Elimde ince, sade bir kitap tutuyorum. O kadar yumuşak tutmaya çalışıyorum ki kitabı, yoksa birdenbire kristal bir gözyaşına dönüşecek sanki... Bu gözyaşı benim mi? Yazarın mı? Kitap kahramanlarının mı? Yoksa insanlığın mı?

Bu kitabı okumaya başlamadan evvel kitabın gerçek olduğunu öğrenmiştim; hikayelerin hepsi tek tek, birebir yaşanmış hallerden ve olaylardan oluşuyordu; uzun yıllardır ezoterik şifa teknikleri ile çalışmalar yapan yazarın süjeleri ile paylaşmış olduğu deneyimlerden... Fakat ilk hikayeyi okumaya başlamamla, sanki başka bir boyuta, özlenen bir aleme, adeta nesli tükenmiş bir çiçeğin kokusuna doğru çekilmeye başladım. Hayatı, mutfak penceresinden, anlattığı o gözlerle gören ve deneyimleyen birisi vardı dünyada. Yalnızca bunu bilmenin verdiği doygunlukla ve tuhaf bir huzurla uyudum o gece. Diğer öyküleri sonraki günlere bırakarak...

Ertesi günler okumaya devam ettikçe, kitap önümde bambaşka kokular açmaya, her bir hikaye beni bambaşka bir huzurla doyurmaya başladı.  Hikayeler bir bir, geçmişimin ve bugünümün karanlıklarına ışık tutuyordu.

Kitap, şifaydı. 

Kitabın adı: Mutfak Penceremdeki Hindistan’.  Yazarı: Sevgi Ersoy.  Kitabın kahramanları; sanki yaşayan her şey...Ve ben o gün Sevgi Ersoy’la konuşmaya gittiğimde, sanki yaşayan herşey için konuşmaya gittim. 

“Yazılanların samimi olduğu inandırıcı mı? ‘Acaba kurgular var mı?’ diye düşündürüyor mu? Ordaki samimiyeti anlayabilmek için aynı samimiyette olmak lazım. Hepsi hissedilen şeyler o yazılanların...Tek tek...” diye soruyordu Sevgi Ersoy kitabı okumamdan birkaç gün sonrasında kendisi ile görüşmeye gittiğimde. 

Röportaj: Özge Esirgen


Özge: Hemen kitaptaki en dokunaklı hikayelerden birinden konu açtım; Ürkek. Sevgi Ersoy, Ürkek’te bir kanser hastası ile adım adım ölüme gidişini anlatıyor. Ersoy’un an be an hasta ile yaşayışı, kurdukları “gönül dostluğu”, kanser hastasının gücü, inancı,“ürkekliği” ve bu dünyadaki hayatının Işığa o uğurlayış ile son buluşu...

Sevgi Ersoy: Çok empati isteyen bir kitap, okuyacak olan insan balıklama atlamalı, kitabın içine bırakmalı kendini, kitabın dışında kalır yoksa. Kitabı anlamak için empati şart ve sorgulamak yerine 'evet öyledir' demek lazım. İşte o zaman kitapla yaşarsın.  Çünkü her hikaye çok yoğun yaşanmış şeyleri barındırıyor.

Ürkek hikayesine gelince, ben gerçekten o süre kadar birebir o insanla yaşadım, onun halleri ile…Ve o insan bende çok şey değiştirdi. Kanser olmadan nasıl kanser olunur…Ölmeden nasıl ölünür…Bunları yaşadım adeta. Bir insanın ölümü kabul edişi, ama aynı anda da 'bir dakika dur...'  deyişi Kozmos'a…Düşünsene; karnın şişmiş, doktor ‘artık yapacak hiçbir şey kalmadı’ diyor ve sen sadece bir güzel bir dilim pasta yemeyi düşünüyor, hayatın hiç bir anını kaçırmak istemiyorsun.

Onun yüzüne bakarken, ona hayranlık duyarken öylesine bir bütünsellik yaşadım ki onunla, tüm anlattığı anıları şu an tek tek aklımda, hepsini hatırlıyorum. Çünkü biz onları yaşarken andaydık… 

Özge: Bu kitapta yaşadıklarınızı anlatıyorsunuz, ve bu yaşam çok incelikli bir yaşam, çok derin...Yaşamın böyle de yaşanabileceğini hissettirmek umudu ile mi yazdınız? 

Sevgi Ersoy: Zaten kitabın ismini Mutfak Penceremdeki Hindistan koyuşumun sebebi de odur. Bir şeyleri anlamak için, hissetmek için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Aslında mutfak çok önemli bir mekandır hayatlarımızda; biz orda kotarırız işlerimizi, orda pişeriz... Tüm hikayelerimi mutfaktaki masada yazarım zaten, başka hiçbir yerde yazmam. 

Ayrıca ben bu kitapta sevgiyi nasıl öğrendiğimi anlatıyorum. Bu kitapta hep öğreniyorum ben. Olmuş bitmiş bir şeyi anlatmıyorum, olmakta olan bir şeyi anlatıyorum. Bu da bu kitabın yaşayan olduğunu gösteriyor. Bu kitap canlı, hala yaşıyor. Ve her okuyan ile yaşamaya devam edecek. 

Özge: Kitapta şifa vermek, şifa olmak adına çok özel şeyler var, hayatın bizzat içinden şeyler...Spiritüel öğretmen, ya da bir Reiki Grand Master kimliğinizin değil de, sadece veren bir kalbin hissedildiği hikayeler... 

Sevgi Ersoy: Bu ne gibi biliyor musun? Hayat insanın karşısına çeşitli koridorlar çıkartır.  Benim de sayılarca koridorum var. Bir koridorda eşim, birinde anneyim, birinde iç mimarım, bir diğerinde ev hanımıyım. Başka bir koridor da spiritüel yanımdır ki, bu hayatımın en önemli koridorudur. Oraya girdiğim gibi başka bir boyuta girerim. Ama bu koridor öyle bir koridor ki, hepsini içine alabilecek süptillikte. Ötekilerin duvarları kesiftir, onların içine girdiğin zaman sadece onların içinde gidersin, ama bu spiritüel koridor diğer her duvarın içinden geçer ve yayılır, ama sakin bir yayılış, sert değil…

Evet, kitapta çok naif, sırf kaple yaşanan şeyler var; çocuk gözü ile bakılan, hiç hesapsız, yalın bir bakış ile deneyimlenen. Güzel olan da bu zaten. Bilgiçlik taslamak, allamak, pullamak, büyütmek değil mesele. Ben bir şey öğretmeye çalışmadım bu kitapta.  Sadece paylaştım. Olduğu gibi paylaştım. 

Hayatı farklı yaşamak için çok büyük bir öğretmen, ya da çok bilge olmaya gerek yok. Hayatı farklı yaşamak için aslında çocuk olmaya gerek var...Bu benim önemli huylarımdan biridir. Bir olayla karşılaştığımda veya birini dinlerken onu tam bir çocuk gibi dinlerim, bir bilge olarak dinlemem, ve karşımdakinin anlattıklarıyla büyürüm. Onun anlatımları bittiği anda ben artık olgun biriyimdir ve onunla konuşmaya başlarım…

‘Kumru’ adlı hikayesine getiriyorum sözü. Mutfak penceresinden tanıştığı kumru ile yaşadığı o aşk, ardından onu kaybedişinin getirdiği acı, yeniden bulduğunda yaşadıkları... Dünyadaki tüm kayıplar ve kaybedenlerle hissettiği birlik... Kaybetmenin ve bulmanın acısı, sevinci, çaresizliği, bilgisi...“Veren de Sen’sin: Alan da Sen... Senin İznin Olmazsa, Bir Yaprak Dahi Kıpırdamaz...” diye başlayan hikaye... 

Özge: Artık dördüncü boyuta geçtik diyorlar. Acı bitti diyorlar. Tüm acılar ilüzyondur, bırakalım uğraşanlar hala orda uğraşsınlar acı ile, üçüncü boyut deneyimlerini yaşasınlar diyorlar. 

Sevgi Ersoy: Ben hiç böyle düşünmüyorum. “O onun deneyimi, onu yaşayacak.” Hayır, o benim deneyimim. Kumru'da müthiş şeyler yaşadım. Kaybolan çocuklar var ya, bir meditasyonumda o annelerin şuur alanlarına girdim ve hissettiğim acıyı anlatamam, müthiş bir acı hissettim. Bunu okuyan da hissetmez, o acıyı ancak hisseden bilebilir, o acı hiçbirşeye benzemez. Kayıp çok büyük bir acı. Birisi öldüğü zaman kabul edebiliyorsun, ama öteki türlü her an ölüp ölüp diriliyorsun.

Bunlardan kendimi soyutlayamam. Ama hiç bir zaman da onların acısı ile acı olmam. Burda yapmak istediğim şey titreşimleri yükseltmek. Kendimde ne kadar yükseltirsem bütün şuurlara bunun yansıyacağını biliyorum. Bu ütopik birşey değil. Bu gerçekten varolan, bilimsel olarak kanıtlanmış birşey. Ben her gece bunun için 12-2 arası özel bir meditasyon  yapıyorum. Maymunlar bile yapıyorlar bunu, biz niye yapmayalım?

Bunun sorumluluğunu hissediyorum. Farkındalığına da fark etmeye gayret edip, idrakini de oluşturmaya çalışıyorum. Onun için o meditasyonları da yaptırıyorum insanlara.

Kimseyi kendimden soyutlayamam. Bu eski enerji diyemem. Eğer bu dünyada yaşıyorsam insan deneyimlerinin en derinliklerine kadar esneyip en yükseklerine kadar yükselebilmeliyim ki gelişeyim. Yaşandığına göre bu hal var. Ve o ben’im...  


Özge: Bu sözlerden sonra çok da birşey söylemek, sormak gelmiyor içimden.  Hayatı, mutfak penceresinden, anlattığı o gözlerle gören ve deneyimleyen birisi vardı dünyada... Yalnızca bunu bilmenin verdiği doygunlukla ve o tuhaf huzurla ve kitabı okumaya başladığımda duyduğum o  bilinmedik çiçeğin kokusu ile ayrılıyorum Sevgi Ersoy’un yanından... 

Bir gönül yolculuğu tatmaya özlem duyan herkese tavsiyemdir; Mutfak Penceremdeki Hindistan...

Teşekkürler Sevgi Ersoy...

Bu, Sevgi Ersoy’un ilk kitabı. Üç yüz ellinin üzerinde şiiri ve birçok öyküsü bulunan Ersoy, zamanın henüz gelmediğini hissettiğinden ötürü şu ana dek yazdıklarını yayınlatmamış. İkinci kitabını ise şu an hazırlıyor. Bir kurban ediliş öyküsü ile başlayan ikinci kitabını önümüzdeki Kurban Bayramında yayınlatacağını söyleyen Sevgi Ersoy, ilk kitabından etkilenen okurlarının, ikinci kitabı ile çok daha derinden etkileneceklerini heyecanla ifade ediyor.

Kendisi otuz yıldır metafizik, metapsişik, parapsikoloji, dinler ve ezoretik öğretiler konularında derin araştırma, inceleme ve deneysel çalışmalar yapıyor. Bu konularda Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konferanslar ve eğitimler veriyor. 2000 yılında ise eşi ve on yedi arkadaşı ile Merkez Bilgi Alanı Vakfı’nı kurdular. Vakıf, 2005 yılından beri ise her yıl 1 Haziran ve 30 Eylül tarihleri arasında Batı Toros Dağları üzerinde, bir mistik arınma merkezi olan Reiki Huzur Vadisi Projesi ile hizmet veriyor...


Merkez Bilgi Alanı Vakfı internet sitesi: www.mbavakfi.org


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Özge Esirgen 1984 İstanbul doğumlu. Spiritüalizm ve şifa teknikleri ile yakından ilgileniyor.  Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ögrenimine devam ediyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  2 Eylül 2008 TSİ 00:00