|
Haber ve
Röportaj:
Özge Esirgen
Mutfak Penceremdeki Hindistan
“Hayatı
farklı yaşamak için çok büyük bir öğretmen, ya da çok bilge olmaya gerek
yok. Hayatı farklı yaşamak için aslında çocuk olmaya gerek var...”
Elimde
ince, sade bir kitap tutuyorum. O kadar yumuşak tutmaya çalışıyorum ki
kitabı, yoksa birdenbire kristal bir gözyaşına dönüşecek sanki... Bu gözyaşı
benim mi? Yazarın mı? Kitap kahramanlarının mı? Yoksa insanlığın mı?
Bu kitabı
okumaya başlamadan evvel kitabın gerçek olduğunu öğrenmiştim; hikayelerin
hepsi tek tek, birebir yaşanmış hallerden ve olaylardan oluşuyordu; uzun
yıllardır ezoterik şifa teknikleri ile çalışmalar yapan yazarın süjeleri ile
paylaşmış olduğu deneyimlerden... Fakat ilk hikayeyi okumaya başlamamla,
sanki başka bir boyuta, özlenen bir aleme, adeta nesli tükenmiş bir çiçeğin
kokusuna doğru çekilmeye başladım. Hayatı, mutfak penceresinden, anlattığı o
gözlerle gören ve deneyimleyen birisi vardı dünyada. Yalnızca bunu bilmenin
verdiği doygunlukla ve tuhaf bir huzurla uyudum o gece. Diğer öyküleri
sonraki günlere bırakarak...
Ertesi
günler okumaya devam ettikçe, kitap önümde bambaşka kokular açmaya, her bir
hikaye beni bambaşka bir huzurla doyurmaya başladı. Hikayeler bir bir,
geçmişimin ve bugünümün karanlıklarına ışık tutuyordu.
Kitap,
şifaydı.
Kitabın
adı: ‘Mutfak
Penceremdeki Hindistan’. Yazarı: Sevgi Ersoy. Kitabın kahramanları; sanki
yaşayan her şey...Ve ben o gün Sevgi Ersoy’la konuşmaya gittiğimde, sanki
yaşayan herşey için konuşmaya gittim.
“Yazılanların
samimi olduğu inandırıcı mı? ‘Acaba kurgular var mı?’ diye düşündürüyor mu?
Ordaki samimiyeti anlayabilmek için aynı samimiyette olmak lazım. Hepsi
hissedilen şeyler o yazılanların...Tek tek...” diye soruyordu Sevgi Ersoy
kitabı okumamdan birkaç gün sonrasında kendisi ile görüşmeye gittiğimde.
Röportaj:
Özge Esirgen
Özge: Hemen kitaptaki en
dokunaklı hikayelerden birinden konu açtım; Ürkek. Sevgi Ersoy, Ürkek’te bir
kanser hastası ile adım adım ölüme gidişini anlatıyor. Ersoy’un an be an
hasta ile yaşayışı, kurdukları “gönül dostluğu”, kanser
hastasının gücü,
inancı,“ürkekliği” ve bu dünyadaki hayatının Işığa o uğurlayış ile son
buluşu...
Sevgi
Ersoy: Çok empati isteyen bir kitap, okuyacak olan insan balıklama
atlamalı, kitabın içine bırakmalı kendini, kitabın dışında kalır yoksa.
Kitabı anlamak için empati şart ve sorgulamak yerine 'evet öyledir' demek
lazım. İşte o zaman kitapla yaşarsın. Çünkü her hikaye çok yoğun yaşanmış
şeyleri barındırıyor.
Ürkek hikayesine gelince, ben gerçekten o
süre kadar birebir o insanla yaşadım, onun halleri ile…Ve o insan bende çok
şey değiştirdi. Kanser olmadan nasıl kanser olunur…Ölmeden nasıl
ölünür…Bunları yaşadım adeta. Bir insanın ölümü kabul edişi, ama aynı anda
da 'bir dakika dur...' deyişi Kozmos'a…Düşünsene; karnın şişmiş, doktor
‘artık yapacak hiçbir şey kalmadı’ diyor ve sen sadece bir güzel bir dilim
pasta yemeyi düşünüyor, hayatın hiç bir anını kaçırmak istemiyorsun.
Onun yüzüne bakarken, ona hayranlık
duyarken öylesine bir bütünsellik yaşadım ki onunla, tüm anlattığı anıları
şu an tek tek aklımda, hepsini hatırlıyorum. Çünkü biz onları yaşarken
andaydık…
Özge:
Bu kitapta yaşadıklarınızı anlatıyorsunuz, ve bu yaşam çok incelikli bir
yaşam, çok derin...Yaşamın böyle de yaşanabileceğini hissettirmek umudu ile
mi yazdınız?
Sevgi Ersoy: Zaten kitabın ismini
Mutfak Penceremdeki Hindistan koyuşumun sebebi de odur. Bir şeyleri
anlamak için, hissetmek için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Aslında mutfak
çok önemli bir mekandır hayatlarımızda; biz orda kotarırız işlerimizi, orda
pişeriz... Tüm hikayelerimi mutfaktaki masada yazarım zaten, başka hiçbir
yerde yazmam.
Ayrıca ben bu kitapta sevgiyi nasıl
öğrendiğimi anlatıyorum. Bu kitapta hep öğreniyorum ben. Olmuş bitmiş
bir şeyi anlatmıyorum, olmakta olan bir şeyi anlatıyorum. Bu da bu kitabın
yaşayan olduğunu gösteriyor. Bu kitap canlı, hala yaşıyor. Ve her okuyan ile
yaşamaya devam edecek.
Özge: Kitapta şifa vermek,
şifa olmak adına çok özel şeyler var, hayatın bizzat içinden
şeyler...Spiritüel öğretmen, ya da bir Reiki Grand Master kimliğinizin değil
de, sadece veren bir kalbin hissedildiği hikayeler...
Sevgi Ersoy: Bu ne gibi biliyor
musun? Hayat insanın karşısına çeşitli koridorlar çıkartır. Benim de
sayılarca koridorum var. Bir koridorda eşim, birinde anneyim, birinde iç
mimarım, bir diğerinde ev hanımıyım. Başka bir koridor da spiritüel yanımdır
ki, bu hayatımın en önemli koridorudur. Oraya girdiğim gibi başka bir boyuta
girerim. Ama bu koridor öyle bir koridor ki, hepsini içine alabilecek
süptillikte. Ötekilerin duvarları kesiftir,
onların
içine girdiğin zaman sadece onların içinde gidersin, ama bu spiritüel
koridor diğer her duvarın içinden geçer ve yayılır, ama sakin bir yayılış,
sert değil…
Evet, kitapta çok naif, sırf kaple
yaşanan şeyler var; çocuk gözü ile bakılan, hiç hesapsız, yalın bir bakış
ile deneyimlenen. Güzel olan da bu zaten. Bilgiçlik taslamak, allamak,
pullamak, büyütmek değil mesele. Ben bir şey öğretmeye çalışmadım bu
kitapta. Sadece paylaştım. Olduğu gibi paylaştım.
Hayatı farklı yaşamak için çok büyük bir
öğretmen, ya da çok bilge olmaya gerek yok. Hayatı farklı yaşamak için
aslında çocuk olmaya gerek var...Bu benim önemli huylarımdan biridir. Bir
olayla karşılaştığımda veya birini dinlerken onu tam bir çocuk gibi
dinlerim, bir bilge olarak dinlemem, ve karşımdakinin anlattıklarıyla
büyürüm. Onun anlatımları bittiği anda ben artık olgun biriyimdir ve onunla
konuşmaya başlarım…
‘Kumru’
adlı hikayesine getiriyorum sözü. Mutfak penceresinden tanıştığı kumru ile
yaşadığı o aşk, ardından onu kaybedişinin getirdiği acı, yeniden bulduğunda
yaşadıkları... Dünyadaki tüm kayıplar ve kaybedenlerle hissettiği birlik...
Kaybetmenin ve bulmanın acısı, sevinci, çaresizliği, bilgisi...“Veren de
Sen’sin: Alan da Sen... Senin İznin Olmazsa, Bir Yaprak Dahi Kıpırdamaz...”
diye başlayan hikaye...
Özge: Artık dördüncü boyuta
geçtik diyorlar. Acı bitti diyorlar. Tüm acılar ilüzyondur, bırakalım
uğraşanlar hala orda uğraşsınlar acı ile, üçüncü boyut deneyimlerini
yaşasınlar diyorlar.
Sevgi
Ersoy: Ben hiç böyle düşünmüyorum. “O onun deneyimi, onu yaşayacak.”
Hayır, o benim deneyimim. Kumru'da müthiş şeyler yaşadım. Kaybolan çocuklar
var ya, bir meditasyonumda o annelerin şuur alanlarına girdim ve hissettiğim
acıyı anlatamam, müthiş bir acı hissettim. Bunu okuyan da hissetmez, o acıyı
ancak hisseden bilebilir, o acı hiçbirşeye benzemez. Kayıp çok büyük bir
acı. Birisi öldüğü zaman kabul edebiliyorsun, ama öteki türlü her an ölüp
ölüp diriliyorsun.
Bunlardan kendimi soyutlayamam. Ama hiç
bir zaman da onların acısı ile acı olmam. Burda yapmak istediğim şey
titreşimleri yükseltmek. Kendimde ne kadar yükseltirsem bütün şuurlara bunun
yansıyacağını biliyorum. Bu ütopik birşey değil. Bu gerçekten varolan,
bilimsel olarak kanıtlanmış
birşey.
Ben her gece bunun için 12-2 arası özel bir meditasyon yapıyorum. Maymunlar
bile yapıyorlar bunu, biz niye yapmayalım?
Bunun sorumluluğunu hissediyorum.
Farkındalığına da fark etmeye gayret edip, idrakini de oluşturmaya
çalışıyorum. Onun için o meditasyonları da yaptırıyorum insanlara.
Kimseyi kendimden soyutlayamam. Bu eski
enerji diyemem. Eğer bu dünyada yaşıyorsam insan deneyimlerinin en
derinliklerine kadar esneyip en yükseklerine kadar yükselebilmeliyim ki
gelişeyim. Yaşandığına göre bu hal var. Ve o ben’im...
Özge:
Bu sözlerden sonra çok da birşey
söylemek, sormak gelmiyor içimden. Hayatı,
mutfak penceresinden, anlattığı o gözlerle gören ve deneyimleyen birisi
vardı dünyada... Yalnızca bunu bilmenin verdiği doygunlukla ve o tuhaf
huzurla ve
kitabı okumaya başladığımda duyduğum o bilinmedik
çiçeğin kokusu ile ayrılıyorum Sevgi Ersoy’un yanından...
Bir
gönül yolculuğu tatmaya özlem duyan herkese tavsiyemdir; Mutfak Penceremdeki
Hindistan...
Teşekkürler
Sevgi Ersoy...
Bu, Sevgi Ersoy’un ilk
kitabı. Üç yüz ellinin üzerinde şiiri ve birçok öyküsü bulunan Ersoy,
zamanın henüz gelmediğini hissettiğinden ötürü şu ana dek yazdıklarını
yayınlatmamış. İkinci kitabını ise şu an hazırlıyor. Bir kurban ediliş
öyküsü ile başlayan ikinci kitabını önümüzdeki Kurban Bayramında
yayınlatacağını söyleyen Sevgi Ersoy, ilk kitabından etkilenen okurlarının,
ikinci kitabı ile çok daha derinden etkileneceklerini heyecanla ifade
ediyor.
Kendisi otuz yıldır
metafizik, metapsişik, parapsikoloji, dinler ve ezoretik öğretiler
konularında derin araştırma, inceleme ve deneysel çalışmalar yapıyor. Bu
konularda Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konferanslar ve eğitimler veriyor.
2000 yılında ise eşi ve on yedi arkadaşı ile Merkez Bilgi Alanı Vakfı’nı
kurdular. Vakıf, 2005 yılından beri ise her yıl 1 Haziran ve 30 Eylül
tarihleri arasında Batı Toros Dağları üzerinde, bir mistik arınma merkezi
olan
Reiki Huzur Vadisi Projesi ile hizmet
veriyor...
Merkez Bilgi Alanı Vakfı
internet sitesi:
www.mbavakfi.org
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Özge
Esirgen 1984 İstanbul doğumlu. Spiritüalizm ve
şifa teknikleri ile yakından ilgileniyor. Koç Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler bölümünde ögrenimine devam ediyor.
Detaylı Bilgi
|