Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Haber: Özge Esirgen – Mart 2008

Kültür ve Sanat Haberleri, İstanbul

Sanat ve Kadın

Cinsiyetim kadın. Üstelik kendimi bildim bileli sanatla iç içeyim. Sanat deyince yaratmak geliyor akla. Daha evvel birçok erkek cinsiyetinde yaratıcılarla karşılaştım. Kadın cinsiyetinde yaratıcılarla da tanıştım, bizzat kendimi tanıyorum en basitinden (veya en zorundan). Yalnız oturup da hiç masaya yatırasım gelmemişti, kadın veya erkeğin yaratıcılıktaki -ayrı olması muhtemel olan- yerini. Eleştirmenler, yorumcular bunu gerektiği kadar yapıyorlar. Doğanın bu en temel ve en ilahi sırrının sanatla olan yüzleşmesi hakkında yazılmadık, çizilmedik veya düşünülmemiş pek bir şey kalmamış. Ne var ki kitapları, ya da interneti araştırıp, buraya da oradan toplama bilgileri aktarmak istemedim.

Aslında şöyle bir gözümü kapayıp da içimde bir sanat dalına, oradan da kadın denilen ve dal mı, yoksa ağaç mı, orman mı tam da kestiremediğim olguya doğru atlayışlar, hamleler yaptığımda, hayatımın en güzel manzaralarını görüyorum. Bazen, ya kendimce yaratmışım, hiç ama hiç düşünmeden, ya da izlemişim, gene, hiç ama hiç düşünmeden. Bu birikim, benim için sanatın anlamı olmuş. Ucu bucağı olmayan bir uzantı bu. Orada, o sınırları bilinmeyen âlemde, kadına henüz dokunmamış halleri ile en küçük kızların en sıradan şiirlerime ilham olmaları varken, en imrendiğim ve zaman zaman abartıp göklere bile sığdıramadığım, kadın olmuş baş balerinlerin, dansçıların, müzisyenlerin geçtiği seremoniler veya şiirleri ile hayatın görünen ve görünmeyen yanlarını sarsmış şairlerin dişi kalemleri de var. Kendimce, yeri geldi mi dansı hep en yukarılara taşıyorum. Madem böyle, bundan sonraki aylarda, gerek röportajlar, gerek fotoğraflar, gerek kendi deneyimlerimle, dans üzerine yazılarla burada olayım, diyorum.  

Türk Edebiyatında Kadına Bakış 

Bu ay ise, oldukça önemli bir mevzu olan toplumsal cinsiyet kavramı ve edebiyatla ilişkisine değinen bir yazı yayımlamış olacağız. Sanatın pek hatrı sayılır bir dalı olan edebiyatta, kadına, Türkçe ve Edebiyat dersleri veren, aynı zamanda yazar olan bir öğretim görevlisi gözünden, biraz tarihsel bilgi ile bakıyor bu yazı. Bahsettiğim öğretmen Koç Üniversitesi’nde edebiyat dersleri veren sevgili Fatih Altuğ. Altuğ bu dönem, üniversitede, ‘Türk Edebiyatında Toplumsal Cinsiyet ve Modernleşme’ dersini açtı.

Kendisi ile Türk edebiyatında kadının yerine kısaca göz attık. 

Röportaj: Özge Esirgen


Tarihsel süreç içinde karşılaştırmalar yaparak Türk edebiyatında kadının yerinden bahsedelim isterseniz önce...

Fatih Altuğ: Şu soruyu sorabiliriz en başta: Türk edebiyatında kadına bakmak neden önemli? Baktığımızda şunu görüyoruz ki edebiyatı üreten kişiler daha çok erkek yazarlar.  

Modernleşme ile birlikte erkek yazarların yaşadığı bir deneyim var; yeni bir kadın ortaya çıkıyor. Geleneksel olarak içine doğulan, geleneksel olarak düşünülen kadın tipi 19.yy ortasından itibaren değişmeye başlıyor. Bu, Cumhuriyet ile birlikte büyük bir kırılma yaşarken, 1960 sonrasında Cumhuriyet’in çizdiği kırılmadan da farklı, çok daha çeşitli kadın biçimleri ortaya çıkıyor. 

Erkek yazarın daima bu yenilikle baş etme derdi var. Erkek yazarın toplumla, kendisiyle ilgili görüşlerini anlatmak için kadınla kurduğu ilişki önemli. 

Cumhuriyet sonrası kadının geçirdiği değişimler daha çok kadının yönlendirdiği süreçler mi, yoksa erkek tarafından yön verilen süreçler mi oldu? 

Fatih Altuğ: Resmi anlatı bize bir takım hakların kadınlara verildiğinden bahsediyor ve sanki feminist hareketlerin ortaya çıkışının bu hakların ortaya çıkışı ile gelen bir şey olduğu gösteriliyor. Halbuki Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren Türkiye’de önemli bir kadın hareketi var. Örneğin 1880’lerden itibaren kadınlara özel, nasıl modern bir kadın olunur konusuna değinen dergiler çıkmaya başlıyor. II. Meşrutiyet sonrası ise bunların gösteriler, temel hak talepleri olarak ortaya çıkışını görüyoruz. 

Onun öncesinde Osmanlı’da edebiyatta kadının yerinden bahsedecek olursak neler diyebiliriz?  

Fatih Altuğ: Okuldaki ders kitaplarında bize sunulan tarihte erkek merkezli bir izlenim var. Oysa çok hatırı sayılır kadın şair var Osmanlı’da. Diğer erkek şairler kadar kadın şairler de var. Örneğin nazire yazmak Osmanlı’da bir gelenektir; birisi bir şiir yazar, siz ondan ilham alarak aynı vezinde, aynı özellikleri taşıyan yeni bir şiir yazarsınız ve bu bir saygı göstergesidir. Hem kadınların nazire yazdığını, hem de kadınların şiirlerine nazire yazıldığını görüyoruz.  

Aslında hayatın her alanında kadının olduğunu görüyoruz, ama bunun şu an bizim modern olarak algıladığımızdan farklı bir kadın-erkek ilişkisi olmasını o zaman kadınların olmaması şeklinde algılıyoruz. 

Osmanlı toplumu katmanlara dayanan bir toplum. Bu, kadın erkek ilişkilerinde de var. Kadınlara ait ve erkeklere ait bir alan var, aynı zamanda yan yana gelebildikleri bir alan var ve bu alanın da kuralları belirlenmiş durumda. Modern toplumda ise bu sınırlar çok daha muğlak bir şekilde çizilmiş. Bu yüzden, bu, kadınların o dönemde hiç bir hayatı yok anlamına gelmiyor. O hayatın içinde, tıpkı erkeklerin sınırları gibi, onların da sınırları var. 

Günümüzde bu sınırların daha flulaşması kadına ne gibi avantajlar ve dezavantajlar getiriyor sizce? 

Fatih Altuğ: Erkek üzerinden değerlendirecek olursak; erkek için burada olumlu sayılabilecek yanlar var. Öncesinde çok daha aile merkezli olan kadın-erkek ilişkileri bire bir, yüz yüze ilişkiye dönüşüyor. Bu dönüşüm bir yandan da erkeğin elinde varolan bir gücün kaybına yol açıyor ve bu da bir ikilem oluşturuyor erkekte. 

Edebiyat metinlerinde kadın hakkında kolay karar verilemez bir durum olduğunu görürüz. Kolaylıkla yerin dibine de batırılabilinen, kolaylıkla göklere de çıkarılabilecek olan, her şeyin kaynağında olan, tüm güzelliklerin de, tüm kötülüklerin de kaynağında olabilen bir olgu kadın. 

Fakat bu toplumda biraz ‘biz bu meseleleri hallettik, çağdaş erkekler ve kadınlar olarak eşit şekilde, birlikte kolayca yaşıyoruz’ deyip bunun sıkıntısı yokmuş gibi yapılıyor. 

Hâlbuki edebiyat metinlerinde veya sinema metinlerinde de, güncel metinlerde bu sıkıntının çok temel bir sıkıntı olduğunu görüyoruz. 

2000’li yıllarda nasıl yorumluyoruz bu durumu? 

Fatih Altuğ: 1980’lerle birlikte kadın olarak yazma ve kadınlığını yazma eğilimi daha güçlü. Bunun popüler örneği Duygu Asena’dır. Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil, Tomris Uyar gibi belli başlı kadın edebiyatçılar ise bunun yüksek edebiyat şeklindeki ürünlerini 1960’lardan beri vermekteydi. Ancak bu eğilim yaygınlaşması, kadın hareketinin toplumsal yükselişi 1980 sonrasındadır. 

Bu dönemde, Kemalizm’in özgürlük mü verdiği, yoksa aslında özgürlük verme görünüşünde kendi ideallerine göre kadınları biçimlendirdiği mi meselesi, önemli mevzulardan biri haline geliyor. Kemalizm’in sunduğu kimliğin kadını kadın yapmaktan çok, cinsiyetsizleştirdiği gibi eleştiriler geliştirilmeye başlıyor. Hem kadınlığını koruyabilen, hem de toplumsal meseleler hakkında söz söyleyebilen, hem erkekle eşit olan, hem de eşit olurken farklılığını da devam ettirebilen bir söylemdir bu. 2000’lere baktığımızda bunu çok daha karmaşık bir alanda görüyoruz. Hala kadınlık deneyimlerini merkeze alarak yazan yazarlar var.

Bir de tarih boyunca, edebiyatta, kadının yazar olmasının yanı sıra, belirgin olarak, yazılan şey için ilham alınan veya erkeğe bir şekilde vesile olan bir olgu olarak karşımıza çıkışı var... 

Fatih Altuğ: Evet, kadın, erkekliğin tamlığını bulduran, kendisini bir bütün olarak hissettiren, ya da o bütünlüğü sağlayan vesile olarak yüceltiliyor, ya da onu bozan, parçalayan bir fitne kaynağı olarak tanımlanıyor. Güzelliğiyle de, çirkinliğiyle de, iyiliği ve kötülüğü ile de, erkek için var olan bir varlık olarak algılanıyor. Böyle olunca ya bambaşka bir şey olarak, olağanüstü, ilahi ilhamın kaynağı olarak anlatılıyor, ki bu durumda bedeninden soyutlanıyor. Aksinde ise salt bedene indirgeniyor ve erkek ruhu temsil ederken o bedeni temsil ediyor. O ruh ve bedenin yan yana gelmesi bir tamlık oluyor ya da ruhu düşüren birşey oluyor bedenle temas. Her halükarda, süreç, erkeğin süreci, kadın da vesile oluyor.  

Kadınlık ve cinsellik meselesi de ön plana çıkmaya başlıyor mu modernleşme ile? 

Fatih Altuğ: Erkek edebiyatçılarla karşılaştırmalı bakarsak, cinselliğin kadın edebiyatçılar tarafından çok anlatılmadığı görülüyor. Çünkü onun anlatım dilinin eril bir dil olduğu, kadın için özgür bir şekilde anlatmanın imkânlarının kısıtlı olduğu düşünülüyor. Bu tür bir anlatım olduğunda toplumdan gelecek baskının kınayıcı olabileceği inancı var. O yüzden bir oto-sansürün, daha yazmadan kendini denetlemenin kadın edebiyatçılarda önemli bir mesele olduğu söylenebilir. Bunu zorlayan şeyler de var; mesela Şebnem İşigüzel’in Hanene Ay Doğacak isimli kitabı 1993’te Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü aldı. Orda ensest, tecavüz gibi kadınlara yönelik şiddetin çok nesnel terimlerle anlatılması, o şiddetin bir şekilde hayatın doğal bir yanı olarak sunulması vaktiyle çok tartışmalara yol açmıştı ve eserin belli kısımları sansüre uğramıştı.  

Yine ağırlıklı olarak 1980’lerden itibaren başka kimliklerle kadınlık yan yana gelmeye başladı. Bunun örneklerinden bahsedebilir miyiz? 

Fatih Altuğ: Evet, farklı kimlik mücadeleleri hayatın içindeki kadın olma durumu ile kesişerek ortaya çıkmaya başladı. Mesela, İslami edebiyat açısından düşünürsek, yaygın olarak erkeklerin yazdığı, kötü yola düşmüş kişinin bir şekilde doğru yola, hidayete varmasını anlatan metinlerle karşılaşıyorduk. Böyle klasikleşmiş bir formül varken, 1980 sonrasında daha bireysel sesler olarak İslami kadın edebiyatçıları görmeye başladık. Cihan Aktaş, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu bunun örnekleridir. 

Başörtülü olmanın, birbirinden hiçbir farkı olmayan türdeş bir topluluğa dâhil olmak olarak algılandığı bir kültürel ortamdan kadın yazarların deneyimleri bu aynılaştırıcı mantığı kırmakta ya da bir nebze de olsa zayıflatmakta etkili oldu. Bu bakımdan edebiyatın siyasal tartışmayı incelikli hale getirebilecek, farklı içsellikleri keşfettirebilecek önemli bir fonksiyonu var. 

Toplumsal tartışmaların gruplar halinde topladığı şeylerin aslında hiçbir zaman o kadar kolay kategorize edilemeyeceğini, her insanın biricikliğinin çok önemli olduğunu gösteriyor edebiyat bize. Günümüzde İslami edebiyat denilen alanın önemli bir yüzdesi kadınlardan oluşuyor, erkek yazardan daha fazla kadın öykücü var bu alanda. O bakımdan, edebiyat toplumsal cinsiyetteki kimi eşitsizliklerin yansımasını bulan bir alanken, aynı zamanda bunların dışında yorumların olduğunu da gösteren bir alan.

 


Fatih Altuğ, 1977 İstanbul doğumlu. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Yüksek lisansını 1950'lerde edebiyat dergiciliği ve modernist edebiyat, doktora tezini ise Namık Kemal eleştirisi ve modern Osmanlı öznelliği üzerine yaptı. Koç Üniversitesi'nde Türkçe ve edebiyat dersleri veriyor. Bu dönem "Türk Edebiyatında Toplumsal Cinsiyet ve Modernleşme" dersini açtı. İlk kadın romancılarımızdan Fatma Aliye'nin Ahmet Mithat'la birlikte yazdığı "Hayal ve Hakikat" kitabının editörlüğünü yaptı. (Eylül Yayınları, 2002) Kritik dergisi genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Varlık, Kitaplık, Mizan, Adam, Öykü gibi dergilerde yazıları çıktı.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Özge Esirgen 1984 İstanbul doğumlu. Spiritüalizm ve şifa teknikleri ile yakından ilgileniyor.  Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ögrenimine devam ediyor. Detaylı Bilgi


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00