Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Röportaj: Nil Otova - Mayıs 2008

Doğada Şifa 

Hasta olarak doğuyoruz; sırt çantamızda hastalık olarak bize geri dönecek bir sürü ödev ve farkındalık sorumluluğu ile dünyaya geliyoruz. Ama Altın Çağ’ın  tüm altın bilgi ve enerjisinde artık hastalığa gerek yok. İyileşmemiz yakınlaşıyor.  Anahtar kelime ise şifa. Ferhan Gürbüz şifa ve şifacılıkla ilgili soruları yanıtlıyor.

 

Röportaj:  Nil Otova 


Şifa  ve şifacılık nedir

Ferhan Gürbüz: Şifa bana göre, evrende var olan sonsuz sevgi titreşimine şifacının aracılık etmesidir. Bu konuda herkesin değişik tanımları olabilir.

Şifayı alan kişi içsel bir direnç göstermediği sürece şifa gerçekleşir.  Şifa bazen ağrının geçmesi ya da hastalık semptomlarının yok olması olarak beklenir. Ancak şifa, daha derinde hastalığa sebep olan duygu ve düşünce kalıplarına ulaşmalıdır. O zaman gerçek şifadan bahsedebiliriz.

Hasta olarak doğuyoruz; sırt çantamızda hastalık olarak bize geri dönecek bir sürü ödev ve farkındalık sorumluluğu ile dünyaya geliyoruz. Bu  potansiyel, korku ve sevgisizlikle beslenip yaşamın  belli süreçlerinde  bedenimiz ya da zihnimizde bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. “Hastalık”lar, düzeltmemiz gereken düşünce kalıpları ve ruhumuzun yükselip özgürleşmesi için gerekli öğretmenler. Şifa, dünyanın yükselen titreşimi ile her gün daha çok güçleniyor.

3. boyut gerçekliği ve içinden geçmekte olduğumuz bu özel zaman süreci Altın Çağ’a doğru ilerlemekte. Altın Çağ’ın tüm altın bilgi ve enerjisinde artık hastalığa gerek yok. İyileşmemiz yakınlaşıyor. Her gün yeni şifa teknikleri ve daha güçlü etki eden deneyimler gelecek. Birkaç yıl sonra bugün mucize olarak tanımlanan şifa gücüne erişmemiz söz konusu.  Altın Çağ’ın hüküm sürdüğü kadim Lemurya’da şifacılık çok ileri bir sevideydi. Şifa demek kısaca hepimizde eksik olan ya da yeterli olmayan evrensel sevgi titreşimidir ve hepimizden çok zekidir. Ne yapacağını bilir. 

Buradaki planlarınız neler? 

Ferhan Gürbüz: Beş yıl önce bu ev de yaşıyordum. Daha sonra burayı terk ettim. Ancak şimdi hayatı kavrayışımda birçok değişiklikler var ve bu kadar büyük bir eve daha çok anlam kazandırmak istiyorum. Şimdilik bana ait olan özel alanın dışında beş kişilik banyolu yatak kapasitesi var. İlk yapacağım “Acmos” ve diğer şifa seansları tabii ki. Her ay düzenli olarak Reiki ve Ra Sheeba seminerleri vereceğim. Uygulayabileceğim  “The Reconnective Healing”, Shiatsu ve birçok başka şifa teknikleri de var. Bunları günlük olarak uygulayacağım ancak uzak mesafeden gelenler isterse konuk olarak kalabilecek. Daha sonra bahçeye küçük ahşap evler katmayı düşünüyorum.  

Yurt dışından gelecek özel şifacı ve kişisel gelişim teknik ustalarına seminer ortamı için çok uygun salon ve teraslarım var. Ayrıca buraya gelenler evin dışında çok keyifli zaman geçirebilirler. Evin kuzey yönü köy yollarından Toroslar’a çıkıyor.  Yaya olarak veya patika ve diğer şose yollardan burayı keşfedebilirler. Ağla köyü 11 km tepede ve daha yükseklerde bir krater gölü var. Köyceğiz gölü kenarı zaten başlı başına özel bir yer. Daha da fazlasını isteyenler için Dalaman çayında rafting, Sarıgerme plajları, Ekincik koyu, Dalyan’da kral mezarları,  İztuzu kumsalında Caretta Caretta’lar ve Gökova’yı sayabiliriz. Bütün bunların hepsi 10 -15 dakikalık mesafelerde. Yeni yapılan yollarla Dalaman Havalimanı’na 10 dakika uzaklıktayız. 

Bu bölgenin özelliği nedir? 

Ferhan Gürbüz: En büyük özelliği dört mevsim de yaşam zevki olması. Benim favorim ilkbahar. Ancak sonbaharda özel bir keyif.  Pastoral romanlarda anlatılan sonbahar burada yaşanıyor. Tüm günlük ağaçları kızıla boyanıyor. Sessizlik, dinginlik ve tarifsiz bir huzur her yeri sarıp sarmalıyor. Göl, dağlar ve orman pembeden mora muhteşem bir renk gösterisi sunuyor. Bu tanrısal şölene tüm doğa katılıyor ve bu manzara her köşede karşınıza değişik bir ışıkla yıkanarak çıkıyor. 

Kış, hava kararırken bacalardan tüten günlük ağacı parfümüyle en renkli mevsim. Her şey turuncuya boyanıyor. Yer mandalina, gök portakal. Dağlardan neredeyse başınızın üzerine dek inen bembeyaz bulutlar, bir uzak doğu adasının egzotikliğini yansıtıyor.

Turuncu,  yaşam enerjisi veren bir renktir. Kışın karanlık günleri güneş gibi turunçla ısınıyor. Buranın güzellikleri anlatmakta zorlanıyorum.  

Diğer en büyük özelliği ise içtiğimiz suyla aynı zamanda yıkanmamız. Köyceğiz’in Ağla bölgesi Toroslar’ dan gelen kaynak suları ile besleniyor. Su, evlere ve bahçelere özel kanallarla geliyor. Bu su o kadar temiz ve berrak ki musluktan içme lüksümüz var. Burası Türkiye’nin en sulak ve yeşil bölgelerinden biri. Kışın mandalina bahçesinin turuncu rengi arasından dağlardaki karları görebilirsiniz.  Kar zevkini tatmak için özellikle gelenler var. Buraya en yakın karlı bölge Antalya’da.  

Ayrıca evin yapısal bir özelliği, yarı Bağdadi olması. Bir ahşap-sıva tekniği ile yapılmış bu yapı tarzında hiç demir kullanılmıyor. Kat araları, tavan ve tabanlar tamamen ahşap. Çok kuvvetli bir depreme karşı esnek bir yapısı var ayrıca tamamen nefes alabilen bir ev. Bu yapı şekliyle eve hava giriyor ve sürekli doğal olarak havalanıyor. Bu yapı türü çok sağlıklı ancak yapımı çok zor olduğu için tercih edilmiyor. Böyle bir eve sahip olmak benim için de bir şans oldu. 

Neden bir şifacı olmak istediniz? 

Ferhan Gürbüz: Şifacı olmak istemedim. Aklım da  ve yaşam programımda bir çok şey olmak vardı ancak şifacılık bunların arasında değildi. Günün birinde bir şifacıya ihtiyacım oldu. Daha doğrusu çok hasta olduğum bir dönemde şifa teknikleri ile iyileştim. Bu süreçte sakinleştirici ilaçlarla yaşıyordum. Kısa süre içinde olumlu gelişmeler olunca şifacılığı merak ettim ve bu alanda nerdeyse dört yıldır hala öğreniyorum.  

İki yıldır profesyonel olarak şifacılık yapsam da bu alanda gelişme hiç bitmiyor. Belki bir noktada şifa üstü bir düzeye geçeceğiz ve o zaman şifacılık kavramının da bir anlamı kalmayacak. Dünya üzerinde bir kaç boyutun insanları hep birlikte yaşadığımız için bu sözlerim hiç anlaşılmayabilir. Diğer bir tarifle, şifacılık diye bir kavramdan, şifa tekniklerinden haberi bile olmayan insanlar ve şifaya inanmayanlarla  şifayı denemeyi düşünen ve şifacılığı merak edenler; ileri seviyede şifa yapanlar hep birlikteyiz. Herkes ait olduğu realiteye göre deneyimlerini tamamlıyor. 

Şifacılık aslında herkesin uygulayabileceği bir şey, ancak bunu seçmiyorlar. Herkes, eğer içinde şifa verme niyeti taşıyorsa zaten şifacıdır. Bu niyeti ve isteği biraz geliştirmesi gerekir. Şifa da hastalık gibi anlık bir şeydir. İnsan bir anda hasta olabileceği gibi zamanı geldiğinde bir anda da iyileşebilir.

Doğada şifa daha mı güçlü? 

Ferhan Gürbüz: Evet,  herhangi bir yerden çok daha güçlü. Büyük kentlerde tüm şifalar kapalı mekanlarda yapılır. Açık havada konuşlanma birçok sebepten mümkün değildir. Oysa burada ve buna benzer yerlerde her şeyden önce tertemiz bir hava var. Açık havada güneş ve doğanın saf ruhu, ağaç, çiçekler ve renkler doğal olarak şifayı destekler. 

Ayrıca ayaklarımızın toprak üzerinde ya da toprağa yakın olması zaten yüklenmiş elektriği ve fazla enerjiyi nötrlemek için en uygun ortam. Birçok sorunun nedeni yoğunlaşıp bloke olmuş enerjidir. Burada terapi süresi dışında toprakta yürümek, ağaçlara sarılıp ağaç terapisi yapmak, güneşte tembelce oturmak, sessizliği dinlemek, sabah kuş sesleri ile uyanmak, güneş batarken terasta çay içmek, köy yolunda minik şelalelerin üstünden atlamak, kır çiçekleri toplamak, akşam serinliğinde büyük şöminenin başında zaman geçirmek. Bunların hepsi doğal şifa için mükemmel ortamlar. Bunların dışında tabii ki doğada yapılan terapilerde mekanı arındırmaya gerek yok. Terapi ve şifa yapılan yerler her seferinde enerjisel olarak arındırılmalı. Burada açık havada bunu güneş ve temiz hava kendiliğinden yapıyor. Ayrıca bir odanın bizi sıkıştıran dört duvarı yok, onun yerine renkli yapraklar ve masmavi,  bazen de beyaz bulutlu gökyüzü var. Çiçeklerin kokuları var. Terapi sonrası havuz sefasıda işin cabası. 

Nasıl bir program uygulayacaksınız? 

Ferhan Gürbüz: Ana temam Acmos. Acmos seanslarını randevuyla yapıyorum. Paris’te “Scientific & Technical Reserch Centre” a bağlı Acmos terapistiyim. Acmos seanslarına gerekirse yardımcı olması için Shiatsu ve Ra Sheeba’yı da ekleyebilirim. Aslında terapiye Acmos olarak başlıyorum ve seanslara devam edenlere gerekiyorsa tüm şifa bilgimi açıyorum. Yapacağım seanslar içinde  “TheReconnective Healing” da bulunuyor. 

Bunların dışında Reiki ve Ra Sheeba seminerlerim olacak. Kuantum düzeyinde başka şifa tekniklerim de var. Bu teknikleri gerektiğinde Acmos seansının içinde uyguluyorum.  

Acmos tam olarak nedir? 

Ferhan Gürbüz: Acmos, tamamen beden zekâsından bilgi alır ve enerji alanında modern cihazlarla ölçüm yapar. Tüm meridyenleri ölçer ve içindeki eksik veya toksinleşmiş enerji hakkında bilgi verir. Bu ölçümlere ve yine beden zekâsından alınan bilgiye göre enerji alanına kuantum düzeyinde eksilen enerji transfer edilir. Bazen de toksinlerin boşaltılması gerekir. Renk terapisi ile toksinler kısa sürede vücuttan atılır, meridyenler de  kapanmış akupunktur noktaları varsa bunların bağlantısı sağlanır.  

Acmos, içinde homeopati, fitoterapi, mineral, iz element ve lazerli akupunktur da olmak üzere bir çok farklı metodu bir arada bulunduran çok zengin bir sistemdir ve en önemli tarafı terapist ezbere bir bilgiyle yaklaşmaz. Terapiyi alana ne yapılması gerektiğini bedenin zekâsı söyler. Bu iletişim Lecher anteni adı verilen frekanslara duyarlı bir antenle ve bir sorgu protokolü çerçevesinde ortaya çıkar. Metodunu otuz beş yılda oluşturan René Naccacian’a göre Acmos geleceğin tıbbıdır. Bu tanıma ben de katılıyorum ve “Şimdi”, “Geleceğin Tıbbı” ile buraya, doğaya kaçtık. Bence ikisi bir arada harika olacak. 

Çevrede ne gibi olanaklar var? 

Ferhan Gürbüz: Burada isteyen raftinge gider, isteyen dağlara çıkar. Motorlu kayıklarla gezmek ve Dalyan’a doğru keşif yapmak isteyenlere göl bir çok imkân sunuyor. Köyceğiz Gölü, Dalyan’dan denize açılan oldukça büyük bir göl.

Kısaca burada göl, deniz, dağ, tepe, çay, dere, antik tarih, kar ve güneş, köy yaşamı var. İsteyene on beş dakika mesafede gece hayatı da var. Burada nerdeyse yok yok. Aklıma gelmeyen daha birçok şey vardır.  

Gelenler burada konaklayabilir mi? 

Ferhan Gürbüz: Şimdilik beş yatağım var. İsteyen günübirlik gelip çevrede başka bir yerde konaklayabilir ya da duruma göre bu evde konuk olabilirler. Buradaki ortamın en güzel tarafı terapiyi alan kişinin bir ev ortamında bulunmasıdır. 

Eğitim ve seminerler olacak mı? 

Ferhan Gürbüz: Her ay Ra Sheeba  seminerleri olacak. Ra Sheeba’nın  kurucusu olan Merilyn Bretherick bir sonraki  programını burada yapacak. Yurt içinden ve dışından davet ettiğim başka şifacılar da var. Herhalde gelecek yıl zengin bir program oluşturacağım. Dünya genelinde birçok şifacı ile diyalogum var. Sürpriz çalışmalar planlıyorum. 

Gelecekte başka projeler var mı? 

Ferhan Gürbüz: Bu bölgede “Ruhsal bir merkez” olmak. Böyle bir şey aklımda yoktu. Bu evi satmak için çok uğraştım. Sosyal ve maddi açıdan çok bunalımda olduğum dönemde burayı nerdeyse hediye fiyatına satışa çıkartmıştım ancak kimse almadı ya da alamadı. Kısmet yine banaymış ve şimdi yıllar önce aklımda olmayan bir şeyi gerçekleştiriyorum. Demek ki böyle olması gerekiyormuş. Bu mesajı nihayet anladım. Buna göre hareket edeceğim. Birçok insan artık güneye veya doğaya kaçıyor. Özellikle bu bölge zaten kadim geçmişinde de mistik ve şifa bölgesiydi. Beş dönümlük bir bahçedeyiz ancak gerekirse pratik ve minimum maliyetli başka bölgeler yaratılabilir ve burası çekirdek merkez olabilir. Burada ayrıca doğal ve organik beslenmek de mümkün tabii. Şimdiden ağaçlardan arta kalan bölümleri ektik. Her şey doğal. Konuklar meyve ve sebzeleri kendileri toplayabilir. İşlenmeyen tarlalar ve bölgeler var çevrede. Onları da değerlendirip organik tarımla destek verebilirim. Zaten buranın en büyük sorunu her yıl tonlarca portakal ve mandalinanın çöpe gitmesi. Burada yaşadığım yıllarda yerlere düşen narenciyeyi kamyonla toplatıp attırmak zorunda kalıyor, toplatabildiklerimi de ihtiyaç olan yerlere gönderiyordum. Bu bölgenin narenciye kaderi bu. Meyveler yerlerde,  belki buna bir çare geliştirebilirim. 

 

Ayrıca Toroslar’ın başlangıcı kabul edilen ve Ağla yöresi denilen bu bölgede, dağlar da Vipassana ve derin düşünme kampları organize edeceğim. Günlük veya birkaç haftalık Chi Kung ve tamamen “doğada yaşama kampları”  organizasyonu da yapılacaklar listemde.

Doğada buluşmak üzere. Sevgi ve Işıkla.


İletişim: ferhan_gurbuz@yahoo.com

www.enerjibedendengesi.com

 

2008 © indigodergisi.com


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  8 Eylül 2008 TSİ 01:00