Sayı 36|EYLÜL 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Haber ve Röportaj: Mehmet Karaarslan

Ney Yolculuğu

Hz. Mevlânâ’nın felsefesinde ney, “insan-ı kâmil” in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanın) sembolüdür. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sînesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur.

Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün Amerika’da Phledelphia Üniversitesi Müzesi’nde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılıyor. 13. yüzyılda Anadolu'da Mevlana Celâleddin Rumî tarafından tekrar keşfedildikten sonra büyük önem kazanmış. Günümüzde Tasavvuf Felsefesi'nin bir kültür çalgısı olarak ta kullanılıyor. Ney çalgısının en büyük özelliği, insan sesine en yakın enstrüman sesi olmasıdır.

Türkiye’nin ve Dünya’nın en ünlü ney ustalarından biri olan Hanefi Kırgız, Sultanahmet’te kendi ney atölyesinde çalışıyor. Aynı zamanda neyzen olan Hanefi Usta, bize neyzenler arasında saz olarak ifade edilen neyi ve yapımını anlattı.

Kendinizden biraz bahseder misiniz? Nasıl başladınız ney ile ilgilenmeye?

Hanefi Kırgız: Ney ve Rebap yapımına Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Etnoloji Müzik Terapi Merkezi'nde başladım. 1985'ten beri bu işle uğraşıyorum. Elime bir ney geçti, üfledim ses çıktı. Kaliteli bir ney aldım ve kendi kendime üflemeye başladım. Üflüyoruz madem, yapımına da bakalım, becerebilecek miyim diye, kıra döke şimdiki halimize geldik. Kolay bir iş değil aslında. Zaman içinde tabi yurt içinde ve yurt dışında atölye çalışmalarımız oldu. En son iki sene önce Hollanda'da bir yaz okulu çalışmamız oldu. Çeşitli ülkelerden, aşağı yukarı 130 kişi vardı. İki hafta boyunca uygulamalı yapım ve icraat olarak atölye çalışması düzenledik.

Bu enstrümanın felsefesinden bahseder misiniz bize?

Hanefi Kırgız: Mevlana Hazretleri neyi olgun insana benzetir. Üfleyen kişiyle beraber, üflendikçe, kullanıldıkça sesi daha güzelleşir, rengi kararmaya başlar, yanar, yani Mevlana'nın tabiriyle olur. Olgun insana benzetmesi; yedi perde vardır neyin üzerinde, altı önde bir arkada olmak üzere. Yani yedi perde, yedi delik; bu yedi perdenin kafamızdaki delikleri temsil ettiğini söyler; gözler, burun, ağız, kulaklar. Ayrıca dokuz boğum, gırtlağımızdaki dokuz halkayı temsil ettiğini söyler. Ben buna kendimden de bir şey katıyorum; insan dokuz ayda dünyaya geliyor. Önemli olan neyde seslerin temiz ve düzgün çıkması. Ondan sonrası kolay.

Neyzen Hanefi Kırgız beş kıtaya ney açan adam olarak biliniyor. Yabancıların ney’e bizden daha çok ilgi duyduğunu ve başladıkları enstürümanı bitirdiklerini söylüyor. Hanefi Usta’nın atölyesinde farklı ekipmanları olan iki ayrı oda bulunuyor. Odalardan birisinde kamış ney’e dönüştürülüuor, diğerindeyse başpare hazırlanıyor ve son olarak ney’in akorları yapılıyor. Ney yapımı çok zahmetli ve fiziksel efor gerektiren bir süreç. Ney Ustası Hanefi Kırgız nasıl ney yapıldığını, hangi aşamalardan geçtiğini anlattı.

Hanefi Kırgız: Kamış ham olarak sazlıktan gelir. Daha sonra hangi akort yapılacaksa o ölçüye uygun olan kamış seçilir. Sonra içinin boşaltılması, üst boğazının açılması sırayla ve perdelerinin uygun olarak açılması. Daha sonra parazvana dediğimiz metal koruyucular yapılır. Daha sonra başparesi ve son olarak akort yapılır, kullanılmaya hazır hale gelir.

Ney kamışını düzeltirken kırılmaması ve çatlamaması için çok dikkatli ve hassas olmak gerekiyor. Hanefi Usta, her yeni yaptığı ney’e büyük bir özen gösteriyor, titizlikle çalışıyor. İlk olarak kamışın düzeltilmesi için ısıtılması gerekiyor.


Neyzen Burcu Sönmez Sultanahmet’te Caferağa Medresesi’nde ney dersleri veriyor. Öğrencilerinin çoğu gençlerden oluşuyor.

Neyzen olmak nasıl bir süreç?

Burcu Sönmez: Neyzen olmak uzun bir süreç. Hemen "neyzen oldum" diyemiyor insan kendine. Olgunlaşma süreci gerektiriyor, "neyzen oldum" demek biraz zordur. Ney üflüyorum hali hazırda. Ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi konservatuarda okudum. Çeşitli orkestralarda çaldım, solo konser verdim, öğretmenlik yaptım, hali hazırda yapmaya devam ediyorum. TRT İstanbul radyosunda sözleşmeli neyzenim. Haliç Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi'yim. Caferağa Medresesi'nde sekiz yıldan beri ney dersleri veriyorum. Çeşitli topluluklarla, orkestralarla yurt içinde ve yurt dışında konserlere katılıyorum. Basit anlamıyla neyzen dendiği zaman, ney çalan kişi anlamına geliyor. Ama Tasavvuf Felsefesi'nin getirdiği bir sorumlulukla ney çalan insanlar kendilerine neyzen demezler. Bu bir edepten kaynaklanır. Neyzen olmak aynı zamanda tasavvufta olgun insan olmayı gerektirdiğinden ve böyle davranmayı kişiye sorumluluk olarak yüklediğinden ney üfleyen kişiler kendilerine "Ney üflüyorum" derler, "Neyzen" demezler. Tabi insan sanat yapınca, üstelik ney gibi bir enstrümanı çalınca, mesleğim sıfatı bu iş için az kalıyor. Yani bunu artık sizin yaşam biçiminizde, tarzınızda, tavrınızda, her şeyinizde bunu duyabiliyorsunuz. Öğretmenlik yapmak özellikle çok zor ama çok zevkli bir iş. Yani herhangi bir şeyi bile insana öğretmek zevkliyken ney gibi soyut bir enstrümanı öğretmek çok özel. Soyut çünkü ney perdesiz bir enstrüman, üzerinde tuşları ve telleri yok. Hele ki buraya hiç müzik bilmeyen insanlar geliyor, onlara hem müziği hem neyi öğretmeye çalışıyorum, nota bilgisi de veriyorum bir yandan. Yani oldukça soyut işlerle uğraşıyorum ve bunu onların sabrı ve sevgisi ölçüsünde öğretmeye çalışıyorum. Onlar da öğrendikleri zaman, bunun karşılığını almış oluyorum tabi. Ama müzik ve sanat öğretmek çok daha farklı bir alan. Matematik öğretmeye benzemiyor yani. Çok daha içe dönük, ruha dönük bir iş yapıyorum.

Biraz da öğrencilerinizden bahseder misiniz? Sizce insanlar neden ney üflemeye yöneliyorlar?

Burcu Sönmez: Öğrencilerimin birinci kısmı; Haliç Üniversitesi'nde ders veriyorum ama oradaki öğrenciler bu işi meslek olarak edinmek için geliyorlar. İkinci kısmı; Caferağa Medresesi'ne gelen insanlar iş güç sahibi, yaşını başını almış, mevkiye gelmiş, kariyeri olan insanlar. Üniversite öğrencileriyle çok fazla devam edemiyoruz. Çünkü onların hayatları çok yoğun. Sınavlar, hayat gayeleri, meşgaleleri çok fazla. Onlar çok seviyorlar ama fırsat bulamadıkları için çok fazla devam edemiyorlar. İkinci gruptaki öğrencilerim de, neyin sesine ve Türk müziğine hayran olmuşlar. Neyin onları sakinleştirdiğini, meditasyon aracı olduğunu, rahatlattığını, dinlendirdiğini söylüyorlar ve tamamiyle hobi amaçlı geliyorlar. Yani buraya profesyonel olarak, neyzen olmaya gelen çok az insan var. 

Ney öğrencisi Burcu Emir, 27 yaşında ve iki yıldan fazla neyle ilgileniyor. Sesinden çok etkilenip başladığını söylüyor.

Burcu Emir: İzmir'de bir sahafta dolaşırken sahaf dükkanında bir kayıt çalınıyordu. İlk defa neyin sesini orada duydum. İzmir'li bir neyzenin kendi kaydıymış, daha sonra araştırdım ve kendisinin ders verdiğini öğrendim. Sonra İstanbul'a geldiğimde neyin üstüne düşüp bir kurs aramaya başladım. Amacım müzisyen olmak falan değil ama neyin sesini çok seviyorum, insanı çok dinlendirdiğini düşünüyorum. Neyi üflediğimde mutlu oluyorum. Burada da çok iyi vakit geçiriyoruz. Grup halinde eğitim alıyoruz, burada olmayı ve ney üflemeyi seviyorum. Keyif aldığım bir şey.

Neyzen Burcu Sönmez:

"Sizde ne varsa, neyden o çıkar"

Burcu Sönmez: 15'ten 60'a kadar her yaş grubun dan öğrencim var. Ama profesyonel amaçlı gelen çok az kişi var. Çünkü onlar buraya rahatlamaya geliyorlar. Mutlu olmak için, neyin sesini sevdikleri için. Benim eğitim tarzım da biraz rahat, yani ben herkesle arkadaşım, yaşının ne olduğu hiç önemli değil. Derslerde neye ve hayatlarına dair şeyler paylaşıyoruz, müzik konuşuyoruz, paylaşıyoruz ve bir yandan ney öğreniyoruz. Çünkü zaten böyle olabilir, çok zor bir durum onların durumu, çünkü müziği hiç bilmiyorlar ve perdesiz bir enstrüman çalmaya çalışıyorlar. Ney de sabır, sevgi ve vakit ayırmayı gerektiren bir enstrüman, sıradan bir enstrüman değil. Onlar önce beni seviyorlar, sonra neyi seviyorlar. Bir sanat eğitiminde hoca çok önemli.

Neyzen olmak için nasıl bir çaba gerekiyor?

Burcu Sönmez: Bir kişinin neyzen olması için bir kere Türk müziğini çok iyi biliyor ve bu konuda kültür birikimi olması gerekiyor. Sizde ne varsa neyden o çıkar. Ney çalışmak sadece saatlerce oturup ney çalmaktan ibaret değildir. Türk müziğiyle ilgili yapılan kayıtları dinlemeniz ve her türlü sanatla ilgili çok şey bilmeniz gerekiyor. Kişinin bunu yaparken dolu olması gerekiyor.

Ney çalarken aslında önlerine bir ayna koymuş oluyorlar. "Ağzımı şöyle tutmalıyım, böyle yaparsam daha güzel ses çıkar, dur şöyle oturayım"dan başlıyor bu iş daha içerilere kadar gidiyor. Bunu öğrencilerim de yaşıyorlar zaten. Sinirli insanları daha uysal hale getiriyor. Karşındakini dinlemeyi öğreniyorlar. Belki bu yoğun koşuşturma temposundan fırsatları kalmıyor birçok şeyi görmeye, onların farkına varmaya çalışıyorlar, farkındalık yaratıyor ney onlarda. Çünkü çok sabır gerektiren bir iş. Ona sabır gösterdiğiniz için başka şeylere de sabır göstermeyi öğreniyorsunuz.

Günümüzde ney nasıl algılanıyor? Bir değişimden bahsedebilir miyiz?

Burcu Sönmez: Türk filmlerinde özellikle mezarlık sahnelerinde ney sesini çok duyardık ama bence bu geçmişte kaldı. Çünkü ney bazı kalıpların dışına çıktı. Daha doğrusu belki ya oradaydı, biz onu yeni farkettik. Tabi son zamanlarda yapılan popüler işlerin de, genç insanların ney üflemesinde büyük etkisi var. Ney deyince insanların aklına yaşlı dedeler nineler falan gelirdi, hatta burada çok başıma geldi. Yeni öğrenciler benim sınıfıma girdiklerinde "Biz ney hocasını arıyorduk" diyorlar ve ben diyorum ki "Evet, hoca benim, buyrun", şaşırıyorlar tabi. Bayan olmamın da çok büyük etkisi var çünkü ney çalan bayan tarihte pek görülmediği için, "Bir bayan neyzen nasıl olur be bu nasıl öğretmenlik yapar?" diye önce şaşırıyorlar. Sonra değişiyor tabi. Bu biraz, geçmişte kaldı.

Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri,

İniltim kadın - erkek herkesi ağlattı.

Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin,

Tâ ki aşk derdini anlatabileyim.


Ney dersleri ve Türk kültürüne ait diğer sanat aktiviteleri için Caferağa Medresesi'ni ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz. En azından bir çay içersiniz, mekânın havasını solursunuz.

Caferağa Medresesi, Kanuni Sultan Süleyman dönemi (1520-1566) Babüssaade ağalarından Cafer Ağa tarafından, Mimar Sinan'a yaptırılmıştır (1559). Bağımsız medreseler grubuna giren ve günümüze geçirdiği onarımlarla ulaşan medrese, 15 dershane/sergi odası, büyük salonu ve huzur verici bahçesiyle, Geleneksel Türk El Sanatlarının öğretildiği, üretilip satılabildiği turistik bir merkeze Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından dönüştürülmüş (1989).

Adres: Caferağa Medresesi. Caferiye Sok.

Soğukkuyu Çıkmazı No.1 Sultanahmet, İstanbul

(Ayasofya Müzesi'nin yan sokağı)

Detaylı bilgi: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı

Eposta: caferagamedrese@superonline.com

Telefon: 0 (212) 513 36 01


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Mehmet Karaarslan, 1983 Marmaris doğumlu. İstanbul Bilgi Üniversitesi TV Gazetecilik bölümü mezunu. İstanbul'da yaşıyor. İndigo Dergisi'nin kurucusu ve yayın yönetmeni. Sosyal sorumluluk odaklı çalışıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Bu Bir Bilim Kurgu Filmi Değil!

Tarihi Değerler Dökülüyor!


Televizyon, Kadim Mitolojiler ve Aydınlanma


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Kültür


Öğretmeye Cüret Eden Kişi, Öğrenmeyi Asla Bırakmamalıdır


Ney Yolculuğu


İstanbul’da Saklı Bir Cennet: ZEYREK


Şeker mi, Tatlandırıcı mı?


Horlama Sorun Olmaktan Çıkıyor


Bir Zamanlar Normaldik


Nisan Yagmurlari


Bir Mekân: Lounge & Kitchen


Nisan Kitapları

 

KOSE YAZARLARI

Çiğdem Aksoy

Korku, Korkulanı Gerçekleştirir


Rüya Yüksel

Kendi korku ve endişeleri içinde kaybolmuş anne ve babalar, çocuklarınız neredeler? Sorun nerede?


Meltem Bingöl

Siyah - Beyaz


Haluk Tunç İlker

Mandallarda Asılı Anılar


Sibel Tugal

Ne Güzeldir Çocuk Olmak


Uzay Gökerman

Entropi


Mahmut Şaylıkay

Siyahın Esmeri


Banu Kangal

Siz Hiç Havaalanında Kayboldunuz Mu?


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum 


Gürhan Faik Yeğit

K'nın Öyküsü


Ü.Gülsüm Bülbül

Yuvama İndigo Bir Çocuk Geldi

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  2 Eylül 2008 TSİ 00:00