|
Haber ve Röportaj:
Mehmet
Karaarslan
Ney Yolculuğu
Hz. Mevlânâ’nın felsefesinde ney,
“insan-ı kâmil” in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış
insanın) sembolüdür. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak
delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’nın üflediği nefesle hayat
bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik
olmuş sînesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar
fısıldayan bir dosttur.
Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından
itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski
bulgu, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün
Amerika’da Phledelphia
Üniversitesi Müzesi’nde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de
dinsel törenlerde kullanıldığı sanılıyor. 13. yüzyılda Anadolu'da
Mevlana Celâleddin Rumî
tarafından tekrar keşfedildikten sonra büyük önem kazanmış.
Günümüzde Tasavvuf Felsefesi'nin bir kültür çalgısı olarak ta
kullanılıyor. Ney çalgısının en büyük özelliği, insan sesine en
yakın enstrüman sesi olmasıdır.
Türkiye’nin
ve Dünya’nın en ünlü ney ustalarından biri olan Hanefi Kırgız,
Sultanahmet’te kendi ney atölyesinde çalışıyor. Aynı zamanda neyzen
olan Hanefi Usta, bize neyzenler arasında saz olarak ifade edilen neyi ve
yapımını anlattı.
Kendinizden biraz
bahseder misiniz? Nasıl başladınız ney ile ilgilenmeye?
Hanefi Kırgız: Ney ve Rebap
yapımına Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Etnoloji Müzik Terapi Merkezi'nde
başladım. 1985'ten beri bu işle uğraşıyorum. Elime bir ney geçti,
üfledim ses çıktı. Kaliteli bir ney aldım ve kendi kendime üflemeye
başladım. Üflüyoruz madem, yapımına da bakalım, becerebilecek miyim
diye, kıra döke şimdiki halimize geldik. Kolay bir iş değil aslında.
Zaman içinde tabi yurt içinde ve yurt dışında atölye çalışmalarımız
oldu. En son iki sene önce Hollanda'da bir yaz okulu çalışmamız
oldu. Çeşitli ülkelerden, aşağı yukarı 130 kişi vardı. İki hafta
boyunca uygulamalı yapım ve icraat olarak atölye çalışması
düzenledik.
Bu enstrümanın
felsefesinden bahseder misiniz bize?
Hanefi Kırgız: Mevlana Hazretleri
neyi olgun
insana benzetir. Üfleyen kişiyle beraber, üflendikçe, kullanıldıkça
sesi daha güzelleşir, rengi kararmaya başlar, yanar, yani
Mevlana'nın tabiriyle olur. Olgun insana benzetmesi; yedi perde
vardır neyin üzerinde, altı önde bir arkada olmak üzere. Yani yedi
perde, yedi delik; bu yedi perdenin kafamızdaki delikleri temsil
ettiğini söyler; gözler, burun, ağız, kulaklar. Ayrıca dokuz boğum,
gırtlağımızdaki dokuz halkayı temsil ettiğini söyler. Ben buna
kendimden de bir şey katıyorum; insan dokuz ayda dünyaya geliyor.
Önemli olan neyde seslerin temiz ve düzgün çıkması. Ondan sonrası
kolay.
Neyzen Hanefi Kırgız beş kıtaya ney
açan adam olarak biliniyor. Yabancıların ney’e bizden daha çok ilgi
duyduğunu ve başladıkları enstürümanı bitirdiklerini söylüyor.
Hanefi Usta’nın atölyesinde farklı ekipmanları
olan
iki ayrı oda bulunuyor. Odalardan birisinde kamış ney’e
dönüştürülüuor, diğerindeyse başpare hazırlanıyor ve son olarak
ney’in akorları yapılıyor.
Ney yapımı çok zahmetli ve fiziksel
efor gerektiren bir süreç. Ney Ustası Hanefi Kırgız nasıl ney
yapıldığını, hangi aşamalardan geçtiğini anlattı.
Hanefi Kırgız: Kamış ham
olarak sazlıktan gelir. Daha sonra hangi akort yapılacaksa o ölçüye
uygun olan kamış seçilir. Sonra içinin boşaltılması, üst boğazının
açılması sırayla ve perdelerinin uygun olarak açılması. Daha sonra
parazvana dediğimiz metal koruyucular yapılır. Daha sonra başparesi
ve son olarak akort yapılır, kullanılmaya hazır hale gelir.
Ney kamışını
düzeltirken kırılmaması ve çatlamaması için çok dikkatli ve hassas
olmak gerekiyor. Hanefi Usta, her yeni yaptığı ney’e büyük bir özen
gösteriyor, titizlikle çalışıyor.
İlk olarak
kamışın düzeltilmesi için ısıtılması gerekiyor.
Neyzen
Burcu Sönmez Sultanahmet’te Caferağa Medresesi’nde ney dersleri
veriyor. Öğrencilerinin çoğu gençlerden oluşuyor.
Neyzen olmak nasıl bir
süreç?
Burcu Sönmez: Neyzen olmak
uzun bir süreç. Hemen "neyzen oldum" diyemiyor insan kendine.
Olgunlaşma süreci gerektiriyor, "neyzen oldum" demek biraz zordur.
Ney üflüyorum hali hazırda. Ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi
konservatuarda okudum. Çeşitli orkestralarda çaldım, solo konser
verdim, öğretmenlik yaptım, hali hazırda yapmaya devam ediyorum. TRT
İstanbul radyosunda sözleşmeli neyzenim. Haliç Üniversitesi'nde
Öğretim Görevlisi'yim. Caferağa Medresesi'nde sekiz yıldan beri ney
dersleri veriyorum. Çeşitli topluluklarla, orkestralarla yurt içinde
ve yurt dışında konserlere katılıyorum. Basit anlamıyla neyzen dendiği zaman, ney çalan
kişi anlamına geliyor. Ama Tasavvuf Felsefesi'nin getirdiği bir
sorumlulukla ney çalan insanlar kendilerine neyzen demezler. Bu bir
edepten kaynaklanır. Neyzen olmak aynı zamanda tasavvufta olgun
insan olmayı gerektirdiğinden ve böyle davranmayı kişiye sorumluluk
olarak yüklediğinden ney üfleyen kişiler kendilerine "Ney üflüyorum"
derler, "Neyzen" demezler. Tabi insan sanat yapınca, üstelik ney
gibi bir enstrümanı çalınca, mesleğim sıfatı bu iş için az kalıyor.
Yani bunu artık sizin yaşam biçiminizde, tarzınızda, tavrınızda, her
şeyinizde bunu duyabiliyorsunuz. Öğretmenlik yapmak özellikle çok
zor ama çok zevkli bir iş. Yani herhangi bir şeyi bile insana
öğretmek zevkliyken ney gibi soyut bir enstrümanı öğretmek çok özel.
Soyut çünkü ney perdesiz bir enstrüman, üzerinde tuşları ve telleri
yok. Hele ki buraya hiç müzik bilmeyen insanlar geliyor, onlara hem
müziği hem neyi öğretmeye çalışıyorum, nota bilgisi de veriyorum bir
yandan. Yani oldukça soyut işlerle uğraşıyorum ve bunu onların sabrı
ve sevgisi ölçüsünde öğretmeye çalışıyorum. Onlar da öğrendikleri
zaman, bunun karşılığını almış oluyorum tabi. Ama müzik ve sanat
öğretmek çok daha farklı bir alan. Matematik öğretmeye benzemiyor
yani. Çok daha içe dönük, ruha dönük bir iş yapıyorum.
Biraz
da öğrencilerinizden bahseder misiniz? Sizce insanlar neden ney
üflemeye yöneliyorlar?
Burcu Sönmez: Öğrencilerimin birinci kısmı; Haliç Üniversitesi'nde ders veriyorum
ama oradaki öğrenciler bu işi meslek olarak edinmek için geliyorlar.
İkinci kısmı; Caferağa Medresesi'ne gelen insanlar iş güç sahibi,
yaşını başını almış, mevkiye gelmiş, kariyeri olan insanlar.
Üniversite öğrencileriyle çok fazla devam edemiyoruz. Çünkü onların
hayatları çok yoğun. Sınavlar, hayat gayeleri, meşgaleleri çok
fazla. Onlar çok seviyorlar ama fırsat bulamadıkları için çok fazla
devam edemiyorlar. İkinci gruptaki öğrencilerim de, neyin sesine ve
Türk müziğine hayran olmuşlar. Neyin onları sakinleştirdiğini,
meditasyon aracı olduğunu, rahatlattığını, dinlendirdiğini
söylüyorlar ve tamamiyle hobi amaçlı geliyorlar. Yani buraya
profesyonel olarak, neyzen olmaya gelen çok az insan var.
Ney
öğrencisi Burcu Emir, 27
yaşında ve iki yıldan fazla neyle ilgileniyor. Sesinden çok
etkilenip başladığını söylüyor.
Burcu Emir: İzmir'de bir sahafta dolaşırken
sahaf dükkanında bir kayıt çalınıyordu. İlk defa neyin sesini orada
duydum. İzmir'li bir neyzenin kendi kaydıymış, daha sonra araştırdım
ve kendisinin ders verdiğini öğrendim. Sonra İstanbul'a geldiğimde
neyin üstüne düşüp bir kurs aramaya başladım. Amacım müzisyen olmak
falan değil ama neyin sesini çok seviyorum, insanı çok
dinlendirdiğini düşünüyorum. Neyi üflediğimde mutlu oluyorum. Burada
da çok iyi vakit geçiriyoruz. Grup halinde eğitim alıyoruz, burada
olmayı ve ney üflemeyi seviyorum. Keyif aldığım bir şey.
Neyzen
Burcu Sönmez:
"Sizde ne varsa,
neyden o çıkar"
Burcu Sönmez: 15'ten 60'a kadar
her yaş grubun dan öğrencim var. Ama profesyonel amaçlı gelen çok az
kişi var. Çünkü onlar buraya rahatlamaya geliyorlar. Mutlu olmak
için, neyin sesini sevdikleri için. Benim eğitim tarzım da biraz
rahat, yani ben herkesle arkadaşım, yaşının ne olduğu hiç önemli
değil. Derslerde neye ve hayatlarına dair şeyler paylaşıyoruz, müzik
konuşuyoruz, paylaşıyoruz ve bir yandan ney öğreniyoruz. Çünkü zaten
böyle olabilir, çok zor bir durum onların durumu, çünkü müziği hiç
bilmiyorlar ve perdesiz bir enstrüman çalmaya çalışıyorlar. Ney de
sabır, sevgi ve vakit ayırmayı gerektiren bir enstrüman, sıradan bir
enstrüman değil. Onlar önce beni seviyorlar, sonra neyi seviyorlar.
Bir sanat eğitiminde hoca çok önemli.
Neyzen
olmak için nasıl bir çaba gerekiyor?
Burcu Sönmez: Bir kişinin neyzen olması için
bir kere Türk müziğini çok iyi biliyor ve bu konuda kültür birikimi
olması gerekiyor. Sizde ne varsa neyden o çıkar. Ney çalışmak sadece
saatlerce oturup ney çalmaktan ibaret değildir. Türk müziğiyle
ilgili yapılan kayıtları dinlemeniz ve her türlü sanatla ilgili çok
şey bilmeniz gerekiyor. Kişinin bunu yaparken dolu olması gerekiyor.
Ney çalarken aslında önlerine bir
ayna koymuş oluyorlar. "Ağzımı şöyle tutmalıyım, böyle yaparsam daha
güzel ses çıkar, dur şöyle oturayım"dan başlıyor bu iş daha
içerilere kadar gidiyor. Bunu öğrencilerim de yaşıyorlar zaten.
Sinirli insanları daha uysal hale getiriyor. Karşındakini dinlemeyi
öğreniyorlar. Belki bu yoğun koşuşturma temposundan fırsatları
kalmıyor birçok şeyi görmeye, onların farkına varmaya çalışıyorlar,
farkındalık yaratıyor ney onlarda. Çünkü çok sabır gerektiren bir
iş. Ona sabır gösterdiğiniz için başka şeylere de sabır göstermeyi
öğreniyorsunuz.
Günümüzde
ney nasıl algılanıyor? Bir değişimden bahsedebilir miyiz?
Burcu Sönmez: Türk filmlerinde özellikle
mezarlık sahnelerinde ney sesini çok duyardık ama bence bu geçmişte
kaldı. Çünkü ney bazı kalıpların dışına çıktı. Daha doğrusu belki ya
oradaydı, biz onu yeni farkettik. Tabi son zamanlarda yapılan
popüler işlerin de, genç insanların ney üflemesinde büyük etkisi
var. Ney deyince insanların aklına yaşlı dedeler nineler falan
gelirdi, hatta burada çok başıma geldi. Yeni öğrenciler benim
sınıfıma girdiklerinde "Biz ney hocasını arıyorduk" diyorlar ve ben
diyorum ki "Evet, hoca benim, buyrun", şaşırıyorlar tabi. Bayan
olmamın da çok büyük etkisi var çünkü ney çalan bayan tarihte pek
görülmediği için, "Bir bayan neyzen nasıl olur be bu nasıl
öğretmenlik yapar?" diye önce şaşırıyorlar. Sonra değişiyor tabi. Bu
biraz, geçmişte kaldı.
Ney der ki:
Beni kamışlıktan kopardıklarından beri,
İniltim
kadın - erkek herkesi ağlattı.
Ayrılık
bağrımı delik deşik eylesin,
Tâ ki aşk
derdini anlatabileyim.
 
 
Ney
dersleri ve Türk kültürüne ait diğer sanat aktiviteleri için
Caferağa Medresesi'ni ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz. En azından
bir çay içersiniz, mekânın
havasını solursunuz.
Caferağa Medresesi, Kanuni Sultan
Süleyman dönemi (1520-1566) Babüssaade ağalarından Cafer Ağa
tarafından, Mimar Sinan'a yaptırılmıştır (1559). Bağımsız medreseler
grubuna giren ve günümüze geçirdiği onarımlarla ulaşan medrese, 15
dershane/sergi odası, büyük salonu ve huzur verici bahçesiyle,
Geleneksel Türk El Sanatlarının öğretildiği, üretilip satılabildiği
turistik bir merkeze Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından
dönüştürülmüş (1989).
Adres:
Caferağa Medresesi. Caferiye Sok.
Soğukkuyu Çıkmazı No.1
Sultanahmet, İstanbul
(Ayasofya Müzesi'nin yan sokağı)
Detaylı bilgi:
Türk Kültürüne Hizmet Vakfı
Eposta:
caferagamedrese@superonline.com
Telefon: 0 (212) 513 36 01
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Mehmet
Karaarslan,
1983 Marmaris doğumlu. İstanbul Bilgi Üniversitesi TV
Gazetecilik bölümü mezunu. İstanbul'da yaşıyor.
İndigo Dergisi'nin
kurucusu ve yayın yönetmeni. Sosyal
sorumluluk odaklı çalışıyor. Detaylı
Bilgi
|