|
Yazar: Nesrin Dabağlar
Dördüncü
Boyuttaki Tesla
Dördüncü boyut kavramının gizemli kollarında
geziniyorum son günlerde. Tesla, Einstein, Hawkings gibi son yüzyılın
dahilerinin teoremleri, benim yaşamımda aslında hep var olduğunu düşündüğüm
ama teknik olarak tanımlamakta çoğunlukla yetersiz kaldığım gizemli bir
dünyanın içine alıverdi beni.
Günlük
yaşamın içinde basitçe adlandırdığım bir takım sezileri, minicik tuhaf
olayları, belki de kutsal bilgiler içinde varsayıp yorumladığım bazı
bilgileri, henüz teoremsel bile olsa bilimsel söylemler şeklinde inceden
inceye okumak, ışık dolu bir rüyanın içine sokuverdi beynimi.
Konu o kadar ayrıntılı ve karmaşık ki,
bugünkü koşullarda yüksek eğitim almış kişilerde bile algılama sorunu
yaşanabiliyor. Gelişmiş fizik bilgisine sahip olmadan konunun içine
dalarsanız, dördüncü boyut formüllerinin içinde benim gibi
kaybolabilirsiniz. Kendi çabalarımla edindiğim bazı bilgiler ışığında az da
olsa kendimce çıkarımlar ve örneklemelerle beynimde bir yere oturtmaya
çalıştığım dördüncü boyut kavramı, adı üstünde bizim üç boyutumuzun dışında
kaldığından, bir ucu metafizik kavramlara kadar çıkan bir sürü konuya
varıyor. Metafizik dediğimizde bugünkü bilimin uzun yıllarca cıss dediği pek
çok olgu karşımıza çıkıyor; durugörü, telekinezi, astral seyahat,
kehanetler, telepati, çakralar, enerjiler v.b. gibi…
Bir yanda elle tutulmayan bu tür şeyleri
bilimin araştırma sahası yapmamak için yüzyıllarca direnmiş bir medeniyet,
bir yanda aslında beyin özelliklerini kullanarak meydana getirilmiş
metafizik diye tanımlanan farklı bir dünya…
Birbirinden
çok farklı gibi görünse de bu iki olgunun iç içe geçmiş gerçekler dizini
olduğunu hala kabul etmeyenlere küçücük bir tavsiyem olacak. En kolay kaynak
olan internette arama motorunuza, Nikola Tesla adını yazın ve
hayatını okuyun. Karşınıza çıkacak bilgiler eminim beyninizde ciddi bir
sarsıntıya neden olacaktır. Tesla’nın bir zamanlar yarattığı manyetik
depremlerin etkisi, bilimin bugüne kadar size sunduğu bilgileri mutlaka
yerinden oynatacaktır. Ticari ve kapitalist bilimin Tesla’nın adını yıllarca
nasıl bilim kitaplarından çıkarıp yok saydığını, maddi rekabet dünyasının
hangi çarklarla bugüne geldiğini görüp belki de şaşıracaksınız benim gibi.
Mümkün olsa da, pozitif bilim dediğimiz
maddeyi esas alan bilgi karmaşasını beynimizde bir odacığa kilitleyip, saf
ve arı bilincimizle bu konunun içine dalabilsek, yeni mantık boyutu
oluşturup farklı o bilgileri özümseyip yepyeni bir bilim oluşturabilsek!
Geçmiş ve gelecekteki tüm bilgilerin harmanlandığı yeni bir bilim hayal
olmaktan çıkıp umarım gerçekleşir ve belki de dünyanın
meteryalist
ilerleyişine son verir. Bu umutla dördüncü, beşinci ve hatta daha sonraki
boyutların bilimsel olarak tanımlanmasının, insanoğluna yepyeni bir dünyanın
kapılarını açacağına inanıyorum. Kim bilir belki de bugün artık dünya,
maddeci klasik bilimi oturduğu koltuktan ‘atom altı parçacıklar’ı
ispat ederek indirmeye başlamıştır bile. Dördüncü boyutta ilerledikçe
göreceğiz ancak.
Aslında son nesille tohumlarının
atıldığına inandığım yeni dünyanın getireceği güzellikleri bizim kuşağın
yaşaması zor gibi görünüyor ama bence hayalini kurmak bile müthiş keyifli.
Dünyanın bugünkü durumuna gelmesi için
geçen zaman hakkında bizim bildiklerimiz çok gibi görünse de epeyce
yetersiz. Evrimimiz hakkında yazılan pek çok şey, hala tartışılan
teorilerden ibaret ve en kabul görmüş teorilerde bile ciddi zaman
kopuklukları ve bilinmeyen dönemler mevcut. Geriye doğru yapabildiğimiz
zaman yolculuğunda çok sayıda kare eksik hala…
Yaptığım hayal yolculuğunda dördüncü
boyut teorilerinin içinde gezerken karşıma çıkan Philedelphia deneyi,
Rainbow projesi, Haarp projesi (yüksek frekanslı aurora
araştırma programı) gibi komplo teorilerinin altında Tesla’nın icatlarını
görüp inceleyince kendimce ilginç bir noktaya takıldım ve Tesla bana Mu
kıtası efsanelerini çağrıştırdı nedense…
Bugüne
kadar geriye dönük ulaşabildiğimiz en eski uygarlığın Mu kıtası
olduğu söylense de, tam ispat edilmiş sayılmıyor henüz. Bu kıtanın
hakkındaki bilgiler, Mu insanlarının bizden farklı ve fantastik özellikleri
olduğunu anlatıyor. Şimdiki bilime göre metafizik diye adlandırılan
yetenekleri olduğu söylenen Mu insanlarının, dördüncü boyut konusunda da
bizden çok daha fazla şey bildikleri düşünülüyor ister istemez.
Efsanelere göre Mu insanları, binlerce
yıl süren bir medeniyetin sonunda çok güçlü bir silahı kötüye
kullandıklarından nerdeyse tüm bilgileriyle birlikte yeryüzünden
silinmişler. Bize de sadece fantastik bir takım efsaneler kalmış ne yazık
ki… Bu efsanelerden birine göre; kullandıkları bir teknoloji ile güneş
sistemindeki bir gezegeni yerinden oynatarak dünyanın altüst olmasına neden
olmuşlar ve her şey değişmiş yer kabuğunda… Kullandıkları o üstün güçlü
silahın sırları da kendileriyle birlikte zamanın karanlık koridorlarında
kaybolmuş.
Yine hem kutsal hem arkeolojik verilerin
buluşarak anlattığına göre, Nuh tufanı diye adlandırılan olay, Mu kıtasının
yok oluş hikayesinden başka bir şey değilmiş.
Naacal tabletlerinin çözülmesiyle elde
edilen bilgilere göre bu medeniyet tam 70.000 yıl devam etmiş. Bizim
uygarlık tarihimize baktığımızda M.Ö 4000 yıllarında yazıyı bulduğumuz ve
henüz 6.000 yıllık bir medeniyet olduğumuz düşünülürse 70.000 yıllık bir
uygarlığın ulaşabildiği noktayı hayal edemiyorum. Biz 6.000 yılda Tesla
gibi birini görebildiysek onlar neler yaptılar acaba?
Bugün üstün savaş teknolojileri
projelerinde kullanılan veTesla’nın henüz 1900 lü yıllarda düşünüp patentini
aldığı yüzlerce icat arasında neler yok ki?
Yapay deprem, havada serbestçe gezip
nakledilen enerjiler, insan yapımı şimşek, bilgi, ses ve enerji aktaran
kablosuz sistemler, koruyucu elektrik kalkanı, uzaktan kumanda sistemi, yer
ve mesafe tespiti eden elektrik dalgaları, bugün radyo, tv , manyetik
rezonans görüntüleme ve bilgisayarda kullanılan Tesla bobini ve daha
yüzlerce icadın bugün sadece masum ve iyi niyetli işlerde kullanıldığı asla
söylenemez. Değişik komplo teorilerinin altında Tesla’nın adını görmek epey
acı verici. Oysa onun basit amacı dünyanın daha güzel günlere kavuşma
sıymış sadece. Biyografilerini
okuyan herkes bunu açıkça görebilir.
Tesla,
1943 yılında yalıtılmış bir hayatın sonunda yalnız başına bir otel odasında
ölmeden (belki de öldürülmeden) önce, kablosuz olarak görüntü aktarma, kendi
beyninde oluşan görüntüleri başka beyinlere imgeleme, ekvatorun etrafında
dünyanın dönüş enerjisini kullanarak oluşturulacak bir halka ile inanılmaz
hızda yolculuk yapmak gibi projelerin hayalini kuruyormuş.
Bana Mu kıtası insanlarının efsanelerini
çağrıştıran Tesla’nın yaşam öyküsünün bence en ilginç yanı, çocukluk
dönemlerinde geçirdiği rahatsızlıklar. Defalarca ölümle yüz yüze gelen ve
hastalık dönemlerinde çok ilginç hayallerin dünyasında gezdiğini birçok defa
dile getirmiş olan Tesla; elektrik, manyetik alan ve enerji deneyleri
yaparken yüksek ihtimalle zaman yolculuğunu gerçekleştirdi. Bunun en büyük
delili de Philedelphia deneyi bence… Zamanının bu kadar ilerisinde
olan bir beynin beslendiği kaynak ancak dördüncü boyut, yani zaman olabilir…
Yirminci
yüzyılı, onun buluşlarının barış dolu ellerde olduğunu görerek geriye dönüp
bir daha yaşamak isterdim. Eğer Stephen Hawkings’in teoremi doğruysa, belki
de ikizimiz olan diğer evrendeki yirmi birinci yüzyıl savaşsız ve mutludur.
Hayali bile güzel!
Barış dolu ve mutlu bir dördüncü
boyutta buluşmak üzere…

Zaman
Omurgası Kasım, 2006
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Nesrin Dabağlar
1964, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi
mezunu. 12 yıl devlet memurluğu yaptı. Özel sağlık
kuruluşlarında muhasebe, halkla ilişkiler ve yöneticilik
görevleri yaptı. Reiki, Karuna Ki, yoga, şiir, müzik, tiyatro,
resim, kitaplar ve yazmakla iç içe geçmiş bir yaşam sürüyor.
Detaylı bilgi
|