|
Haber:
Nesrin Dabağlar
Bilim Haberleri, İstanbul - Nisan 2008
Bilimin Değişen
Yüzü
Kaç insan, "Nereden
geldim nereye gidiyorum?" diye hayatında kendisine
hiç değilse bir kere sormamıştır? Kim kutsal kitaplar ve arkeolojik
buluntularda bizden önce yaşamış atalarımızın belki de bazen bilimötesi diye
adlandırdığımız hikâyelerini en azından kulaktan dolma da olsa duymamıştır?
Eski kültürlerin hepsinde
yer alan yaratılış ve tufan hikâyeleri sanki yaşanmamış da büyükler
tarafından bir sonraki kuşağı "yoldan çıkmasınlar" diye korkutmak üzere
uydurulan masallar gibi algılanmıştır çoğu kez. Sanki dünya kuruldu kurulalı
hep böyleymiş gibi kabul ederiz ve ne kadar bilsek de kabul etmekte
zorlanırız atalarımızın bizimle aynı koşullarda olamadığını. Dünyanın sadece
bizim kuşağımızı, evrenin de sadece salt bizim gezegenimizdeki yaşamı
barındırmadığını kabul etmekte zorlanırız... Kendimizi o kadar yüceltiriz ki
sanki evrenin merkezi biziz ve kainat sadece mavi dünyamızın etrafında
döner. Oysa artık herkes açıkça hissedebiliyor ki bilmediğimiz çok farklı
yaşamlar ve gerçekler var başka boyutlarda.
Eğitim
sistemimiz içinde öğrendiğimiz standart çağ tablosu doğru orijinden mi
başlamıştır ve bize gerçeklerin ne kadarını aktarmıştır? Tarih ne kadar
bütünüyle öğretilmiştir tüm insanlığa? Eğitim sisteminin içinde donatıldığım
bilgilerin bana yetmediğini hissettiğimden beri farklı bulduğum her bilgi
kaynağının peşinde sürüklenerek geçti uzunca yıllarım. Kulaktan dolma
verileri bir tarafa atıp, aslında bilimin içinde yer almamasından hayal
kırıklığı hissettiğim pek çok bilgiye yine pozitif bilimin eğitimden geçmiş,
aklı başında insanların eserlerinde rastlayınca, kendi adıma ve tüm dünya
adına korkunç ızdıraplar hissettiğim anlarla doludur hayatım. Ne yazık ki
bunca senenin eğitimi ve yaşanmışlığıyla geldiğim noktada, kendimi bilim ya
da bilimi bilinçli olarak eksik kullanan güçler tarafından aldatılmış
hissetmem ne acıdır. Benim gibi düşünenlerin hiç de az olmadığını biliyor
olmam, beni bilime düşmanmış gibi algılanmak korkusundan kurtarıyor ne mutlu
ki...
Kopernik,
Galileo, Kepler, Descartes, Newton gibi sayısız Rönesans bilimcisinin
çalışmalarının ışığında temelleri atılan rasyonel ilerleyiş, evrenin
değişmez kurallarla yönetildiğine dair mekanik ve sadece beş duyu ile
gerçeğin algılanabileceği görüşü; mantığı, somut deneyimi ve bireyselliği
savundu. İnsan doğuştan günahkâr olarak doğmaya mahkûmdu ve deneyimleri
doğrultusunda kendi kaderini belirleyecekti.
Trigonometri, matematik,
cebir, fizik, analitik geometri temelleri atıldıktan sonra yenilikçi bilim
adamlarının destek çalışmalarıyla simya, numeroloji, astroloji, ilahiyat ve
ruhbilim gibi alanlar da zenginleşti. Örneğin Newton fizik ve bilim
çalışmalarıyla tanınmasına rağmen madde dışı bilim diyebileceğimiz alanlarda
pek çok çalışma yapıp yazılar yazmıştı. Descartes Cebiri matematiğe
uygulayarak analitik geometrinin temelini attığında uzayın maddelerle dolu
olduğu varsayımını öne sürdü. O zaman için
doğru
ya da yanlış olduğu anlaşılamayan varsayım, günümüzde kuantum mekaniği ile
anlam kazanmış, uzaydaki maddeler negatif ve pozitif olarak kabul
edilmiştir.
Rönesans ile ilgili tarih
sayfalarının arasında yer almasından kaçınılan bu gerçeklerle ilgili bir
soru sormaya hakkımız olduğunu düşünüyorum:
Bu
çalışma alanları neden on sekiz ve ondokuzuncu yüzyıl biliminin etkili bir
parçası olamadan sayfa aralarına ötelendi
Cevap zamanımızın en
güçlü kurumlarında saklıdır. Bu kurumların neler olduğunu dile getirmeden
önce güya bilim çağı diye adlandırdığımız günümüzde yükselen yanlış
değerlerin neler olduğuna bakmak gerekir! Doğaüstü ve tanrının müdahalesi
diye kabul edilen mucizelere doğal açıklamalar getirildiğinde hangi kurumlar
üstünlüğünü kaybedecekti? Bilgiler erişilebilir olsaydı ve tüm insanlarla
paylaşılsaydı hangi güçle insanın üzerinde etki alanı yaratılıp kolayca
yönlendirilecekti? Hangi korkularla zapt altına alınabilecekti bunca halk?
Avrupa'da
etken en eski örgütlü yapı olan kilise, Rönasans’ın ilerleyen dönemlerinde
kendince en mantıklı yolu seçti ve bazı şeyleri halktan saklamanın gerekli
olduğuna; çalışmaları için maddi desteğe ihtiyacı olan bilim adamlarını
malum yolla ikna etti. "Mevcut sistemi bozacak yeni bilimsel verileri ve
bilgileri kendinizde ve bizde saklı tutarsanız sizi destekleriz ve ancak bu
yolla bizden maddi destek alabilirsiniz" dediler. Ne yazık ki çoğunlukla
da başarılı oldular ve bu yolla sonuçları günümüze kadar uzanan ve demokrasi
bilincinin içinde sinsice gizlenen hep şikayetçi olduğumuz gizli kast
sistemi oluştu. Bir tarafta yeni icatları ve teknolojiyi kullanıp nesillerle
aktarılan servetlerin sahibi kilise dostu kapitalist aileler, bir tarafta
işçi sınıfı ve tüketici pazar potansiyeli taşıyan gelişmekte olan ülkeler…
.gif)
Bilimin para tuzağına
düşmüş olmasıyla metafizik deneyimleri "anormal", bilincin en önemli
unsurlarını " paranormal" adı altında karalayan resmi bilim sonucuna
gelindiğinde artık çok geç olmuştu ve insan kişisel güçlenme yolunda
ilerlemek yerine endüstriyel gücün elinde oyuncak oldu. Motorlar,
rafineriler, şehirsel büyüme, kutu gibi binalar, maden atıkları, çöpler,
arıtımsız fabrikalar ile dünyadaki ekolojik dengenin bugün ne halde olduğunu
artık iki yaşındaki çocuklar bile biliyor.
Kilisenin
bütün bu baskısına rağmen o günün bazı ünlü bilim adamlarının bugüne kadar
uzanan esrarengiz örgütlenmelerinin rivayetleri mevcuttur. Kilisenin ortaya
çıkmasında sakınca gördüğü bir sürü gerçeği korumak, saklamak ve gelecek
nesillere hiç değilse kendi örgütlenmelerinin içinde aktarmak için
kurdukları işbirliği, zaman içinde ortaya çıktıkça maddesel bilimi tek
seçenek kabul edenleri şaşırtıyor. Hala sırlarının gerçekte ne olduğunu pek
çoğumuzun bilmediği gizli evraklar, yazmalar, dosyalar hakkında tüm dünyada
dolaşan bilgiler, doğruluklarını ne
kadar
koruyabilmişlerdir kimse bilemiyor ama kırıntıları bile mucizevi
görülebiliyor. Gerçeklerin tamamı ne kadar büyüleyicidir hayalini
kuramıyorum. Bu gizli örgütlenmelerle ilgili Burak Eldem'in yazdığı
kitaplardan özellikle Marduk ve Fraternis okunmaya değer bir araştırma
örneğidir.
Mistik- metafizik-
spritüel- anormal- paranormal olarak tanımlanan bazı ezoterik bilgilere
sahip pek çok gizli örgüt bütün engellemelere rağmen varlıklarını günümüze
kadar taşısalar da pek çoğu yine içlerinde bulunan yanlış enerjilerin
etkisiyle pek çok kişi tarafından gerçekten zararlı menfaatlerin kurbanı
olmuştur. İçlerinde sağlam kalabilen bilgi kırıntıları gerçek bilinç taşıyan
insanların eline geçtikçe değerlendirilip insanın hizmetine verilmeye
başlanmıştır.
Bu bilgilerden
örneklemeler yaparken konu çok dağılmış gibi görünse de değinmekte fayda
var:
Şimdi
metafizik işte deyip bir tarafa ötelenen bazı bilgiler, kuantum düşüncesi
adı altında yeni bilimde yer alana kadar epeyce akademik ilke ile mücadele
etmek zorunda kalsa da fizik, "bilinci"
yeniden keşfetmiştir. Psikoloji insana bütünsel açıdan odaklanmaya
yönelmiştir. Tıp artık kendi kendini yeniden iyileştirme gerçeğiyle karşı
karşıya kalmıştır. Doğal bilimler ve spiritüalizmin (din değil)
canlanmasıyla bilim ötesi hak ettiği yere doğru ilerlemeye başlamıştır.
Fizikçiler atomdan daha
küçük taneciklerle ilgili çalışmalar yaparken bilincin etkisiyle karşı
karşıya kalmışlardır. (CERN'deki
çalışmalar ilginç bir noktaya doğru ilerliyor)...

Tıpta ilaçların etkisi
ispatlanmaya çalışılırken
Plasebo
çalışmalarının da yardımıyla zihnin iyileştirici gücü açıkça ispat
edilmiştir.
İnsanın orijinini ve
aralarındaki farkları incelemeye çalışan genetik bilimciler, geriye doğru
gen taraması yaptıklarında sayısı sınırlı birkaç ortak atadan geldiğimizi ve
genlerimizin atamız kabul ettiğimiz fosillerin genlerinden çok farklı
olduğunu tespit etmişlerdir. Sanki bugünkü modern insan aniden bir yerlerde
tohumlanıp birden bire ortaya çıkmıştır ve bu gerçek, evrim teorisini ciddi
olarak tartışmaya açmıştır. Özellikle değişime uğramadan nesiller boyu
anneden aktarılan mitokondriyal DNA, evrim konusunda bilinen her şeyi
tepetaklak eden esrarlı bir gerçektir.
Atamız olduğu bize öğretilen fosillerle bugünkü genetik yapımızın hiç bir
bağlantısı olmadığının ortaya çıkması özellikle Sümer yazıtları ve tarihiyle
ilgili en ilginç fikirleri savunan Zecheria Sitchin'i yeni bir gözle
değerlendirmemizi gerektirmektedir. Sitchin, insanın bugünkü yapısının
müdahale ile yaratıldığını ve başka dünyalardan gelen varlıklar tarafından
laboratuar koşullarında "Tanrının Oğulları" denilen erkek spermi ile
dünyalı ilkel dişinin yumurtasından yapay döllenme ile gerçekleştirildiğini
ifade etmektedir. Sümerlerle ilgili yaptığı otuz yıllık bir çalışma sonucu
çıkardığı dünya kronolojisi, bugün bize bütün inançlarımızı yıkacak kadar
farklı ve ters gelmektedir. Oysaki yapılan genetik çalışmalar, arkeolojik
buluntular ve ilahi sayılan kaynakların bilgileri gitgide birbirini
destekler doğrultuda yol almaya devam ediyor. Özellikle tufan ve sonrasına
ait gen çalışmalarının vardığı nokta Sitchin'i tamamen doğrulamaktadır.
.jpg)
Oxford Üniversitesinden
Bryan Sykes'ın mitokondrial DNA çalışmalarına göre Avrupa'daki insanlar
45.000 yıl önce 7 kadından (Havva'nın kızları) ortaya çıkmıştır. Sitchin'in
kitaplarında anlattığı dünya kadınlarının yumurtaları ile tanrının
oğullarının spermlerinin birleşmesi tezini doğrulayan tek kanıt bu da
değildir
üstelik. ( Dişi Mitokondrial DNA, hücre içinde erkek
DNA ile etkileşmeden kilitli bir sandık gibi sadece anneden kızına
geçmektedir ve bozulmadan uzun nesiller boyu taşınmaktadır.)
Daha sonraki binyıllarda
ise laboratuar dışında gerçekleşen Tanrı oğulları ve Havva kızları
arasındaki gerçek cinsel birleşmeler ile olan doğumlarla meydana gelen insan
ırkları değişimi yine gen çalışmalarıyla ortaya konmuştur. Evrim teorisinin
açıkta kalan noktalarını açıklayan ve başka bir bakış açısı sunan bu
deliller tarihin bilinen çağ tablosunun aslında hiç te gerçek olmadığını
zaten bize göstermektedir.
Değişik
dünya bölgelerindeki farklı ırk özelliklerinin bilinen açıklaması ise çoktan
çökmüş görünüyor. Coğrafi koşulların yarattığı özellikler diye bize sunulan
dış görünüş farklılıkları ve ırk özellikleri aynı coğrafya üzerinde bile çok
büyük farklılıklar gösterirken gen çalışmaları insan DNA'sına başka
güçlerden müdahale olduğunun açık seçik kanıtıdır zaten.
Ortak bir gen havuzundan
dünyaya yayılan ama kritik zamanlarda ani değişimler göstererek ilerleyen
insan genomunun sırları, kendi DNA şifrelerinin içinde gizlidir.
Maddeci bilim bir
taraftan DNA'nın sırrını keşfe devam ederken geçmişi inceleyedursun çok daha
ilginç başka bir gerçeği de ortaya çıkarmaktadır ki, insan DNA'sı şu sıralar
geçmiş binyıllarda olmadığı kadar çok ciddi değişimler geçirmektedir.
Özellikle yeni nesil çocukların ve pek çok yetişkin insanın DNA sarmalının
sayısı değişmektedir. Bu şimdiye kadar olmamış bir değişimdir ve neden
olduğu konusunda teorilerden oluşan bir sürü iddia vardır. Çeşitli
kaynaklara göre bazen abartılı tezlere rastlasak da sanırım bence en dikkate
değer sebeplerden birisi; insanın kendi DNA'sını artık kendisinin değiştirme
gücünü kazanmış olmasıdır. Laboratuar ya da bilimsel kabul edilen Tıp
müdahalesine gerek kalmadan "bilinç" gücü ile kendi kendini
değiştiren ve tedavi edebilen insan sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bu
değişikliği ve tedaviyi kendisinin yapabileceğine dair ilk bilinç ve
bilgileri insan önceleri bir
başka
insandan alıyor olsa da sonuçta değişimi gerçekleştiren kendisidir. Şimdilik
sadece bir yol gösterici kaynağa ulaşarak bunu başaran insanı çok büyük
değişimlerin mucizeleri beklemektedir ve yakın zamanda çoğunluk haline
geleceklerdir.
Bilinen klasik tıbbi
yöntemleri kullanmadan uygulanan bir takım tedavi yöntemleri, iletişimin çok
kolay olduğu günümüzde tüm dünyada gözle görülür artışlar
göstermektedir.Üstelik bu tedavileri uygulamalı olarak milyonlarca kişiye
göstermekte sakınca görmeyen pek çok kişi, basit şarlatanlar diye
adlandırılamayacak kadar eğitimli ve kendilerinden emindirler. Yaptıkları
uygulamayı en akla yakın şekilde anlatmaya çalışırken kuantum, manyetik
çekim, enerji alanları, enerji dengeleme kozmik alan, çekim yasası ve bilinç
gibi olgularla rahatça ifade edebildikleri ve gözle görülür değişimler
yaratabildikleri için dikkate alınmaya başlamışlardır. Ortaçağın engizisyonu
tarafından cadı diye suçlanıp yakılan binlerce kadının akıbetine
uğramayacakları ise mümkün değildir artık. (O kadınların cadısal!
Yeteneklerini
hangi DNA özellikleri ile gerçekleştirdiklerine dair yapacağımız tahminlerde
çok olağanüstü sonuçlara ulaşacağımıza eminim. Onlarla birlikte yok edilen
mitokondrial DNAlar bence büyük kayıptır bu anlamda.)
Geçmiş yüzyıllarda
halktan yani gerçek sahiplerinden saklanan ve metafizik veya paranormal
denilerek hakaret edilen farklı bilimler (artık bu bilgilere bilim demekten
çekinmiyorum, şimdilerde dağınık görünüyorsa da yakın bir zamanda belli
başlıklar altında akademik bir şekilde isimlendirilmekten başka kaderleri de
yoktur.) hak ettikleri önemi kazanmaya başlamış ve gerçekten hak eden
"bilinç"lerin eline geçmiştir.
(Hatırlamakta fayda
vardır ki, toplumun büyük çoğunluğundan saklanan bu metafizik bilgiler
sanıldığı kadar "anormal" olsaydı büyük güce sahip devletlerin kadrolarında
gizli görevle paranormal yetenekli ajanlar kullanılmaz ve erk kazanmak için
çalıştırılmazdı.)
Her
şeyde olduğu gibi bu konularda da şarlatanlar ve sahtekarlar olduğu
unutulmadan artık bu bilgilerin bilimin kanatları altına alınmasının ve
bilimin salt maddeci boyuttan teslim alınmasının vakti gelmiştir.
Bilim maddeci boyutta
kalmaya direnç gösterdiği sürece bir sürü insan; pozitif bilim- metafizik-
din- haç- hilal- cami- kilise- türban- mezhep- tarikat- örgüt vb. gibi
birbirine zorla zıtlaştırılan kelime boyutlarının içine hapsedilip, güç
odaklarınca kullanılıp harcanmaya devam edecektir.
Özellikle kuantum ve DNA
çalışmalarının varacağı noktaların tüm insanlara pozitif kazanımlar
getireceğini üstüne basarak belirtmek ve bu karmaşık gibi görünen olguları
anlaşılabilir dile dönüştürerek en fazla sayıda insana ulaştırmaya çalışmak
belli bilince ulaşmış herkesin görevi olmalıdır.
Bu konuda saf enerji ile
çalışan tüm gerçek "bilinç"lerin yolu açık olsun...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Nesrin Dabağlar
1964, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi
mezunu. 12 yıl devlet memurluğu yaptı. Özel sağlık
kuruluşlarında muhasebe, halkla ilişkiler ve yöneticilik
görevleri yaptı. Reiki, Karuna Ki, yoga, şiir, müzik,
tiyatro, resim, kitaplar ve yazmakla iç içe geçmiş bir yaşam
sürüyor.
Detaylı bilgi
|