|
Haber:
Nesrin Dabağlar
Sağlık
Haberleri - Mart 2008
Sanal Şifa:
Plasebo
Tıp ve bilim dünyası, her
dakika insan sağlığı için uzun uğraşlarla elde edilen yeni bilimsel
yöntemler keşfederken uzun yıllardır kullanılan epey farklı ve aslında
çözülememiş ilginç bir yöntem mevcut: Plasebo.
Hastanın bilgisi dışında
kullanılması sebebiyle bazı toplumbilimciler tarafından (John. Forrester-Hakikat
Oyunları) bilimsel tıbbın utancı diye nitelendirilen Plasebo, Latincedir ve
kelime anlamıyla ‘hoşnut olacağım’ demektir. Hoşnut olmak deyimi
özelleşerek, bugün artık ilaç veya deva niyetine alınan, aslında bilimsel
olarak etkisiz olduğu kabul edilen bir şeyin özel olumlu etkisini
anlatmakta kullanılmaktadır.
Plasebo olgusu, klinik
Farmakolojide ( ilaçbilim) yeni ilaçların deneylendiği aşamada önemli bir
karşılaştırma unsuru olarak yaygın olarak kullanılmaya başlandıktan sonra
şaşırtıcı sonuçlar getirmiştir tıp dünyasına. Aslında plasebonun etkisinin
ne olduğuna dair tartışmalar çok daha eski tarihlere kadar gider.
Klasik
tıbbın "Plasebo"ya
bakışı
Tıp tarihinde hastalıklar
kabaca iki tipe ayrılarak olgulanmıştır. Hipokratif veya
varlıkbilimsel olarak adlandırılan birinci bakış açısında, hastalık
kendine özgü bir varlık alanı olarak değerlendirilir. Bunun tersini savunan
Fizyolojik Tıp ise bireyin biyografisini esas alır. Kısaca,
Hipokratif Tıp insandaki hastalığa, Fizyolojik Tıp, hastalık içindeki insana
odaklanır. Bugünkü modern tıp biliminde Hipokratif Tıp anlayışı yaygın
biçimde üstünlük sağlayıp egemen olmuştur. Hipokratif Tıp anlayışı,
hastalığın kendisine odaklandığından sadece o hastalığın kendine özgü
etkenlerini araştırmaya yönelip, çevresel, toplumsal, kişisel etkenleri
devre dışı bırakarak ilerlemiştir. Özgül ve özgül olmayan diye adlandırılan
etkenlerin karşılaştırılıp tartışılması, aslında doğrudan doğruya plasebo
olgusunu da ilgilendirmektedir. Çünkü Hipokratif Tıp, plaseboyu özgül
olmayan etkenlerin içine koyup aşağılamıştır.
1950'lerde
psikofarmakoloji ve davranışsal farmakolojinin ortaya çıkmasıyla, özgül
olmayan etkenler diye kabul görmeyerek bir tarafa atılan etkenlerin hasta ve
hastalıkta sanılandan çok daha önemli olduğu tekrar kabul görmeye
başlamıştır ve plasebo olgusu da farklı bir önem kazanmıştır.
Plasebo çalışmalarında,
yeni bulunan bir ilacın hasta üzerindeki etkisini gerçek anlamda tespit
edebilmek için yapılan deneylerde hastalar gruplara ayrılır. Hastalığın
özelliklerine göre alt gruplara da ayrılan deney gruplarından birine yeni
ilaç kullandırılır ve iyileşme aşamaları gözlemlenip tespit edilir. Diğer
bir hasta grubuna ise bilimsel olarak aslında ilaç olarak kabul edilmeyen
basit maddeler ilaçmış gibi verilir. Hasta bu aşamada hastalığına iyi
geleceğini düşündüğü bir ilacı aldığını sanırken aslında tuzlu su- şeker
tabletleri- zararsız maddeler içeren sahte kapsüller vb almaktadır. Beklenen
gelişme, bilimsel gerçeklere göre hakiki ilacı alanların gösterdiği
iyileşmenin çok daha fazla olmasıdır. İşte asıl gizem bu sonuçlarda görülür
ki, sahte plasebo ilacı alan hastaların iyileşme oranı gerçek ilacı
alanlarla neredeyse aynıdır genellikle.
Parkinson
hastalığına yakalanmış kurbanların beyinlerinin bazı bölümlerinde nöron
faaliyetlerinde belirgin bir artış gözlemleniyor. Bu da ellerin titremesine
neden oluyor. Bir çalışmada bu hastalara tuzlu bir sıvı veriyor ancak bunun
çok etkili yeni bir ilaç olduğunu söyleniyor. Bu hastalar o derecede ikna
oluyorlar ki, beyinlerindeki artmış nöron faaliyetinde dikkat çekici bir
düşüş oluyor. Sonuç olarak da, ellerin titremesi kesiliyor.
Bir
başka deneyde sabah bulantılarından şikayet eden hamile kadınlara
doktorların bu sıkıntıları gidereceği konusunda garanti verdikleri haplar
veriliyor. Gerçekte bu ilaç kusmayı tetikleyen bir ilaçtır. Yine de
kadınların büyük bir bölümü ilacı kullandıktan sonra çok daha iyi
hissettiklerini ve midelerinin sakinleştiğini rapor etmiştir. Plasebo etkisi
ilaca üretiliş amacının tersine bir etki kazandırmıştı üstelik.
Değişik hastalıklarda
tekrarlanan deneylerin çoğunda bu konuda şaşırtıcı sonuçların alınması,
bilimsel tıbbı gerçekten zor ve komik durumlara sokmuştur çoğunlukla. İlaç
firmalarının korkulu rüyası olan bu deneyler, farmakoloji dışında salt
plasebo etkisinin araştırılması için de yapılmıştır. Tıp ve farmakoloji
literatüründe yer alan ilginç örneklerin sayısı epeyce fazladır ve Plasebo
etkisi, bugün bilimin çözemediği önemli on olayın içinde yer almaktadır.
Yakın zamana dek
doktorlar plasebo etkisi ile alay etmekteydiler. Ama artık araştırmalarda
ortaya çıkan bir gerçek var ki, plasebo kullanıldığında bir etki ortaya
çıkıyor.
Bu
etkinin sinir sisteminde biyolojik bir kaynağı var ve vücutta ölçülebilir
değişimlere neden oluyor. Şimdilerde geleneksel homeopati, fitoterapi,
enerji dengeleme ve akupunktur gibi tedaviler yeni bir ışık altında
inceleniyor. Tedavi tıbbi açıdan bilimsel görünmese bile eğer vücudun doğal
iyileşme gücünü aktive edip etkili olabiliyor.
Şifacı olduğu
düşünülen
kişilerin ne yaptığına bir de bu açıdan tekrar bakmak
gerek.
Neden hastalar ilaç aldıklarını düşündüklerinde gerçekten daha iyi
hissetmeye başlıyorlar? Neden hasta kişiler genellikle aldıkları gerçek ilaç
olmadığı halde iyileşebiliyorlar?
Plasebo’ya
spritüel bakış
Tıbbın ve bilimin bakış
açısından çözümsüz kabul edilen plasebo etkisini anlayabilmek için belki de
çok farklı bir bakış açısından hareket etmek gerekiyor.
Yaşamı deneyimlemek üzere
büründüğümüz beden, bir sürü sistemin ve milyarlarca hücrenin barınağıdır.
Mucize gibi fonksiyonların her saniye mükemmel bir düzende işlediği bedenin
sırlarını tam olarak bildiğimiz söylenemez. Sağlıklı bir bedende yaşamak
için pek çok etkene ihtiyacımız var ki, listesi sayfalara sığmaz.
Spritüalistler, maddi
bedenimizden başka bedenlerimiz de olduğunu söyler. Ruhsal beden, zihinsel
beden, duygusal beden, eterik beden olarak adlandırılan bu bedenlerin yapısı
hakkında bildiklerimiz ise çok sınırlıdır.
İnsan
bedenini çevreleyen gözle görünmeyen manyetik bir alan mevcuttur ve aura
olarak adlandırılır. Aura dört ayrı katmandan oluşur.
Fiziksel bedenimizi
çevreleyen ilk katman eterik bedendir. Fiziksel bedenin üzerine
giydirilmiş bir elbise gibidir ve sağlıklı bir insanda 15-20 cm yi bulur.
Üst katmanlardan gelen enerjileri fiziksel bedene ulaştır ve hastalık
durumlarında genişliği azalır.
Eterik bedenin sadece
insanlarda değil hayvanlarda ve bitkilerde bulunduğu da tespit edilmiştir.
Kirlian fotoğraf tekniği ile bir bölümü kopan bitki ve hayvanlarda kopan
bölümün eterik bedenin varlığının sürdüğü ispat edilmiştir.
Eterik bedenin üstünde
duygusal beden yer alır ve değişken gökkuşağı renklerine sahiptir.
Değişen duygu durumlarında bu katmanın taşıdığı renk değişir, örneğin
kızgınlık ve öfke halindeyken kırmızı görünüm aldığı bilinir. Üst
katmanlardan gelen etkiler burada bir süzgeçten geçirilir ve alt bedenlere
iletilir.
Zihinsel
beden duygusal beden ile ruhsal beden arasında
bulunur ve sarı renklidir. Fikir ve düşüncelerimizin yapısını barındırır. Bu
katmandaki durum pek çok hastalığımızın sebebidir. Düşünce sistemimizdeki
yanlışlıklar hastalık olarak sırasıyla alt bedenlere iletilir. Zihinsel
bedenimizin zayıflığı diğer insanların yönlendirmesine veya farklı
etkilerine maruz kalmamıza neden olur. Kendimiz olmaktan uzak olduğumuz bu
zayıflık hali, gerçekte bedenimizde oluşan pek çok hastalığın hakiki
sebebidir. Hastalıkları izah etmek için elle tutulur bir sebep gibi
görünmese de bilim aslında bunun ispatını çoktan yapmıştır ve parçalanıp
birleştirilmemiş puzzle parçaları gibi gözümüzün önünde dağınık durmaktadır
sadece.
Ruhsal bedenimiz
en son katmandır ve titreşimi çok yüksektir.
Bütün ile bağlantımızı sağlayan bu beden evrensel enerjileri aldığımız
bedenimizdir. Ruhsal bedenin genişliği kişinin ruhsal gelişimiyle
bağlantılıdır ve kilometrelerce genişlikte olabilir. Ruhsal beden kendisine
en uygun evrensel enerjileri alır, uyumlayarak kendi iç bedenlerine
yönlendirir. Ruhsal gelişimleri üstün olan insanların yanında huzur ve
sükunet duyarız.
Ruhsal,
zihinsel, duygusal ve eterik bedenlerin gerçeklikleri fizik ötesi gibi
algılanmaya devam etse de modern tıbbın çalışmaları artık bu bedenlerimizi
de dikkate almaya başlamıştır. Fiziksel bedenin etrafını çevreleyen diğer
bedenlerin tanımlarının içinde yer alan kelimeler ışığında plaseboya tekrar
baktığımızda onun etkisinin
özelliklerini
daha ayrıntılı incelemek zorundayız.
Plasebo etkisinin özellikleri, üç nedenle dikkat çekicidir. Bunlardan ilki,
plasebonun "deneye dayalı bilimsel tıbbın savlarının test edilmesine yarayan
bir ilaç" şeklinde sağlık bilimlerinde yaygın bir kullanışı olmasına rağmen,
plasebo etkisinin asla bu tanımla sınırlı olmadığıdır. Hatta öyle ki plasebo
etkisini tanımlama gereği bile duymadan bazı hayvan deneylerinde bile
plasebo kontrol grupları kullanıldığı görülmektedir.
İkinci özellik, Plasebo etkisinin olabilmesi için hastanın kendisine
yapılanlardan habersiz olması gerekir ve hatta plasebo etkisinin en
güvenilir biçiminde, hastayla birlikte hekimin ya da diğer meslek erbabının
da bir bütün olarak yapılandan habersiz olması zorunludur. Plasebonun bu
özelliğinin "hile", "aldatma" ve "yalan"la bağlantılı olması ve plasebonun
üçüncü dikkat çeken özelliğine de buradan geçilir. Plasebo etkisi, özellikle
aldatmayı zorunlu görmesi yüzünden, tıbbi tedavi etiğine ilişkin son dönemde
ilgilerin üzerine toplandığı bir odaktır. Oysa etik olarak şu sorunun
tartışılmasına gereksinim vardır:
Hastanın
aldatılmasını zorunlu kılan herhangi bir tıbbi tedavi biçimi haklı olabilir
mi?
Tedavinin etikliğinin tartışılması mutlaka gereklidir ama sonuç olarak
ortaya çıkan gerçek bizi çok başka bir soruyu tartışmaya götürür.
İnsan inandığında bedeninde ve beyninde neler değişmektedir ki bu inanç,
sonuç olarak onu iyileştirmektedir?
Bu
sorunun cevabını modern tıp ve bilim veremediği sürece cevabı fizik
ötesinde(şimdilik kaydıyla!) yani manada aramaktan başka kaderimiz yoktur.
Bu yüzden fiziksel bedenimizin üzerinde olduğu söylenen diğer bedenlerimiz
konusunda biraz daha derine inmek gereklidir.
İnsan, bir dil, bir anlam ağı içine doğan ve sürekli onun içinde kalan bir
varlıktır. Bilincinin açık olduğu her anda insan bir anlam dünyasının
içindedir ve sürekli olarak yorum yapmakta, anlam üretmektedir. İnsanın bu
yorumlama ve anlam üretme etkinliği yaşamına farklı renkler katar ve
paradigmalar oluşturur.
İnsan
hastalığına da bu hastalığı iyileştirmek için yapılan girişimlere de bir
anlam ve bakış açısı yüklemektedir. Her insan, insan olması nedeniyle
kaçınılmaz biçimde bu yorumsal üretimi yapmaktadır. Plasebo etkisinde
belirleyici olan, tedavi sürecine katılan deneklerin herhangi bir şeyin "iyi
geleceği"ni düşünmesi onun anlam ağına güçlü bir etken katmaktadır.
İnsanın bu düşünce ile yeniden yapılanması esnasında zihinsel bedeninde
ciddi değişimler meydana gelir ve değişiklikler en altta bulunan fiziksel
bedene kadar ulaşır. Spritüel bakış açısına göre çok kolay tanımlanan bu sav
aslında bugünkü görüntüleme ve tespit çalışmalarıyla pozitif olarak da
tespit edilmiştir.
Beynin
fonksiyonları konusunda yapılan çalışmalarda manyetik dalga boylarının
düşünce yoluyla değiştiğinin ispatı çoktan yapılmıştır ve bize geriye
parçaları birleştirmek kalır. Beynin dalga boylarının değişmesi ile DNA’nın
da değişim gösterdiği gerçeğini bir kez daha hatırlamak plasebonun
etkisindeki mucizeyi anlamakta birinci yardımcımız olacaktır.
Pozitif bilim kaynakları Plasebonun etkisini hala çözülemeyen olaylar
sınıfında ele almaya devam etse de, mevcut tıp bilgileri ve tedavi
yöntemlerinin; hastalığa özgü etkenlerin dışında kalan diğer etkenlerin de
çok önemli olduğunu kabul eden Fizyolojik Tıp anlayışına yaklaşarak
gelişmeye devam etmesi zorunludur.
Bilimsellikten
henüz uzak kavramlar olan umut, beklenti ve inanç gibi
etkenlerin de değerlendirilebileceği bir tıp bilimi gelişirse; niye iyileşme
beklentisi ve umudu fazla olanların olmayanlara göre tedaviden daha çok
yararlandıkları açıklanabilecektir.
Plasebo artık bir sır olmaktan çıkmıştır ve her şey gibi onun da gizeminin
anahtarı aslında yine kendi içimizdeki hakikatte saklıdır. Tıpkı yüzyıllar
önce bir büyük insanın dediği gibi, her yol kendimize çıkıyor nedense…
Hararet
nardadır, sacda değildir. Akıl baştadır taçta değildir. Her ne ararsan
kendinde ara, Mekke’de Kudüs’te Hac’da değildir. -Hacı Bektaş-i Veli-
Yolumuz ışık olsun hep
birlikte…
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Nesrin Dabağlar
1964, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi
mezunu. 12 yıl devlet memurluğu yaptı. Özel sağlık
kuruluşlarında muhasebe, halkla ilişkiler ve yöneticilik
görevleri yaptı. Reiki, Karuna Ki, yoga, şiir, müzik,
tiyatro, resim, kitaplar ve yazmakla iç içe geçmiş bir yaşam
sürüyor.
Detaylı bilgi
|